Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 892 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0

Müminler Allaha Tevekkül Etsin

وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

 Kitap Detayı Kitap No : K-  
Yazar Adı İlim Dalı Konusu Dili
T. E. Tasavvuf Türkçe
Özelliği Tercüme Eden
 
       
Makale No: 95 Hit : 9292 Hata Bildirimi Tavsiye Et
   Makale Yazarına ait Kitaplar E-Kitaplar Makaleler Hakkındaki Makaleler    

Yazara ait kitaplar
# Kitap Adı
1 Word by Word Picture Dictionary
2 Winning the Future : A 21st Century Contract with America
3 The Koran Handbook: An Annotated Translation
4 The Jerusalem Tract ( er Risaletül Kudsiyye Tercümesi)
5 Şiir Mecmuası
6 Sufism A Beginners Guide
7 Shariah Law An Introduction
8 Risalei Usuli Tarikat ve Biati Hazreti Mevlana
9 Risalei Mevlevi
10 Reformation of Islamic Thought
11 Nuts and Volts Magazine
12 Müntehabat Mecmuası
13 Muslim Networks from Hajj to Hip Hop
14 Minhacül Fukara
15 Mevlevi Tarikatı Silsilesi
16 Mevlevi Şeyhleri Silsilesi
17 Mevlevi Notaları
18 Mevlevî Âyinleri, Mevlana ve Sultan Divaninin Gazeli
19 Mevlevi Ayinleri Notası
20 Mevlevi Ayinleri Mecmuası (II)
21 Mevlevi Ayinleri Mecmuası
22 Mevlevi Ayinleri
23 Mevlevi Ayin Ve Nota Mecmuası
24 Mevlana Kütüphanesi Defteri
25 Menakibi Sultan Divani
26 Mecmûa
27 Mecmua
28 Kelile ve Dimne (Karataka ve Damanaka)
29 Islamic Political Identity in Turkey
30 Islamic Finance: Law, Economics, and Practice
31 Islam: Religion, History, and Civilization
32 Hodaynamag
33 HelpYourself Reading QURAN
34 Hamparsan Ayini Şerif Notaları I-II
35 Fuel Cell Technology Handbook
36 First Thousand Words in Arabic
37 eş Şiatul İsnaaşeriyye ve Tahriful Kuran / الشيعة الإثنى عشرية وتحريف القرآن
38 English for Academic Purposes
39 el Mucem el Vasit / المعجم الوسيط
40 el islam ve el ilm (İslam ve İlim Afgani ve Renanın Münazaraları) / الإسلام والعلم مناظرة رينان والأفغاني
41 el Hulel el Mevşiyye - el Hulel el Mevşiyye fi Zikri el Ahbari el Merrakuşiyye / الحلل الموشية في ذكر الاخبار المراكشية
42 East of the Jordan (Ürdün'ün Doğusu)
43 Conversational Arabic in 7 Days
44 Bebek Bakımı
45 Ayinnamag
46 Around The World In 80 Days ( 80 Günde Devri Alem)
47 Al-Mawrid: A Modern Arabic-English Dictionary / Al Mawrid
48 Al Mutarjim Al Kafi
49 A Vocabulary: Persian, Arabic and English
50 Pocket Drug Reference 2008

Yazara ait e-kitaplar
# Kitap Adı
1 Word by Word Picture Dictionary
2 Winning the Future : A 21st Century Contract with America
3 The Koran Handbook: An Annotated Translation
4 The Jerusalem Tract ( er Risaletül Kudsiyye Tercümesi)
5 Sufism A Beginners Guide
6 Shariah Law An Introduction
7 Reformation of Islamic Thought
8 Nuts and Volts Magazine
9 Muslim Networks from Hajj to Hip Hop
10 Islamic Political Identity in Turkey
11 Islamic Finance: Law, Economics, and Practice
12 Islam: Religion, History, and Civilization
13 HelpYourself Reading QURAN
14 Fuel Cell Technology Handbook
15 First Thousand Words in Arabic
16 English for Academic Purposes
17 East of the Jordan (Ürdün'ün Doğusu)
18 Conversational Arabic in 7 Days
19 Bebek Bakımı
20 Around The World In 80 Days ( 80 Günde Devri Alem)
21 Al-Mawrid: A Modern Arabic-English Dictionary / Al Mawrid
22 Al Mutarjim Al Kafi
23 A Vocabulary: Persian, Arabic and English
24 Pocket Drug Reference 2008

