Kitaplar  
  Yazarlar  
  Makaleler  
  E-Kitap Arşivi  
  Dergiler  
  Kütüphaneler  
  Eğitim Kurumları  
  Şehirler  
  Ürünler  
  Sepetim  
  FORUM  

TR - AR
  Ana Sayfa - Hakkımızda - Kadromuz - İletişim - Site Rehberi - Ziyaretçi Defteri   Üye Girişi - Üye Ol   
• FORUM a Girmek İçin Önce ÜYE GİRİŞİ Yapmanız Gerekmektedir • Yayınlamakta olduğumuz bilgiler sanal ya da matbu kaynaklardan derlenmiştir. Kaynakları dipnotlarla belirtilmiştir. Ticari amaç taşımamaktadır .
Site İçi Arama
Kitaplarda - 1038 Yazarlarda - 4431 Makalelerde - 2027 Şehirlerde - 136
Hit : 1475100 Üye: 751   Online : 0
Dergilerde - 621 Kütüphanelerde - 118 Eğitim Kurumlarında - 1910
 Makale Arama
 İlimler
 Konular
 Makale Türleri
Makaleler
Kitap Tanıtım Makaleleri
Yazar Tanıtım Makaleleri
Makale Eleştirisi Makaleleri
Çeviri Makaleleri
 Tümünü Listele
 Son Eklenen Kütüphaneler
» İzmir Ekonomi Üniversites ...
» İzmir Atatürk İl Halk Küt ...
» Türkiye Bankalar Birliği ...
» Bakırköy Rıfat Ilgaz İlçe ...
 Makale Detayı Makale No:M- 1987  
Makale Adı Katip Çelebinin Mizanül Hakk fi İhtiyaril Ahak Adlı Eserinden Firavunun İmanı Meselesi
 
İlim Dalı Kelam
Yazar Adı Katip Çelebi (Mustafa b. Abdullah)
Konusu
Dili Türkçe
Özelliği
Tercüme Eden
Hit 259


Hata Bildirimi
Makale Yazarına ait
Kitaplar
Makaleler
 
Özeti Yayın Bilgileri Makale Metni

Makale Metni   [Yazdır/Print]

Katip Çelebi'nin Mizanül Hakk fi ihtiyaril ahakk adlı eserinden; Firavunun İmanıyla Alakalı Görüşleri

--- Sayfa 53: (Firavunun İmanı Üzerinedir)
Firavun sözü Mısır memleketi hükümdarlarına verilen lakaptır. Eskiden her Mısır padişahına Firavun derlerdi. 

Hz. Musa zamanında olan ve İslam tarihçilerinin Velid dedikleri zalime “Musa’nın Firavunu“ adı verilmekle ötekilerden ayrılır.

Firavunlardan üçü, bir söylentiye göre yedisi, zalim ve cebbar olup bunların büyüğü ve sonuncusu Musa’nın Firavunu idi.

Hikayesi siyer kitaplarında ve tarihte yazılı olup, herkesçe bilinmektedir. İsrailoğullarına zulüm ve işkence üzere olduğundan Yahudiler arasında da kötülükle ün salmıştı. İslam Milletlerinde de yine Tanrı’lık davası ve ceberut ile meşhur olan bir kimseyi Allah’a isyan, büyüklenme ve fesadı yüzünden kötülemek gerektiğinde “Firavun gibidir” demek darb-ı mesel olmuştur.

Firavun bütün tefsirlerde ve tarihlerde kafir ve yoldan azmış olarak yazılmış olup, halkta onu böyle tanımıştı.

İbn Arabi kendi keşfi ve vicdanı üzere “Fusus” adlı kitabında Fass-ı Musa’da, Firavunun imanını ve kurtuluşunu yazıp iddiasına Kur’an-ı Kerim’den “İsrailoğullarına askerleriyle birlikte zulüm ederek ve saldırarak arkalarına düştü. Nihayet su onu boğmaya başlayınca şöyle dedi: “İnandım, hakikat İsrailoğullarının iman ettiğinden başka Tanrı yokmuş, ben de müslümanlardanım” (Yunus 90) ayeti Firavunun imanına açık ve kesin bir delildir.

Ve boğulma hali, can çekişme hali gibi değildir ki ye’s imanı ola. (Ye’s imanı: Hayattan umudunu kesen kimselerin Allah’a getirdikleri iman, gönül rızasıyla değil, fakat ölümle dirim arasında kalan kimselerin canlarını kurtarmak için kabul ettikleri iman) Sonra “Şimdi mi iman ediyorsun? Halbuki sen bundan önce ömrün boyunca isyan etmiş, daima fesatçılardan olmuştun” (Yunus 91) ayeti imanı o zamana değin geciktirdiğine bir nevi azardır, kabul etmediğine delalet etmez.

