Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 892 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0

Mücahid Tomanın Kitabı

 Kitap Detayı Kitap No : K-  
Yazar Adı İlim Dalı Konusu Dili
Ahmed Yüksel Özemre Kitap Hakkında Türkçe
Özelliği Tercüme Eden
 
       
Makale No: 831 Hit : 4856 Hata Bildirimi Tavsiye Et
   Makale Yazarına ait Kitaplar E-Kitaplar Makaleler Hakkındaki Makaleler    

Yazara ait kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait e-kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait makaleler
# Makaleler Adı
1 Vahiy Akıl İlişkisi
2 Üsküdarın Kuşları
3 Üsküdarın Kaybolan Lezzetleri
4 Üsküdarın Kaybolan Kokuları
5 Üsküdarın Kadınları
6 Üsküdarın Dergahları
7 Üsküdarda Manevi Hayat
8 Üsküdarda Konak Hayatı
9 Üsküdarda Ezan
10 Üsküdarda Ebru Sanatı
11 Üsküdar Sehaveti
12 Türkçe Kuran Çevirilerinde Nefs Ruh Resul Nebi Yakıyn Mevt Kelime Çiftlerindeki Kavram Kargaşası
13 Türk Tesbihçiliği
14 Türk Dilinin Zenginliğinin Mücessem Şahidi Kubbealtı Lugatı
15 Taklidi İmandan Tahkiki İmana Geçişin Dramı
16 Simetrik Ebru
17 Said Nursinin Eserinde Esir Kavramı
18 Rölativite Teorisinin 100. Yıldönümü Münasebetiyle XX. Yüzyılın En Büyük Teorik Fizikçisi
19 Psikologlarımız
20 Ortaçağı Sever misiniz?
21 Nevruz Bayramının Kökenleri
22 Mücahid Tomanın Kitabı
23 Mucize
24 Modernist Akım İçinde Kuran Tefsirleri
25 Mesnevide Vehim
26 Masonluğun Kökeni
27 Louis Massignon
28 Kuran Tilavetinde Üsküdar Ağzı
29 Keplerde Pitagorcu Düşüncenin Evrimi
30 Kalıcı Doktrinler Geçici Doktrinler
31 Kader ve Kazaya İmanı Anlamak
32 İslamiyet Açısından Reenkarnasyon
33 İslamda Kadın Hakları
34 İslam Hoşgörü ve Eşitlik
35 İncillerin Tarihine Giriş
36 İlmi Araştırma Ahlakının Bazı Temel Sorunları
37 Hz. Peygamber (s.a.)'in Risaletinin Evrenselliği
38 Hıristiyanlık İslam İle Bağdaşamaz
39 Hadislerin Sıhhati Meselesine Objektif Bir Metodoloji Çerçevesinde Bakış
40 Gazetecilik Bir Sanattır
41 Epistemolojinin Tanımı ve İşlevi
42 Dücane Cündioğluya Açık Mektup
43 Dinler Arası Diyalog
44 Din Nedir?
45 Çağımızda Tasavvuf
46 Bilgi Çağında Hikmetin Yeri ve Önemi
47 Aziz Mahmud Hüdayide Mirac Neşesi
48 Abdest ve Kurbanın Remzi (Sembolik) Anlamı

Yazar Hakkındaki Tanıtım Makaleleri
# Makaleler Adı
1 İlk Atom Mühendisimiz Ahmet Yüksel Özemrenin Ardından…

Özeti
click here read here why do married men cheat
read here read read

Yayın Bilgileri
Yayınlandığı Kaynaklar
Yayınlandığı Tarih 01 Mart 2005
Yayınlandığı Dergi
Sanal Dergi
Makalenin Linki http://www.ozemre.com/index.php?option=com_content&task=view&id=103&Itemid=57

Makale Metni   [Yazdır/Print]

Mücâhid Toma’nın Kitabı

 

Giriş

1945 yılında Yukarı Mısır'da Luksor harâbelerinin 50-60 km kadar kuzey-batısında bulunan Nag Hammâdi'de ortaya çıkarılmış olan ve bugün Nag Hammâdi Külliyâtı diye anılan Kıptîce bir külliyâtın II. numaralı cildinin 7.si olarak kaydedilmiş olan kitap "Mücâhid Toma'nın Kitabı (Mattias Tarafından İktibâs Edilen, İsâ'nın Yahûda Toma'ya söylediği Gizli Sözler)" olarak anılmaktadır.

 

Havârî Yahûda Toma'nın Urfa civârında, Süryânice konuşan bir ilk dönem hıristiyan topluluğu nezdindeki i'tibârı büyüktür. Pekçok bilim adamı Toma'ya Göre İncîl'in1, Mücâhid Toma'nın Kitabı'nın ve Toma'nın İşleri başlıklı yazıların hepsinin de bu topluluktan çıkmış olduğuna inanmaktadırlar. İlgili bilim adamları arasında, Mücâhid Toma'nın Kitabı'nın III. yüzyılın ortalarında yazılmış olduğu kanaati ağır basmaktadır. Kitabın aslı sâdece 7,5 sayfada 318 satırdan ibârettir. Kitabın ismi İngilizce'de "The Book of Thomas the Contender", Fransızca'da "Le Livre de Thomas l'Athlète", Almanca'da "Das Thomasbuch" ve İtalyanca'da ise "Il libro di Tommaso l'Atleta" diye geçmektedir2.

 

Mücâhid Toma’nın Kitabı’nın elde bulunan nüshası Kıptîce'nin Sahidî lehçesinde yazılmıştır. Bununla beraber bu nüshanın aslı Süryânice olan bir nüshadan Kıptîce'ye tercümesi olması ihtimâli de yüksektir. Kitabın, şu âna kadar, bizim ulaşabildiğimiz tercümeleri, biri İngilizce'ye3 ve diğeri de de Fransızca'ya4 olmak üzere iki tercümedir. Kitabın İngilizce ve de ilk tercümesi hâlen A.B.D.nde Nebraska Üniversitesi Eski Eserler ve Dinî İncelemeler Bölümü’nde öğretim üyesi bulunan Prof.Dr. John D. Turner’in doktora tezinin temelini teşkil etmektedir. Fransızca'ya tercüme ise Fribourg/İsviçre'de "École de Foi et des Ministères"de hoca olan Râhip Raymond Kuntzmann tarafından yapılmıştır. Bizim tercümemiz ise bu her iki tercümeye dayanmaktadır. Kitabın Internet'te Roald Zellweger tarafından yapılmış bir Almanca tercümesine5 rasladıysak da bizde, bunun Kıptîce'den Almanca'ya değil de Turner'inkinden Almanca'ya hemen hemen kelimesi kelimesine yapılmış bir tercüme olduğu intibaı uyandı; ve bundan pek istifâde edemedik.

 

R. Kuntzmann adı geçen kitabında yaptığı tercüme için yararlandığı eserleri de zikrederken bunların: 1) J.M. Robinson, Interim Collations in Codex II and the Gospel of Thomas, Mélanges d'Histoire des Religions Offerts à Henri-Charles Puech, Paris 1974, s. 379-392; 2) H.M Schenke, Sprachliche und exegetische Probleme in den beiden letzten Schriften des Codex II von Nag Hammadi, Orientalische Literaturzeitung cild: 70, s. 5-13, 1975; ve 3) J.E.Ménard'ın kendisine verdiği özel notları gibi "mukāyeseli kritik yazılar" ile: 1) J.D. Turner, Book of Thomas the Contender, from Codex II of the Cairo gnostic library from Nag Hammadi (CG II, 7): the Coptic text, with translation, introduction and commentary, Society of Biblical Literature: Distributed by Scholars Press, University of Montana, Missoula, Montana.: ISBN: 0891300171, (1975); 2) M. Krause, Das Thomasbuch, Die Gnosis (Edit. W. Foerster), 2. Cild: Koptische und mandaeische Quellen, s. 136-148, Zürich-Stuttgart, (1971); ve 3) D. Kirchner, Das Buch des Thomas. Die siebte Schrift aus Nag-Hammadi Codex II, Theologische Literaturzeitung, cild: 109 (1977), s. 793-804, gibi kitaplardaki biri İngilizce'ye ve diğer ikisi de Almanca'ya tercüme olduğunu bildirmektedir. Ayrıca, gene Kuntzmann'ın kelime kelime işâret ettiğine göre kitapta Kıptîce'nin yanında Grekçe'den doğrudan doğruya alınmış pekçok kelime de bulunmaktadır.

