Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 894 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0
Yazar Arama
Uzmanlık Alanları
............
Ahilik Kültürü Uzmanı
Akaid
Antropoloji
Arap Dili ve Belağatı
Arapça
Araştırmacı-Yazar
Arkeoloji
Asker
Astroloji
Astronomi
Atatürk İlkeleri
Beste
Bestekâr
Bibliyografya
Bilgi ve Belge Yönetimi
Bilim Tarihi
Biyografi
Bürokrat
Coğrafya Bilgini
Cumhuriyet Tarihi
Çeviri
Çocuk Edebiyatçısı
Deneme Yazarı
Deniz, Harita
Devlet Adamı
Dil Araştırmacısı
din
Din Bilimleri
Din Eğitimi
Din Felsefesi
Din Musikisi
Din Psikolojisi
Din Sosyolojisi
Dini Gruplar
Dinler Tarihi
Divan şiiri
Dramaturg
Ebru Sanatı
Edebiyat
Edebiyat Araştırmacısı
Edebiyat Tarihi
Eğitimci, Yazar
Ejiptoloji
Ekonomist
Eskiçağ Tarihi
Fars Dili Edebiyatı
Felsefe
Felsefe Tarihi
Felsefe ve Din Bilimleri
Fen İlimleri
Feraiz
Fıkıh
Filoloji
Fizik
Folklor Araştırmaları
Fotoğraf Sanatçısı
Fütüroloji
Gazeteci, yazar
Grafiker
Haberci
Hadis
Halk Bilimi
Halk Ozanı
Halk Şairi
Halkla İlişkiler
Hat Sanatı
Hekim ve fikir adamı
Hikâye ve Roman Yazarı
Hikâye Yazarı
Hititoloji
Hukuk
Hükümdar
İktisat
İlahiyat
İslam Bilimleri
İslam Felsefesi
İslâm Hukuku
İslam İktisadı
İslam Mezhepleri Tarihi
İslam Sanatı
İslam Tarihi
İslam Tarihi ve Sanatları
İslâmi Bilimler Araştırmacısı
İslami İlimler
İslam-Türk Medeniyeti Tarihi
Kelam
Kelam araştırmacısı
Kıraat ilimleri
Kimya
Kuran-ı Kerim
Kültür Araştırmacısı
Kürdistan Ehli Sünnet Alimi
Kütüphanecilik
Latin Dili ve Edebiyatı
Mantık
Matematik
Mevlevi Şeyhi
Mevlidhan
Mezhepler Tarihçisi
Mezhepler Tarihi
Mimarlık
Mitoloji
Mûsîki
Mutasavvıf, İslâm Bilgini
Müftü
Müzik
Müzikoloji
Nakkaş
Nesih
Nestalik
Nümizmatik
Ortaçağ Tarihi
Oryantalist
Osmanlı İdari ve İktisadi Tarihi
Osmanlı Müellifi
Osmanlı Tarihi
Oyun ve Roman Yazarı
Öykü Yazarı
Papaz
Politika
Psikoloji
Reisu'l-Hattatin
Reisü'l-Kurra
Resim
Sanat Tarihi
Sanatçı
Saz Şairi
Senarist
Ses Sanatçısı
Sihirbaz
Siyaset
Siyaset Adamı
Siyaset Bilimi
Sosyal Bilimler
Sosyal Psikoloji
Sosyolog
Sosyoloji
Sözlük
Sümerolog
Süryani Dili ve Edebiyatı
Şarkı Sözü Yazarı
Şiir
Şiir
T. E.
Tarih
Tarih ve Halkbilimi Araştırmacısı
Tasavvuf
Tefsir
Temel İslam Bilimleri
Teoloji
Tezhip Sanatı
Tezkire Yazarı
Tıb
Tiyatro
Toplumbilim Araştırmacısı
Türk Dili ve Edebiyatı
Türk Din Musikisi
Türk İslam Edebiyatı
Türk İslam Sanatları Tarihi
Türk Lehçeleri Araştırmacısı
Türkçe
Türkoloji
Yakınçağ Tarihi
Yakınçağ Tarihi ve İktisat Tarihi Araştırmacısı
Yeni Çağ Tarihi
Yönetmen