Yazara ait makaleler
# Makaleler Adı
1 Zaman Yolculuğu ile İlgili Problemler Üzerine Muhakeme Soruları Testi / TIME TRAVEL and Newly related problems
2 Yezidilik Ve Yezidiler
3 Velikovskye Göre Musa ve Firavunun Gerçek Hikayesi
4 Vaiz Ahmet Tomorun Firavunun İmanının Kabul Edilmemesiyle Alakalı Vaazı VİDEO İZLE
5 Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Hakimiyeti
6 Serçemeli Hattat Hacı Mustafa Necatiddin (K.S.)
7 Sabah Ezanı Okunurken Yemek İçmek Caiz Değildir / الشرب أثناء أذان الفجر
8 Prof.Dr. Ahmed Akgündüz Hocamızla Söyleşi
9 Osmanlıda Matbaa Niçin Gelişmedi?
10 Osmanlı Devleti ve Matbaa
11 Organ Naklinin Hükmü Konusunda Resmi kuruluş ve Dini Merkezlerin Yayınları
12 Müminler Allaha Tevekkül Etsin / وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
13 Mevlevi Musikisi
14 Mevlana Celaleddin Rumi
15 Matbaa Osmanlıya neden geç geldi?..
16 Matbaa Neden Osmanlı Devletine Avrupadan 272 Yıl Sonra Gelebilmiştir?
17 Malik Aksel İle Mülakat
18 Kürtaj (Çocuk Aldırma) ve Kürtajın Dînî Hükmü
19 Kızıldeniz Selamet ve Felaket Deryası
20 Kavli Leyyin
21 Kameri Ayın Tesbitinde Hilalin Görülmesi / دخول الشهرالقمري بين رؤية الهلال والحساب الفلكي
22 Kabul Edilmeyen İman Firavun İmanı
23 İlk Matbaa ve İbrahim Müteferrika
24 İlk Kuran Tefsiri Olarak Hz Ali nin Mushafı
25 İki Dua Klasiği Yeniden Yayınlandı
26 İbrahim Müteferrikanın Matbaasında Basılan Eserler
27 İbn Hacer el Heyteminin İslamda Helaller ve Haramlar adlı Eserinde Firavunun İmanı Meselesi
28 Hz. Musanın Kızıldenizi Geçişinin Sırrı
29 Hulefa i Raşidin Dönemi Bibliyografyası
30 Hilal Gözlemlerinde Birliğin Sağlanması / توحيد رؤية الهلال
31 Hesaplama Yöntemi ve Kesinliği İle İlgili Mulahazalar / الحساب الفلكي بين القطعية والاضطراب
32 Hazreti Musa Firavunun Sarayında
33 Göktürk Tarihinin Meseleleri Kültigin mi ? Költigin mi ?
34 Firavunun Müslümanlığı
35 Firavunun İmanı...
36 Farabiye Göre Peygamberlik / النبوة عند الفارابي
37 Fahruddin er Raziye Göre Firavunun İmanı Neden Kabul Olunmadı
38 Eşariyye Mezhebi Literatürü
39 Eski Eserler Deneme
40 Eleştiri Yorum 1988 nolu Makalenin Eleştirisidir
41 Early Ottoman Printing the Müteferrika Press
42 Dr. Emel Esin ve Eserleri
43 Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları Bibliyografyası (1924-2009)
44 Çocuk Düşürme ( Kürtaj )
45 Cevşen Sahih Değildir
46 Büyük Türk Bestekarı Dede Efendi II
47 Büyük Türk Bestekarı Dede Efendi I
48 Bir Oryantalistin Hayatı Ignaz Goldziher
49 Bir Medeni Kanun Olarak Mecelle
50 Bir Macar Türkoloğu Dr. Ignaz Kunoş ve Dilimiz ve Halk Edebiyatımız Üzerine Çalışmaları
51 Bir Dost Elinden M. Akifin Son Günleri
52 Benim Babam Kafatasçı Değildi
53 Bediüzzaman ve Abdurrahim Zapsu
54 Bediüzzaman Said Nursinin Cevşen İle İlgili Görüşleri
55 Azerbaycanın Güzellikler Şairi Aşık Elesger
56 Asiye Validemizin Şehid Edilmesi
57 Ahilik Dergahları Ve İcra Ettikleri Fonksiyonlar
58 Ahi Evrenin Tercemei Hali / ترجمة حال اخي اورن
59 Ahi - Osmanlı İlişkisi / علاقات جماعة أخي مع العثمانيين
60 3000 Yıllık Firavunun Cesedi VİDEO İZLE
61 Muhayyelatı Aziz Efendi

Yazar Hakkındaki Tanıtım Makaleleri
# Makaleler Adı

Özeti
Ezcümle ; İsnad olarak sabit olmayan Cevşen duasının –savunanların da kabullendiği gibi - şia uydurması olduğu sabittir.[ Şia'nın dua kitaplarından el Kummî'nin Mefatihul Cinan adlı eserinde, el Kef'ami'nin Beledul Emin adlı eserinde kopuk bir isnad ile zikredilmiştir.] Nurcular; “Şiilerin rivayetlerinde de sahih şeyler bulunabilir, Ehli Sünnet alimleri şiadan hadis almaktan çekindikleri için pek çok doğru şeyden mahrum kalabiliriz” bahanesiyle cevşen’e meşruiyet kazandırmaya çalışıyorlar. Bu sözleri ilimden nasibsizlerin sözüne benzemektedir. Zira ALLAH Teala itikadı sahih olsa bile fasık (günahkar) birinin getirdiği habere itibar edilmemesi beyan ederken, yalan söylemeyi dinen vacip olarak gören Şiilerin anlattıklarına nasıl itibar ederiz?
link reasons why women cheat why do wifes cheat
abortion pill abortion pill abortion pill
abortion pill abortion pill abortion pill
bystolic coupon 2013 site bystolic generic alternative

Yayın Bilgileri
Yayınlandığı Kaynaklar
Yayınlandığı Tarih
Yayınlandığı Dergi
Sanal Dergi
Makalenin Linki

Makale Metni   [Yazdır/Print]

Mü'minler Allah'a Tevekkül Etsin

 

وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

  

Cevşenin Farisi kökenli olduğu , ehl-i sünnet itikadına şia’dan sızdığı aşikar bir gerçektir. Özellikle Türk tasavvufunda yer bulması zaten şia mahrecinin bir gizli nişanesidir.
Tasavvuf ekolü her ne kadar şia’ya karşıymış gibi görünsede , Tasavvuf içindeki ve hayat dinamiklerindeki şia patentli dini sembolleri çıkardığımızda ortada ne tasavvuf ne de İslam’dan bir eser kalır !
Cevşen Farsça kökenli bir kelime olup lügat olarak “zırh , zırhlı gömlek” anlamındadır.

Laik Demokratik Türkiye’nin kontrolünde bulunan “dırar”larından biri olan diyanetin ansiklopedisinde bile Cevşen maddesinde özetle diyor ki: Farsça asıllı olduğu kabul edilen cevşen kelimesi sözlükte, “zırh, savaş elbisesi” anlamına gelmektedir.
Terim olarak Şii kaynaklarında Ehl-i beyt tarikiyle Hz. Peygambere isnat edilip, Cevşen-i Kebir ve Cevşen-i Sagir denilen iki duanın ortak adıdır.

