Eğitim Kurumu   ( 2141 )   في الكتب   ( 1659 )   في المؤلفين   ( 4831 )  
في المجلات   ( 786 )   في المكتبات   ( 151 )   في المدن   ( 182 )  
في المقالات   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 894 )  
مجموع عدد الزوار
9129104
مجموع عدد الاعضاء 1490
Online Üye 0
البحث عن المؤلفين
تخصصات المؤلفين
............
Ahilik Kültürü Uzmanı
Akaid
Antropoloji
Arap Dili ve Belağatı
Arapça
Araştırmacı-Yazar
Arkeoloji
Asker
Astroloji
Astronomi
Atatürk İlkeleri
Beste
Bestekâr
Bibliyografya
Bilgi ve Belge Yönetimi
Bilim Tarihi
Biyografi
Bürokrat
Coğrafya Bilgini
Cumhuriyet Tarihi
Çeviri
Çocuk Edebiyatçısı
Deneme Yazarı
Deniz, Harita
Devlet Adamı
Dil Araştırmacısı
din
Din Bilimleri
Din Eğitimi
Din Felsefesi
Din Musikisi
Din Psikolojisi
Din Sosyolojisi
Dini Gruplar
Dinler Tarihi
Divan şiiri
Dramaturg
Ebru Sanatı
Edebiyat
Edebiyat Araştırmacısı
Edebiyat Tarihi
Eğitimci, Yazar
Ejiptoloji
Ekonomist
Eskiçağ Tarihi
Fars Dili Edebiyatı
Felsefe
Felsefe Tarihi
Felsefe ve Din Bilimleri
Fen İlimleri
Feraiz
Fıkıh
Filoloji
Fizik
Folklor Araştırmaları
Fotoğraf Sanatçısı
Fütüroloji
Gazeteci, yazar
Grafiker
Haberci
Hadis
Halk Bilimi
Halk Ozanı
Halk Şairi
Halkla İlişkiler
Hat Sanatı
Hekim ve fikir adamı
Hikâye ve Roman Yazarı
Hikâye Yazarı
Hititoloji
Hukuk
Hükümdar
İktisat
İlahiyat
İslam Bilimleri
İslam Felsefesi
İslâm Hukuku
İslam İktisadı
İslam Mezhepleri Tarihi
İslam Sanatı
İslam Tarihi
İslam Tarihi ve Sanatları
İslâmi Bilimler Araştırmacısı
İslami İlimler
İslam-Türk Medeniyeti Tarihi
Kelam
Kelam araştırmacısı
Kıraat ilimleri
Kimya
Kuran-ı Kerim
Kültür Araştırmacısı
Kürdistan Ehli Sünnet Alimi
Kütüphanecilik
Latin Dili ve Edebiyatı
Mantık
Matematik
Mevlevi Şeyhi
Mevlidhan
Mezhepler Tarihçisi
Mezhepler Tarihi
Mimarlık
Mitoloji
Mûsîki
Mutasavvıf, İslâm Bilgini
Müftü
Müzik
Müzikoloji
Nakkaş
Nesih
Nestalik
Nümizmatik
Ortaçağ Tarihi
Oryantalist
Osmanlı İdari ve İktisadi Tarihi
Osmanlı Müellifi
Osmanlı Tarihi
Oyun ve Roman Yazarı
Öykü Yazarı
Papaz
Politika
Psikoloji
Reisu'l-Hattatin
Reisü'l-Kurra
Resim
Sanat Tarihi
Sanatçı
Saz Şairi
Senarist
Ses Sanatçısı
Sihirbaz
Siyaset
Siyaset Adamı
Siyaset Bilimi
Sosyal Bilimler
Sosyal Psikoloji
Sosyolog
Sosyoloji
Sözlük
Sümerolog
Süryani Dili ve Edebiyatı
Şarkı Sözü Yazarı
Şiir
Şiir
T. E.
Tarih
Tarih ve Halkbilimi Araştırmacısı
Tasavvuf
Tefsir
Temel İslam Bilimleri
Teoloji
Tezhip Sanatı
Tezkire Yazarı
Tıb
Tiyatro
Toplumbilim Araştırmacısı
Türk Dili ve Edebiyatı
Türk Din Musikisi
Türk İslam Edebiyatı
Türk İslam Sanatları Tarihi
Türk Lehçeleri Araştırmacısı
Türkçe
Türkoloji
Yakınçağ Tarihi
Yakınçağ Tarihi ve İktisat Tarihi Araştırmacısı
Yeni Çağ Tarihi
Yönetmen

