Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 894 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0

Sakarya

 Şehir Detayı Şehir No : S- 66  
Diğer Adları Ülke
  Türkiye  
Kurucusu Kuruluş Tarihi
   
   
Şehir No: S-66 Hit : 4918
Hata Bildirimi Tavsiye Et

Özeti
google map link için tıklayın

Hakkında Bilgi

Sakarya

 

Milat öncesi uygarlıklar döneminden Osmanlı Devleti’ne, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan tarih çizgisinde, Anadolu’ya renk veren kültürlerin birleştiği, 19. yüzyılda başlayan göçlerle, Kafkaslardan ve Balkanlardan gelen toplulukların oluşturduğu ve bu kültürlerin barış içinde yaşadığı bir ildir.
Sakarya hem tarihi hem de bugünü ile Türkiye’nin bir özeti niteliği taşımaktadır. Farklı coğrafyalardan gelmiş olmak ve farklı kültürlere sahip olmak Sakarya’da ayrıştırıcı değil birleştirici ve kaynaştırıcı bir rol oynamaktadır.
Selçuklular devrinde, Anadolu’nun tamamı hakimiyet altına alınınca bu nehre ve çevresine Sakarya adı verilmiştir. Sakarya ismi Türkler tarafından özellikle verilmiştir. Daha önceki isimlerinden ayrı, özgün bir isimdir.
Adapazarı’na gelince; Sakarya’nın merkezi olan Adapazarı, adını eskilerde bu alanda kurulan bir pazardan almaktadır.
Sakarya ilinin bilinen tarihi Hititlerle başlamaktadır. Çünkü Anadolu’da ilk siyasi birliği Hititler kurmuşlardır. Bu dönem de M.Ö. XIII. Yüzyıllara rastlar. M.Ö. 1200 yıllarında Hint-Avrupa asıllı ve Deniz Kavimleri denen topluluklar, Friglerle birleşerek Hitit egemenliğine son vermişlerdir. Bu kez Frigler Sakarya Irmağı ile Büyük Menderes’e kadar olan bölgeye sahip oldular. Sonra da hakimiyet alanlarını doğuda Kapadokya, batıda da Kilikya (Adana)’ya kadar genişlettiler. Başkent ise Gordion şehriydi. Sakarya Irmağı ile Ankara arasında yoğunlaşan Friglere M. Ö. VII. Yüzyılın ilk yarısında Kafkasya üzerinden Anadolu’ya gelen Kimmerler son vermiştir. Aynı dönemde Ege bölgesine Lidyalılar hakim olmuşlar ve hakimiyet alanlarını Sakarya’yı da içine alacak şekilde genişletmişlerdi. Ancak milli bir ordu meydana getirememeleri, Lidyalıların ömrünün kısa sürmesine yol açmıştır.

XI. yüzyılın başlarında 1015 ile 1021 yılları arasındaki Kafkasya’dan Anadolu’ya keşif harekatı olarak yapılan ilk akınları Çağrı Bey gerçekleştirmiştir.
Anadolu’nun fethi amacıyla girişilen esas akınlar ise, 23 Mayıs 1040 tarihindeki Dandanakan zaferinden sonra kurulan Selçuklu Devleti’nin hükümdarı Tuğrul Bey’in öncülüğünde 1048’den 1055 yılına kadar aralıklarla devam edildi. Bundan sonra da her yıl akınlar sürdü.
Alpaslan da Çağrı ve Tuğrul Beyler gibi Batıdaki genişleme siyasetine devam etti. 1064’de Ani ve Kars kalelerini ele geçirdi. Komutanlarından bazılarını Anadolu’ya akınlar yapmaları için görevlendirdi. Bu akınlar zamanla Urfa ve Antakya yoluyla Malatya’ya kadar genişledi. Hatta zaman zaman Sakarya Irmağı’na kadar uzadı.
26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi, Bizans savunma hattını yıkarken, Anadolu’nun kapılarını da Müslüman Türklere açıyordu.
1071 Malazgirt Zaferi’ni müteakip Selçuklular, Horasan bölgesindeki Türk aşiretlerini Anadolu’ya yerleştirmişlerdi.
Osmanlı Devleti’nin özellikle İstanbul’un Fethin’den sonra, tüm Anadolu ve Balkanlarda istikrarı sağlaması ve müreffeh bir toplum yaratmasıyla başlayan süreçten Adapazarı ve çevresi de nasibini aldı. Osmanlının çöküş dönemlerine kadar Sakarya bölgesine sulh ve sükun egemen oldu.
Ancak çöküş dönemlerindeki olumsuzluklar Sakarya’yı da olumsuz etkilemiş, özellikle 2. Mahmut dönemindeki Ayanlık sistemi bölgeye de zarar vermiştir.
Öte yandan bu dönemlerde Adapazarı bölgesine, çok önemli miktarda mülteci akını olmuştur. Bu akınları doğuran olaylar, 1853 Kırım Savaşı, 1850-60 arası Şeyh Şamil olayı ve 1877-78 Osmanlı-Rus (93 Harbi) Savaşı’dır. Ayrıca gerek Balkan Savaşları, gerekse II. Meşrutiyetin ilanından sonra Bosna-Hersek’in Avusturya’ya geçmesiyle çok sayıda göçmen Adapazarı’na yerleştirilmiştir. Bu göçler, bugünün Sakarya’nın zengin kültürel varlığının oluşmasına da zemin hazırlamıştır.

