Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 893 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0

İslamda Kadın Hakları

 Kitap Detayı Kitap No : K-  
Yazar Adı İlim Dalı Konusu Dili
Ahmed Yüksel Özemre Fıkıh Türkçe
Özelliği Tercüme Eden
 
       
Makale No: 405 Hit : 5800 Hata Bildirimi Tavsiye Et
   Makale Yazarına ait Kitaplar E-Kitaplar Makaleler Hakkındaki Makaleler    

Yazara ait kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait e-kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait makaleler
# Makaleler Adı
1 Vahiy Akıl İlişkisi
2 Üsküdarın Kuşları
3 Üsküdarın Kaybolan Lezzetleri
4 Üsküdarın Kaybolan Kokuları
5 Üsküdarın Kadınları
6 Üsküdarın Dergahları
7 Üsküdarda Manevi Hayat
8 Üsküdarda Konak Hayatı
9 Üsküdarda Ezan
10 Üsküdarda Ebru Sanatı
11 Üsküdar Sehaveti
12 Türkçe Kuran Çevirilerinde Nefs Ruh Resul Nebi Yakıyn Mevt Kelime Çiftlerindeki Kavram Kargaşası
13 Türk Tesbihçiliği
14 Türk Dilinin Zenginliğinin Mücessem Şahidi Kubbealtı Lugatı
15 Taklidi İmandan Tahkiki İmana Geçişin Dramı
16 Simetrik Ebru
17 Said Nursinin Eserinde Esir Kavramı
18 Rölativite Teorisinin 100. Yıldönümü Münasebetiyle XX. Yüzyılın En Büyük Teorik Fizikçisi
19 Psikologlarımız
20 Ortaçağı Sever misiniz?
21 Nevruz Bayramının Kökenleri
22 Mücahid Tomanın Kitabı
23 Mucize
24 Modernist Akım İçinde Kuran Tefsirleri
25 Mesnevide Vehim
26 Masonluğun Kökeni
27 Louis Massignon
28 Kuran Tilavetinde Üsküdar Ağzı
29 Keplerde Pitagorcu Düşüncenin Evrimi
30 Kalıcı Doktrinler Geçici Doktrinler
31 Kader ve Kazaya İmanı Anlamak
32 İslamiyet Açısından Reenkarnasyon
33 İslamda Kadın Hakları
34 İslam Hoşgörü ve Eşitlik
35 İncillerin Tarihine Giriş
36 İlmi Araştırma Ahlakının Bazı Temel Sorunları
37 Hz. Peygamber (s.a.)'in Risaletinin Evrenselliği
38 Hıristiyanlık İslam İle Bağdaşamaz
39 Hadislerin Sıhhati Meselesine Objektif Bir Metodoloji Çerçevesinde Bakış
40 Gazetecilik Bir Sanattır
41 Epistemolojinin Tanımı ve İşlevi
42 Dücane Cündioğluya Açık Mektup
43 Dinler Arası Diyalog
44 Din Nedir?
45 Çağımızda Tasavvuf
46 Bilgi Çağında Hikmetin Yeri ve Önemi
47 Aziz Mahmud Hüdayide Mirac Neşesi
48 Abdest ve Kurbanın Remzi (Sembolik) Anlamı

Yazar Hakkındaki Tanıtım Makaleleri
# Makaleler Adı
1 İlk Atom Mühendisimiz Ahmet Yüksel Özemrenin Ardından…

Özeti
click here click married affairs
read here wifes that cheat unfaithful wives
free abortion pill abortion pictures pro life abortion
abortion methods terminating pregnancy at 20 weeks articles on abortion
lisinopril lisinopril lisinopril
abortion pill abortion pill abortion pill

Yayın Bilgileri
Yayınlandığı Kaynaklar
Yayınlandığı Tarih 13 Ocak 2005
Yayınlandığı Dergi
Sanal Dergi
Makalenin Linki http://www.ozemre.com/index.php?option=com_content&task=view&id=43&Itemid=57

Makale Metni   [Yazdır/Print]

İslâm'da Kadın Hakları

Câhiliyye Döneminde Kadının Değersizliği

Câhiliyye döneminde kadının sosyal konumunun içler acısı olduğunu ciddî târih kitaplarından öğreniyoruz. Bu dönemde eşler ve kızlar babanın şahsî mülkünün bir parçası sayılır ve babanın ölümünde de hepsi oğulların mülküne mirâs olarak intikāl ederdi. Kadınların ise mirâs hakkı yoktu. Kadın ancak bilâ veled ölen kocasının mirâsını tasarruf edebilirdi. Oğullar ise üvey analarıyla isterlerse evlenirler, isterlerse onları câriye ya da odalık (müstefreşe) olarak kullanabilirlerdi.