وظائف المؤلفين
......
Akademisyen
Allame
Arap din bilgini
Araştırmacı
Arkeolog
Arkeoloji
Arşiv uzmanı
Asker-Komutan
Ateşe (Din Hizmetleri)
Atom mühendisi
Avukat
Bakan
Bankacı
Başbakan
Başdanışman
Belediye Başkanı
Bestekâr
Bilim adamı
Bürokrat
Cemaat Lideri
Çevirmen
Danışman
Defterdar
Dekan
Dekan Yrd.
Dersiam
Devlet Adamı
Devlet Başkanı
Din Hizmetleri Müşaviri
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi
Din Psikolojisi
Dinî musiki
Diplomat
Divan Katibi
Divan Şairi
Diyanet İşleri Başkanı
Eczacı
Edebiyat Tarihçisi
Edebiyatçı
Editör
Ekonomist
el Ezher Şeyhi
Elçi/Sefir
Fakih
Filozof
Gazeteci
Halife
Hanende
Haremağası
Hatip
Hattat
Hekim
Hekimbaşı
Hoca
Hukukçu
Hükümdar
İlahiyatçı
İlim Adamı
İmam
İmar Müdürü
Jeolog
Kadı
Kadıasker
Kaptan-ı Derya
Karikatürist
Kâtip
Kaymakam
Kelâmcı
Kimya Müh.
Kur'an mütercimi
Kültür Bak. Dış İlişkiler Gnl Müd.Yard.
Kütüphaneci
Memur
Mesnevi Yorumcusu
Milletvekili
Milli Eğitim Müdürü
Mimar
Molla
Muallim
Muhabir
Muhaddis
Muhasebeci
Mutasarrıf
Mutasavvıf
Müctehid
Müderris
Müdür
Müezzin
Müfessir
Müftü
Müftü Yrd.
Mühendis
Mühürdar
Müşavir
Müzehhip
Müzikolog
Neyzen
Nümizmat
Okutman
Oryantalist
Osmanlı Müellifi
Öğretim Görevlisi
Öğretim Üyesi
Öğretmen
Padişah
Paşa
Pedagog
Pilot
Piskopos ( Hristiyan Din Adamı)
Psikolog
Redaktör
Reisu'l-Hattatin
Reisü'l-Kurra
Reisülküttab
Rektör
Ressam
Sadrazam
Sanat Tarihi
Seyyah (Gezgin)
Sinema
Siyasetçi
Sosyolog
Süryani Din Adamı
Şair
Şeyh
Şeyhülislam
Tabip/Doktor
Tarihçi
Tasavvuf Şeyhi
Tercüman
Teşrifatçı
Ulum-i Diniye
Vaiz
Vakanüvist
Vali
Veteriner
Veziriazam
Yargıç
Yazar


Şeyh Galib

 تفاصيل حول المؤلف رقم المؤلف : Y- 1408  
كنية المؤلف/Titri القاب المؤلف طبقته البريد الالكتوني
18yy.
مكان الولادة تاريخ الموت مكان الموت تاريخ الموت
İstanbul 1757 İstanbul 3 Ocak 1799
المؤسسات التي اخذ الوظيفة فيها المؤسسات التعليمية التي تخرج منها
   
وظائفه تخصصاته
Şair, Tasavvuf Şeyhi, Mutasavvıf, Şiir, Tasavvuf,
اللغات التي يجيدها مذهبه
Arabça, Farsça, Osmanlıca, İtikadı: Ehli Sünnet, Ameli: Hanefi, Ahlaki: Mevlevi,
       
Yazar No: 1408 عدد الزيارة : 10532 الإبلاغ عن خطأ التوصية

   للمؤلف الكتب الكتب الألكترونية المقالات الاشعار القصص Fetvalar
   حول المؤلف كتب للتعريف المقالات للتعريف        