 

1977-1986 arasında Collège de France'da "İslam Öncesi Doğuda Hıristiyanlık ve Gnostik Akımlar Kürsüsü" sâhibi olan A. Guillaumont'un (1915-2000), kendi kürsüsünde, 1973-1974'de bir yıl süren "Le Livre de Thomas l'Athlète et l'Exégèse sur l'Âme: Mücâhid Toma'nın Kitabı ve Nefs Hakkında Yorum" başlıklı bir seminerde bu kitabı incelemiş ve yorumunu yapmış olduğu Collège de France'ın web sitesinde kayıtlıdır. Ne yazık ki bu seminerin muhtevâsı basılmamış ve Guillaumont'un notlarına erişmemiz de, tıpkı M. Krause'nin ve D. Kirchner'in tercümeleri gibi, maalesef mümkün olmamıştır.

 

Bize göre Mücâhid Toma'nın Kitabı muhtevâ, uslûb ve uzunluk bakımından farklı beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm

 

"Bunlar Halâskâr'ın6 Yahûda Toma'ya söylediği ve, ben Mattias'ın7, yürürken onların biribirleriyle konuşmalarını dinleyip kaydetmiş olduğum gizli sözleridir."

 

şeklindeki kısa bir dibâcedir.

 

İkinci bölüm Hz. İsâ ile Toma arasında nefse, nefse hâkim olanların sorumluluklarına, hevâ ve hevesine mağlûb olanların bu Dünyâ'daki ve Âhiret'teki ahvâline odaklanmış sorulu-cevaplı diyalog tipinde bir konuşmadır.

 

Üçüncü bölüm Hz. İsâ'nın nefsine mağlûb olanlara yönelttiği ve her seferinde "Yazıklar olsun sizlere!" diye eseflerini beyân ettiği monolog tipinde cezbe dolu bir suçlamadır.

 

Nisbeten kısa olan dördüncü bölüm gene Hz. İsâ'nın âriflere ve haiz oldukları irfân dolayısıyla bu Dünyâ'da horlananlara "Ne mutlu sizlere!" diye başlayan müjdeler içeren gene monolog tipinde cezbeli bir beyânıdır.

 

Beşinci son bölüm ise, yalnızca:

 

"Kâmillere yazan Mücâhid Toma"nın Kitabı

 

* * * 

Dualarınızda beni de hatırlayınız kardeşlerim!

Evliyâullāh'a ve Rûhânîler'e

Selâm ola!

 

ibârelerinden ibârettir.

 

Dibâce ile bu sonuncu bölümün muhtevâları karşılaştırıldığında kitabın yazarının Mattias mı, Toma mı olduğu konusunda doğal olarak bir tereddüt hâsıl olmaktadır. Eğer kitabın tümü gerçekten de Hz. İsâ ile Toma arasındaki konuşmaları işitip de kaydeden Mattias tarafından yazılmışsa o zaman Toma'nın bir başka vasfının da "Kâmillere mektuplar yazmak" olduğu anlaşılmalıdır. Bu takdirde dua bekleyip Evliyâullāh'a ve Rûhânîler'e selâm gönderen de Mattias'dır. Uslûb farkı dolayısıyla kitabın I. ve II. bölümlerinin Mattias'ın tuttuğu notlara karşılık diğer bölümlerinin Toma tarafından kaleme alınmış ve daha sonra bu iki müellifin Hz. İsâ'dan nakillerinin Toma ya da başka biri tarafından birleştirilip tâdil edilerek Mücâhid Toma'nın Kitabı'nın son şeklinin ortaya çıkmış olması da muhtemeldir.

 

Kitabın orijinal metni zamanın tahribâtına uğramış, okunması mümkün olmayan silik bâzı kısımlar ihtivâ etmektedir. Turner bu kısımları tercümesinde ya olduğu gibi boş bırakmış ya da kendi telâkkisine göre doldurmuştur. Hem Toma'ya Göre İncîl'in ortaya koymuş olduğu perspektifden ve hem de bu incîlde Hz. İsâ'nın davranış özelliklerinden faydalanarak, ve ayrıca metnin muhtevâsının siyâk ve sibâkını8 göz önünde tutarak bâzı boşlukların metnini ihyâ etmemiz ve Turner'inkileri ile Kuntzmann'ınkilerini de tâdil etmemiz mümkün oldu. Bu gibi ibâreleri tercümede {} şeklindeki kıvrık parantezlerin içinde gösterdik. {….} şeklindeki parantezler ise metindeki, uygun bir şekilde ihyâ etmemizin mümkün olmamış olduğu silik yerleri göstermektedir. Ayrıca tercümenin daha anlaşılır olabilmesi için bâzı yerlere de [] şeklindeki köşeli parantezler içinde bâzı açıklayıcı ifâdeler ekledik. Her iki cins parantezler içindeki bu iki ayrı türden eklemeleri de hep italik olarak gösterdik.

 

Ayrıca Turner ile Kuntzmann'ın tercümelerinde bâzı belirli yerlerde mânâya tesir eden önemli farklar olduğunu gördük. Meselâ: Turner'in; "What is your opinion?" yâni "Senin düşüncen nedir?" diye tercüme ettiğini Kuntzmann: "Ce qui t'es manifesté, tu les possèdes" yâni "Sana izhâr edilmiş olanı sen çok iyi bilirsin" diye tercüme etmektedir.

 

İşin ilginç yanı, Kuntzmann'ın ayrıca bu ibârenin M. Krause tarafından: "Sen sana ifşâ edilene sâhipsin", H.M. Schenke tarafından: "Sana zâhir olan nedir?", D. Kirchner tarafından: "Sana âşikâr görünen nedir?", ve J.E. Ménard tarafından da: "Sana ifşâ olunanı iyice hazmettin mi?" şeklinde tercüme edilmiş olduğunu belirtmesidir9. Bu tek bir misâlden de görülmekte olduğu gibi kitabın Kıptîce'den tercümeleri oldukça problematiktir. Bunun: 1) metnin ifâde tarzının yalın olmasından, 2) III. yüzyılda konuşulan Kıptîce'nin Sahidî Diyalektiği'ne ait vokabülerin semantik açısından muğlâk olmasından, ve 3) tercümanların da bu metni XX. yüzyıl insanına anlaşılabilir kılmak için kendi telâkkilerine göre yorum yapmak zorunda kalmış olmalarından ileri geldiği anlaşılmaktadır.

 

Gāyemiz Turner ile Kuntzmann'ın (ve diğerlerinin) içinde yetişmiş oldukları grek-yahudi-hıristiyan medeniyetinin kendilerine empoze ettiği paradigmalar çerçevesinde değil fakat Hz İsâ'nın Kur'ân'da tazîz edilmiş büyük bir peygamber olması hasebiyle, Toma'ya Göre İncîl'de de izlemiş olduğumuz gibi, İslâm medeniyetine has paradigmalar çerçevesinde ve bu medeniyete has terminoloji içinde bu kitabın ne anlatmak istediğinin ortaya konulması olmuştur. Hiç kuşkusuz, bu da ayrı bir yorumdur.

 

"Mücâhid Toma'nın Kitabı"nın Türkçe'ye Tercümesi

I. [Bunlar] Halâskâr'ın Yahûda Toma'ya söylediği ve, ben Mattias'ın, yürürken onların biribirleriyle konuşmalarını dinleyip kaydetmiş olduğum gizli sözleri[dir].

 

II.1. Halâskâr dedi ki: "Kardeşim Toma, mâdem ki bu âlemde imkânın var, dinle beni de derûnunda uzun uzun düşündüğün şeyleri sana açıklayayım.

Ve mâdem ki senin, benim [mânevî] ikizim ve sâdık ihvânım olduğunu10 söylüyorlar, o hâlde sen de nefsini bir incele de kim olduğunu, ne yollu var olduğunu, ve gelecekte ne olacağını öğren! Sana benim kardeşim denildiğinden ötürü de, senin nefsinden câhil olman yakışık almaz. Ne demek istediğimi anladığını biliyorum; çünkü daha önce de sen benim "Hakîkat’ın Bilgisi" olduğumu idrâk etmiştin. Bana refâkat ettiğin sürece, anlamasan bile sonunda [artık] bilmeye başladın; ve bundan böyle senin mahlâsın "Nefsini Ârif" olacak. Gerçekten de nefsini bilmeyen hiçbir şey bilmemiş olur; ama nefsini bilen her şey hakkında derinliğine bilgi sâhibi [yâni Râsih] olur. Dolayısıyla, kardeşim Toma; insanlara nelerin setredilmiş olduğunu, yâni [insanların] bunların karşısında nasıl câhilce tökezlendiklerini sen de [artık] pekālâ bilmektesin".

 

II.2. Bunun üzerine, Toma Efendi'sine dedi ki: "Ben de bunun için Mi'râc'ından önce sana sormuş olduğumu açıklamanı istirhâm ediyorum. [Gayb Âlemi'ne ait olan] bâtınî şeyleri senden duyduğum zaman onlar hakkında konuşmam mümkün oluyor. İnsanların önünde Hakîkat’ten söz etmenin ne kadar zor olduğunu [da] çok iyi bilmekteyim".