 

Cevşen-i Kebir (cevşen ):
Rivayete göre Uhud’da savaşın şiddetlendiği bir sırada, Hz. Peygamber ellerini açarak ALLAH’a dua etmiş, bunun üzerine gök kapıları açılarak Cebrail gelmiş ve; “Ya Rasulullah, Rabbin sana selam ediyor ve üzerindeki zırhı çıkarıp bu duayı okumanı istiyor. Bu dua hem sana hem de ümmetine zırhtan daha sağlam bir emniyet sağlayacaktır” demiştir.

 

Bu olayla ilgili Şii kaynaklarında Musâ el-Kâzım - Ca’fer es-Sâdık - Muhammed el-Bâkır - Zeynelâbidîn - Hz. Hüseyin ve Hz. Ali tarîkıyle Hz. Peygamber’e isnâd edilir :

“ALLAH c.c. Cevşen-i Kebiri dünyayı yaratmadan 50 bin yıl önce arşa yazmıştır. Bu duayı okuyan veya yazılı olarak üzerinde bulunduran kimse, dünyada her türlü beladan, afet, hastalık, yangın ve soygundan korunduğu gibi ALLAH ile kendisi arasında perde kalmaz ve bütün istekleri yerine getirilir.
Cevşen-i Kebir ile ALLAH’a münacatta bulunan kimseye, Bedir şehidleri derecesinde 900 bin şehid sevabı verilir.


Bu duayı kefeninin üzerine yazan mümin ise azap görmez. Onu okuyan kimse, dört semavi kitabı okumuş gibi olur, her harfi için kendine Cennette iki ev ile iki zevce verilir, ayrıca insan ve cinlerden olan bütün müminlerinki kadar sevap kazanır, asla Cehenneme girmez.”(!)
Cebrail, Hz. Peygamberden duayı kâfirlere öğretmemesini, sadece mümin ve takva sahibi kişilere tâlim etmesini istemiş. Kefenlere de yazılmış, Cevşen-i Kebir özellikle Şii dünyasında oldukça rağbet görmüş, gerek müstakil olarak gerekse çeşitli dua mecmuaları içinde birçok defa basılmıştır.

Cevşenin Şii dünyasında bu derece rağbet görmesinde, Ehl-i beyt tarikiyle rivayet edilmiş olmasının yanında, faziletleriyle ilgili haberlerin de büyük etkisi olmuştur.
Dua, Şia bölgelerinde özel matbaalarca kefen üzerine yazılmakta ve cenazenin kefenlenmesinde kullanılmaktadır.

 

Cevşen-i Kebîr, her biri ALLAH’ın isim ve sıfatlarından on tanesini ihtivâ eden yüz bölümden ibaret uzunca bir duâdır. Her bölümün sonunda “Subhâneke yâ lâ ilâhe illâ ente’l-emâne’l-emân hallisnâ/ecirnâ/neccinâ mine’n-nâr” (Subhânsın yâ Rab! Sen’den başka yoktur ilâh! Emân diliyoruz Sen’den, Koru bizi Cehennem’den!) ibaresi tekrarlanmaktadır.

Cevşen-i Kebir Türkiye’deki bazı cahil mirasyedi Sünni çevreler arasında da ilgiyle karşılanmıştır.
Duayı, Gümüşhaneli Ahmed Ziyâeddin, tarikatla ilgili “Mecmuatül-ahzab” adlı eserinde nakletmiş, daha sonra özellikle Risale-i Nur cemaati tarafından müstakil olarak birçok defa basılmış ve Türkçe’ye de tercümeleri yapılmıştır.
Ayrıca Şii kaynaklarında zikredilen metinle bu eserlerdeki metin arasında bazı eksiklik veya fazlalıklar göze çarpmaktadır.
Cevşen-i Kebir diye bilinen ve Musa el-Kazım’dan itibaren imamlar yoluyla Hz. Peygambere nispet edilmiş bir hadis olarak rivayet edilen, yaklaşık 15 sayfalık metnin sahih olması mümkün görünmemektedir.
Duanın Sünni hadis mecmualarında yer almaması, ayrıca Şii hadis külliyatının ana kaynağı durumundaki “Kütüb-i erbea”da da bulunmaması, sadece dua mecmuaları gibi ikinci derecede kitaplarda mevcut olması da bu görüşü desteklemektedir.

 

Cevşen Sahih Olamaz
Cevşen’in faziletleriyle ilgili olarak nakledilenlere gelince, ALLAH’ın insana verdiği imkan ve yetenekler, ona tanıdığı haklar ve yüklediği görevler karşısında kişinin bir duayı okumakla dünya ve ahiretin bütün kötülüklerinden korunup mutluluğa erişmesi, İslamiyet açısından, hatta bütün semavi dinler bakımından mümkün değildir. Ayrıca her bölümünde tevhidi vurgulayan ve yoğun kutsi duygularla örülmüş bulunan bir duanın iman etmeyenler tarafından okunmasının ne anlamı var ki, Cebrail bu konuda Hz. Peygamberi uyarmış olsun. Kaldı ki bu dua, herkesin vakıf olabileceği bir açıklıkla literatüre geçtiğine göre, gizli tutulması da fiilen imkansızdır.  [1]

Diyanet Ansiklopedisi’ndeki bu bilgiye göre, Cevşen duasının Ehl-i sünnet kaynaklarında bulunmaması ve fazileti ile ilgili rivayetlerin İslamiyet ve ehli sünnet inançlarına aykırı bulunması, Şiilerce muteber kabul edilen Kütüb-i erbea’da bulunmaması da, bunun sahih olmadığını göstermektedir.

 

Bu duayı üstünde taşıyanın asla Cehenneme girmemesi iddiası :
Bu duayı üstünde taşıyanın asla Cehenneme girmemesi de, ilim ile bağdaşmayan bir ifadedir. Çünkü hepsinden kıymetli olan Mushaf’ı (Kur’an-ı kerimi) bile üstünde taşıyan kâfir, Cehennemden kurtulamaz.