مؤلفات المؤلف
# اسم الكتاب
1 Hüsnü Aşk

الكتب الالكترونية للمؤلف
# اسم الكتاب

مقالات المؤلف
# اسم المقالة

اشعار المؤلف

قصص المؤلف
Yazarın Fetvaları
# Fetva Başlık

الكتب للتعريف بالمؤلف
# اسم الكتاب

المقالت للتعريف بالمؤلف
# اسم المقالة

ترجمة حياته

Şeyh Galib
Asıl adı Mehmet'tir. Galib Dede olarak tanınır.
Mustafa Reşid Efendi adlı şair ve bilgin bir Mevlevi dervişinin oğludur. Yenikapı Mevlevihanesi civarında bir evde doğdu. Mevlevi çevrelerinde, özellikle Mevlâna Celaleddin'in eserlerini okuyarak yetişti. Bir mürşid olarak gördüğü babasından Türkçe ve Farsça öğrendi. Hoca Neşat Efendi'den dil ve edebiyat dersleri aldı. Divan-ı Hümayun (Osmanlı Sarayı)'da memurluk yaptı. Aynı yıllarda şiirde büyük ilerleme göstererek Esad ve Galib mahlaslarıyla yazdığı şiirleri toplayarak yirmi dört yaşında iken Divan'ını (1780) meydana getirdi. 1782 yılında, bir toplulukta şair Nabi'nin Hayrabad mesnevisinin okunarak övülmesine karşılık, bu eserin fazla önemli bir eser olmadığını söyleyince, daha üstününü yazmaya davet edilmiş ve kendisine büyük bir ün kazandıran en önemli eseri Hüsn-ü Aşk adlı mesnevisini altı ayda yazmıştı. Otuz yaşlarında iken Mevlâna Dergâhım ve türbesini ziyaret ederek Konya'da çileye girdi (1784), fakat ailesinin ısrarı üzerine İstanbul'a dönerek çilesini Yenikapı Mevlevihanesinde (1787) tamamladı. Bir süre Sütlüce'deki evinde inziva hayatı yaşadıktan sonra otuz dört yaşında Galata Mevlevihanesine (1791) şeyh tayin edildi. Onun şeyh tayin edilmesi üzerine, harap durumdaki Galata Dergâhı, Galib Dedeye ve Mevleviliğe yakınlığı ile bilinen Sultan III. Selim tarafından tamir ettirildi. Padişahın buraya yaptığı sık ziyaretler Üzerine mevlevihaneye bir şadırvan yapıldı, hükümdar ile Şeyh Galib'in sohbetleri için de bir hünkâr mahfili inşa ettirildi. Şairin III. Selim için kasideleri, onun faaliyetleri hakkında söylenmiş tarih manzumeleri, padişahın kızı Beyhan Sultan için yazılmış şiirleri vardır. Osmanlı sarayı ile Galib Dede arasındaki bu yakınlık bazı çevrelerin kıskançlığına sebep oldu. Ahmet ve Mehmet adında iki oğlu, Zübeyde adında bir kızı olan şeyh, henüz kırk iki yaşında hastalanarak (bir rivayete göre veremden) vefat etti. Şair için İstanbul'da büyük bir cenaze töreni yapıldı. Türbesi, 27 Aralık 1976 tarihinde Divan Edebiyatı Müzesi haline getirilen Tünelbaşı'ndaki eski mevlevihanenin bahçesindedir.
Şeyh Galib, Türk Edebiyatında Fuzuli'yi, Nabi'yi, Nedim'i en iyi anlayan şair olarak bilinir. Eserlerinde bu şairlerden kuvvetli izler görülür. Fakat onlardaki dil ve şekil unsurlarının üstünde yeni bir hayal âlemi oluşturmuş ve aynı divan şiiri malzemesiyle yeni bir dil kullanmayı başarmıştır. Şeyh Galib, şiirlerinde Sebk-i Hindi (hind üslûbu) adı verilen ince ve uzak çağrışımlara dayalı anlatım yolunun en başardı örneklerini vermiş olup, hayalinin zenginliği, üslubunun inceliği, duygularının içtenliği ve sembollerinin özellikleri bakımından anlaşılması güç fakat renkli bir şiir tarzı ortaya koymuştur.
Divan Edebiyatının son büyük şairi olarak kabul edilen Şeyh Galib'in Hüsn ü Aşk'ı, tasavvufi aşka ulaşmanın güçlüklerini anlatan alegorik bir eser olup, konusu ve yazılış tekniği bakımından önemini günümüze kadar sürdürmüştür.   Hüsn ü Aşk, "mef'ûlü   mefâilün   faulün"   vezniyle yazılmış, 2000 beyti aşan bir mesnevidir. Bu mesnevinin kahramanları vücudu olan, tarihî ve menkıbevî kahramanlar değil; doğrudan doğruya Hüsün (güzellik) ile bu güzelliğe meyleden Aşk'ın kendisidir. Hikâyede Hüsn ve Aşk'ın mensup oldukları kabilenin adı Beni Muhabbet (sevgi oğulları) kabilesi; gittikleri okulun adı Mekteb-i Edeb (edebiyat okulu), ders gördükleri hocanın adı Mollayı Cünun (mecnun hoca)'dur. Bu eserin dil bakımından önemli bir özelliği, içinde; "Bir sürçen atın başı kesilmez'', "Can vermek olur da dönmek olmaz" gibi sade bir Türkçe ile söylenmiş özdeyiş türünde mısraların da olmasıdır. Şeyh Galib bu eserinin en büyük kaynağım "Esrarını Mesnevi'den aldım / Çaldımsa da miri malı çaldım" diyerek haber verir ve bununla övünür.