Mustafa Kemal Paşa 9. Ordu müfettişliğine atanmış ve 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmıştı. Havza ve Amasya genelgelerini yayınlayıp kongreler yaparak Kurtuluş Savaşı’nı başlatmıştı. Üç yıl boyunca devam eden Milli Mücadele hareketinde ve Kuvay-ı Milliye’nin kurulması aşamasında Adapazarı ön saflarda yerini almıştır.
Adapazarı’nda ilk müfrezeyi kurmakla Yüzbaşı Rauf, Yüzbaşı Ramiz ve Trabzonlu Doktor Raik görevlendirilmişlerdi. Onlar da Meto Hüseyin ve Mehmet beylerin katkılarıyla bu görevi tamamlamışlardı. Aynı anda Adapazarı, Hendek ve Geyve’de de Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kurulmuştu. Düşman ise paralı ajanlar vasıtasıyla ayaklanma çıkarma çabasını sürdürmekteydi.
Adapazarı’nda Kuvay-ı Milliye teşkilatını kurup, Mustafa Kemal Paşa’ya bağlılık mesajını çekenler şunlardı: Belediye Başkanı Fahri Bey, Müderris Harun, Ali Faik, Adil Hasan, İşadamı Metazade Hüseyin, Mehmet Sıtkı, Ömer Faik, Fabrika Müdürü Necmettin, Dava Vekili İbrahim ve emekli binbaşı İsmail Hakkı Bey.
Ayrıca Adapazarı çevresindeki Türk gençleri çeşitli çeteler oluşturarak, Ermeni ve Rum çeteleriyle mücadele ediyorlardı. Bunların belli başlıcaları Hendek, Akyazı ve Sapanca bölgelerini kontrolünde tutan Kazım Kaptan Grubu, Kaynarca yöresinde Rum ve Ermeni çeteleriyle savaşan Halit Molla Grubu ve Karasu ile Kandıra bölgesinde Ermeni çetelerine göz açtırmayan İpsiz Recep grubuydu.
10 Mayıs 1920’de Ahmet Anzavur Adapazarı ve Geyve bölgesinde ayaklanmış, ancak bütün savaşları başarısızlıkla sonuçlanarak 22 Mayıs 1920’de İstanbul’a gitmiştir. Kuvay-ı İnzibatiye de Eskişehir-İstanbul tren yolunu açmak ve Geyve Boğazı’na hakim olmak amacıyla ayaklanarak Sapanca ve Adapazarı’nı ele geçirmişse de Çerkez Ethem tarafından bozguna uğratılmıştır. İsyancılar Düzce ve Hendek’i ele geçirmişler ancak yine Çerkez Ethem tarafından etkisiz hale getirilmişlerdir.
Öte yandan 11. Yunan Tümeni İzmit’i işgal altında bulundururken, 24 Mart’ta Kırkpınar’ı, Sapanca’yı, bir gün sonra da Adapazarı’nı işgal etmişti. 3 ay süren Yunan işgalini milli çete grupları dağıtmışlardır.
İşgalin sinyallerini alan Adapazarı halkı önceden şehri boşaltmıştı. Kimsesiz kadın ve çocuklar da İran Konsolosluğu’na sığınmışlardı.
28 Mart sabahı Yunan birlikleri Sakarya’yı geçerek nehrin 500 metre doğusuna ilerlemişlerse de, Türk kuvvetleri yoğun çarpışma ile tekrar Yunan kuvvetlerini nehrin batısına püskürtmüştü.
Ahşap Tavuklar Köprüsü birliklerimiz tarafından yakılmış ve düşmanın köprüyü kullanarak nehrin doğusuna geçmesi engellenmişti. Aynı amaçla Taşlık Köprüsü de yakılmıştı.
Diğer taraftan görevi Kocaeli bölgesini düşman işgalinden kurtarmak olan, yeni bir kolordu kuruluyor, komutanlığına da Albay Kasım Bey atanıyordu. Kasım Bey Mayıs 1921 başlarında kolordusunu Düzce’den Geyve’ye naklediyordu. Bir alay Sakarya Nehri boyunca yayılırken, bir alay da Arifiye-İzmit güzergahına yerleşmişti. Diğer bir alay da İzmit dolaylarında yedekteydi.
Düşmanın 19. Tümeni ise yeni bir düzenleme çerçevesinde 16 Haziran 1921’den itibaren İzmit’te toplanmaya başlamıştı ki, esas itibarıyla düşman Bursa’ya çekiliyordu. Ancak düşmanın Adapazarı’ndan çekilirken şehri yakmaması için tedbirler alınmış ve Sakarya Bölge Komutanlığı’nın üç baskın kolu, 21 Haziran 1921 sabahı erken saatlerde küçük bir çatışma sonucu şehre girmişti. Osman Kaptan, Kazım Kaptan kuvvetleri ile Molla Halit kuvvetleri derhal şehirde asayişi sağlamış, Hükümet Konağı’na Türk bayrağını çekmiş ve kurtuluştan sonraki ilk sabah ezanını da Halit Molla bizzat okumuştu.
İşte bu yüzden her yıl 21 Haziran tarihi Adapazarı’nın kurtuluş günü olarak kutlanmaktadır.