 

Halâskâr cevâben dedi ki: "Eğer [Şehâdet Âlemi'nde] sizlere izhâr edilenler sizlere hâlâ muğlâk ise, [Gayb Âlemi'nde olup da] sizlere izhâr olunmayanlardan nasıl haber alacaksınız ki? Eğer Hakîkat'ın [bu] Âlem'de görünmekte olan umûruna uygun davranmak sizler için zor ise, bu takdirde İlliyyîn'e11 ait olandan nasıl söz edecek ve bâtınî umûra uygun olarak nasıl davranacaksınız? Ve nasıl olur da sizlere cehd-ü gayret sâhibi denilebilir? Sizler bu bakımdan müptedîlersiniz; ve kemâlin bâlâsına12 [da] henüz mazhar olmuş değilsiniz".

 

II.3. Toma, buna cevap olarak, Halâskâr’a dedi ki: "Bâtınî olduğunu söylediğin [ve] bizlere gizli [olan] bu umûrdan söz etsene!"

 

Halâskâr dedi ki: "{Bütün} bedenler {...} [biliniz ki] nefs[ânî vasıfların] sebebidir... Bu tıpkı {....} [ağaçların gövdelerinden zuhur eden meyvalar kadar] âşikâr[dır]. {Buna karşılık} Âlî nesneler{in mâhiyeti ise} görünen nesneler{den farklıdır}, ama bunlar kökleri {i'tibâriyle kendilerini} izhâr ederler ve onları besleyen de meyveleridir. Fakat [bütün] bu zâhirî bedenler kendilerine benzeyen mahlûkātı yutarak hayatlarını sürdürürler. Bunun sonucu olarak da bedenler değişime uğramış olur. Şu hâlde, bu hayvânî bir vücûd olduğundan bu değişen [de] bozulup yok olacak; ve o andan i'tibâren de [bunun] yaşama ümidi olmayacaktır. Hayvanların bedenleri nasıl yok olup giderse bu tesviye olmuş bedenler de öyle yok olup gideceklerdir. Bunlar da hayvanlarinki gibi [bir tür] birleşmeden türemekte değiller midir? Eğer bu da cinsî ilişkiden türüyorsa nasıl olur da bu, hayvanlardan farklı bir şeye sebeb olur? İşte bundan ötürüdür ki sizler kâmil oluncayadek bebeklerden başka bir şey olamazsınız.

 

II.4. Ve Toma dedi ki: "Şu hâlde size derim ki, Efendim, Bâtın'a ait ve açıklaması zor olan umûr hakkında söz edenler tıpkı geceleyin bir hedefe oklarını atanlar gibidir. Hiç kuşkusuz bunlar oklarını, hedefe, herhangi bir kimsenin yapmış olacağı gibi fırlatmaktadırlar ama bu hedef görünür değildir ki. Sonunda, nûr etrafı aydınlatıp da karanlığı sırladığında herkesin umûru da ortaya çıkmış olacaktır. Ama bizlerin Nûr'u [olan] sen, ey [benim] Efendim, [bizleri sen] nûrlandırıyorsun!"

 

İsâ dedi ki: "[Bilin ki] nûr [ancak] Nûr’da var olur"13.

 

II.5. Toma dedi ki: "E{fendim}, insanlardan dolayı tecellî edip de parlayan bu nûr niçin bir görünüp bir kaybolur?"

 

Halâskâr dedi ki: "Ey azîz Toma! Bu görünen nûr hiç kuşkusuz, sizler burada kalasınız diye değil ama daha çok sizler buradan çıkasınız diye sizden dolayı parlamıştır. Buna karşılık her Seçilmiş, nefsini terkettiği zaman bu nûr da Aslî Cevher'ine ref olunur ve o kimse iyi bir kul olduğu için de Aslî Cevher onu [yâni bu nûru] kendine mezceder."14

 

Bundan sonra Halâskâr, [sözlerine] devamla, dedi ki: "Ey [bu] Nûr'a karşı duyulan, idrâk ve ihâtâ edilmesi mümkün olmayan aşk! Ey insanların bedenlerinde ve iliklerinde parlayan, onları gece ve g{ündüz} tutuşturan, insanın kollarını bacaklarını yakan, zihinlerini uyuşuk {kılan} ve [onlardaki] nefisleri alt-üst eden, erkeklerde de kadınlarda da {gece ve gündüz} gizli ve de âşikâr bir şekilde {bu Dünyâ hayatına düşkünlüğü} tahrîk eden ihtirâs ateşinin acılığı! Zîrâ erkekler {kadınlara} ve kadınlar da erkeklere {düşkündürler}. [Bundan ötürü] denilmiştir ki: "Kim ki Hakîkat’ı gerçek Hikmet’in nezdinde arar o, insanların nefsini kavuran şehvetten kaçmak üzere kendisine kanatlar takan kimse gibi olur". Ve o, nefsânî tecellîlerden kaçmak için [de] kendisini kanatlı kılar.

 

II.6. Ve Toma dedi ki: "Efendim, senin ifâdenle, senin bizlere [bir] lûtuf olduğunu anladığım andanberi benim sana sormakta olduğum da tamı tamına budur".

 

Halâskâr gene cevap vererek dedi ki: "Bu, kâmillere has bir öğreti olduğundan sizlerle bu konuyu konuşmak da bundan dolayı bize artık farz oldu. Eğer sizler de kâmil olmak istiyorsanız bunlara riâyet edeceksiniz; eğer bunlara riâyet etmezseniz isminiz "Câhil" olacaktır. Zîrâ akıllı bir kimsenin meczûbun tekiyle düşüp kalkması muhâldir; çünkü akıllı adam hikmet açısından da kâmildir. Hâlbuki, meczûb için hayr da şer de aynıdır15. Gerçekten de hikmet sâhibi kişi, gıdâsını Hakîkat'tan alır ve "tıpkı bir akarsuyun kıyısına dikilmiş bir ağaç gibi16" olur. Ve o, her ne kadar kanatları olsa bile [gene de] Hakîkat’ten uzak olan zevâhire tehâlükle koşan bâzı kimselerin olduğunu da teşhis eder. Çünkü bunları [yâni bu kabil zevâhir tutsaklarını] gütmekte olan yakıcı [hevâ ve heves] ateş[i] onlara bir hakîkat yanılsamasından başka bir şey sağlamadığı gibi onları teshir edip karanlık bir lezzete hapsederek kendine has bir zevkin [de] esîri kılar. Ve bu, bu kişileri tatmîn edilemeyen bir şehvetin esîri kılarak körleştirip nefislerini de cayır cayır yakan, onlar {iç}in kalplerine saplanmış ve aslā söküp atamadıkları bir kazık olur. Ve [bu şehvet] onları, tıpkı ağızlarına vurulmuş bir gem misâli, kendi keyfince güder durur.

 

Ve [bu yakıcı hevâ ve heves ateşi] onları kendi zincirleriyle prangalamış ve, sürekli bozulup değişen zevâhire karşı duydukları şehvetin [aşağılayıcı] köleliğinin acı tadıyla da bütün âzâlarını sımsıkı bağlamıştır. Onlar zâten oldum olası esfel-i sâfiliyn tarafından cezbedilmişler, [orada] ölümü tatmışlar ve de bu fânî âlemin bütün hayvanlarına benzemişlerdir17."

 

II.7. Toma cevâben dedi ki: "Çoğu kere ifâde edilmiş olduğu gibi, âşikârdır ki {pekçok kimsenin Hikmet’ten nasîbi yoktur; ve bundan dolayı da} bunların nefsi[n esrârını] tanıması mümkün değildir".

 

Ve {Halâskâr da} dedi ki: "{Ne mutlu o} bilge kişiye ki {Hikmet’in peşinden koşar da O'nu} bulduğunda, ebediyyen O’na dayanır ve kendisine huzursuzluk vermek istemiş olanlardan artık korkmaz!"

 

II.8. Toma cevâben dedi ki: "Efendim! Bizim [de yalnızca] kendimize ait olana18 dayanmamız bizim için yararlı olur mu?"

 

Halâskâr dedi ki: "Evet, yararlı olur. [Bu takdirde] insanlarda tecellî etmiş olan [şeyler de] ortadan kalkmış olacağından, sizler için hayrlıdır da. Zîrâ [nefislerine hâkim olamamış olanların] nefislerinin kabı da dağılıp gidecek ve [fakat] o [beden] yok olduğu zaman [gene de] mezâhirin [yâni görünen nesnelerin] arasında yer alacaktır. Ve daha sonra onların görecekleri ateş, daha önce sâhib oldukları [nefislerine] îtimada karşı duydukları sevgiden dolayı onlara acı verecektir. Onlar tekrar, mezâhir ile bir araya toplanacaklardır. Buna karşılık, ilk muhabbet19 olmaksızın görülmesi mümkün olmayan Bâtın'ı görenler [ise] hayat ve yakıcı ateş endîşesiyle fânî olacaklardır. Yalnızca az bir süre sonra, mezâhir yok olup gidecektir. Bundan sonra da şekilsiz gölgeler ortaya çıkacak, ve bunlar kabirlerde ızdırab içinde ve nefisleri de ifsâd hâlinde olan cesetlerin üzerinde duracaklardır.