Galib'in Dilara'nın manzumeleri içinde en tanınmışı Hz. Muhammed (sav) için söylenmiş bir Naat-ı Şeriftir. Bu şiir, birçok dinî toplantılarda ve camilerde bile okunmuştur. Divanın gazeller bölümü genellikle aşk, tefekkür ve tasavvuf şiirleridir. Bu gazellerde Divan şiirinin klasik mazmunları şaire mahsus bir dille söylenmiştir. Mevlâna sevgisi ile ilgili olanlar yanında şairin Orta Asya şiirine de aşinalığını ortaya koyan, Ali Şir Nevai tesirinde bir gazel de vardır. Gazeller bölümünün sonunda şairin yakın dostu Esrar Dede için söylenmiş bir mersiye bulunmaktadır.
Şairin Divan ve Hüsn ü Aşk'ından başka Şerh-i Cezire-i Mesnevi ve Es-Sohbetü's Safiyye adlı iki eseri daha vardır. Bunlardan birincisi Mevlâna Celaleddin'in Mesnevisi'nin her cildinden yüzer beyit seçilerek tertiplenmiş Yusuf Sineçak'ın Cezire-i Mesnevi adlı eserinin şerhidir. İkincisi Trabzonlu Kusec Ahmed Dede'nin Er-Risaletü'l-Behiyye adlı eserinin şerhidir. Eser, Allah'a irfan yoluyla varılabileceği düşüncesi üzerine yazılmıştır. Şeyh Galib; Ziya Paşa, Abdülhak Hamit, Keçecizade İzzet Molla, Yenişehirli Avni ve Ahmet Haşim gibi pek çok şairi etkilemiş, şiirlerine nazireler yazılmıştır. Beşir Ayvazoğlu bir kitabında bu etkileri şöyle özetler:
"Tanzimat'tan sonra da, Hüsn-ü Aşk'ın erişilmez bir eser olduğu hususunda görüş birliği var gibidir. Galib'in divanını pek değerli bulmamakla beraber, bir gazelim tanzir etmekten kendini alamayan Ziya Paşa, Harabat Mukaddimesi'nde, Şeyh Galib'i 'şâir-i yegâne' olarak nitelendirir ve onun Hüsn ü Aşk'ı yazmak için dünyaya gelmiş olduğunu söyler:
Gelmişdir o şair-i yegâne Güya bu kitâb içün cihâne
"Kendisini âdeta divan şiirini yıkmakla görevlendirmiş bir yenilikçi olan Namık Kemal ise, Şeyh Galib'in Hüsn ü Aşk'ı dışında, Selim-i Sâlis devrinde yetişmiş şairlerin hiç bir eserini önemli görmez. Ancak Hüsn ü Aşk'ın da Recâîzâde'nin Kudemâdan Birkaç Şair'de yücelttiği kadar büyük bir eser olmadığı düşüncesindedir.Bununla beraber, Cezmi adlı tarihî romanının kahramanlarından Âdil Giray, Tanpınar'a göre, Şeyh Galib'in yıldızı alanda doğmamışsa da, orada büyümüştür: 'Güya ki Şeyh Galib, Hüsn ü Aşk'ında ziynet veren ninnisinin kendini Adil Giray'ın dayesi lisanından söylemiştir: 'Ey mâh uyu bu az zamandır'' Cezmi, dostu Adil Giray'ı ölümünden sonra da âdeta Şeyh Galib'in dilinden övmüştür:
Ey zübde-i san 'at-ı ilâhî İnsan idi fıtratın kemâhî
"Yeni Türk şiirinin ilk büyük temsilcilerinden Abdülhak Hamid'de ise Şeyh Galib tesiri çok belirgindir. Onun, Ebuzziya ile birlikte Maliye Kalemi'nde çalışırken Hacı Edhem Paşazade Kadri Bey'den Hüsn ü Aşk okuduğunu biliyoruz. Nitekim Fevziye Abdullah Tansel Makber'deki Hüsn ü Aşk tesirini açık bir şekilde göstermiştir.
"Servet-i Fünun döneminde Şeyh Galib şiirinin yansımaları özellikle Cenah Şahabeddin'in şiirinde görülür.
"Asıl Şeyh Galib modası, Servet-i Fünun edebiyatının bir uzantısı sayılan Fecr- i Ati şairleri tarafından başlatılmıştır. Grubun önemli temsilcilerinden Köprülüzâde Mehmed Fuad, Mehâsin'de yayımlanan Şeyh Galib adlı manzumesinde, Hüsn ü Aşk şairini tebcil eder. Aynı gruptan Tahsin Nahifin ise Galib'in 'Şemîm-i gül getü-rür bağa kârbân-ı bahar' mısraından yola çıkarak yazdığı Bahar adlı bir şiiri vardır.