Yeni doğan kız çocuklar babaları tarafından genellikle nefretle karşılanırdı. Kızların doğumları cemiyette kendilerine aşağılayıcı bir tavra ve muameleye mâruz bırakmasın diye babaları bunları, genellikle, ya putlara kurban eder ya da diri diri gömerlerdi (XVI/58-59, XLIII/17, LIII/19-22)[1]. Yaşamalarına müsaade edilmiş olanların ise mal-mülk edinmek ya da bunları tasarruf etmek konusunda da, evlenmek ya da boşanmak konusunda da söz hakları yoktu. Erkekler istedikleri kadar kadınla evlenir, istedikleri kadar kadını da câriye ya da odalık olarak kullanabilir ya da satabilirlerdi.

 

Hiç şüphesiz bu örfün tesisinde Araplar ile beraber yaşamakta olan Yahudiler ve Hıristiyanlar'ın kadınlara bakış açıları da rol oynamıştır. Yahudilerde kadın belirli zamanlarında "kirli" olarak addedilen, bu yüzden yemek pişirmesi dahi yasak olan horlayıcı bir konumdaydı. Hıristiyanlarda ise papazların ve keşişlerin çoğu kadını Şeytan ile eşanlamlı görür, onunla konuşmak dâhil herhangi bir münâsebette bulunmayı dahi tasvîb etmezdi.

 

İlâhî Hukūk Açısından Kadının Konumu

Kur'ân, kadınları hedef alan bu nefsânî uygulamaları ibtâl eden İlâhî Hukūk'u da ihtivâ ve ilân etmektedir. Cenâb-ı Peygamber'in Sahîh Sünneti ise bu hukūku tafsîl ve tahkîm etmektedir. Kur'ân'ın 176 âyet ihtivâ eden IV. Nisâ (Kadınlar) sûresi kadın haklarına tahsîs edilmiştir.

 

Bu konuda önemli bazı hükümler şunlardır:

Kasten insan öldürmek (IV/92) haramdır. Onun için Câhiliyye Dönemi arapları gibi kız çocuklarını öldürecek yerde (LXXXI/8-9) Allāh'dan hayırlı evlâdlar istemek gerekir (II/218).

Dilediğine kız, dilediğine erkek çocuk bahşeden; dilediğini de kısır bırakan Allāh'dır (XLII/49-50). Şu hâlde, doğurduğu çocuğun cinsiyetinden dolayı annesi sorumlu tutulamaz.

Allāh kadınların haklarının koruyucusudur (IV/34). Bundan dolayı erkekler eşlerinin haklarına tam bir saygı göstermelidir (XXVI/183).

Kadınlara mirâs yoluyla sâhip olmak haramdır (IV/19).

Kadınların mirâs hakları (IV/7,11-12, 33, 176) ve mehir hakları (II/237, IV/4, 20-21, 24-25) vardır.

Oğulların babalarının evlenmiş olduğu kadınlarla evlenmesi ise haramdır (IV/22).

Koca eşleri arasında adâleti sağlamakla yükümlüdür, buna gücü yetmeyenin tek bir kadınla yetinmesi gerekir ( IV/3).

Kocanın karısıyla iyi geçinmesi Allāh'ın emridir (IV/19).

Kadının boşandığı zaman, apaçık bir bir hayâsızlığı yoksa, iddet müddetinin sonuna kadar oturdukları evlerden çıkmama (LXV/1), eğer kadın hâmile ise doğum yapıncaya kadar eski kocasından nafaka alma, eğer çocuğunu emzirirse bunun ücretini de eski kocasından isteme hakkı vardır (LXV/6)[2].

 

Kadınların boşanma hakkı da vardır ama bir hadîsde:

Şer'î bir zarûret ve aklî bir mecbûriyet olmadıkça bir kadın kocasından boşanmayı isterse Cennet'in kokusu ona haram olur (Ömer Fevzi Mardin, Hadîs-i Şerîfler, s. 332, İlâhiyyât Kültür Te'lifleri Basım ve Yayım Derneği Sayı 10, Yelken Matbaası, İstanbul 1978)

denilmektedir; zirâ

Allāh'ın en hoşlanmadığı helâl, boşanmadır (Câmiü-s Sağîr Muhtasarı, Tercüme ve Şerhi, 1. cild, s. 37, no. 30, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 1996).