Savaşlarda  Cevşeni Üzerlerinde Taşımak  ve Faydası :
Şiiler, Cevşeni savaşlarda kullanmışlarsa da, bir faydasını görmemişlerdir. Mesela Irak-İran harbinde ölen Iraklı Şii askerlerle, İranlı Şii askerlerin üstlerinde cevşen duası bulunmuştur. Ayrıca üzerinde cevşen olduğu halde kaza geçiren çok kimse görülmüştür.

 

Hz.Peygamberi Cevşenin Koruması İddiası :
Güya Cevşenü’l-Kebir ismindeki duâ Peygamber Efendimize, Uhud Harbi esnasında Cebrail (a.s) tarafından getirilmiştir. Cebrail gelerek Hz. Muhammed’e (s.a.v.): “Üzerindeki zırhı çıkar ve bu duâyı oku. Bu duâyı üzerinde taşır ve okursan zırhtan daha büyük tesiri vardır.” demiş(!). Peygamber Efendimiz duânın tesirinin sadece kendine mi mahsus, yoksa ümmete de şamil mi olduğunu sorunca, Cebrail (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Ya Rasulullah, bu duâ Cenab-ı ALLAH’ın sana ve ümmetine bir hediyesidir. Bunun sevabını ALLAH’tan başka kimse takdir edemez.”  [2]

Davut Aydüz der ki; “Şiî kaynaklarına dayalı olarak rivâyet edilen Cevşen’in faziletine dair hadis, ehl-i sünnet’in prensipleri doğrultusunda kabule şâyan değildir. Meselâ, “Cevşen’i okuyan dört semavî kitabı okumuş gibi olur, Bunu okuyan asla Cehennem’e girmez, Üzerinde Cevşen yazılı kefenle gömülen kişi kabir azabı görmez”… gibi. ihtimal bunları bu duâya kudsiyet kazandırma düşüncesiyle -ehl-i beyt imamları kanalıyla geldiği için- bazı ifratkâr kişiler uydurmuş olabilir…”

 

Cevşenin Okuyana bir takım maddi manevi faydaları ;
Cevşen vesilesiyle düşülen bir şirk şöyle anlatılıyor; “Cevşen, sürekli okunduğunda, okuyana birtakım maddî-manevî faydaları vardır ki, birçok ehl-i keşif ve islâm âlimi buna işaret etmişlerdir. Bunlardan birisi olarak Said Nursi , el-Cevşenü’l-Kebîr’i okuma neticesinde gördüğü faydalardan şöyle bahseder: “Münâfık düşmanlarımın maddî ve manevî zehirlerine karşı gerçi Cevşen ve Evrâd-ı Kudsiye-i Şâh-ı Nakşibend beni ölüm tehlikesinden, belki yirmi defa kudsiyetleriyle kurtardılar…”  [3]

 

Cevşenin Hz. Hasan ve Hz. Hüseyine fayda vermemesi :
Şia ve nurcular, cevşen duasının ehlibeyt imamları vasıtasıyla geldiğini iddia ederek tenakkuza düşmüşlerdir. Zira zehirlendiği rivayet edilen Hasan (r.a.) ve diğer ehlibeyt imamları, Kerbela şehidi Hüseyin (r.a.) ve etrafındakiler cevşen’in bu faziletinden neden istifade edemediler ? Düşündürücüdür ! Tabi temiz akıl sahipleri düşünür.

 

Cevşen ve  Mağarada Zikri Hafi Telkini :
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) mağarada Hazret-i Ebu Bekir’e (ra) hafi zikir talim buyurduğu gibi Cevşen de büyük kutupların ve güvenilir evliyanın uhdesinde mevsuk bir şekilde bulunmakta ve tâlim edilmekte olduğundan, ayrıca rivayet edilmesine ve meşhur kitaplara alınmasına ihtiyaç duyulmamıştır zırva savunumuyla senetsiz ve uydurma olduğunu itirafına rağmen meşruiyet kazandırılmaya çalışılması ancak cahillerin kabulleneceği işlerdir.

Cevşen hakkında Fikret Şanlı’nın yazısı da şu şekilde;
“Cevşen- i Kebir ve Cevşeni Sagir olmak üzere iki dua vardır. Uhud harbi esnasında Efendimizi öldürme teşebbüsleri çoğalıp havanın da sıcak olması hasebiyle zırhında yük yaptığı bir ortamda Cebrail (a.s.) gelir ve “Ey Muhammed! Rabbin sana selam ediyor ve üzerindeki zırhı çıkarıp bu duayı okumanı istiyor. Bu dua hem sana hem de ümmetine zırhtan daha sağlam bir emniyet sağlayacaktır.” [4] (Bu veya buna benzer metinler cevşen satılırken ufak bir kağıtla beraber verilir.)İşte yaklaşık 15 sayfa olan bu dua bize böyle gönderilmiştir.

Cevşen Taşıyana Musibet  Ulaşmaz zarar  vermez İddiası :
O günden bu güne kim onu üzerinde taşırsa başına musibet gelmez. Evinde olursa evi yanmaz. Çocuğunda olursa başına bir şey gelmez. Dini kasko olsa olsa budur herhalde !

 

Bu konu hakkındaki ilmi mütalaalardan şu sonuçlar çıkmıştır:

1- Peygamber Efendimiz Uhud’da zırhını çıkarmamıştır. Hatta üzerinde iki zırh birden vardı.  [5]


2- Cevşen’in Sünnî kaynaklarda bulunmaması, Şiîler’ce muteber kabul edilen Kutub-ul Erbaa’da bulunması, bunun uydurma olduğunu gösterir.