"Asnn basında Şeyh Galib adı etrafında uyanan bu ilgi, ihtifal düzenlemeye meraklı olduğu için 'İhti-falci' lakabıyla anılan Mehmed Ziya Bey'i de harekete geçirmiştir.' Galata Mevlevihanesi'nde, 11 Teşrinievvel 1328 (1912) günü, Hak gazetesinin de yardımıyla gerçekleştirilen 'Galib Dede îhtifali'nde Süleyman Nazif, Recâîzade Mahmut Ekrem, Şahabeddin Süleyman ve Köprülüzâde Mehmed Fuad Bey'ler, şairin hayalı ve edebî şahsiyeti hakkında konuşurlar. Ayrıca îlâve-i Hak'ta Veled Çelebi ile Ahmed Hikmet'in, Servet-i Fünun'da Köprülüzâde Mehmed Fuad'ın Galib hakkında birer makalesi yayınlanır. (...)
"Mustafa Seyit Sutüven, Mahir İzle birlikte Galib'in 'görmüşüz' redifli gazeline bir nazire söylemiş, Rıfkı Melul Meriç ise Aşk şiirinde 'Bir şulesi var ki şem'-i canın / Fanusuna sığmaz asmanın' mısralarını epigraf olarak kullanmıştır. Aynı mısralar, Attila İlhan tarafindan da Yasak Sevişmek'in Şehnaz Faslı bölümünün başında epigraf olarak yer alır. Âsaf Halet Çelebi'nin şiirinde Şeyh Galib'in doğrudan etkisi yok gibidir; fakat onun da şairinin hayatı, eserleri ve edebî şahsiyeti hakkında, Türk Yurdu dergisinde yayımlanmış önemli bir makale serisinin bulunduğunu belirtelim.
"Behçet Necatigil, ölü adlı şiirini, Hüsn ü Aşk'tan aldığı 'Ateş denizlerinde mumdan kayıklar' imajı üzerine kurmuştur. Hilmi Yavuz'un Kalp Kalesi adlı şiiri ise Hüsn ü Aşk atmosferini günümüze taşır. Kalp Kalesi 'atım geç ateşi ve.. Hüsün' gibi açıkça Galib'in damgasını taşıyan imajların yanısıra, Dayanır mı şişedir bu' söyleyişini alarak 'dayanır mı Hüsn ü Aşk bu' şeklinde yeniden söyleyen Yavuz'un geleneğe dayalı bütün şiirlerinde Şeyh Galib etkisi barizdir. Hilmi Yavuz, dublaj Türkçe'sinin yaygınlaştırdığı 'Kendine iyi bak' yerine Galib'e uyarak 'Hoşça bak zatına' tabirinin kullanılmasını da teklif etmiştir.
"Sezai Karakoç'un bir bakıma ütopyasını veren Fecir Devleti'nde yeni oluşumun yapı ustası Şeyh Galib'tir." (Beşir Ayvazoğlu, Şeyh Galib Kitabı)
"Galib Dede, hikâyesini yazma esnasında kalemini tavsif ederken, onu ya "hayal Leylası"nın peşine düşmüş bir Mecnun, ya da feyzim Şems-i Tebrizî'den alan bir "ney" yerine ikame ediyor. Ve esere böylece ney şekline dönüşmüş bir kalemin, insanda hilkati icabı var olan ve metindeki şekliyle yüksek bir uyana ile ortaya çıkarılan aşk duygusunun, yani "dâsitân-ı aşkın'' ezgili anlatımına inkılâb ediyor:
"Bu resme koyup beyün-ı aşkı
Söyler bana dâsitân-ı aşkı" (Necmettin Turinay)
"Şeyh Galib, yepyeni imajları, zengin hayalleri ve pırıltılı tasvirleriyle XVIII. yüzyılda Divan Şiîri'ne daha geniş ve renkli bir dünyanın kapılarını açarken, bugünkü edebiyatımız için çok önemli bir aşamaya da öncülük etmiştir. Kendi şiir dilimizi bulmamız yolunda atılmış ilk başarılı adımlar onundur. Yani, geçmişten çağdaş Türk edebiyatına uzanan ışıklı yolun başlangıcında Şeyh Galib vardır. (...) Yepyeni bir şiir dili oluşturmak, öyle bir tek şairin üstesinden gelebileceği bir iş değildir. Bir kere, kelimeler ve tamlamalar değişirken, Arapça ve Farsça kelimelere daha uygun bir vezin olan aruz'un da yeniden ele alınması icabedecektir. Sonra muhteva çeşitlenecek, Divan Edebiyatı'na temel olan mazmun, mecaz ve istiareler birer birer eski ağırlıklarını kaybedeceklerdir. Bütün bunların olması için de yıllar geçmesi, yüzlerce şairin bu yönde çaba harcaması gerekecektir. Evde, sokakta konuşulan dilin şiir dili haline gelmesi içinse yirminci yüzyılın ilk yarısına, Yahya Kemal'e kadar beklenecektir.
"Şeyh Galib'in Divan Şiiri'nde yaptığı asıl yenilik, kelimelerin üzerinde eskilerde rastlanmayan bir ısrarla durması, mısraın bütün yükünü onlara taşıtmasıdır.İşte bu yaklaşımdır ki, onun, şiir geleneğimizde öteden beri klişe gibi tekrarlanan çağrışımların çoğunu kırması sonucunu doğurmuştur. Eski kelimeleri kullandığı zaman bile yeni ve farklı görünmüştür. (...)
"Galib'in bir zenginliği de Mevlevi şeyhi olmasıdır ki bu ona tasavvufi lügatin istiare ve mecaz imkânlarından bol bol yararlanma fırsatı vermiştir. Ayrıca şiirine hem sosyal, hem psikolojik bir derinlik kazandırmıştı.'' (Ali Budak)