Atatürk Büyük Taarruz arifesin de, hem TBMM Başkanlığı görevini, hem de başkomutanlık görevini yürütüyordu.
Kocaeli bölgesindeki birlikleri denetlemek için 13 Haziran 1922’de Geyve’ye, bir gün sonra da Adapazarı’na gelmişlerdi. Atatürk burada, Askerlik Şubesi Başkanı Baha Bey’in evinde misafir kalan annesiyle buluşup, geceyi İstasyon karşısında bir evde geçirir. Ertesi gün Adapazarı’nda konuşmalar yapar ve çarşıyı gezerek Acem İsmail Efendi’nin dükkanında kahve içer. Öğle namazını da Orhan Camii’nde kıldıktan sonra İzmit’e geçerek geceyi orada geçirir. Ertesi gün Fransız gazeteci Claude Farrere ile görüşür ve birlikte İzmit halkına hitap ederler. Aynı gün tekrar Adapazarı’na özel bir trenle döner. Adapazarı’nda Sabiha Hanım İlkokulunu ziyaret ederek öğretmenlerle sohbette bulunur.
Atatürk 20 Haziran 1922’de Ankara’ya dönecektir. Ancak ertesi gün 21 Haziran’dır ve Adapazarı’nın düşman işgalinden kurtuluşunun I. yıldönümüdür. Halkın kurtuluş törenlerine katılma isteklerini geri çevirmeyerek dönüşünü bir gün erteler ve çok coşkulu bir şekilde kutlanan bu törenlere katılır.
Atatürk’ün huzurunda askeri geçit töreni yapıldıktan sonra, belediyenin önünde toplanan halkla beraber, Adapazarı gibi Edirne ve İzmir’in de düşman işgalinden kurtulması için dua edilir. Duayı müteakiben kürsüye çıkan Atatürk, halka hitap eder. Ardından da annesiyle birlikte Ankara’ya gitmek üzere Adapazarı’ndan ayrılır.
Atatürk bu ziyaretinden önce de bir kez Adapazarı’na gelmişti. Atatürk’ün Adapazarı’na ilk gelişi 1920 yılında Batı cephesini kontrol etmek amacıyla Beypazarı, Nallıhan, Göynük, Taraklı ve Geyve üzerinden Mekece’ye gelişiydi. O zaman Halit Paşa’yı ziyaretten sonra birlikleri de teftiş edip Ankara’ya dönmüştü.
Atatürk’ün üçüncü kez Adapazarı’na gelişi ise 1934’te olur. 13 Temmuz 1934’te Bolu üzerinden Adapazarı’na gelen Atatürk, doğruca Halkevi’ne giderek yöneticilerle görüşür ve halka hitap eder. Sonra da istirahat etmek üzere Hasan Cavit Belül’ün evine gider. Ancak İzmir’de meydana gelen bir olay dolayısıyla programını değiştirerek İstanbul’a hareket eder.