 

Kadınların kendilerini müdafaa etmek hakları da vardır. Kendisine zinâ suçu isnâd edilen kadın için Kur’ân:

“Zevcelerine zinâ isnâdında bulunup da kendilerinden başka şâhitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şâhitliği, kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allāh adına yemin ederek şâhitlik etmesidir.

 

Beşinci defa da, eğer yalan söyleyenlerden ise Allāh'ın lânetinin kendi üzerine olmasını diler.

 

Kadının da, dört defa sözüne Allāh’ı şâhit tutup kocasının mutlakā yalan söyleyenlerden olduğuna şâhitlik etmesi kendisinden azâbı kaldırır.

 

Beşinci defa da, eğer kocası doğru söyleyenlerden ise Allāh'ın gazâbının kendi üzerine olmasını diler.

 

Ya Allāh'ın size bol lûtfu ve rahmeti olmasaydı ve Allāh, tövbeleri kabul eden hüküm ve hikmet sâhibi olmasaydı (hâliniz nice olurdu?)!” (XXIV/6-10)

hükümlerini vaz etmiştir. Burada, kadının hukūken kocadan daha fazla koruma altında bulunduğu âşikârdır.

 

Kezâ Hazret-i Peygamber Vedâ Hutbesinde: “Çocuk, kimin yatağında doğduysa ona aittir” demiştir. Bu hadîs, resmî annesi ve babasından başka hiçbir kişinin çocuğun kendisine ait olduğunu iddia etmeğe hakkı olmadığını ve eğer iddia ederse de bunun çocuğun annesine bir iftirâ gibi telâkki edilmesi gerektiğine ruhsat veren hukūkî bir düzenlemedir. Çocuk kadının bir günâhı sonucu doğmuş bile olsa, bu düzenleme nifâka ve aile birliğinin parçalanmasına engel olan, ve kadının günâhının cezâsını Rûz-i Cezâ’ya erteleyen rahmânî bir tedbirdir.

 

Cenâb-ı Peygamber'in kadınların haklarını tafsîl eden hadîslerinden bazıları da şöyledir:

Kadının: 1) kocası yemek yediğinde kendisine de yedirilmesi, 2) bir şey giyindiğinde kendisinin de giyindirilmesi; kocasının 3) kendi yüzüne vurmaması, 4) "Sen çirkinsin" gibi sözlerle hakāret etmemesi, 5) cezâlandırmak düşüncesiyle evinin dışındaki bir yerde onu terk edip yalnız bırakmaması konusunda hakları vardır. (a.g.e., 2. cild, s. 310, no. 1975).

Sizin hayrlınız, kadınlarına ve kızlarına hayrlı olanınızdır (a.g.e. 2. cild, s. 372, no. 2132).

Evlilikleri hakkında kadınların fikrini alınız. Dul kadın kendi arzusunu açıkça ifâde eder. Bâkire kızın izni ise susmasıdır (a.g.e., 1. cild, s. 29, no.12).

... Şu iki zayıfın haklarını gözetme konusunda Allāh'dan korkun: dul kadın ve yetim çocuk (a.g.e., 1. cild, s. 62, no.72).

İki küçük kızı ergenlik çağlarınadek yetiştiren, terbiye eden kişiyle ben Cennet'e girerim, hem şöylece (Şehâdet ve orta parmağını birleştirerek göstermişler; yanyanayız, aramızdan su sızmaz demek istemişlerdir) (Abdülbâkıy Gölpınarlı, H. Muhammed ve Hadîsleri, s. 94, no. 606, Arkın Kitabevi, İstanbul 1957)

Hayırlınız ehline-ayâline hayırlı olanınızdır ve ben ehlime-ayâlime hayırlınızım; kadınları ancak kerem sâhibi büyük kişi ulu tutar, ağırlar ve onları ancak alçak olan horlar, aşağı tutar. (a.g.e., s. 102, no. 647)

Erkek yalnız karısına, kadın da kocasına bakarsa Allāh ikisine de rahmetle bakar; erkek karısının elini tuttu mu ikisinin de günâhları ellerinin parmak uçlarından dökülür gider (a.g.e., s. 104, no. 663)

Cennet anaların ayaklarının altındadır (a.g.e., s. 101, no. 637).