ESERLERİ:

  • Diyarı (Bulak, 1836, 1937, Abdülbaki Gölpınarlık tar. Seçmeler, 1971; Şeyh Galib Divanı haz. Muhsin Kalkışım, l994
  • Hüsn ü Aşk (1887,l923,A. Gölpınarlı tar. sadeleştirilerek 1968, Orhan Okay ve Hüseyin Ayan tar. 1975)
  • Şerh-i Cezire-i Mesnevi (Yusuf Sineçak'ın mesnevisinden seçmeler ve şerhleri)
  • Es-Sohbetü's-Safiyye.

HÂRÂBAT MUKADDİMESİ
Ziya Paşa

Hayriyye kemâli anda gâ'ib Haklı görülür biraz da Galib
Za'fın görüb anda şîr-i nazmın Sürmüş üzerine pîr-i nazmın
Ol şevk ile Hüsn ü Aşk'ı yapmış Elhak Dede can külahı yapmış
Sarfeyleyüb ana cümle tâbı Pek şiveli yazmış ol kitabı
Gelmiştir o şâir-i yegâne Guya bu kitab içün cihâne (...)

ŞEYH GALİB
GAZEL

Yine zevrak-ı derûnum kırıp kenâre düştü Dayanır mı şişedir bu reh-i seng-sâre düştü
O zaman kî bezm-i canda bölüşüldü kâle-i kâm Bize hisse-i muhabbet dil-i pare pare düştü
Geni zir-i serde desti gen ayağı koltuğunda Düşe kalka hasta-i gam der-i lütf-i yâre düştü
Erişip bahara bülbül yenilendi sohbet-i gül Yine nevbet-i tahammül dil-i bi-karâre düştü
Meh-i bürc-i arızında gönül oldu hâle mail Bana kendi tali'mden bu siyeh sitâre düştü
Süzülüp o çeşm-i âhû dedi zevk-i vasla Ya Hû Bu değildi n'eyleyim bu yolum intizâre düştü
Reh-i Mevlevi'de Galip bu sıfatla kaldı hayran Kimi terk-i nâm ü şâne kimi i'tibâre düştü

ŞEYH GALİB
GAZEL

Vardık der-i saadetine yâri görmedik Girdik binişte hayf ki dîdârı görmedik
Gitdik sipihr-i çârüme dek çâre-hâh olub Derdâ ki tsîyyü dil-i bîmârı görmedik
Bak devr-i vâjgûn felek neyledi bize Cem meclisinde sâgar-ı ser-şân görmedik
Olduk harîm-i Kabe'ye Mecnun-veş revan Geçdi duâ-yı hayrımız âsârı görmedik
Mir'âta girdi aks gibi mahv olub gönül Hayretdeyem ki suret-i dil-dârı görmedik
Bu tâli ile hâhiş-i feyz eylemez dahi Hâver-i zeminde mihr-i pür-envârı görmedik
Gâlib nehânde kaldı bizim arzuhalimiz Dîvân-ı aşka geldik vü hünkârı görmedik