Osmanlı Devleti, özellikle Yavuz Sultan Selim'in Mısır Seferi'nden sonra Akdeniz egemenliğini ele geçirmek için denizciliğe ve dolayısıyla donanmaya büyük önem veriyordu. Bu maksatla Halic Tersânesi genişletildi ve başka tersâneler de kurulup kapasiteleri arttırıldı.
Gemi yapım ve onarım çalışmalarının en önemli ana malzemelerinden biri olan keresteye Tersâne-i Amire her zaman ihtiyaç duymuştur. Çok eski dönemlerden beri bu ihtiyacı büyük ölçüde karşılayan bölge, Kocaeli livâsındaki ormanları içine alan İznikmid (İzmit), İznik, Yalakâbad, Sarıçayır, Pazarköy, Abısâfî, Karamürsel, Akhisar (Pamukovva), Geyve, Akyazı ve Sabanca kazalarından teşekkül etmekteydi. Bu bakımdan yöredeki "orman denizi", Tersâne-i Amire için "Kereste Ocaklığı" olarak tâyin edilmişti. Yani, yılda belli bir miktarın altında olmamak kaydıyla bu bölgeler kereste temin etmekle yükümlü idiler.
Kocaeli ve Sakarya "orman denizi" kızılçam, sarıçam, karaçam, dişbudak, kayın, gürgen, köknar, defne, ardıç, meşe, ceviz, ıhlamur vb. ağaçlarıyla yüzyıllarca hem gemi kerestesi ve hem de diğer sanayi ürünleri imalâtı yanında, İstanbul'un yakacak ihtiyacını da karşılamak için aşırı şekilde kullanıldı.

Sakarya yöresinde yol yapım hareketlerinin Romalılar döneminde başladığını biliyoruz. İstanbul'dan Anadolu' ya gelen anayol, Sakarya köprülerinden geçerek bir kısmı doğuya (Doğu Bithynia ve Bolu dolayları), bir kısmı ise Sakarya Boğazı'ndan geçerek Orta Anadolu'ya uzanıyordu.
Osmanlılar döneminde Rumeli ve Anadolu birtakım kollara taksim edilmişti. Bu durum, iç düzen ve emniyetin sağlanması ve ekonomik bakımdan çok önemli idi. Bir yol ve güzergâh üzerinde bulunan kasaba ve şehirlere "kol" adı verilirdi. Bunlar, "sağ kol", "orta kol" ve "sol kol" gibi isimlerle birbirinden ayrılırdı. Bu ayırma, bir nevi coğrafî taksimatı da ifade etmekteydi. XVI. yy.da İstanbul'un Anadolu ile irtibatını temin eden yolların ilk durağı Üsküdar idi. Buradan hareketle:

a) Sağ kol: Gebze-İzmit ve oradan Lefke-Söğüt-Eskişehir-Bolvadin-Akşehir-Konya-Ereğli-Ulukışla-Gülek Boğazı-Çakıd-Adana-Kurd Kulağı-Payas güzergâhından devam ederdi.

b) Sol kol: Gebze-İzmit ve oradan Düzce-Bolu-Koçhisar-Tosya-HacıHamza-Merzifon-Niksar-Şebinkarahisar-Bayburd-Tercan-Erzurum-Kars üzerinden geçerek İran'a kadar uzanırdı.

c) Orta kol: Gebze-İzmit ve oradan Sapanca-Geyve-Göynük ve buradan da Bolu-Gerede-Tosya-Hacı Hamza ve oradan Amasya-Tokat-Sivas-Malatya-Harput-Diyarbekir ve Musul üzerinden Bağdad'a ulaşırdı.