Görevler
......
Akademisyen
Allame
Arap din bilgini
Araştırmacı
Arkeolog
Arkeoloji
Arşiv uzmanı
Asker-Komutan
Ateşe (Din Hizmetleri)
Atom mühendisi
Avukat
Bakan
Bankacı
Başbakan
Başdanışman
Belediye Başkanı
Bestekâr
Bilim adamı
Bürokrat
Cemaat Lideri
Çevirmen
Danışman
Defterdar
Dekan
Dekan Yrd.
Dersiam
Devlet Adamı
Devlet Başkanı
Din Hizmetleri Müşaviri
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi
Din Psikolojisi
Dinî musiki
Diplomat
Divan Katibi
Divan Şairi
Diyanet İşleri Başkanı
Eczacı
Edebiyat Tarihçisi
Edebiyatçı
Editör
Ekonomist
el Ezher Şeyhi
Elçi/Sefir
Fakih
Filozof
Gazeteci
Halife
Hanende
Haremağası
Hatip
Hattat
Hekim
Hekimbaşı
Hoca
Hukukçu
Hükümdar
İlahiyatçı
İlim Adamı
İmam
İmar Müdürü
Jeolog
Kadı
Kadıasker
Kaptan-ı Derya
Karikatürist
Kâtip
Kaymakam
Kelâmcı
Kimya Müh.
Kur'an mütercimi
Kültür Bak. Dış İlişkiler Gnl Müd.Yard.
Kütüphaneci
Memur
Mesnevi Yorumcusu
Milletvekili
Milli Eğitim Müdürü
Mimar
Molla
Muallim
Muhabir
Muhaddis
Muhasebeci
Mutasarrıf
Mutasavvıf
Müctehid
Müderris
Müdür
Müezzin
Müfessir
Müftü
Müftü Yrd.
Mühendis
Mühürdar
Müşavir
Müzehhip
Müzikolog
Neyzen
Nümizmat
Okutman
Oryantalist
Osmanlı Müellifi
Öğretim Görevlisi
Öğretim Üyesi
Öğretmen
Padişah
Paşa
Pedagog
Pilot
Piskopos ( Hristiyan Din Adamı)
Psikolog
Redaktör
Reisu'l-Hattatin
Reisü'l-Kurra
Reisülküttab
Rektör
Ressam
Sadrazam
Sanat Tarihi
Seyyah (Gezgin)
Sinema
Siyasetçi
Sosyolog
Süryani Din Adamı
Şair
Şeyh
Şeyhülislam
Tabip/Doktor
Tarihçi
Tasavvuf Şeyhi
Tercüman
Teşrifatçı
Ulum-i Diniye
Vaiz
Vakanüvist
Vali
Veteriner
Veziriazam
Yargıç
Yazar


Şahabettin Süleyman

 Yazar Detayı Yazar No : Y- 1334  
Künyesi/Titri Lakabı Tabakası E-mail
19.yy
Doğum Yeri Tarihi Ölüm Yeri Tarihi
İstanbul 1885 Davos / İsviçre 1919
Görev Aldığı Eğitim Kurumu Mezun Olduğu Eğitim Kurumu
   
Görevi Uzmanlık Alanı
Yazar, Öğretmen,
Bildiği Diller Mezhebi
Arabça, Osmanlıca,
       
Yazar No: 1334 Hit : 9199 Hata Bildirimi Tavsiye Et

   Yazara ait Kitaplar E-Kitaplar Makaleler Şiirler Hikayeler Fetvalar
   Yazar Hakkındaki Tanıtım Kitapları Tanıtım Makaleleri        