Kim ki üç kız çocuğunu geçindirir, onları terbiye eder, evlendirir ve onlara iyilikte bulunursa Cennet onundur (Câmiü-s Sağîr Muhtasarı, Tercüme ve Şerhi, 3. cild, s.371, no. 3695).

Kadınlarını ancak sizin en kötüleriniz döver (a.g.e., 1. cild, s. 306, no. 629).

Hiçbir mümin eşine kötü söz söylemesin!

Bir kimse eşinin bir huyundan hoşlanmıyorsa başka bir huyunu beğensin!

 

Kadınlara Revâ Görülen Sınırlandırmalar

Kur’ân’ın ve Peygamber’in kadınlara revâ görmediği bazı sınırlandırmalar Emevîler’den i’tibâren sanki dinin bir rüknü (temel kurallarından biri) imiş gibi yaygınlaştırılmıştır. Bunların başında Emevîler’in Bizans’dan ve İran’dan görüp de Arap Âlemi’ne taşıdıkları: 1) çarşaf, ve 2) kadının hareme kapatılması gelmektedir.

 

Emevîler’den i’tibâren kadınların kazanılmış hakları ve sosyal statüleri, Câhiliye Dönemi’ni andıran bir biçimde, gerilemiştir. Kadın haklarına en büyük tasallut Emevîler’den başka Haricîler’den ve Vehhâbîler’den gelmiş ve giderek İslâm Âlemi’nde yaygınlaşmıştır. Bu dönemde zaman zaman kadınlar eğitimden de mahrûm bırakılabilmişlerdir. Cenâb-ı Peygamber’in:

İlim öğrenmek her müslümana farzdır. (Abdülbâkıy Gölpınarlı, H. Muhammed ve Hadîsleri, s. 34, no. 199, Arkın Kitabevi, İstanbul 1957)

İlmi gizleyene her şey, hattâ denizdeki balıkla havadaki kuş bile lânet eder. (a.g.e. s. 30, no. 170)

Bir ân ilimle meşgūl olmak, bir ân kitaba, yazıya bakmak altmış yıl ibâdet etmekten hayrlıdır. (a.g.e. s. 34, no. 198)

 

hadîsleriyle de sâbit olan “kadının eğitim ve ilim sâhibi olma hakk”na şu ya da bu sebeplerle engel olunması Câhiliye Dönemi taassubunu yansıtan bir zulüm ve bir yobazlık şeklinde bugün İslâm Âlemi’nde hâlâ yer yer tecellî etmektedir.

 

Hazret-i Peygamber’in müslüman kadınlarla bir arada oturup sohbet ettiği bilinmektedir. Kur’ân’da yalnızca Hazret-i Peygamber’in zevcelerinden bir şey istendiği zaman perde arkasından istenmesi şartı getirilmiştir (XXXIII/53). Bu şartın diğer bütün müslüman kadınlara genelleştirilmesi ve hele uydurulmuş hadîslerle bunun Hazret-i Peygamber’e izâfe edilmesi hem büyük bir nifâk unsuru ve hem de Hazret-i Peygamber’e bir bühtândır. Çünkü Cenâb-ı Rabbü-l Âlemiyn Hazret-i Peygamber’e kendiliğinden helâl ya da haram tâyin etmek yetkisini vermemiştir (LXVI/1).

 

Osmanlı İmparatorluğu’nda da, cumhûriyet Türkiye’sinde 1950’li yılların ortalarına kadar da câmilerimizde kadınlar Sünnet’e uygun olarak erkeklerin ardında saf tutmuşlar ama erkeklerle kadınlar arasında aslā bir perde bulunmamıştır. Hac’ca gitmenin 1950’lerden i’tibâren kolaylaşmasının sonucu olarak Suudî Arabistan’ı ziyâret edenler bu ülkede geçerli olan Vehhâbî âdetlerini ve bu arada câmilerde kadınlar ile erkekler arasında biribirlerini görmeyecek şekilde perdeler bulunmasını Cenâb-ı Peygamber’den kalmış bir Sünnet olarak vehmederek bunları Türkiye’ye de intikāl ettirmiş ve yaygınlaştırmışlardır.

 

Bugün, haklarını feminizm ve eşitlik ütopyaları çerçevesinde arayan kadınların İslâm Hukūku açısından aklını karıştıran: 1) recm cezâsı, 2) talâk-ı selâse ile karı boşamak, 3) kadının şâhitliği, ve 4) mirâsda kadının hakkı meselelerine de kısaca bir göz atmak gerekir.