ŞEYH GÂLİB
E. J. Wilkinson Gibb

(....) Bu mükemmel şiirin şaşılacak bir diğer yönü ise şairinin, bu eseri yirmi bir yaşında iken tamamlamış olmasıdır. Genç şair bu harikalar diyarına nasıl seyahat etmiş, hiç kimsenin hayal bile etmediği, kimseden öğrenmediği bu diyarı. Ekrem Bey'in söylediği gibi benzerlerini 19. asrın şaheserlerinden olan Victor Hugo'nun eserlerinde görebileceğimiz, tehlikelerle dolu acaib âlemi nasıl keşfetmiş?
Şairin, kendisine model olarak Fettah-i Nişâpurî'nin Hüsn ü Dil isimli mesnevisini aldığını iddia eden Von Hammer yanılmaktadır ve bu görüş yanlıştır. Bu iki eser arasında kadın kahramanının isminin benzerliği ve her iki eserin de allegorik olması dışında bir umumî benzerlik söz konusu değildir.                                                     
Gâlib de hatimede ifade etmiş olduğu gibi, bazıları mesnevilerinde hiçbir üstadı taklit etmeyen Gencevî'nin metoduyla ilişkili görseler de, eserini seleflerininkinden tamamıyla farklı bir üslupla ele almıştır. Şairin dudaklarından çıkan bu sözler boş öğünmeler değildir; kendi kabiliyetinin bilincindedir, ve o zamana kadar milletinin şiir tarihinin kayıtlarında duyulmamış bir cesaretle sözde rehberlere veda eder; sağına soluna bakmaksızın büyük bir emniyet ve cesaretle yalnızca kendi zekasının ışığında yoluna devam eder. Mesihî, Azîzî. Sabit, Beliğ hepsi de Türk şiirini esareti altına alan sabık fetişizme karşı baş kaldırma cesaretini göstermişlerdir. Fakat onların baş kaldırışı, şiirin dünyevîleşmesi ve süflîleşmesi şeklinde tezahür etmişti: oysa Gâlib, şiiri göklerin ta ötesindeki âleme çıkarmaya çalışmıştır.
Şair, hatimenin daha ileriki kısımlarında ilhamını Mesnevi'den aldığını söyler. Gerçekten de onun ilhamının Mevlevi tarikatının pirinin büyük eserinden geldiğinde kuşku yoktur. Tabî ki bu bir minnettarlık ifadesidir; ne mesnevisindeki konuyu ne de tasarladığı ilginç sahneleri Celâleddin'in eserlerinde bulmak mümkündür. Pekçok başka mutasavvıfların da kullandığı tasavvuf felsefesi ise kendisinden öncekilere borçlu olduğu tek ortak yöndür.
Şairin üslubuna gelince burada da herhangi bir üstadı kendisine rehber edinmediği görülür. Fuzûlî ve Nefî'den takdirle bahseder, fakat hiçbirini de kopya etmemiştir. Hayal gücü onun hususiyetinin nasıl önemli bir yönü ise asaleti de üslubunun önemli bir özelliğini teşkil etmektedir. Bir na'tında olduğu gibi bu asalet bazan öyle yücelir ki, herbiri bir öncekinden daha muhteşem olan bu mısralar, Ekrem Bey'in ifadesiyle herbiri mavi göğün derinliklerine doğru yükselen müteselsil dağların zirvelerini andırmaktadır.
Eserine bu büyüklüğü, asaleti veren hemen hemen mesnevinin tamamını kaplamış olan iyi tasarlanmış ve mantıklı bir şekilde örülmüş olan ifade tarzıdır. Bu asaleti son İran tarzı şiirlerin zoraki aşırılıklarıyla, cansız bilgiççe tavrıyla ya da son dönemin Türkçecilik hareketiyle, konuşma dili üslubuyla sağlanması mümkün değildi. Gâlib, Nabî'nin Hayrabad'ı ve benzer eserlerin taklitçi tavırlarından sakınmış orta bir yol bulmuş, diğer taraftan da Haşmet ve Kâm gibi romantiklerin eserlerinin bir hususiyeti olan garib, kaba ve zoraki ifadelerden sakınmıştır.
Eserinin diğer hususiyetleri gibi şairin ifade tarzı da tamamen şahsîdir. Devrinin Türkçeleşmiş ifadelerini kendisine temel olarak alır, fakat saçma ve hantal olan her şeyi bunların arasından seçer atar. Buna Osmanlıcanın ruhuyla ahenk içerisinde olduğunu düşündüğü öyle İranı bir tarz ve üslup katar ki böylece zarifleşen ve mükemmelleşen dili.
günlük konuşma dilinin seviyesini aşarak mesnevisinde işlediği ulvî temaya en uygun bir vasıta haline gelir. Bu tarzıyla Gâlib, zamanımızın edebiyat dilini önceden tahmin etmiş gibidir; şimdiye kadar herhangi bir yazar ya da bir eser onun yaptığı işi yapamadığı için hâlâ bir kılavuz olma, bir köşe taşı olma özelli iğini sürdürmektedir.
Şairin üslubunu belirleyen ketum ve kendini sınırlandırıcı tavrı mecaz dilini kullanırken de kendisini göstermektedir. 'Bu yöndeki fantazilerden ve aşırılıklardan da tamamen kurtulamadığı doğrudur, ancak burada bile bu aşırılıkları affolunabilecek kadar azdır.Zira başkasından yardım görmemiş herhangi bir doğulu şairin muvaffakiyetlerinin de ötesinde bir başarı olduğunu ısbat etmiştir- Tazeliği ve cesaretiyle tamamen kendi icadı olan mecaz ve teşbihlerle sık sık dikkatimizi çeker. Bazan eski zamanın yıpranmış hayallerini ele alarak bunlara yeni bir ruh verir ve yaşayan birer unsur olarak bize takdim eder.
Gâlib'in bu eseri Türk edebiyatında şimdiye kadar ulaşılmamış bir derecede orijinallikle asaleti, suskunlukla açıklığı bir araya getirmiş olmakla birlikte hiçbir nihâî ya da ideal mükemmellik iddiasını hak etmemiştir. Aksine inkar edilemeyecek kadar muğlak kısımlar ve az miktarda abes ve zorlama kavramlar da ihtiva etmektedir. Şairin, vezin bakımından bir edebî eser olarak şiirin niteliğini azaltacak olan, o dönemde yaygın olan ve bir ruhsat olarak kabul edilen vezin kusurlarına aşırı bir düşkünlük gösterdiği görülür. Zevkine yapılan ve bir miktar ölçüyü aşan bu tür kusurlara, önemsiz de olsa biraz lüzumsuzca yer verildiği görülmektedir. Memduh Bey'in ifade ettiği gibi ay ışığıyla aydınlanmış bir gecede ince bulutlar ufku görmemize nasıl mani değilse, bu kusurlar da öyle önemsiz birşeydir.
Bir tek muhalif ses olmaksızın bütün Osmanlı tezkirecileri ve münekkitleri bu mükemmel eserin medhinde hemfikirdirler. Şairin muasırı olan tarihçi Nuri Bey, onun bu allegorik Türkçe şiiriyle Şevket-i Rum olduğunu söyler ve medihlerin en büyüğünün ona ait olduğunu düşünür. Ziya Paşa, Nâbî'ye olan tavrı dolayısıyla Gâlib'i tenkit ederken, kendi ifadesiyle, Dede Can'ın, Hüsn ü Aşk mesnevisiyle bu sahanın doruğuna yerleştiğini söyler ve bütün gücünü bu şiirde gösterdiğini, üslubunun cazibeyle dolu okluğunu ilave eder. Ekrem Bey'in, onun eserindeki bazı kısımları Victor Hugo'nun eserlerindeki bazı güzelliklerle kıyasladığını görmüştük. Bu yazar, Talim-i Edebiyat'ının pek çok yerinde onu Fuzûlî, Nef'î ve Nedim'le birlikte anarak eri güzel ifadelerle över ve hayal gücüyle asaletine Örneklik teşkil etmesi bakımından da sık sık Hüsn ü Aşk'tan alıntılar yapar. Profesör Naci de müstesna kabiliyetlerden biri olarak gördüğü şairi, muhtemelen zihninde Les Nuits'deki renkli hayaller bulunan yazar, Alfred de Musset'le bir tutar ve Hüsn ü Aşk'ın klâsik edebiyatta yazılabilmiş en güzel mesnevi olduğunu kendi görüşü olarak ifade eder.
Hammer de şairin büyüklüğünü tam manasıyla anlamamış görünmekle birlikte, zamanın önde gelen şairlerinden olduğunu kavramış ve şaheserini farklı kılan orijinalitesinin bunun delili olduğunu ifade etmiştir. Gâlib'in, kendisine, Fettahî'nin Hüsn ü Dil'ini model ittihaz ettiğini söyleme yanlışlığına düşmüş olmakla birlikte üslubunun ve konuyu işleyiş tarzının tamamen kendisine ait olduğunu açık bir şekilde ifade etmiştir. Aynı şekilde tasvirlerinde gözetilen ılımlılık ve okuyucuların alâkasını uyandırdığı için de Şeyh Gâlib'e hak ettiği kıymeti verir ve sözlerini, Fazlî'nin Gül ü Bülbül'ü müstesna ecnebî diline tercüme edilebilecek ve onun kadar iyi adapte olabilecek başka bir Türkçe mesnevi olmadığını belirterek bitirir. (....)
(Osmanlı Şiir Tarihi, 1999)