 

“O kıyamet günü kavminin önüne düşücektir. Artık o bunları - suya götürür gibi - ateşe götürmüştür. Vardıkları o yer ne kötü bir yerdir.” (Hud 98) ayeti imansızlığını gerektirmez. “Biz bugün seni - cansız bir gövde olarak - karada yüksek bir yere atıp bırakacağız ki geleceklere bir ibret olasın. Bununla beraber insanlardan birçoğu bizim ayetlerimizden cidden gafildir“ (Yunus 92) ayeti onun kurtulduğunu bidiren ayettir. “Bugün bununla biz seni kurtarıyoruz sahile çıkarmakla, ruhunu da ahirette kurtarırız. Ta ki senden sonra gelecek kavme, sen benim kudretime büyük bir tanık olasın ve hiç kimse rahmetimden ümidini kesmesin“ diye sözü buraya getirdikten sonra “Halkın kendilerinde yerleşmiş olan isyanlarından dolayı bu iş Allah’a kaldı, bunda dayanacak bir kesin hüküm, bir nass yoktur” demiştir.

 

Fusus şarihi der ki: Şeyh, Muhammed’in kamil ve mükemmil varisidir. Kamil olan varisler ayetleri işin gerçeğine vardıktan sonra delil olarak kullanırlar. Nazar ve istidlal erbabı ise nasslar ve delillerle bilgi elde ederler. Ve iddialarına göre nasslar getiriler. İşte ayetleri öne sürmek ve istidlal tek şey olmadığından kamil varisi mücahid ve istidlalci zannederler. Bundan dolayı şarihlerin Şeyh memur ve mazurdur diye açıklayıp, kimi bilginler de burası bir gizli oyundur ve bunu buraya bir Yahudi sokmuştur diye iftira ettiler. Kısası halk bu konuda Şeyh’i kınamak ve ona sataşmak yoluna düşüp karınca ve arı gibi başına üşüştüler. Lakin Şeyh’in dediği gibi kesip atacak ve bir şüphe bırakmayacak bir dayanak bulamadılar. Ancak milletlerin arasında Firavunun meşhur olan kötülüğüne ve Allah’a isyanına dayanarak yazıp çizdiler.

Şeyh Fusus’ta kendi keşfinin gerektirdiğini yazdı. Nazar ve istidlal yolunun hakikat arayıcılarından Celalüddin Devvani bu konuda başlı başına bir risale yazıp usul kaidelerine göre nasslardan istidlal ile Şeyh’in iddiasını ispat eyledi.

Kimi red, kimi kabul edip bu zamana değin sürünüp geldi. Bu tartışmanın sonucu budur ki: Bunun gibi davalarda nazar yolu ile, Tasfiye yolu arası önce ayırd edilmek gerektir. Nazar yolu akıl ve nakil delilleriyle istidlale dayanır. Tasfiye yolu riyazat ve süluk ile keşf ve şuhuda dayanır. İkisinin de başka ıstılahları vardır. Tartışmanın aslı bu yollardan birinin kaidesi ve ıstılahı üzerine kurulup, sual ve cevapta, öteki yolun kaidesi ve ıstılahı tarafına bakmamak ve iltifat olunmamak gerek. Ta ki, meseleleri birbirine karıştırmak ve delilleri karmakarışık etmek lazım gelmesin. Bütün bunun benzerleri tartışmalarda kavganın ve çekişmenin başlangıcı ve dedikodunun kaynağı bu maddedir. Nazar ve istidlal sahipleri, kendi kanunları üzere Tasfiye yolunu tutanlara karışıp, sataşırlar. Onların yolu ise nazar ve istidlal yolu değildir. Keşf ve vicdana dayanır. Ve ıstılahları İşrak felsefesinden alınma başka bir ıstılahtır. Keşf ve vicdan şeriatça delil olup nazar ve istidlal yolunda bir dava ispat eylemezse de kendilerine hüccet olur. Ermişlerin keşf ve ilhamının kendilerine hüccet olması nazar yolunda bile kabul ve teslim edilmiştir, onun gereği ile amel ederler. İmdi, tasfiye yolunun kaidelerine göre ileri sürülen delil ve davaya nazar yolunun kaidesiyle karşı çıkılmaz. Çıkılırsa yine o yolun kaide ve ıstılahlarıyla çıkılmak gerektir. Bu konuda karşı çıkanlar, hep nazar ve istidlal yoluyla itiraz ederler. Onun için yeri yoktur ve kulak asılmaz. Bununla birlikte bu maddede nasslar Şeyh’in davasını ispat eder.

Nitekim Molla Celal Devvani nazar yoluna göre istidlal eylemiştir. Bu basamaklar bilindikten sonra, bir kimse bu konuda kavga ederse ahmak değil midir? Güya ki, Hak Teala Hazretlerinin rahmetini onun kullarından esirger ve onu önler.

Firavunun imanından ona ne zarar ve küfründen ne yarar gelir? Hele Yahudiler bu davayı etseler, öç almak için bir sebebi vardır. Çünkü onların babaları ve ataları Firavundan çok çekmişlerdir. Ama başka milletlerin onlara uymasının sebebi nedir? İmdi ilim elde etmek isteyen öğrencilerin kabiliyetli olanlarına yeğreği budur ki, bu konuda Firavuna mümin demezlerse de diyenlere, hele Hz. Şeyhe sataşmasınlar, ve orta yoldan çıkmasınlar.



Copyright © 2006 Tüm hakları www.eskieserler.com tarafından saklıdır. Dizayn By Eskieserler.com