Yazarın Kitapları
# Kitap Adı

Yazarın E-Kitapları
# Kitap Adı

Yazarın Makaleleri
# Makaleler Adı

Yazarın Şiirleri

Yazarın Hikayeleri
Yazarın Fetvaları
# Fetva Başlık

Yazar Hakkındaki Tanıtım Kitapları
# Kitap Adı

Yazar Hakkındaki Tanıtım Makaleleri
# Makaleler Adı

Hayat Hikayesi

Şahabettin Süleyman
XIII. yüzyılın başlarında Türkmenistan'dan göç eden Çavdarlı boyundan, Karesi Mutasarrıfı Şerif Paşanın oğlu olan ve bir ara İzmir Defter-i Hakanı müdürlüğü görevinde bulunan Süleyman Şevket Beyin oğludur. İlköğrenimini İzmir'de tamamladı, İzmir İdadisinden (lise) mezun oldu (1903). Lisede Baha Tevfik, Yakub Kadri (Karaosmanoğlu), Şükrü Saraçoğlu ile arkadaş oldu. İyi derecede Fransızca ve bu dilin edebiyat kültürünü öğrendi. Sonra İstanbul'a gelerek Mülkiye Mektebini (Siyasal Bilgiler Okulu) bitirdi (1908). Aynı yıl İzmir'de ilköğretim dairesinde kâtip olarak memuriyete başladı.Vefa İdadisi (Lisesi) ve Galatasaray Sultanisi (Lisesi)'nde Fransızca ve edebiyat öğretmenliği, Darü'l-Muallimin-i Âliye (Yüksek öğretmen Okulu)'de müdür yardımcılığı yaptı. Kadın eşcinselliği konusunu işlediği Çıkmaz Sokak adlı oyunu ahlâk dışı bulunduğundan bir ara (1910) öğretmenlik görevine son verildi. 1911'de Osmanlıca öğretmeni olarak görevine döndü. İkinci kocası olduğu eşi şair İhsan Raif Hanımla birlikte gittiği Avrupa'da yakalandığı ağır bir grip sonucunda öldü. İsviçre Davas’ta bir köy mezarlığına gömüldü.
İlk yazıları, liseyi bitirdiği 1904 yılından itibaren İzmir basınında yayımlandı. 1908'den sonra gelişen siyasî faaliyetler sırasında yazılarıyla aktif politikaya katıldı. Bu dönemde yazılan genellikle Resimli İstanbul, Resimli Roman, Servet-i Fünun, Musavver Hâle, Mehâsin, Musavver Muhit, Musavver Eşref Resimli Kitap, Tenkid, Yeni Ses gibi dergilerde yer aldı. Şiir ve Tefekkür (iki sayı) adlı bir dergi çıkardı. 1910'dan sonra, İttihat ve Terakki hükümetlerinin, önceki istibdat devrini aratacak suiistimallerine, hürriyet adına hürriyetsizlik rejimi yaratmasına karşı çıktı. Hükümeti ve İttihat ve Terakki Partisini eleştiren yazıları, Hâkimiyet-i Milliye, Yeni Ses, Muahede gibi gazetelerde yayımlandı. 1912'den sonra bu tip siyasî faaliyetlerini tamamen bıraktı. Balkan Savaşı yıllarında Türk Ocağının çalışmalarına katıldı. 1910'da kurulmuş olan "Dârü't Temsil-i Osmanî" ve "Yeni Tiyatro Cemiyeti" gibi tiyatro topluluklarının edebî heyetlerinde bulundu.
Fecri Ati (1909–13) topluluğunun kurucuları arasındaydı. Bu kuruluşun sanat anlayışını ifade eden "Sanat şahsî ve muhteremdir" slogan cümlesi, ona aitti. Yazılarını Servet-i Fünûn ve kendi çıkardığı Rûbab (1912) dergilerinde yayımladı. Hikâyelerinde çoğunlukla aşkı ele aldı. Edebî eserlerinde toplumsal olaylara hemen hiç yer vermedi, Abdülhak Şinasi Hisar, onun, "Büyük aşkların değil, küçük iptilâların adamı" olduğunu söyledi. Şiir dışında edebiyatın hemen hemen her türünde ürün verdi. Tiyatro eserlerinden sadece Tahsin Nâhid'le birlikte yazdıkları ve tarihî bir trajedi olan Kösem Sultan sahneye kondu. "Yeni Lisan" hareketine katıldı. Daha çok Tahsin Nahifle yazdığı tiyatro, Fuat Köprülüyle yürüttüğü edebiyat tarihi araştırmalarıyla tanındı.
"Bir müddet sonra edebiyat muallimliği de etti (...) Fakat edebiyat tedrisini (retorik) belâsından o kurtardı ve asrueştirdi. Talim-i Edebiyat' usulünden beri daha yeni bir edebî usulü, pek iptidaî bir tarzda, ilk tatbik eden muallim belki odur. Nasıl ki o sıralarda Köprülüzade Mehmet Fuat beyle birlikte yazdıkları edebiyat kitabı da, iptidai bir şekilde olmakla beraber, şimdikilerine bir yol açmıştır ve edebiyat tedrisi bugün hâlâ bu usulü takip ediyor."(Abdülhak Şinasi Hisar)
"Sahabettin Süleyman bizim ağabeyimizdi dedim. Yalnız öyle mi? Dert ortağımızdı da.  Biz şımardıkça,  ilk gençlik gönül maceralarımızı da ona açmaktan çekinmez olmuştuk. O da bize, bu yoldaki tecrübelerinin verdiği salâhiyetle tavsiye ve nasihatlerini eksik etmezdi. Şairlerin hep Celâl Sahir gibi uzun saçlarla gezdikleri bir devirde şiirin ilk temelinin de aşk olduğuna kendisi bir kere inanmış, bizi de inandırmıştı. Yalnız bu aşk işi o haremli selâmlıktı zamanlarda pek öyle kolay yürütülemiyordu. Açık kapı en ziyade Beyoğlu'nda idi. Buna da bolca para lâzımdı. Haydi, biz ne ise, fazlasına çıktşamıyorduk, fakat o? Hem okulundan öğretmenlik maaşlarını tıkır tıkır alıyor, hem de Rübab ve başka dergilerle bilhassa Sabah gazetesindeki günlük fikra yazarlığından ve üstelik çıkardığı kitaplardan para alıyordu. Bu kitaplar arasında, Köprülü ile beraber yazdıktan edebiyat kitapları da vardı. Fakat ne çare ki, para elinde eriyordu. Her gün parasızlıktan şikâyetine karşı gözlerimiz dolu dolu olurdu. Biz, babalarımızdan aldığımız az çok para ile günümüzü gün ederken, o nasıl oluyordu da bu para sıkıntısından bir türlü kurtulamıyordu. Ama, şunu da itiraf etmeli ki, onun bu hali de bazen hoşumuza gidiyordu. Gözya-şımızı kurutup dostumuzun bu özelliğine hayran bir bakışla bakıyorduk. Para denen nesne, o tarihte ya altın, ya gümüştü, kâğıt para henüz ortaya çıkmamıştı. E, böyle yuvarlak bir maden olunca da, bu lâtif şeyin uzun süre cepte taşınması mânâsız azgeliyordu Şahabettin Süleyman’a!''   (Halit Fahri Ozansoy)