Bu güzergâhlar üzerinde konaklama yerleri olan hanlar ve posta menzilleri kurulmuştu. Bunların işleyişi veya aksayan yönleriyle ilgili günümüze pek çok belge ulaşmıştır. Meselâ, 1228 (1813) tarihli bir hükümde Kocaeli ve Hüdâvendigâr sancakları beyine gönderilen bir yazıda, Sabanca menzilhânesinde menzil beygiri bulmak hususunda ulakların çektikleri zorluk sebebiyle âcil işlerin gecikmesine yolaçan menzil eminlerinin ve Kocaeli sancağı dâhilindeki sâir menzilcilerin uyarılarak İstanbul' dan Bağdad'a âcil emirler götüren ulaklara kolaylık gösterilerek sür'atle beygir sağlanması isteniyordu. İstanbul ve İzmit'den geçerek Anadolu içlerine uzanan yolun, Sapanca üzerinden geçtiği göz önüne alınacak olursa han, hamam, cami, imaret, posta menzili gibi dînî ve sosyal tesislerle süslü olan Sapanca' nın önemli bir menzil (durak, konak yeri) olduğu kolayca anlaşılır.
Sapanca, Geyve, Taraklı, Göynük ve Beypazarı üzerinden Kayseri'ye kadar uzanan Adapazarı bağlantılı Ankara yolu, bugün olduğu gibi, zamanın en işlek yollarından biri idi. Bu karayolu üzerindeki fes fabrikasını, Arslanbey Köyü'ndeki kumaş fabrikasını, Yalova nâhiye merkezini Dağhamam Kaplıcaları'na bağlayan yollar ise ikinci derecede önem taşıyan kısa bağlantılardı.
Ormanlık bir bölge olan Kocaeli sancağındaki köprülerin çoğu ahşap olduğundan onarımları daha sür'atli yapılabiliyordu; tâmir için gerekli hammadde kolaylıkla sağlanabiliyordu. Meselâ 906 (1501) tarihli "Nişân-ı Hümâyûn"da, Akyazı tevâbi'inden Dinsor Suyu ve Balıklı Suyu üzerindeki köprülerin bakım, onarım ve gözetimi için iltizâm usulüyle tâyin olunan kişilerin örfî vergilerden "muaf ve müsellem" olduklarına dair hüküm verildiği kayıtlıdır.
Köprülerin, özellikle kuruluş ve yükseliş devirlerinde yapılmış olması, şüphesiz o zamanlar devletin malî gücünün ve gelirinin fazla oluşu ile ilgilidir. Bu devirlerde yapılan köprüler için pek çok örnek vardır. Bugünkü Sakarya ili sınırları içinde Sultan Orhan'ın yaptırmış olduğu büyük köprü ile II. Bayezid'in Osmancık kasabasında yaptırmış olduğu köprü, sadece Sakarya nehri üzerindeki örneklerden ikisidir.
Sakarya Nehri'nin trafik bakımından yoğun olduğu ve köprü bulunmayan yerlerinde "gemicilik" yani taşımacılık hizmetleri yapılıyordu. Bu hizmet sayesinde can, mal ve zaman kaybı önlenirdi.
Sakarya Nehri ağzında İncirli İskelesi vardı ve nehir taşımacılığında önemli bir ulaşım noktası görevini üslenirdi.
1883 yılında Sakarya nehrinin taşması sonucu halkın bir kısmı zarar gördü. Bu zararın karşılanması amacıyla yöreye memur ve mühendisler gönderildi.
1869 yılında belediye teşkilâtının kurulmasıyla şehir içi yollar, o dönemin geleneği olarak "Arnavut kaldırımı" şeklinde taşlarla döşenmiştir.
XIX, yy.ın ikinci yarısında önem kazanmaya başlayan demiryolu ulaştırma ve taşımacılığı sonucu İstanbul - İzmit hattı inşa edildi (1 Ağustos 1873). Bundan 17 yıl sonra, ülkeye nüfuz etmeye başlayan Alman sermayesiyle İstanbul-Ankara hattı projesinin bir kısmı olan İzmit-Arifiye hattı 9 Haziran 1890'da birleştirildi. 1898'de ise Arifiye-Adapazarı hattı inşa edilerek 1899'da hizmete açıldı. Böylece Adapazarı, İstanbul ve Ankara'ya demiryolu vâsıtasıyla da bağlandı.