Cevşen ile ilgili rivâyetlerin, hadîs usûlünde kabul edilen rivayet usulleri ve özellikle hadîsin kabulünü gerektiren mütevâtir, sahih, hasen kategorileri içerisinde olmaması, Cevşen’in sıhhati hakkında epeyce ipucu vermiştir.
Üstelik bunun Musâ el-Kâzım - Ca’fer es-Sâdık - Muhammed el-Bâkır - Zeynelâbidîn - Hz. Hüseyin ve Hz. Ali tarîkıyle Hz. Peygamber’e isnâd edilmesi, yani hep Şiâ’nın sahip çıktığı şahsiyetler yoluyla intikali, Sünnî alimlerin ve toplumunun bu rivayeti göz ardı etme neticesine götürmüştür.

Cevşen’in mana ve muhtevası ne kadar güzel ve müsbet olduğu varsayılsa bile İlim erbabı Sünnilerce mevzunun sened tenkidi açısından yapılan değerlendirmeye itibar edilmektedir. Öyle de olmalıdır . Hadis usulü ilim dalı boşuna oluşmamıştır. Metni güzel diye tüm uydurma hadisleri sahihlersek ortalıkta uydurma ve zayıf hadis bırakmayız. Altının değerini sarrafı bilir misali Hadisin değerini (sahihliğini) de hadis usulü ilmine vakıf alimler bilir. Hiçbir hadis usulü alimi cevşen hakkındaki bahsedilen metne sahih diyememişlerdir. Her ne kadar sofiye ehlince hadis usulü diye bir şey olmasa da (onlara göre hadisin sahihliği şeyhlerine evliyalarının kalbine ALLAH tarafından hadisin keşfolunmasıdır. Ehl-i sünnet ne kadar uydurma olduğunu ilmi olarak ispat etse de tasavvufun şeyhleri okeylemişse o neredeyse Ayet mesabesindedir .) ehl-i sünnete göre vardır.

 

Fethullah Hocanın Konu ile ilgili Görüşlerinin Eleştirisi :
Şimdi buraya diyalogsever Fethullah Gülen’in kendi yazısından konuyla ilgili itikatlerini deşifre edeceğim :

“Bazen hadîs kriterleri ölçü olmayabilir. Ehlullah’ın Efendimiz’den keşfen hadîs alması hiç de az vaki olmuş hâdiselerden değildir. İmam Rabbânî der ki: “Ben, İbn Mes’ûd’dan, Muavvizeteyn’in (felak ve nas sureleri) Kur’an’dan olmadığına dair rivâyetini görünce bu sûreleri farz namazlarımda da okumamaya başladım. Ne zaman ki, Efendimiz’den onların Kur’an’dan olduğuna dair ihtâr aldım, ancak o zaman bu sûreleri farz namazlarımda da okumaya başladım”.
Bazılarının bizim kunut duâsı olarak okuduklarımızı, Kur’an’dan kabul etmesi de, yukarıda işaret etmek istediğimiz husûsa ayrı bir delil kabul edilebilir. Ve yine İmam Rabbânî’den bir misâl diyor ki: “Ben bazı hususlarda İmam Şâfiî’yi taklîd ediyordum. Ancak bana İmam Ebû Hanîfe’nin peygamberlik mesleğini temsil ettiği ihsâs edildi. Ben de Ebû Hanîfe’ye iktida ettim…”.
Bu durum da elbet belli kriter ve ölçü gerektirir. Yoksa önüne gelen herkes keşfen bir şeyler aldığını söyler ve ortalık bir sürü uydurma keşiflerle dolar. Ama bazı büyük zatları bu katagoriye dahil etmek çok büyük yanılgı olur. Onlar “Keşfen aldık” dediklerini mutlaka öyle almışlardır ve dedikleri de kat’iyen doğrudur. Ne var ki, bunları belli hadîs krıterleri içinde tahlîl etmek imkansızdır. Onun için de, hadîsçiler bu tür ifadelere iltifat etmemişlerdir. Ama onların iltifat etmemesi bu ifadelerin doğru olmadığı manasına da gelmez. Bütün bu söylediklerimiz Cevşen için de aynen geçerlidir. Onun için biz kesinlikle diyoruz ki, Cevşen manası itibariyle Efendimize ilhâm veya vahiy yoluyla gelmiştir. Daha sonra da ehlullahtan birisi bu Cevşen’i keşif yoluyla Efendimiz’den almış ve Cevşen bize kadar öyle ulaşmıştır.

(işte senet (!))

Bu hususlara şunu da ilâve etmek faydalı olur kanaatindeyim. Gümüşhanevî gibi bir büyük veli ve Bedîüzzaman gibi bir sahip-kıran, Cevşen’i kabullenip onun vird edinmişlerdir. Cevşen’in me’hazindeki kuvvet ve kudsiyete ait başka hiçbir delil ve bürhân olmasa, sadece isimlerini verdiğimiz büyüklerin bu kabullenişleri ve yüzbinlerce insanın Cevşen’e gönülden bağlanıp değer atfetmeleri, Cevşen hakkında en azından ihtiyatlı konuşmaya yetecek güç ve kuvvette delillerdir. Sadece senedine ait bir boşluktan dolayı Cevşen’e dil uzatmak en ılımlı ifadeyle bir haksızlıktır. “ [6]

Hatadan münezzeh önderleri ve kalabalık yığınların bu senetsiz metni güzele kapılmalarını şantaj olarak göstererek ehli sünnete uygun şekilde hadis usulüne uymamızı kınıyor ve aba altından tehdit ediyor. Bu bidatçilere sözümüz “ hadi ordan sende” olacaktır .

 

3- “Cevşen’i okuyan dört semavî kitabı okumuş gibi olur”,
“Bunu okuyan asla Cehennem’e girmez”
 veya “Üzerinde Cevşen yazılı kefenle gömülen kişi kabir azabı görmez …v.b.” akideye muhalif inançlar cevşenin ne olduğu hakkında bırakın Sünni kesimi , Kendileri daha da sapık olmasına rağmen ehl-i kitaba bile tebessüm ettirecek boyuttadır.