ESERLERİ:
OYUN:

  • Fırtına, Aralarında (iki oyun, dört hikâye, 1910), Ben... Başka!, Çıkmaz Sokak (1911)
  • Kınk Muhafaza (Tahsin Nâhid ile, 1911)
  • Kösem Sultan (Tahsin Nahitle).

İNCELEME:

  • Tarih-i Edebiyat-ı Osmaniye (1910)
  • Sanat-ı Tahrir ve Edebiyat (1911)
  • Nâmık Kemâl (1911)
  • Abdülhak Hamit, Hayatı ve Sanalı (1911)
  • Meşrutiyette Terbiye-i Etfal (Fuad Köprülü ile, 1911)
  • Resimli Müktatafat I-III(1911–12)
  • Osmanlılıkta Vâhime-i Mesuliyyet (1913)
  • Malumat-ı Edebiye (M. Fuat Köprülü ile -cilt, 1914–15)
  • Osmanlılıkta Vahime-ı Mesuliyet (1915)
  • Yeni Osmanlı Tarih i Edebiyatı (1. cilt, Fuat Köprülüyle birlikte, 1916).

ÇEVİRİ:

  • Rehber-i Erib Kâmil I-III (Brunot'dan, 1910).

ŞAHABEDDİN SÜLEYMAN
Hakkı Süha Gezgin

Uzun bir boy, ince ve sanki yürürken hasıl ettiği rüzgârdan esniyormuş hissini veren saz gibi hafif bir vücut. İri, koyu gözler. Hemen havalanacakmış gibi billur kanatları titreyen bir kelebek gözlük, kırpılmamış bıyıklar. Geniş, ihtiraslı bir ağız.
Edebiyata mal olan üslûbuna hiç uymaz, sert, gürültülü bir ses. Şen, şakrak kahkahalar. Ruhunun kalenderliği, asla kıyafetine giremezdi. En züğürt günlerinde bile tertemiz ve zarif giyinir, kibar duruşuna toz kondurmazdı.
Onu ilk defa istanbul Lisesi'nde görmüştüm. Sigara dumanlariyle esatir şeması gibi sisli muallimler odasında arkadaşlarıyla şakalaşıyordu. Bir elinde kahve fincanı, ötekinde siyah Erzurum kehribarı tesbih ortalığı parlak, akortlu bir sese boğuyor, kendisiyle birlikte etrafını da şenlendiriyordu.
Bu ilk tanışmadan sonra, hemen dostluğumuz ilerledi. Zaten ondan yabancılığı eriten, çekingenlikleri kaldıran bir sıcak dalgası yayılırdı. Şimdi takdim edilseniz bile, üç dakika sonra size:
- Gel, bize gidelim, lâf atarız!
Der, hattâ tereddüdünüzü görürse, kolunuza bile girip sürüklerdi.
En keyifli zamanları, nöbet geceleri idi. O zaman İstanbul Lisesi, Senbenuva binasına yerleşmişti. Çocuklar yattıktan sonra tâ tepedeki Kazaz Artin'in olduğu söylenen köşke çıkar, tatlı muhabbetlere dalardık.
Çok kere kendimize geldiğimiz zaman gecenin bitmek üzere olduğunu görür ve doğruca koğuşlara dağılarak talebeyi kaldırırdık. Bursa Sokağı'ndaki evi de ayrı bir maceradır. İhsan Raif'le evlendikten sonra derbederliği duruldu. Takvime ve saate itinaya başladı.
Nöbetçi olmadığı geceler, şayet yine lâfa tutulur, sıcaktan gevşiyerek bir yere serilir de eve gidemezse, ertesi günü hepimizin imzasını taşıyan bir ikamet tezkeresi alır, evine öyle giderdi.
Şahabeddin Süleyman çabuk unutuluşuna acınacak bir adamdır.
Kuvvetli bir nesri, güzel ve ileri bir zevki vardı. Edebiyat kitaplarına estetik undelerini ilk koyan, edebiyat derslerini sanat hakkında etraflı izahatla başlatan odur. Bu hakkı için olsun, onu hafızalarımızda taşımaya borçluyuz.