ŞEYH GÂLİB
HÜSN Ü AŞK

Bir pîr-i civan zamîr-i ayyar Olmuşidi o yerde mihmandar
Namı sühan u azîz zâtı Mesbuk idi çerhdan hayatı
Mâhiyyet-i hüsn ü aşka arif Hâsiyyet-i germ ü serde vâkıf
Endîşesi şeb çerâg-ı irfan Sırdaş-ı zamîr-i câri u cânân
Hem mes'ele hem kitabı münzel Hem mucize hem Nebiyy-i mürsel
İzlâl ü hüdâda misli nâdir Her veçhile kabz u basta kadir
Kasd eylese bî-silâh u cevşen Eyleridi sulhı cenge rehzen
Eylerdi idince lutf u ihsan Mürgile hayatı can u canan
Geh div oluridi gah perî Geh bahrî oluridi gâh berrî
Gümreblere hızr-ı râh olurdı Bîkeslere pâdşâh olurdı
Geh âlim olurdı gâh şâir Geh zâhid olurdı gâh sâhir
Fermanına ye's ü şevk mahkum Ümîd ü reca yanında mazlum
Emrile olur revan demadem Geh eşk-i sürür u gâh matem
Mesrur ider idi sûgvârı Mahmur ider idi hûşyârı
Evsaf-ı zekâsı söylenilmez Manâları var ki kimse bilmez
Muhtâc ana cümle halk-ı âlem Anunla bulur hayatı âdem
Rûşengir-i hüsn-i mâhrûyân Hâkister-i çeşm-i kâracûyân
Dil-şâdlara enîs ü hoşdem Bîmarlara libâs-ı matem
Efkâra göre virür teselli Mir'ata göre ider tecellî
Kasd eyleyicek ider ne minnet Bir anda zıddı zıdda illet
Gâh olmuş esîr-i çâh-t mihnet Kâh olmuş aaîz-i Mısr-ı devlet
Şân-ı sühane bu paye dûndur Evsâf-ı dürugdan efzûndur

 


الهوامش

اساتذته    

تلاميذه    

اثاره العلمية    
1. Hüsnü Aşk

مصادر ترجمت له
Muallim Naci / Mehmed Muzaffer Mecmuası (A. Hamdi Tanpınar'a göre bu eser Şeyh Galib'in hayat hikâyesidir, 1889), Sadettin Nüzhet Ergün / Şeyh Galib (1932), Fevziye Abdullah / Makber'de Leyla vü Mecnun ile Hüsn ü Aşk Tesirleri II ( Ülkü Mecmuası, Şubat 1938), Veled Çelebi / Şeyh Galib Kimdir? (İlave-i Hak, sayı: 11, h. 1328), Mehmet Fuat Köprülüzade / Şeyh Galib'e Kadar Osmanlı Şiiri (Servet-i Fünun, c. 44, h. 1328), Abdülbaki Gölpınarlı / Şeyh Galib (1953), Asaf Halet Çelebi / Eski Türk Şiirinde Reform: Galib Dede (Türk Yurdu, sayı: 263-269, Aralık 1956), Şedit Yüksel / Şeyh Galib / Eserlerinin Dil ve Sanat Değeri (1963), Bursalı Mehmed Tahir / Osmanlı Müellifleri II (1972), Orhan Okay / Şeyh Galib-Hüsn ü Aşk (1975), Ahmet Hamdi Tanpınar / 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi (1976), Sezai Karakoç / Zamana Adanmış Sözler (1985), Hüsrev Hatemi / Hoşça Bak Zatına (1989), Beşir Ayvazoğlu / Şeyh Galib Kitabı (yazar ve editör olarak, 1995), Behçet Necatigil / Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü (18. bas. 1999), Şükran Kurdakul / Şairler ve Yazarlar Sözlüğü (gen. 6. bas. 1999).
all wives cheat online women who cheated

Yazara Ait Ses Dosyaları
# Media Adı

Yazara Ait Videolar
# Media Adı

Yazara Ait Görsel Eserler
# Media Adı
1 Naat - Sen Ahmedü Mahmudü Muhammedsin Efendim
2 Naat - Kemali Zatının Natı Anılmaz
3 Naat - Ervah ki Tuhfei Hudadır
Kullanıcı Yorumları

! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
Serkan Boztilki / 1.02.2008



Eski Eserler


Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

Hesap İşlemleri

Üye değil misiniz? Üye olun!

Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...