 

4- 15 sayfalık metnin sahih olması çok zor görünmemektedir. Çünkü bu metin, bilinen bir vakıayı, bir kıssayı veya tarihî bir olayı anlatan, hafızada tutulması kolay metinlerden farklı olarak her kelime ve cümlesinin büyük bir titizlikle zaptedilip tekrarlanması, Hz. Peygamber’den alınıp rivayet edilmesi uzun ve çok zor denecek kadar güçtür”

 

5- Madem bu dua Peygamber Efendimizi koruyacaktı da Efendimiz , Uhud harbinde niye yaralandı?
“Ebu Said el Hudri der ki: Rasulullah’ın yüzüne baktım. Her iki şakağında gümüş para yerini andırır iz, alnında saçının dibinde de bir yara vardı. Alt dudağı yarılmış, sağ yanındaki rebaiye dişinden birisi de kırılmıştı… Yardım edilmedikçe attan inemedi… Her iki Sade (Sa’d b. Ubade ile Sa’d b Muaze) dayanarak evine girdi.”  [7]
Hani bu dua zırhtan daha iyiydi ? Bu savaştan sonraki savaşlarda niye yaralanmalar oldu? Efendimiz mübarek dişini niye yitirdi?  70 kadar sahabi neden şehid oldu ?

 

6- Cevşeni takarak güvende olma itikadi İslam’ın tevekkül mantığına ters. O halde bu hadis nerede geçiyor diye araştırdığımızda şu sonuca varırız ki, bu olay ehl-i sünnetin ne birinci derece hadis kitaplarında, ne de ikinci derece hadis kitaplarında. Peki bu uydurma şey bize nasıl ulaştı diye bakarsak şu sonuca varırız:

 

Bu duanın aslı cevşen kelimesinde saklı. Cevşen Farsça (şia) bir kelimedir. Zırh demektir. İran kaynaklarına göre Cevşen-i Kebir ile ALLAH’a müracaatta bulunan kimseye Bedir Şehidleri derecesinde 900.000 şehit sevabı verilir. Bu duayı kefenin üzerine yazan mü’min azap görmez onu okuyan kimse dört semavi kitabı okumuş gibi olur… v.s, v.s….
Cevşen baskılı kefenlerin ehl-i sünnet cenaze işleri müdürlüğünde bulunması an meselesidir
Hakikaten buna inanılır mı derdim ama inanılıyor. İran’da binlerce cevşenli kefen var bizde de cahil ve tasavvuf tıyniyetli binlerce insan.
Her dönemde dinini bilmeyen insanları istismar etmek için birileri çıkıp din adına bir şeyler uydurup onunla menfaat sağlamak isteyen insanlar çıkmıştır. Hristiyanlar da cennetten arsa satmadılar mı?
Yıllar önce Fethullah Gülen’in Zaman gazetesinin ikinci sayfasında cevşen adı altında üç gün boyunca tam sayfa yazısı çıkmıştı. Sonuç olarak şu kanıya ulaşılıyordu:

“Evet! Bu olay ehli sünnetin hadis kitaplarında yok.
Evet! Bu olayın silsilesi şia silsilesi.
Evet! Bu olayın aslı olmayabilir. Ama bu duayı üstadın okuması bizim için yeterlidir.”

 

Bundan sonra iki konunun izah edilmesi gerektiği kanısındayım.

1. Mesele: Madem bu olayın aslı yok “zira din isnattır.” buyuruluyor. Peki niye halen cevşen satılırken bu kayıtlar veriliyor. Bu tip insanlara ancak şu ayet mealini söyleyebiliriz: “ALLAH’ın ayetlerini az bir paraya satmayın.” Az bir paraya satmayın, yani dini istismar edip dinin sırtından zengin olmaya kalkarsanız ne kazanırsanız kazanın o az bir para olacaktır, haberiniz olsun.

Nur Cemaatinin ayrılmasının sebeplerinden ve Risalelerdeki ebcet hesabı hatalarından bahseden bir kitapta  [8] bu sebeplerin başında Risalelerin kârının kimde kalacağında anlaşılamamasıdır der.

 

2. Mesele: Aslında bu en önemli meseledir. İnsanların cevşeni takarken bu inançta olmalarıdır. Kendilerini bu kağıdın koruyacağını zannederler ve kağıdı asarak yardım beklerler ki bu insanları cahiliyyedeki puta tapanlar gibi putperestliğe alıştırma gibidir. Oysa ALLAH istemedikçe dünya ve içindekiler ne isterse istesinler onlara bir şey olmaz.
Kuvvet ve kudret sahibi olan ALLAH’tır ki insanlara bunun ilahi bir yönünün olmadığı söylense ve sadece bunda ALLAH’ın güzel isimleri, dualar, Bedir ashabının ismi var denseydi cevşen bu kadar yayılır mıydı?”

 

Ezcümle ; İsnad olarak sabit olmayan Cevşen duasının –savunanların da kabullendiği gibi - şia uydurması olduğu sabittir.[ Şia'nın dua kitaplarından el Kummî'nin Mefatihul Cinan adlı eserinde, el Kef'ami'nin Beledul Emin adlı eserinde kopuk bir isnad ile zikredilmiştir.]
Nurcular; “Şiilerin rivayetlerinde de sahih şeyler bulunabilir, Ehli Sünnet alimleri şiadan hadis almaktan çekindikleri için pek çok doğru şeyden mahrum kalabiliriz” bahanesiyle cevşen’e meşruiyet kazandırmaya çalışıyorlar. Bu sözleri ilimden nasibsizlerin sözüne benzemektedir. Zira ALLAH Teala itikadı sahih olsa bile fasık (günahkar) birinin getirdiği habere itibar edilmemesi beyan ederken, yalan söylemeyi dinen vacip olarak gören Şiilerin anlattıklarına nasıl itibar ederiz?