Hocalık, edebiyat hocalığı da olsa, sanat tarihinde yer almaya bir sebep teşkil etmez. Fakat Şahabeddin Süleyman, hocalıktan ilham alarak sanatkârlık etmesini bilmiş bir adamdır. Muallimin Tesellisi gibi gerçekten güzel ve çok içli mensureler, ona hocalık kanalından geçerek malolmuştur.
Sonra şurasını da unutmıyalım ki o derbederliğinden umulmaz bir mütetebbîdi de. Kütüphaneleri dolaşır, hafızı kütüplerle beraber örümcekli raflarda eser arar, fihristlerin kaydetmediği kitapları, toz yataklarından hayata çıkarırdı.
Yalnız el yazısı berbat bir şeydi. Sanki eski siyakatle kilise notasını birleştirerek bu yazı örneğini doğurmuştu. Bu satırları sökebilmek için zavallı mürettiplerin neler çektiğini ben bilirim.
Bir aralık, tiyatro yazmaya da heveslenmişti. Çıkmaz Sokak bu hevesten doğmuştur. Eserde belki biraz pervasızca seçilmiş fakat herhalde orijinal bir mevzu işleniyordu.
O zamanın taassubunu, dar ahlâk çerçevesini, müsamahasızlığını, içtihat düşmanlığını bir düşünün. Şahabeddin Süleyman'daki ruh ve iman kuvvetinin alkışlanacak bir dereceye vardığını anlarsınız.
Açık saçık Binbirgece masallarını, Behnâme'leri görmekten çekinmeyen eski zihniyet, yenilerde biraz aykırı bir görünüşe asla tahammül edemezdi.
Çıkmaz Sokak, o zihniyeti de hiçe sayan cesur bir kafanın eseridir. Şahsî hayatında nazik, şen, ince ve uysal olan Şahabeddin Süleyman, bediî telakkilerinde, sanat bahsinde anarşist bir ruh taşırdı. İnandığı bir davayı ne pahasına olursa olsun ortaya fırlatmaktan çekinmezdi. Amma bu fırlıyan şey kelimeden zarflara doldurulmuş bir bomba tesiri yapacakmış... Şen kahkahasını atar:
-Adam sen de... Ne çıkar? derdi.
Bıraktığı mensurelere. Kırk Mahfaza ve Çıkmaz Sokak gibi büyükçe eserlerine bakanlar, onda gittikçe olgunlaşan bir sanatkârlığın izlerini görebilirler. Güneş, bulanık bir su birikintisinden nasıl parlak billurlar çıkarırsa, zaman da onun kalemindeki darayı öylece yontup atmıştı. Bu tasfiye, daha uzun sürse, zaman imbiği daha birkaç yıl ona müsaade etseydi, Öyle sanıyorum ki bugün tanıdığımız Şahabeddin Süleyman'dan daha büyük ve daha derin bir sanatkârla karşılaşacak, daha iri çaplı bir zekâyı alkışlıyacaktık.
Ne yazık ki onu çok genç yaşında toprağa verdik. Neşredilmemiş yazıları var mıdır, yok mudur?... Bunu da bilmiyoruz. Başka memleketlerde kimsesiz sanatkârların bile bir tek satırının kaybolmamasına canla başla çalışan teşekküller kurulduğunu duyup imreniriz.
Halbuki Şahabeddin Süleyman, münevver bir kardeşe, münevver bir hayat arkadaşına sahipti...
Bir aralık, bir türlü söküp parlamıyan Fecr-i Ati'den ümidini keserek yeni bir edebi mektep kurmayı da tecrübe etti. Nâyî'ler, işte böyle bir gayretin yavrusudur. Fakat o, buna inanmamıştı. İşin sadece alayında idi. Çünkü edebî mekteplerin tesis edilmeyeceğini, ancak teessüs edegelmekte olduklarını pek iyi bilirdi.
(Edebi Portreler, 1997).