 

II.9. Toma cevap vererek dedi ki: "Bütün bunların karşısında bizim ne dememiz gerekir? Gözü kör olan insanlara ne demeliyiz? Şu: 'Bizler hayr işlemeye geldik, şerre değil' deyip de: 'Eğer bu bedene bağlı olarak yaratılmış olmasaydık [günahı da] tanımayacaktık' [iddiasında bulunan] şu s{efil} fânîlere karşı hangi bir öğretiyi beyân etmeliyiz?"

 

Halâskâr dedi ki: "Gerçekten de bu gibi {kimseler} söz konusu olduğunda onları insanlar gibi değerlendirmeyin! Ama, onlara hay{vanlarmış gözüyle} bakın! Zîrâ tıpkı hayvanların biribirlerini parçalayıp yutmaları gibi bu kabil insanlar da biribirlerini parçalayıp yutmaktadırlar. Aksine onlar, yakıcı ihtirâsın lezzetini sevdiklerinden ve ölümün hizmetkârları olduklarından20 ve kezâ bozgunculuk ettiklerinden ötürü {Melekût'tan da} mahrûmdurlar. Bunlar atalarının nefsâniyetine uygun işler yapmaktadırlar. Bunlar Cehennem'e atılacaklar ve, kötü tabîatlarının acı kaderinin gereği olarak da, şiddetli azabla cezâlandırılacaklardır. Bundan dolayı, nereye olduğunu bilmeseler bile, [yapmış olduklarından] geri dönsünler diye kamçılanacaklar ve uzuvlarını sabır izhâr ederek değil, fakat üzüntü{yle kaybedeceklerdir}. [Bunlar] akılsızlık ve bozgunculuk {karşısında} düğün bayram edenlerdir . [Üstelik bunlar kendi akılsızlıklarının farkında bile olmaksızın] kendilerinin bilge oldukların[a inanarak] bu bozgunculuklarını sürdürenlerdir. {Bunlar} kendi nefislerini {ilâh edinenlerdir}. Düşünceleri [yalnızca] kendi işleri ile meşgūl olduğundan zihinleri [de hep] kendi nefislerine yönelik olanlardır. Ama onları yakan da işte bu ateştir."

 

II.10. Toma da cevâben dedi ki: "Efendim; onlar[ın yanın]a atılmış olan biri ne yapacaktır? Ben bunlara gerçekten de çok üzülüyorum. Zîrâ bunlara karşı cihâd açmış olan pekçok kişi var."

 

Halâskâr cevâben dedi ki: "Sana izhâr edilmiş olanı sen çok iyi bilirsin."

 

II.11. Toma diye de anılan Yahûda dedi ki: " Efendim bu konuda, senin beyân etmen, benim de dinlemem [daha] uygun olur."

 

Halâskâr cevap olarak: "Şimdi sana söyleyeceğimi dinle ve Hakîkat'a imân et! [Nifak] tohum[u] eken de ekilen de onların ateşinde, ateşte ve suda, telef olup gidecekler ve zulmetin kabirlerinde gizleneceklerdir. Uzun bir zaman sonra hayvanların ve insanların ağızları aracılığıyla cezâlandırılmış ve öldürülmüş iken, yağmurların ve rüzgârların ve havanın ve yukarıda parlayan nûr'un etkisiyle şer ağaçlarının meyvası olarak ortaya çıkacaklardır."

 

II.12. Toma cevâben dedi ki: "Efendim, bizi kesin olarak iknâ ettin. [Sözlerini] gönlümüzde lâyıkıyla idrâk ediyoruz ve âşikârdır ki {bu böyledir}; ve senin sözün [bizim için] yeterlidir. Ama bizlere ifâde etiğin bu sözler yanlış anlaşıldıklarından, âleme [hem] saçma ve [hem de] nefreti mûcib gelecektir. Bizim [ise] bu âlemde bir i'tibârımız [olmadığına] göre, biz bunları gidip de nasıl va'z u nasîhat konusu edebiliriz?"

 

Halâskâr cevâben dedi ki: "Gerçekten de sizlere derim ki: kim ki {benim21} sözü[mü] duyar da yüzünü çevirir ya da [bu sözü] küçümserse ya da bunlara yılışık yılışık sırıtırsa; gerçekten de derim ki Kādir sıfatıyla O her şeyin üzerinde hükümrân olan ve bütün güçlere hükmeden [Semâ'daki] Rabb'a teslim edilecek, ve O da onu evirip çevirerek [kendilerine] Cennet [gibi görünen yer]den Cehennem'e atacak, ve o dar[acık] karanlık bir yerde hapsedilecektir. Üstelik atıldığı [yerin] derinliğinden ve Cehennem'in hiç değişmeyen {şiddetinden} ötürü ne [bir tarafa] dönecek ve ne de hareket edecektir. Onlar {geçmişte} sizleri tâkib etmemiş olmalarından ötürü {pişman olacaklar ve kendilerini} affetmeyeceklerdir. Onlar kendilerinin peşini bırakmayan ateşte Cehennem zebânisine teslim edileceklerdir. {Bu zebânî} tâkib ettiğinin yüzünü bir kıvılcım sağanağıyla hınçla kamçılayacaktır. Eğer o Batı'ya kaçacak olursa ateşle karşılaşacaktır. Eğer Güney'e dönecek olursa orada gene ateşi bulacaktır. Eğer Kuzey'e yönelirse onu gene kaynayan ateşin tehdidi karşılayacaktır. Buna karşılık o, kaçıp kurtulacağı Doğu yönündeki yolu da bulamıyacaktır. Gerçekten de bu yönü [henüz daha] bir bedende iken bulmamıştı ki Cezâ Günü'nde bulmuş olsun22."

 

III.1. Bunun üzerine Halâskâr devâm etti: "Yazıklar olsun sizlere; ey gerçekleşmesi mümkün olmayan şeylere bel bağlamış, ümidi olmayan Tanrı tanımazlar!"

 

III.2. "Yazıklar olsun sizlere, ey nefs-i emmâresine ve yok olup gidecek olan [beden denilen o] fânî hapishâneye bel bağlamış olanlara! Ne zamanadek bîgâne kalacaksınız? Ve ne zamanadek Bâkıy olanların da fânî olduklarını vehmedeceksiniz? Sizler bu [maddî ve fânî olan] âleme bel bağlamışsınız, ve sizin ilâhınız da bu [Dünyâ] hayat[ı]dır. Sizler nefislerinizi ifsâd etmektesiniz."

 

III.3. "Yazıklar olsun, sizlerde yanan doymak bilmez [ihtirâs] ateşinin içindeki sizlere!"

 

III.4. " Yazıklar olsun, zihinlerinizde [bir tekerlek gibi] dönüp duran [ve sizleri mükerrer vehimlerin esiri kılan] düşünceleriniz yüzünden, sizlere!"

 

III.5. "İçinizde yananların pençesindeki sizlere yazıklar olsun ki bu, bedeninizi âşikâre tüketmekte, nefsinizi gizlice parçalamakta ve sizleri [Cehennem'deki] refâkatçileriniz için hazırlamaktadır."

 

III.6. "Yazıklar olsun sizlere ey esirler ki sizler [nefislerinizin] mağaralar[ın]da hapistesiniz. Gülmektesiniz. Delicesine gülüşle keyiflenmektesiniz. Sizler ne halâk olduğunuzu idrâk etmekte, ne içinde bulunduğunuz ahvâli düşünmekte ve ne de zulmet ve {vehim} içinde bulunduğunuzu anlamaktasınız. Aksine, sizi yakan ateş sizleri sarhoş ve {tümüyle} kötü kılmış. Aklınız sizdeki {ihtirâslar} yüzünden alt-üst olduğundan dolayı düşmanlarınızın zehirleri de darbeleri de size tatlı gözükmekte. Özgürlüğünüzden ferâgat edip köleliği seçtiğiniz için de [artık] zulmet bile size tıpkı nûr gibi görünüyor. Sizler kalplerinizi köreltmiş, düşüncelerinizden ferâgat edip budalalığı seçmiş ve düşüncelerinizi ihtirâslarınızın yakıcı ateşinin dumanıyla doldurmuşsunuz. Nûrunuz {nefsinizin} bulutu içinde {setredilmiş} ve üstünüzdeki libas da [yâni bedeniniz de] {sizlere mahbes olmuş}. Aslında var olmayan {vehim} sizi hâkimiyeti altına almış. Îman etmiş {olduğunuz} kimdir? {Bilmiyor} musunuz ki hepiniz {sizdeki nûra} rağmen {karanlıkların içindesiniz}. Sizler nefslerinizi zulmet sularıyla vaftiz ettiniz! Kendi hevâ ve heveslerinize göre hareket ettiniz!"