Ehl-i sünnet alimlerinin şia’dan hiçbir rivayette bulunmadıkları yolundaki iddia da çok su götürür. Ehli Sünnet muhaddisleri bidat fırkalarından rivayet hususunda hassas kriterler koymuşlardır. Bunlardan bazıları; rivayette bulunan kişinin kendi fırkasının davetçilerinden olmaması, yalanı caiz gören fırkalardan birine mensup olmaması gibi hususlardır. Bu ve benzeri şartların haricinde kalanların rivayetleri Ehli Sünnet kaynaklarda mevcuttur. Dolayısıyla Rafızilikte aşırı olmayan Ali b. Zeyd bin Cüdan, Cerir b.  Abdilhamid, Atiyyetul Avfi gibi pek çok şii raviler kütübü sitte ricali arasında yer bulmuştur.


Şii ravilerin rivayet ettiği hadislerden sahihi, zayıfı ve uydurma olanları Ehl-i Sünnet kaynaklarda mevcut olup, cevşen ile ilgili rivayete asla itibar edilmemiştir.
Ahmed Ziyâeddin Gümüşhanevi’nin nakletmesine gelince, bilindiği gibi o, sufidir. Sufiyye ise özellikle son dönem sufileri, Ehli Sünnete pek çok hususta muhalefet ederek Batınîlik ve Şia’ya meyillidirler.
İsmail Hakkı Bursevi gibi pek çok sufi, Rasulullah sallALLAHu aleyhi ve sellem’e isnad edilen rivayetin sahih yada uydurma olmasına aldırmadan amel etme gereğine inanmışlardır.

Halbuki ALLAH Azze ve Celle dünyevî hususlarda bile zanna tabi olmayı yasaklamıştır. Kaldı ki dini hususta zan bile ifade etmeyen, uydurma oluşu alenen ortada olan bir hikaye ile nasıl amel edilebilir?
Cevşenin isnadının sağlamlığından dem vuranlar, rivayetin isnadını Musa Kazım r.a. ile başlayarak zikrederler ve sahihmiş gibi bir görüntü vermeye çalışırlar. Fakat Musa el Kazım’dan bunu rivayet ettiği söylenen şii ravilerden bahsedilmez!


Muhtevası hakkında ise; “Bu duanın içeriğinde sakıncalı bir husus yok, esma-ul Hüsna ve ayetler içeriyor” denilerek aklen güzel görülerek savunulmaktadır. Bir amelin makbul olabilmesi için iki şartın birlikte olması zorunludur; ihlas ve sünnete uygunluk.

Fudayl b.  İyad r.a. der ki; “Bir amel ALLAH için halis olup da, doğru olmazsa kabul edilmez. Yine bir amel doğru olup da ALLAH’a has kılınmazsa yine kabul edilmez. Amelin halis olması; yalnız ALLAH rızası gözetilerek yapılmasıdır. Doğru olması ise; sünnete uygun olmasıdır.” [9]

Bidatlerin çirkinliğinden Daha önceki yazılarımızda bahsederek delillendirmiştik. Ebu Zerr r.a.’ın rivayet ettiği sahih hadiste Rasulullah sallALLAHu aleyhi ve selem; “Sizi cennete yaklaştıracak olan ve cehennemden uzaklaştıracak olan her şeyi açıkladım” [10]  buyurmuştur. O halde neden ayetlerle ve sahih hadislerle sabit olan dualar bırakılıp tavsiye edilmeyen bir dua metni ile nesiller boyu meşgul olunur ?


İmam Malik de şöyle der; “Kim güzel bularak bidat çıkarırsa, Muhammed s.a.v’in risalet görevine ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Zira ALLAH Teala; “Bu gün dininizi kemale erdirdim”  [11] buyurmuştur. O gün dinde olmayan bir şey bu gün de dinden olamaz.”   [12]

Nafi r.a. anlatıyor; İbni Ömer r.a’nın yanında birisi aksırdı ve “elhamdu lillah vesselamu ala Rasulillah” = ALLAH’a hamd Rasûlune selam olsun dedi. Bunun üzerine İbn Ömer şöyle dedi: Ben elhamdulillah vesselamu ala Rasulillah mı diyorum Rasûlullah (s.a.v.) bize böyle öğretmedi. Bize “elhamdulillahi ala kulli hal” = Her zamanda ve her zeminde ALLAH’a hamdolsun dememizi öğretti.”   [13]
Görüldüğü gibi bahsedilen şahıs aslında görünüşte kötü bir şey söylememiştir. Fakat sünnette öğretilen dua yerine kendi uygun bulduğu şekilde dua ettiği için, İbni Ömer r.a. tarafından tepkiyle karşılanmıştır.
Abdullah Bin Mugaffel (r.a.) oğlunun; “ALLAH’ım Senden cennetin sağında beyaz bir köşk istiyorum” dediğini duyunca; “Peygamber Aleyhisselam’ın şöyle buyurduğunu işittim; “Bu ümmette duada haddi aşanlar olacaktır.”  [14]

 

Berâ b. Âzib (r.a.)’den rivâyete göre, Peygamber sallALLAHu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “yatacağında namaz abdesti gibi abdest al, sonra sağ tarafına uzanıp şöyle de; “ALLAH’ım irademi sana teslim ettim yönümü sana çevirdim senden korkup seni isteyerek işlerimi sana bıraktım sırtımı sana dayadım senden kaçıp kurtulmak ancak sana dönmekle mümkündür. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygambere iman ettim.” bunları söylediğin gece ölürsen fıtrat üzere tertemiz ölürsün, sabaha çıkarsan hayır kazanmış olarak sabahlamış olursun”; Berâ diyor ki:
“Ben gönderdiğin Rasûle dedim…” Bunun üzerine Peygamber sallALLAHu aleyhi ve sellem göğsüme vurdu ve; “Gönderdiğin peygambere de ” buyurdu.  [15]


Burada da görüldüğü üzere, aynı anlama gelen iki kelime arasında dahi bir değişiklilk yapılması caiz görülmemişken, Rasulullah sallALLAHu aleyhi ve sellem’den geldiği sabit olmayan bir dua ile nasıl dua edilebilir?
Rasulullah s.a.v.’in sünnetinde bulunmayan dualarla dua edenlerin, Esma-ul Hüsna’dan belirli isimleri belirli sayılarda okuyanların bulunduğu ortamdaki cinleri rahatsız ettiği, cinlerin de bu kimselere musallat olduğu söylenmektedir. Özellikle günlük virdleri çok sayıda olan sufilerde ve Cevşeni çok okuyanlarda aklî rahatsızlıklar sık görülmektedir.