ŞAHABEDDİN SÜLEYMAN
MİAT

(Refika-i Mukaddereme)
Mevcudiyetimde ilk kadın ihtiyacını hissettiğim, ilk kadını sevdiğim günden beri gizli, meçhul bir kuvvetin, muhayyilemin, irsi ve itiyadi sevaike tabiiyetle, icat ve ibda ettiği bir şeklin, bir şekl-i vücudun bana tahakküm ettiğini, edeceğini hissederdim.
Fikrim serseri, serbest rüyalarla, hezeyanlarla izdivacı fihrist-i cinayat-ı ictimaiyede taharri eder, bulur: ve derdi ki: Bu binlerce mahlukatın sefil ihtiyaçlarla irtikâp ettikleri bu günah-ı mevrûs-ı edvarı sen, semanın telkinatına rağmen, başka başka günahlarla, nâmeşru rabıtalarla, aşklarla, buselerle telakki et! Mümkünse beşeriyeti intizam ile atiye nakl eyleyen yahut nakl eylediği farz olunan bu kanun-ı içtimaiyi, bu silsile-i revabıtı kır, ez; ve aşka kuvvet ve şiddetiyle, ihtiyac-ı nisyan ve tebeddülüyle mütenasip bir hürriyet, bir vüsat ver!
O zaman mevcudiyet ve hissiyatı hakkında tam bir malumatım olmayan, ve yalnız muhayyilemin ziyalarıyla şeklini, şekl-i vücudunu tayin edebildiğim kadın, refika-i mukadderem, ruhumun mazi-i beşeriyete mûsil ve ondan menkul elyaf-ı veraset ve İtiyadından birini çeker, ve onun inkâri istihzalarıyla güler, benimle ve bu fikrimle eğlenirdi. Ben itikad-ı efkârımı, ruh-ı nazariyatımı kıran, bir saniye de bir reefe-i irtidad veyahut ihtida ile yıkan bir kadın aradım. Güzergâh-ı hayatıma müsadif, dimağım-daki şekl-i muhayyelin hutut ve anatına malik, yani sana müşabih kadınlardan birini intihap eder, sever, onlardan aşk ve sadakat dilenir, bence izahı müşkül, gayri mümkün bir nüfuz ve kuvvetle sevilirdim.
Ben onları "sen" zannıyla izdivaca ait vaat ve ümitlerin müskir, muğfil, pamuklu bulutları arasına terk ederdim.
Ve bu rüyanın saye-i aşk ve kanaati altında emin ve kani istikbale ait hayatlar, saadetler çizerken, yaşarken kalbimin seni düşünen noktasına hasud ve nâ-meri gelir sanki orada ağlar, beni vazifeme davet ederdin.
O zaman hissederdim ki bu sevdiğim kadınlar hayatımın yalnız birkaç senesi için mahlukturlar; onlara şeba-bımın birkaç zehre-i eyyamı mev'ud ve ihtiyarlığıma ait her şey memnudur. Ve bazen hayat ve gıdalarını vücutları hüsnleri temin eden, her şahsın bila-fütur ve hicap kadınları, her ihtirasın ziyaretgâh-ı sükûnu bulunan mevcutların menba-ı ezvakında susamış, kudurmuş saniyelerimi teskin ettikten sonra seni ötede bir odanın içinde giryan ve mütevekkil beni bekliyor gibi hisseder ve sana bunların tahmil ettikleri emraz-ı muharribe-i günahı nakl ve isal ediyor vesvese ve zannıyla titrer, korkardım.
Bu hakikatler, bu hisler bana anlattı ki fikrimin inkârı, itikatsızlığı yalan, sevdiğim ve beni seven kadınlar yalan, zevkin taaddüt ve tebeddülündeki mahzuziyet ve şuhî yalan ve hepsi seni ararken, bulamazken muzill ve bî-dîn yollara sapmış hisler, fikirler, zevklerdir. Şimdi, refika-i mukadderem, bil ki bütün bu küçük yalanların fevkinde, gurur ve itimada Istinadgâh,zamane-i me'kel ve bir oyuncak olan, gençlik denilen büyük bir yalan var. İşte bunu o küçük yalanlar, o küçük günahlar buselerinin dendân-ı sefahat ve ihtirasıyla kemirdiler. Biraz sonra sana, sevilmez eski bir vücuttan, enfâs-ı şiir ve harareti sönmüş ihtiyar bir aşktan başka bir şey takdim edemem. Her nerede isen zaman ve mesafeyi, herhangi bir kayd-ı ihtiyat ve ihtirazla mütereddit isen bunu aş, kır, gel!
Biraz sonra emin ol ki, nadim olursun.
(Servet-i Fünun, 27 Mayıs 1326, kitap-lık. Temmuz-Ağustos 2004)