 

III.7. "Yazıklar olsun, hatâda pervâsızca ısrar eden sizlere ki herşeye hükmeden ve herşeyi Basîr olan Güneş'in23 Nûru düşmanları da köle kılacak şekilde her şeyi kuşatacaktır. Sizler Ay'ın, gece ve gündüz, kurbanlarınızın cesetlerine nasıl hâkim bir şekilde baktığının dahî farkında değilsiniz!"

 

III.8. "Yazıklar olsun, kadınlarla mahremiyete ve onlarla kirli münâsebete düşkün olan sizlere!"

 

III.9. "Yazıklar olsun, bedeninizdeki güclerin hâkimiyeti altındaki sizlere! Çünkü bunlar başınıza belâ olacaklardır!"

 

III.10. "Yazıklar olsun, şerir iblîslerin kuvvetlerinin hâkimiyeti altındaki sizlere!"

 

III.11. "Yazıklar olsun sizlere ki uzuvlarınızı ihtirâsın yakıcı ateşiyle iğfâl ediyorsunuz! Sizlerdeki ihtirâs ateşini söndürmek için yanmakta olduğunuz sürece üzerinize şebnem yağdıran kimdir? İçinizdeki zulmeti dağıtması, zulmeti de kirli suyu24 da setretmesi için Güneş'in üzerinize parlamasına sebeb olan kimdir?"

 

"Güneş ve Ay, hava ve rüzgâr ve toprak ve su ile birlikte sizlere bir râyiha bahşedecektir. Çünkü eğer Güneş bedenleri aydınlatmayacak olursa bunlar tıpkı ayrıkotu ve [diğer] zararlı otlar gibi solup yok olacaklardır. Eğer Güneş bunları [: bu otları] aydınlatırsa bunlar galebe çalıp asmayı [bile] boğarlar; ama eğer asma galebe çalar da bu zararlı otları [ve] yanındaki diğerlerini gölgede bırakır, [yayılır] ve gelişirse büyüdüğü toprağın vârisi yalnızca o olur ve gölgelendirdiği her yere de hükmeder. Ve büyürse de bütün toprağa hükmeder ve hem sâhibine karşı cömert olur hem de söküp atıncaya kadar bu [zararlı] bitkiler yüzünden büyük çileler çekmiş olan efendisini daha da hoşnut eder. Aslında onları ortadan kaldıran ve boğan yalnızca asmadır; bunlar [asmanın gölgesi dolayısıyla güdük kalarak] ölürler ve toprak olurlar25."

 

III.12. Sonra İsâ devâm ederek onlara dedi ki: "Yazıklar olsun sizler, zîrâ [bu] öğretiyi kavramadınız! {Ama bu öğretiye ârif olanlar gene de sizlere} vaaz etmeğe çalışacaklardır. {Sizler} [ise hevâ ve heveslerinizi tatmin etmekte] acelecilik etmektesiniz. {Bunları ancak temyîz ve irâdeyle} alt edersiniz. {Oysa} onlar diri kalsınlar diye {bunları} her gün katletmektesiniz.

 

IV.1. "Engellerin neler olduğunu önceden bilen ve bilmediği şeylerden kaçınan sizlere ne mutlu!"

 

IV.2. "Rabb'lerinin kendilerine olan muhabbetinden dolayı tahkîr edilen ve hor görülen sizlere ne mutlu!"

 

IV.3. "Bir şeye bel bağlamayanların yüzünden ağlayan ve eziyet çeken sizlere ne mutlu! Çünkü sizler [nefsin] her [türlü] bağ[ın]dan kurtulmuş olacaksınız."

 

IV.4. "İkāmetgâhınızın nefsiniz olmaması ve hayatın çilesinin köleliğinden kurtulmanız için dikkatli olun ve dua edin! Ve dua ettiğinizde, ızdırab ve h{orlanmayı} arkanızda bıraktığınız için, huzur bulacaksınız. Çünkü ne zaman bedenin ızdırab ve ihtirâslarını terkederseniz Rahîm olandan huzur bulacaksınız ve erişmiş olduğunuz ve size erişmiş olan Rabb ile birlikte o andan i'tibâren ve ebediyete kadar hüküm süreceksiniz. Âmin.

 

V.1. "Kâmillere yazan Mücâhid Toma"nın Kitabı

 

* * *

V.2. Dualar[ınız]da beni de hatırlayınız kardeşlerim!

Evliyâullāh'a ve Rûhânîler'e

Selâm ola!

 

Kıptîce Nüshanın Orijinalliği Hakkındaki Şüpheler

İlk hıristiyan topluluklarından biri de Urfa (Grekçe'de Edessa, ya da Arapça'da Er Rûha) civârında yerleşik hıristiyan topluluğu idi. Bilim âlemi pekçok kanıta ve işârete dayanarak, bu topluluğun havârî Yahûda Toma'ya fevkalâde i'tibâr ettiğine ve onun hakında yazılmış olan Toma'ya Göre İncîl'in, Mücâhid Toma'nın Kitabı'nın ve Toma'nın İşleri başlıklı yazıların hepsinin de bu topluluktan çıkmış olduğuna inanmaktadırlar. Bu topluluğun konuştuğu dil Süryânice, ama kitabın dili ise Kıptîce'dir. Edessa ile Nag Hammâdi arasında da, kuş uçuşu, yaklaşık 1400 km kadar bir uzaklık bulunmaktadır. Kitabın, Edessa ve civârında Süryânî kültürüne has paradigmalarla yazılmış olsa bile, buradan 1400 km ötedeki Grek paradigmalarının hâkim olduğu Yüksek Mısır'a intikāl edinceye kadar ve ettikten sonra bu paradigmaların etkisi altında değişime uğramış olması pekālâ mümkündür. Fakat gerçekten de böyle bir değişim varsa bunun kanıtlarının da Mücâhid Toma'nın Kıtabı'nın Kıptîce nüshasında ortaya konulması gerekir. Böyle bir grek etkisine ise Toma'ya Göre İncîl'de rastlanılmamaktadır.

 

Empedokles (MÖ. yaklaşık 490-430) bütün nesnelerin Anâsır-ı Erbaa (Dört Temel Unsur) denilen ateş, su, toprak ve hava'nın belirli oranlarda karışımından meydana geldiği teorisini ileri sürmüştü. Nag Hammâdi Külliyâtının II. cildinin 3. kitabı olan Filipus'a Göre İncîl'de Dört Temel Unsur, Empedokles'in iddiasından farklı bir biçimde: su, toprak, rüzgâr ve nûr olarak zikredilmektedir. Mücâhid Toma'nın Kitabı'nda ise yukarıda II.11 ile işâretlediğimiz beyânda, görüldüğü gibi, bu Dört Temel Unsur'a: yağmurlar, hava, rüzgârlar ve nûr olarak değinilmektedir. Empedokles'inkinden farklı dahî olsa Dört Temel Unsur'un bu kitapta zikredilmiş olması ve ölüp de toprak olmuş olanların yağmurlar, hava, rüzgârlar ve nûrun etkileriyle bir evrim geçirerek bu sefer şer ağaçlarının meyvesi olarak zuhur etmeleri, kanaatimizce, kitabın bu şeklinin Hz İsâ'nın zamanında Mattias tarafından kaydedilmiş olduğu söylenen ilk şeklinden farklı olduğuna işâret etmektedir. Bilgisinin aslî kaynağı Cenâb-ı Hakk olan Hz İsâ'nın bir peygamberin Dört Temel Unsur gibi beşerî ve de sübjektif teorilerle ilgisinin olması ve olayları bu teorilerden esinlenerek açıklamaya kalkışması tamamiyle muhâldir. Daha sonraları kopya edilirken kitaba, Hz İsâ'nın öğretisinde olması mümkün olmayan, Grek Medeniyeti'ne has bu öğelerin ilâve edilmiş olması ihtimâli kuvvetlidir.