Hayvani gıdalardan riyazet ederek “çile” dedikleri halvete giren ve orada zikir yaptıkları esnada şeytanların telkinine kapılarak mehdilik iddiasında bulunanlara sık rastlanılmakta, bunlardan bazılarında görülen olağanüstü işlerin keramet olduğu zannedilmektedir.

Aslında bu islami bir usül değil, hatta sünnette yasaklanmış hususlardandır. Bunun en büyük göstergesi de aynı şekilde riyazete çekilen rahiplerin de bir takım harikuladelere sahip olmasıdır.
İslam’da gaye keramet elde etmek değil, istikameti muhafaza etmektir. Mehdilik iddiasıyla birkaçı ortalıkta dolaşarak kendilerinin bir takım füyuzata ve keşiflere muhatap olduklarını, Mehdilik görevinin kendilerine verildiğini söylemektedirler. Bunlardan birisi İsa a.s.’ın manen nüzul ettiğini ve kendisinin arkasında namaz kıldığını söylerken, diğeri de çıkardığı ebced hesaplarıyla kendisinin Mehdi ve oğlunun da aslında İsa a.s. olduğunu söylüyordu. Belki iyi bir niyetle işe başlamışlardı ama sünnetten sapmak onları bu şekilde mecnunlar haline getirmişti.

 

İmam Müslim, Sahih’in Mukaddimesinde “İsnadın Dinden Olduğunu Beyan Babı” açar ve şöyle der:
“Bu babta, rivayetin ancak mevsuk ravilerden kabul edilmesi lâzım geldiği; ravilerde bulunan kusurlar sebebiyle onları cerh etmenin caiz, hatta vacip olduğu; bunun haram olan gıybet değil, bilâkis şer’-i şerifi müdafaa manasına geldiği görülecektir.”  [16]

Muhammed b. Sirin demiştir ki: “Şüphesiz ki bu ilim (isnad) dindir. Öyle ise, dininizi kimlerden aldığınıza dikkat edin!”


Abdullah b. el-Mübarek de şöyle demiştir: “İsnad dindendir. Eğer isnad olmasaydı, muhakkak her isteyen istediğini söylerdi.”  [17]

ALLAH ümmeti (ehl-i sünneti) İslam’ın iki kaynağı olan Kuran ve sahih sünnete uygun şekilde amel ve ibadet eden muvahhid Müslümanlardan eylesin .

وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذِي لَا يَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِهِ وَكَفَى بِهِ بِذُنُوبِ عِبَادِهِ خَبِيرًا
Sen ölümsüz ve daima diri olan ALLAH’a güvenip dayan. O’nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından haberdar olarak o yeter.   [18]
وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
“İnanlar ancak ALLAH’a güvensinler” [Al-i İmran 160. ayet]

 

 Dipnotlar:
 [1] (Cevşen maddesi s.462-464)
 [2] (Gümüşhaneli Ahmed Ziyâeddin , Mecmuatü’l Ahzab, İstanbul 1298 R, s. 231-261.)

  •  [3] [ Risale-i Nur Külliyatı, II,1738 (Emirdağ Lâhikası I).]
     [4] [ İslam Ansiklopedisi Cevşen bölümünde güzel mülahazalar vardır. Konuyu daha derin araştırmak isteyenlere tavsiye olunur. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c: 7, s: 462-3-4]
  •  [5] [İslam Tarihi Mustafa Asım Köksal, c. 3, s. 172]
     [6] (M. Fethullah Gülen, Prizma-1, İzmir 1995, s.119-122.)
     [7] [ İslam Tarihi Mustafa Asım Köksal, c. 3, s. 233]
  •  [8] [İşaratı Gaybiye ve Ayniye, Yazan M. Ali Nebioğlu, 1964, Ankara]
     [9] [ Ebu Nuaym Hilye(8/95)]
     [10] [ Taberani Mucemul Kebir(1647)]
     [11] (Maide 3)
     [12] [ Şatıbi el-İtisam(1/64)]
     [13] [ Tirmizi(273  Hakim(4/265) isnadı hasendir]
     [14] [sahihtir. Ebu Davud(96,1480) Deylemi(3440) Ahmed(1/172) İbni Hibban(15/166) Hakim(1/267) Beyhaki(1/196) Abd Bin Humeyd Müsned(1/180) Hüseyni El Beyan Vet Tarif(2/181) Tuhfetul Ahvezi(1/157) Neylul Evtar(1/215) Tayalisi(1/2  Feyzul Kadir(4775) İbni Mace(3864) Kenz(3295) benzerini; Cem’ül Fevaid’de(9252) Rudani nakleder.]
  •  [15] [Buhâri, Daavât 7, 9; Tevhid 34; Müslim(2710) Tirmizi(3391) Ebu Dâvud(5046, 5047, 5048).]
  •  [16] (Müslim, Mukaddime, 5. Bab.)
     [17] (Müslim, Mukaddime, 5. Bab.)
     [18] [Furkan suresi 58. ayet]

  • Bu Makaleye Ait Eleştiri Makaleleri
    # Makaleler Adı
    Kullanıcı Yorumları

    ! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
    Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

    Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
    Nurgül Çepni / 23.7.2009



    Eski Eserler


    Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

    Hesap İşlemleri

    Üye değil misiniz? Üye olun!

    Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...