ŞEHABETTİN SÜLEYMAN
Abdülhak Şinasi Hisar

Kalıpsız ve tepesi kalkık bir fes, uzun bir boy, ergenliklerin kapladığı bir yüz, sarı bir ten, siyah saçlar, gözlüğün camları arkasında büyüyen ve titrekleşen siyah gözler, sarı ve yosunlu dişler, kirli tırnaklı esmer eller! Onu düşündüğüm zaman bunlarla muttasıl uçlarına kadar içtiği küçük sigaralarını hatırlıyorum ve bu sigarayı tutan parmakları bir kehrübâ suyu ile boyanmış gibi sapsarıy dı. Şehabettin Süleyman'ın sesi de biraz kısık, alkolün, nikotinin ve tasannuun tesirleriyle çatal çatal olmuş bir sesti ve galiba hafif bir tarzda peltekti. Yahut onun biraz telaffuzu bozuktu. Sözleri sigarasının dumanlarına dökülüp karışmış gibi, fikirleri vuzuhtan mahrum geliyor, iyi görülmeyen bu karışık çehre hakkında muayyen bir fikir vermiyor, fakat o parmaklarında bir kordon sallayarak, yüksekten ve âmirane bir şeyler söylüyordu. Bütün bu hüviyetleriyle biraz dumanlı, biraz silik, biraz kendine mahsus, biraz malûm, biraz amiyane ve bazı kadınların sevdikleri çirkinlikte bir tip teşkil ediyordu. Rum bir de metresi vardı.
Onun matbuata dahil olduğu sene meşrûtiyetin ilan edildiği seneydi. Her şeyin adeta bir kepçe ile, hürriyet kepçesiyle karıştırılarak karma karışık edildiği sene. İstibdadın durgun sularında ve sazlara sinmiş bekleyen ne varsa hep suyun üstüne çıkıyor, yüzüyor, bir şenlik ziyasında parlıyor, bir avam mûsikisi gibi keyifleniyordu. Acele acele birçok yazılar yazılıyor, bunlar harıl harıl basılıyor ve basılanların bir çoğu okunuyordu. Hürriyetin verdiği ilk hızla yazıya başlayanları bir cesaret ve bir hamle, bir su gibi boyuna sürüklüyordu.
Şehabettin Süleyman "Fecr-i âti" zümresine mensup bir muharrir, hattâ içlerinde kendisinden en çok bahsettirenlerden biriydi. "Resimli Kitap" mecmuasında "Çıkmaz Sokak" unvanlı, roman gibi okunmak için yazılmış, bir piyes neşrediyordu. Bunun mevzuu kadınlar arasındaki sevgiydi. O, bir taraftan muhavereli küçük hikayeler, bir taraftan da edebiyata dair ve tenkide benzer yazılar, "doktrin" yazıları, bir de edebiyat için tedris kitapları neşrediyor, çok yazıyordu. Ancak bana, üslûba dahi rahatını bulmamış ve samimiyetine ermemiş gibi geliyordu. (...)
Ona bazen Beyoğlu'nda muttasıl çektiği küçük sigarasının dumanları içinde itikâfa çekilmiş gibi sivri ve yalnız, ve bazen da Şeyhülislâm-zade Ahmet Muhtar beyin yalısında veya arabasında, sözlerini beğendirmeğe uğraşırken tesadüf ederdim. Fakat bir zaman samimiyetine dâhil olmadım. Ben onunla, çünkü samimi olabilecek bir tabiatta değildim.
O aralık güya felsefî bir mecmua neşreden genç bir Baha Tevfik vardı. Kendi yazdıklarına yine kendisi cevap verirmiş. Kullandığı müstear adları bilenler "Baha,
Tevfik'e çatıyor; Tevfik Baha'ya cevap veriyor!" derlerdi. Oda bu numuneden mi ilham almıştı? Bir
Gün, İstanbul'da bir kahvehanede, Şehabettin Süleyman'ı gençleri, "Nâyiler" unvanlı bir mecmua çıkarmağa teşvik ederken duymuştum. Gençlere izah ediyordu ki, onlar güya üslûba ve âhenge büyük bir ehemmiyet verecekler, bunun için "Nâyî" olacaklar, kendisi fikir namına onlara hücum edecek, ve neticede hem mecmua satılacak, hem kendi şöhreti artacak ve iş cümle için bir kâr olacaktı. O zaman gülüyordum. Şimdi düşünüyorum. Zira çok kere vaktinde ders almaz da, hakikatin hikmetini sonradan anlarız. Şimdi düşünüyorum ki o zamanlar Şehabettin Süleyman reklâmla geçinen modern edebiyatın ve edebiyatın politikasını yapan gençlerin bir "prekür-sörü", bir mübeşşiri imiş.
Biraz, fakat ekseriyetin olduğundan fazla değil, gülünç bulduğum Şehabettin Süleyman'da safdil bir kurnazlık, ahlâksız görünmeği seven bir sâde dillik, bîçare bir gösteriş ve alenî bir parasızlık göze çarpıyordu. Ailesi kimdi? Bu bizce meçhuldü. Yani o İstanbul'da tanıdıklarımızdan bir ailenin çocuğu değildi.
Nihayet, nasıl oldu bilmiyorum, İhsan Raif hanımla nişanlandı. İhsan hanım. İstanbul'un en maruf, kibar ve zengin bir ailesindendi ve ondan kat kat akıllı, rabıtalı ve canlı bir tesir yapardı. Galiba Rıza Tevfik'ten hece vezni ni öğrenmişti. Bazı arkadaşlarımla onun birkaç mısraını pek seviyorduk.
İhsan hanım Yeni Köy'de otururdu. Bir ilkbahar yahut yaz mevsiminde kaç akşam Şehabettin Süleyman'ın köprüden Yeni Köy'e giden vapura nişanlısı ile binip, bir başka vapurla avdet ettiğini gördüm. Ve bunu ancak bir vapurda bulunduklarını bilmek zevki için yapıyorlardı. Zira kaç göçten dolayı, vapura girer girmez İhsan hanım hanımlar arasında kayboluyor. Şehabettin Süleyman da bizimle kalıyordu. (...)
Yakup Kadri "'Hüküm Gecesi"nde Şehabettin Süleyman'ı romanın eşhasından biri olarak yaşatıyor. Fakat onu bir parça karikatüre doğru sürüklemiyor mu? Bir sanatkarın gözü ne müthiş bir kudrettir! Gördüğü şeyi artık ilâ nihaye, size de kendi görmüş olduğu gibi gösterir. İhtimal ki ben de onun çizmiş olduğu karikatürvâri portrenin tesiri altında kalıyorum.
Şimdi, kendi kendime soruyorum: Bu eserden acaba ne kalacak, ve hattâ şimdiden ne kaldı? Şehabettin Süleyman'ın o kesik cümleli muhavere üslubuyla derin bir şey yapılabileceğini zannetmiyorum. Sanıyorum ki onun bu muhavere tarzındaki hikâyelerinin bir mecmuası "Fecr-i âtî" kütüphanesinin dördüncü kitabı olarak intişâr etmişti. İsmi nedir? Bunu bile hatırlayamıyorum. Şehabettin Süleyman'ın büyük hisleri yoktu. Kendisini yaşatmış, sürüklemiş ve tebâh etmiş olan bir büyük aşk değil,
küçük iptilâlardır...                                    
(Hakimiyet-i Milliye, 3.7.1931)