 

Kezâ II.12 de Hz İsâ'nın beyânının kelimesi kelimesine tercümesi de şöyledir: Halâskâr cevâben dedi ki: "Gerçekten de sizlere derim ki: kim ki {benim} sözü[mü] duyar da yüzünü çevirir ya da [bu sözü] küçümserse ya da bunlara yılışık yılışık sırıtırsa; gerçekten de derim ki Kādir sıfatıyla O her şeyin üzerinde hükümrân olan ve bütün güçlere hükmeden [Semâ'daki] Arhont'a teslim edilecek, ve O da onu evirip çevirerek [kendilerine] Cennet[ gibi görünen yer]den dipsiz uçuruma atacak, ve o dar[acık] karanlık bir yerde hapsedilecektir. Üstelik atıldığı Tartaros'un derinliğinden ve Hades'in hiç değişmeyen {şiddetinden} ötürü ne [bir tarafa] dönecek ve ne de hareket edecektir. Onlar {geçmişte} sizleri tâkib etmemiş olmalarından ötürü {pişman olacaklar ve kendilerini} affetmeyeceklerdir. Onlar kendilerinin peşini bırakmayan ateşte Tartarouchos'a teslim edileceklerdir. {Tartarouchos} tâkib ettiğinin yüzünü bir kıvılcım sağanağıyla hınçla kamçılayacaktır. Eğer o Batı'ya kaçacak olursa ateşle karşılaşacaktır. Eğer Güney'e dönecek olursa orada gene ateşi bulacaktır. Eğer Kuzey'e yönelirse onu gene kaynayan ateşin tehdidi karşılayacaktır. Buna karşılık o, kaçıp kurtulacağı Doğu yönündeki yolu da bulamıyacaktır. Gerçekten de bu yönü [henüz daha] bir bedende iken bulmamıştı ki Cezâ Günü'nde bulmuş olsun26."

 

Grekçe Arhon ya da Batı dillerine geçmiş olduğu şekliyle Arhont kelimesi "hükümdâr" anlamına geldiği gibi bâzı gnostik çevreler'e göre Allāh'a bağlı olup da bu âlemi yaratmış olan güce verilen isimdir. Tartaros, Hades cehenneminin altında, Titan'ların27 hapsedilmiş olduğu sonu olmayan bir kuyudur. Tartarouchos ise Grekçe'de kaplumbağa anlamında olup aynı zamanda Hades'deki günahkârları ateşten kamçısıyla döven zebânî anlamında kullanılmaktadır. Böylece bu pasajın da, Grek Mitolojisi'ne i'tibâr etmesi muhâl olan Hz İsâ'nın beyânını tam olarak yansıtamıyacağı anlaşılmaktadır.

 

Bu iki pasaj Mücâhid Toma'nın Kitabı'nın elimizdeki Kıptîce nüshasının orijinal nüsha olmadığı, en azından daha önceki bir nüshadan en azından bâzı pasajlarının değiştirilerek kopya edilmiş olduğu hakkında yeterince şüphe beslememize sebeb olmaktadır.

 

Kitabın Ana Temaları

Kitabın metni hem farklı yorumlara yol açabilme imkânından, hem zamanın tahrîbâtına uğramış olan pasajları şahsî yorumlarla ihyâ etmeye yönelik gayretlerden ve hem de ihtivâ ettiği bâzı teşbih ve istiârelerin muğlâklığından ötürü yer yer ağırlaşmaktadır. Bu kabil teşbih ve istiârelere örnek II.3. de Hz. İsâ'nın Toma'ya cevâbında rastlıyoruz.

 

Toma'ya Göre İncîl ile Mücâhid Toma'nın Kitabı'nın en belirgin ortak yanları her iki kitaptaki sözlerin de, bizzât bu kitapların dibâcelerinde, "gizli sözler" yâni ancak belirli bir irfân düzeyine ulaşmış ihvâna açıklanabilecek, her önüne gelenin idrâk etmesinin mümkün olmadığı sözler olarak nitelendirilmesidir. Her peygamberin tebliğine muhâtab olanlara getirmiş ya da te'yid etmiş olduğu şer'î kuralların dışında bir de fehâmet, idrâk ve temyiz bakımından yetenekli ashâbına Şerîat'ın ötesinde bir İrfânî Öğreti tedrîs ettiği de bilinmektedir. İşte Hz İsâ'nın bu "gizli sözleri" de bu öğretinin bir parçasıdır. Görünüşe göre, ilk kitapta bu sözlerin Havârîler'in önünde edilmiş ve Toma tarafından tutulmuş olmasına karşı ikinci kitapta bu sözlerin muhâtabları yalnızca Toma ve Mattias'dır; ve bu sonuncuları kayda geçiren de Mattias'dır.

 

Bu irfânî öğretiyle ilgili "gizli sözler" yalnızca Toma'ya Göre İncîl'de ve Mücâhid Toma'nın Kitabı'nda bulunmamaktadır; başka kitaplarda da bunlara yollamalar yapılmıştır. Meselâ Pistis Sophia'da:

 

"İsâ Filipus'a ve daha uzaktaki Mattias'a ve Toma'ya, yazılacak sözlerinin (hadîslerinin) tümünün henüz daha tamamlanmamış olduğunu; bu tamamlandığında ise gidip bunları uygun gördüklerine tabliğ edebileceklerini bildirdi."

 

Bu türlü gizli bir öğretinin varlığından, İskenderiyeli Titus Flavius Clemens'e göre, Kilise'nin de haberi vardır. Eusebius'un bildirdiğine göre bu zât Hypotyposes (Taslaklar) başlıklı eserinin 6. cildinde:

 

"Efendimiz dirilişinden sonra Sâdık Ya'kub'a, Yahyâ'ya ve Petrus'a İrfân'ı tedrîs etti; bunlar da bunu biri Barnaba olmak üzere Yetmişler'e tevdî ettiler."

 

Gene Pistis Sophia'da şu üç pasaj da ilgi çekicidir:

"Ey azîz Filipus, dinle ki sana söyleyeyim! Zîrâ Ezelî Sır benim yapacağım bütün beyânların ve sizlerin göreceğiniz bütün şeylerin yazılmasını sana, Toma'ya ve Mattias'a tevdî etti."

 

"Sen Filipus, ve Toma ve Matta (Mattias); sizler Gayb tarafından Nûrânî Melekût'un her kelimesini yazmakla ve bunlara şehâdet etmekle görevlendirildiniz"

 

Meryem dedi ki: "Senin Filipus'a söylediğin: "Nûrânî Melekût'un bütün beyânlarının yazılması ve bunlara tanıklık etmeniz görevini sana, Toma'ya ve Mattias'a Ezelî Sır verdi" şeklindeki beyânınla ilgili olarak şimdi beni dinle ki sana bu beyânın ilhâm kaynağını haber vereyim; bu senin nûrânî kudretinin daha önce Musâ'ya ilhâm ettirmiş olduğu vechile: "Dâvâ iki ya da üç tanığın sözü üzerine teessüs eder";

 

Kitaba kuş bakışı bakıldığında metnin iki ana tema etrafında gelişmekte olduğu fark edilmektedir. Bunlar: 1) Şehâdet Âlemi'nin nefsi kayıt altına alan bağlarından İrfân yoluyla halâs olunması, ve 2) nefsin hevâ ve hevesi ile uzlaşık hayat sürmenin kesin olarak takbîhi ve reddidir. Aynı temalar farklı biçimde Toma'ya Göre İncîl'de de işlenmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla Toma'ya Göre İncîl ile Mücâhid Toma'nın Kitabı'nın biribirlerini te'yid eden ortak bir vechesinden söz edilebilir. Bunu açıklamak için Toma'ya Göre İncîl'in felsefesine temas etmek de faydalı olacaktır.

 

Toma'ya Göre İncîl'in Felsefesi28

Toma'ya Göre İncîl'in arka plânındaki felsefenin anlaşılmasını kolaylaştırmak için, ihtivâ ettiği 114 hadîsden bâzılarını 5 alt-bölümde farklı bir şekilde sıralamak isâbetli olacaktır29:

 

1. Dâvet ve Vaad: "Bana gelin! Zîrâ benim hâkimiyetim nâzik ve efendili-ğim de yumuşaktır. Kendiniz için huzur bulacaksınız" (H.90). "Ben sizlere gözün görmemiş, kulağın duymamış ve elin dokunmamış ve de insanın kalbine aslā gelmemiş olanı vereceğim" (H.17); çünkü "Kim ki benim ağzımdan susuzluğunu giderir, benim gibi olur. Ben de o olurum; ve gizli olanlar da [artık] ona ifşâ edilir" (H.108). Bana: "Bizlere kendini[n hakîkatını] ne zaman izhâr edeceksin de bizler ne zaman Sen'i[n hakîkatını] görebileceğiz?" (H.37). "Bize bulunduğun Makām'ı öğret! Çünkü onu bizim de bulmamız gerekiyor..." (H.24) diye soruyorsunuz; "Arayan bulacak, [kapıya vuran] kimseye [kapı] açılacaktır" (H.94), yeter ki sizler "... kendi önün[üz]dekini teşhis ed[in], örtülü olan da ... [sizlere] izhâr edilecektir" (H.5). Şunu bilin ki "...Eğer benim mürîdlerim olur da sözlerimi dinlerseniz bu taşlar bile sizlere hizmet edecektir..." (H.19).