 

Zâni ve Zâniyenin Recm Edilmesi Konusu

Kur'ân'da:

"Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şâhit getirin. Eğer şâhitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yâhut Allāh onlara bir yol açıncaya kadar evlerde hapsedin" (IV/15),

"İçinizden fuhuş yapan her iki tarafa cezâ verin; eğer tevbe eder, uslanırlarsa artık onlara cezâ verip eziyet etmekten vazgeçin; çünkü Allāh tevbeleri kabûl eden ve çok esirgeyendir" (IV/16), ve

"Zinâ eden kadın ve zinâ eden erkekten her birine yüz sopa vurunuz; Allāh'a ve âhiret gününe inanıyorsanız, Allāh'ın dininde (hükümleri uygularken) onlara acıyacağınız tutmasın. Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezâya şâhit olsun" (XXIV/2)

denilmektedir.

 

Buna rağmen bâzı hadîslerde Cenâb-ı Peygamber'in zinâ suçu sâbit olan birkaç kişiyi recmettirmiş olduğu rivâyet edilmektedir[3]. Hz Peygamber'in Kur'ân'ın (XXIV/2) âyetindeki açık hükmü çiğneyerek zinâya uygulanan cezâyı nefsânî olarak arttırması Kur'ân'ın O'nun yüce ahlâkı hakkındaki tavsifi[4] ve Peygamber'e yüklemiş olduğu mükellefiyetler (IV/105, V/48-49, XIV/11, XVIII/27) ile bağdaşmadığından: ya 1) bu hadîsler uydurma hadîslerdir, ya 2) bu recm uygulaması henüz (XXIV/2) âyeti nüzûl etmeden vuku bulmuş olan, o zamanki yaygın örfe uyarınca bir uygulamadır, ya da 3) bu recm yahudi şerîatına[5] mensûb kimselere uygulanmıştır.

 

Hz Ayşe'ye izâfe edilen bir rivâyette:

Âişe (radyallāhü anhâ)'dan: Şöyle demiştir:

Andolsun ki recm etme âyeti ve yetişkin kişiyi on defa emzirme (sebebi ile nikâhlanmanın haramlığı) âyeti indi ve andolsun ki bu âyetler tahtımın[6] altındaki bir yaprakta (yazılı) idi. Resûlullāh (sallallāhü aleyhi ve sellem) vefât edip biz O'nun ölümü ile meşgûl olunca, evde beslenen bir koyun (veyâ bir keçi) girip o yaprağı yedi[7]"

 

denilmektedir. Bu rivâyet Kütüb-i Sitte'de yalnızca İbn Mâce'nin Sünen'inde bulunmaktadır. Ayrıca, Kütüb-i Sitte'nin hepsinde de yer almış olan olan bir başka rivâyette de:

..... (Abdullah) bin Abbâs (radiyallāhü anhümâ) dan rivâyet edildiğine göre:

Ömer bin el-Hattâb (radiyallāhü anh) (halîfe iken Medîne-i Münevvere'deki Mescîd-i Nebevî'de bir Cumâ hutbesinde) şöyle demiştir:

 

(Ey Müslümanlar) Şüphesiz ben şundan korkarım: Halkın üzerinden uzun bir zaman geçer de nihâyet bir adam: Ben Allāh'ın kitabında (zinâ eden evliyi) recmetme (hükmünü) bulmuyorum, der ve bu yüzden halk Allāh'ın farîzalarından birini terketmekle dalâlete giderler. Bilmiş olun ki (zinâ eden) kişi muhsan (evlenmiş) olup beyyine (dört erkek şâhid), veyâ gebelik, ya da itirâf olduğu zaman şüphesiz recmetmek haktır. Şüphesiz ben recm âyetini okudum. Âyet şudur:

 

"Şeyh ve şeyhâ (yâni muhsan erkek ve kadın) zinâ ettikleri zaman onları muhakkak recmediniz".

 

Resûlullāh (sallallāhü aleyhi ve sellem) recmetti ve O'ndan sonra da biz recmettik[8].

denilmektedir. Bu son iki rivâyetin uydurma oldukları şuradan bellidir ki bunlar "Kur'ân'ı muhakkak ki Biz indirdik ve muhakkak ki O'nun koruyucusu da Biz'iz" (XV/9) âyetinin kesin hükmüne muhâlif iddialar içermektedirler. Zîrâ bu âyet Cenâb-ı Hakk'ın kelâmı ile, idrâk ve iz'an sâhiplerine: 1) Kur'ân'ın bizzât Kendisi'nin koruması altında olduğunu, ve bundan dolayı da ebediyyen 1) herhangi bir eksikliğe uğramaksızın, 2) herhangi bir ek ile tahrîf edilmeksizin Hz Cebrâil'in Hz Muhammed'e tebliğ ettiği şekliyle muhâfaza edileceğini vaad ve ilân etmektedir. Sözde-recim-âyeti'nin bugünkü Mushaf'da bulunmadığının iddiası ise Cenâb-ı Hakk'a yalan ve vaadini tutmamak isnâdından başka bir şey değildir.