Dipnotlar

Hocaları    

Öğrencileri    

H. Bilgi Kaynakları
Yakub Kadri Karaosmanoğlu) / Şahabeddin Süleyman (Nevsâl-i Milli, 1914, s. 149-150) - Gençlik ve Edebiyat Anıları (1969, s. 29-56). Halit Fahri Ozansoy / Edebiyatçılar Geçiyor (1967), Abdülhak Şinasi Hisar / Ediple rimize Dair Hatıralar (Hakimiyet-i Milli ye, 3.7.1931), Mücellidoğlu Ali Çankaya Yeni Mülkiye Tarihi ve Mülkiyeliler (c. III 1968), Nâzım H. Polat / Fecr-i Ati Yazarı Şahabeddin Süleyman (Basılmamış doktora tezi, 1984), Behçet Necatigil / Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü (18. bas. 1999), Şükran Kurdakul / Şairler ve Yazarlar Sözlüğü (gen. 6. bas. 1999), TBE Ansiklopedisi (2001), Orhan Okay / Şahabeddin Süleyman (Büyük Türk Klâsikleri, c. 11, 2004).

Yazara Ait Ses Dosyaları
# Media Adı

Yazara Ait Videolar
# Media Adı

Yazara Ait Görsel Eserler
# Media Adı
Kullanıcı Yorumları

! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
Serkan Boztilki / 31.1.2008



Eski Eserler


Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

Hesap İşlemleri

Üye değil misiniz? Üye olun!

Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...