Sakarya, ormanın, denizin, göllerin ve akarsuların bir araya geldiği, eşsiz doğal güzelliklere sahip bir yurt köşesidir. Kuzeyden deniz, güneyden sıradağların arasında kalan bir düzlük üzerine kurulan şehir, var olan bütün yer yüzü şekillerinin yarattığı güzelliklere sahiptir. Denizden ırmağa, gölden kaplıcaya, yayladan vadiye kadar, doğanın sunduğu tüm zenginlikleri barındıran bir yer olarak Sakarya, Marmara Bölgesi’ne ve tüm Türkiye’ye hitap edecek kadar çeşitli doğal varlığa sahiptir.
Kuzeyinden Karadeniz ile çevrilen Şehre, kurulduğu toprakların tam ortasından geçen Sakarya ırmağı can verir. Ormanın ve ağaçlık alanın kuşattığı Sakarya toprakları üzerinde serpilen, başta Sapanca gölü olmak üzere büyüklü küçüklü göller ve akarsular, kimi yerde dağla, kimi yerde ise ormanla iç içe geçerek ayrı bir güzellik oluşturur.

 


Eğitim Kurumları
1.Sakarya Üniversitesi -
2.Mühendislik Fakültesi (Sakarya Üniv.) -
3.Fen Edebiyat Fakültesi (Sakarya Üniv.) -
4.İktisadi Ve İdari Bilimler Fakültesi (Sakarya Üniv.) -
5.Teknik Eğitim Fakültesi (Sakarya Üniv.) -
6.Eğitim Fakültesi (Sakarya Üniv.) -
7.İlahiyat Fakültesi (Sakarya Üniv.) -
8.Güzel Sanatlar Fakültesi (Sakarya Üniv.) -
9.Tıp Fakültesi (Sakarya Üniv.) -
10.Fen Bilimleri Enstitüsü (Sakarya Üniv.) -
11.Sosyal Bilimler Enstitüsü (Sakarya Üniv.) -
12.Beden Eğitimi Ve Spor Yüksekokulu (Sakarya Üniv.) -
13.Sağlık Yüksekokulu (Sakarya Üniv.) -
14.Devlet Konservatuvarı (Sakarya Üniv.) -
15.Sakarya Meslek Yüksekokulu (Sakarya Üniv.) -
16.Hendek Meslek Yüksekokulu (Sakarya Üniv.) -
17.Akyazı Meslek Yüksekokulu (Sakarya Üniv.) -
18.Geyve Meslek Yüksekokulu (Sakarya Üniv.) -
19.Sapanca Meslek Yüksekokulu (Sakarya Üniv.) -
20.Karasu Meslek Yüksekokulu (Sakarya Üniv.) -
21.Adapazarı Meslek Yüksekokulu (Sakarya Üniv.) -
22.Pamukova Meslek Yüksekokulu (Sakarya Üniv.) -
23.Ali Fuat Cebesoy Meslek Yüksekokulu (Sakarya Üniv.) -
24.Ferizli Meslek Yüksekokulu (Sakarya Üniv.) -
25.Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (Sakarya Üniv.) -
26.Kaynarca Seyfettin Selim Meslek Yüksekokulu (Sakarya Üniv.) -

Bu şehirde kayıtlı üyeler
Kullanıcı Yorumları

! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
Nurgül Çepni / 26.12.2008



Eski Eserler


Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

Hesap İşlemleri

Üye değil misiniz? Üye olun!

Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...