 

2. İsâ'nın Sırrı (İnsân'ın Sırrı): "[Ben] Âlem'in ortasında kıyâm ettim ve onlara etten-kemikten gözüktüm" (H.28); ama sizler "Göğün ve Arz'ın görünüşünü inceden inceye tetkik ediyorsunuz da kendi önünüzdekini tanımadınız; ve [üstelik de] şimdiki ânı[n ayağınıza getirmiş olduğu imkânı] incelemeyi de bilmiyorsunuz" (H.91); "Sizlere söylediklerimden hareket ederek benim kim olduğumu [hâlâ] anlamadınız mı?" (H.43). "Sizler önünüzdeki Hayy Olan'ı unuttunuz..." (H.52). Artık idrâke gelin de "Öleceğiniz ve O'nu arayıp da görmeğe muvaffak olamıyacağınız korkusuyla, yaşadığınız sürece Hayy Olan'a bakınız" (H.59). Açıkça söylüyorum işte: "...Anlayan anlasın! Nûrânî bir zâtta [yalnızca İlâhî] Nûr bulunur ve o zât [da] bütün Âlem'i nûrlandırır; eğer nûrlandırmazsa karanlık olur" (H.24). Biliniz ki "Onların hepsinin üstündeki Nûr benim; Âlem [de] benim. Âlem benden çıktı ve Âlem gene bana dönecektir. Odunu yar! Ben oradayım. Taşı kaldır! Beni orada bulacaksın" (H.77). "...Ben kendine daimâ eşit kalandan hâsıl olanım. Bana verilen, Baba'ma ait olanlardandır..." (H.61).

 

3. Nefis: Biliniz ki "Âlem'i tanıyıp da kendi nefsinden câhil olan, her [mânevî] makāmdan mahrûm olur" (H.67). "... O hâlde sizler de bu âleme karşı uyanık olun!..." (H.21). Sizler bu Âlem'den "Geçip–gidenler'den olunuz!" (H.42). Gerçekten de "Gökler de Arz da sizin önünüzden geçip gidecekler ve Hayy'dan {çıkmış olan} Hayy kişi, ölüm ve {korku} tanımayacak30. Zîrâ ben sizlere: « Nefsine ârif olmuş olana Dünyâ lâyık değildir» demedim mi?" (H.111). "Vay o nefse bağlı olan bedene; vay o bedene bağlı olan nefse!" (H.112) ki sizlere başlangıcı da sonu da unutturur. Oysa "...başlangıç neredeyse son da orada olacaktır. Ne mutlu o kişiye ki başlangıçta kāimdir! O, sonu da görecek ve ölümü tatmıyacaktır" (H.18). Ah bir idrâk etseniz ki "...Melekût sizin içinizdedir [Bâtın’ınızdadır]31. Nefsini bilen O’nu bulacaktır Ve o zaman anlayacaksınız ki sizler Hayy olan Baba'nın oğullarısınız..." (H.3). Ve bilin ki: "Yanımda olan ateşin yanındadır ve benden uzak olan ise Melekût'tan uzaktır" (H.82).

 

4. Melekût: Bir de kalkmış, bana: "Melekût ne günü gelecek?..." (H.113). diye soruyorsunuz; ama biliniz ki: "...O beklemekle gelecek bir şey değildir. [Onun hakkında] «İşte o burada!» ya da «İşte o şurada!» denemez. Baba'nın Melekûtu Arz'ı kaplar ama insanlar onu göremez" (H.113). Sizler "Eğer dünyâya karşı oruçlu değilseniz Melekût'u bulamı-yacaksınız..." (H.27). "... Sizler ancak ikiyi bir, ve bâtını zâhir, ve âlâyı ednâ; ve kezâ erkek artık erkek ve dişi de artık dişi olmayacak şekilde erkeği ve dişiyi bir tek ve aynı varlık kıldığınızda; bir göz yerine gözler, bir el yerine bir el, bir ayak yerine bir ayak, bir sûret yerine bir sûret yaptığınızda {Melekût'a} gireceksiniz" (H.22). "Ne mutlu münzevîlere ve seçilmişlere! Zîrâ Melekût'u sizler bulacaksınız. Gerçekten de sizler O'radan {çıktınız}, {ve} gene oraya döneceksiniz" (H.49). "...Kim ki Bir'e rücû' edecektir, o Nûr ile dolacaktır..." (H. 61). "Eğer sizlere «Nereden doğdunuz? » diye sorarlarsa, onlara «Bizler Nûr'dan, Nûr'un bizâtihî Nûr olduğu makāmdan geldik. O Nûr {kıyâm edip} kendisini onların sûretinde izhâr etmiştir» deyin. Ve eğer sizlere «Siz kimsiniz?» derlerse, «Bizler Hayy olan Baba'nın oğulları ve seçilmişleriyiz»" deyin! (H. 50) Bir de kalkmış, "Meryem erkek değil" diye aranızdan çıkmasını istiyorsunuz; "İşte bakın! Onun da siz erkekleri andıran, Hayy Olan bir Rûh olabilmesi için ben onu, er kişi kılabilmek üzere, bizzât irşâd edeceğim. Zîrâ kendisini er kişi kılan her kadın Göklerin Melekûtu'na girecektir" (H.114). Ya sizler "... Nûr'da olduğunuz zaman ne yapacaksınız? Bir olduğunuz gün İki oldunuz. Ama İki olduğunuz zaman ne yapacaksınız?" (H.12). Bu ağır sorumluluğu iyice idrâk edin de "Kadından doğmamış olan kimseyi görürseniz başınızı yere koyarak secde edip O'na kulluk ediniz! İşte Baba'nız O'dur" (H.15).

 

5. Müjde ve Gizliliğin Gerekliliği: Size derim ki: "Bu sözlerin te'villerini bulan aslā ölümü tatmıyacaktır" (H.1). “... Benim ifşâ etmiş olduğum kaynayan kaynaktan iç[ip] de sarhoş olan[ın], ben artık Efendisi değil[fakat onun mânevî eşitiy]im” (H.13). Çünkü "Ben esrârımı{esrârıma lâyık olan- lara} beyân etmekteyim. Sağın ne yaparsa onun ne yaptığını solun [sakın] bilmesin!" (H.62). Şu hâlde "Sakın kutsal olanı köpeklere vermeğe kalkışmayın ki onu gübreye atmasınlar! Sakın incileri domuzlara atmayın ki onları {...} [tahrîb] etmesinler!" (H.93).

 

Böylece, Hz İsâ'nın Toma İncîli'ndeki mesajının ana çizgileri:

 

1. Önce bir dâvet ve bu dâvete uyanlara vaad edilen ödülün açıklanması,

 

2. Bu dâvete uyup da Hz İsâ'ya mürîd olanlara O'nun kişiliğinin ardındaki bâtınî hakîkatın sırrının ifşâsı,

 

3. Mürîdin nefsine ârif olmasının kendisine kazandıracağı Melekût idrâki,

 

4. Bu idrâkin gerçekleşmesinin şartları,

 

5. Böylece gerçekleşecek olan irfânın muhâfazasının gerekliliği

 

olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır. Bütünüyle ele alındığında bu mesaj, insanı: A) kendi zâtının esrârına vâkıf kılacak, B) dünyevî hayatın şartlarından halâs edip ikinci bir doğuş gibi telâkki edilebilecek çok üstün bir idrâke eriştirecek, ve C) bu Âlem'e hem zâhirî ve hem de bâtınî açıdan bakabilmesini sağlayacak olan köklü bir değişi-min müjdesini vermekte olmasından dolayı gerçekten de bir incîl (= euaggelion = hayrlı haber, müjde) olarak kabûl edilmelidir.

 

 

Dipnotlar

[1]Toma'ya Göre İncîl de Nag Hammâdi Külliyâtı'nın II. cildinde fakat 7. sırada bulunmaktadır. Bk. Ahmed Yüksel Özemre, Toma'ya Göre İncîl ya da Hz İsâ'nın 114 Hadîsi, 2. baskı, Kaknüs Yayınları, Ekim 2002 (247 sayfa).

[2]Grekçe'den alınmış "atlet" kelimesi kitabın sonundaki "Kâmillere yazan Atlet Toma'nın kitabı" ibâresinde geçtiği için bu kitaba Fransızlar "Le Livre de Thomas l'Athlète", İtalyanlar da "Il libro di Tommaso l'Atleta" demektirler. Oysa Nag Hammâdi Külliyâtı'nı ilk değerlendirip de kitapların isimlerini tercüme eden fransız Jean Doresse bunu Le Livre de Thomas yâni "Toma'nın Kitabı" diye tercüme etmeyi uygun bulmuştur. (Bk. Jean Doresse, Les livres secrets des gnostiques d'Égypte, s. 167, Librairie Plon, Paris 1958).

Ayrıca "atlet" kelimesinin etimolojisine ve kullanılış şekillerine bakıldığında atletin "bir hedefe varmak için cehd ü gayret sarfeden biri" olduğu ve Hıristiyanlık'da "Îmânın atleti", "İsâ'nın atleti" gibi farklı anlamlarda da kullanılmakta olduğu görülmektedir. John D. Turner kitabın ismini, bundan ötürü, "to contend" fiilinden türetilen The Book of Thomas the Contender diye tercüme etmiştir. "To contend": iddia etmek, demek, söylemek, uğramak, çekişmek, münâkaşa etmek, mücâdele etmek, mücâhede etmek anlamlarında kullanılmaktadır. Toma'nın ise nefsi ile cihâd etmiş biri olmasından ötürü "Thomas the Contender" yâni "Mücâhid Toma", "Atlet Toma"ya nisbetle, bize göre, "atlet" kelimesinin medlûlünü de kapsayan daha kuvvetli ve daha isâbetli bir tercüme olarak tecellî etmektedir..

[3]Bu tercüme için Bk. John D. Turner: The Book of Thomas The Contender, James M. Robinson (General Editor): The Nag Hammadi Library – The Definitive New Translation of the Gnostic Scriptures Complete in One Volume, Paperback Edition, s. 198-207, Harper Collins, San Francisco 1990.

[4]Bu tercüme için de Bk. Raymond Kuntzmann, Le Livre de Thomas başlıklı kritik edisyonu (Les Presses de l'Universite de Laval, Québec/Kanada, 1986)

[5] http://wwwuser.gwdg.de/~rzellwe/nhs/node184.html http://wwwuser.gwdg.de/~rzellwe/nhs/node185.html

http://wwwuser.gwdg.de/~rzellwe/nhs/node186.html

http://wwwuser.gwdg.de/~rzellwe/nhs/node187.html

[6]Halâskâr: Kurtarıcı, yâni Hz İsâ.

[7]Mattias: Havârî Matta (Grekçesi Mattheou: Hudâverdı; İbrânîcesi Matityahu)

[8]Siyâk ve sibâk: Sözün gelişi, sözün öncesinin sonrasına uygunluğu, sözün metnin bağlamına uygunluğu.

[9]R. Kuntzmann, A.g.e., s. 119.

[10]VIII. Bölüm'de 13. hadîsin muhtevâsı ve yorumuyla mukāyese ediniz.

[11]İlliyyîn: Cenâb-ı Hakk'a en yakın mânevî makām.

[12]Bâlâ: Yüce, âlî.

[13]Hz İsâ burada insanlarda tecellî eden nûrun menşeinin Cenâb-ı Hakk'ın Zât Nûru'nun bir tecellîsinden başka bir şey olmadığına o nûrun aslının Cenâb-ı Hakk'ın Zât Nûru olduğuna dikkati çekiyor.

[14]Evet, insanlarda parlayan nûr onların bu Dünyâ'ya değil Melekût'a ait olduklarını idrâk ettirtmek üzere parlar. Amaç bu Esfel-i Sâfiliyn'den çıkıp Nûr'un menşei olan o Aslî Cevher ile, Cenâb-ı Hakk'ın Zât Nûru'na mezcolmaktır.

[15]Yâni meczûbda hayrı ve şerri temyîz etme yeteneği yoktur.

[16]Bk. Mezmurlar 1, 3. (Mez 1, 1-6): “1 Ne mutlu o kişiye ki kötülerin öğüdüyle yürümez; günahkârların yolunda durmaz; alaycıların arasında oturmaz. 2 Hazzını yalnızca Rabb’inin Şerîat’ından alır. Ve gece-gündüz onun Hikmet’ini tefekkür eder. 3 Böyle bir kişi "tıpkı bir akarsuyun kıyısına dikilmiş bir ağaç gibidir". Meyvesini mevsiminde verir; yaprağı hiç solmaz; yaptığı her işi başarır. 4 Kötülerse böyle değildir. Onlar rüzgârın savurduğu saman çöpüne benzerler. 5 Bundan dolayı da günahkârlar yargılandıkları zaman affedilmeyecekler ve doğruların topluluğunda yer bulamıyacaklardır. 6 Çünkü Rabb doğruların davranışını tasvib eder; kötülerin yolu ise felâkete sevkeder.

[17]Yâni bu kabil nefslerine hâkim olmayan kimseler hep hayvanlara has vasıfları izhâr ettiklerinden onlara benzerler. Meselâ mal mülk biriktiren ve bundan kimseyi yararlandırmayan bencil ve cimri kişi karıncaya, eğlence ve sefâhate düşkün biri ağustos böceğine, başkalarını iz'ac eden kişi sivrisineğe, herkesin sırlarını araştırıp öğrenmek isteyen kişi fareye, nankör kişi kediye, boşboğaz kişi papağana, herkesin talkidini yapan kişi maymuna, şehvetine mağlub kişi ayıya ya da eşeğe, saldırgan kişi köpeğe, lâf sokuşturmakdan zevk alan kişi akrebe, başkalarını şu ya da bu şekilde tuzağa düşüren kişi örümceğe, herkesi kölesi gibi gören kibirli kişi aslana, yalnızca kendisini düşünen ve etrâfındakileri umursamıyan kişi file… ilh benzer.

[18]Yalnızca bize ait olan, niteliklerimiz gibi değişikliklere uğramayan, fânî de olmayan: Rûh'umuzdur.

[19]Bu muhabbetten kasıt Cenâb-ı Hakk'ın yarattıklarına duyduğu muhabbettir. Bu Âlem bu muhabbetin eseridir. İnsan'ı Hâlik'ine çeken de bu muhabbettir.

[20]Çünkü bunların nefse bağlılıkları onları fânî yâni ölüme hizmet edenler kılar. Oysa nefsin tanıyıp da Melekût'un Nûr'una kavuşup Aslî Cevher'inin ne olduğunu anlamış olanlar ölümden berîdirler. Onlar haydırlar, bâkıydırlar.

[21]Turner de Kuntzmann da metindeki bu boşluğa, bizim aksimize, sizlerin kelimesini yakıştırmışlardır.

[22]İrfânî literatürde Batı ile "nefs âlemi", Kuzey ile "nefsin halvete çekilmesi", Güney ile nefsin "cel-vette olması" ve Doğu ile de "Rûh âlemi" remzedilmektedir.

[23]Gene irfânî literatürde Güneş, Tanrı'nın Zâtı'nı ve Ay da Peygamber'inin Zâtı'nı remzetmektedir.

[24]Kirli sudan kasıt meni olsa gerektir.

[25]Buradaki istiârede asma insanda gelişen Hikmet'i remzetmektedir; zararlı bitkiler ise nefsin hevâ ve hevesleridir.

[26]İrfânî literatürde Batı ile "nefs âlemi", Kuzey ile "nefsin halvete çekilmesi", Güney ile nefsin "cel-vette olması" ve Doğu ile de "Rûh âlemi" remzedilmektedir.

[27]Grek Mitolojisi'ne göre Titanlar Uranus (Semâ) ile Gaea'nın (Arz'ın) çocukları ve bunların soyundan olan devlerdir. Hesiod'un (MÖ. 730 civârında) Theogonos (Tanrıların Şeceresi) isimli eserine göre başlangıçta: Okeanus, Coeus, Crius, Hyperion, Iapetus ve Cronus diye altısı erkek ve Thea, Rhea, Themis, Mnemosyne, Phoebe ve Thetys diye de altısı kız olmak üzere 12 Titan varmış. Bu Titanlar annelerinin kışkırtmasıyla babalarına karşı isyân etmişler. Babaları Uranus da onları Tartarus'a hapsetmiş. Buna karşılık Cronus'un liderliğinde Titanlar Uranus'u tahtından indirip Cronus'u hükümdar yapmışlar. Fakat Cronus'un oğullarından biri olan Zeus da babasına isyân etmiş. Bunun üzerine çıkan ve 10 yıl süren savaşta her ne kadar Titanların çoğu Cronus'un yanında yer almışsa da Zeus ve kardeşleri gālib gelerek Titanlar'ı gene Tartarus'da hapsetmişler.

[28]Ahmed Yüksel Özemre, A.g.e. s. 111-116.

[29]Hadîslerin Toma'ya Göre İncîl'deki sıra numaraları parantez içinde gösterilmiş ve, italik olarak yazılan bağlantı kelimeleri anlamı bozmadan akıcılığı sağlamak üzere tarafımdan eklenmiştir.

[30]"Elâ inne evliyâallāhu, lâ havfün aleyhim ve lâhüm yahzenûn: İyi biliniz ki Allāh'ın dostlarına korku yoktur ve O'nlar mahzûn da olmayacaklardır" (Yûnus 62) âyetiyle paralelliğe dikkat ediniz!

[31]Papirus Oxyrynchus 1 göz önünde tutularak (H.3)'de yapılan düzeltme için Bk. VIII. Bölüm: Toma'ya Göre İncîl'in Yorumu'nda (H.3)'ün yorumu.

 

 


Bu Makaleye Ait Eleştiri Makaleleri
# Makaleler Adı
Kullanıcı Yorumları

! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
Nurgül Çepni / 5.3.2010



Eski Eserler


Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

Hesap İşlemleri

Üye değil misiniz? Üye olun!

Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...