 

Bu durumda, söz konusu iki rivâyetin hem Hz. Ayşe'nin ve hem de Hz. Ömer'in imajlarını tahrîf etmeğe yönelik bir propagandanın eseri olması da muhtemeldir.

 

Kısacası, zînâ edenlerin recm edilmesi Emevîler devrinden i’tibâren uygulamaya konulmuş Câhiliye Dönemi’ne rücûun unsurlarından olan Kur’ân dışı bir zulûmdür. Bu Kur’an dışı uygulama hâlen bâzı islâm ülkelerinde geçerliliğini korumaktadır. Bunu irtikâb edenlerin Rûz-i Cezâ’da Cenâb-ı Hakk’a verilecek hesapları vardır.

 

Talâk-ı Selâse İle Karı Boşamak

İslâk Hukūku’nda: 1) Nikâh dinin yarısıdır (Hadîs), 2) Eşler biribirlerine, kimsenin nüfûz etmeğe hakkı olmadığı birer örtü gibidirler (II/187), 3) Eşler biribirlerinin eksik yanlarını tamamlarlar (Hadîs), 4) Eşlerin biribirlerine sevgisi, hizmeti ve rikkati Cenâb-ı Hakk'ın indinde ibâdet mesâbesindedir (Hadîs), 5) Allāh'ın en hoşlanmadığı helâl boşanmaktır (Hadîs), 6) Eşler aralarında çözemedikleri meseleleri kendi ailelerinden birer hakem seçmek sûretiyle onların arabuluculuğuna havâle etmelidirler (IV/35).

Hz Peygamber bir hadîsde:

 

"Allāh Teâlâ dedi ki: Benim için sevişenler sevgimi hakkettiler. Benim için buluşanlar sevgimi hakkettiler. Benim için biribirine öğüt verenler sevgimi hakkettiler. Benim için biribirlerini dolaşanlar sevgimi hakkettiler. Biribirlerini sevenler nûrdan mimberlerdir. Onların yerlerine peygamberler, muhakkikler ve şehitler gıbta eder".

demektedir. Böyle bir sevgiyle biribirlerine bağlı olan eşlerin evliliğinde haklar dâimâ korunur. Bu sevgi ve karşılıklı hakkı koruma azmi ailenin hem bütünlüğünün garantisidir ve hem de boşanmalara engel olur. Çünkü, gene Hz Peygamber’in bildirdiği gibi:

"Şer'î, aklî ve zarûrî bir sebeb olmadıkça bir kadın kocasından boşanmayı isterse Cennet kokusu ona harâm olur".

 

"Cenâb-ı Hakk'ın en ziyâde gazab ettiği helâl: boşanmaktır".

 

"Evlenin! Boşanmayın! Çünkü boşanmakdan Arş titrer".

 

İslâm Hukūku biribirleriyle evli aynı bir çifte peşpeşine üç kere evlenme ve üç kere de boşanma hakkı tanımaktadır. Üçüncü boşanmadan sonra bu kadının ancak başka bir adamla evlenmesi helâldir.

 

Emevîlerden i’tibâren kadın haklarında Câhiliye Devri’ne dönüş başlamış, ve boşanmada da Kur’ân’da da Sünnet’te de yeri olmayan haksız hukuksuz karı boşamak yaygınlaşmıştır. Hattâ, aynı kocaya rücu’ etmeyi de önleyen bir şekilde, “Seni talâk-ı selâse ile boşadım” lâfı ile karı boşamak yaygınlaşmıştır. Bu uygulama islâmî adâlete uygun değildir. Bu sözden sonra karısının tekrar kendisine dönmesini isteyen eski kocanın karısına hülle yaptırması ve bunun akabinde dördüncü kere onunla evlenmesi de Kur’ân’ın kesin hükmünü aşabilmek için düşünülmüş şeytânî bir hiyledir[9].

 

Kadının Şâhitliği

Bakara sûresinin 282. âyeti, borçluluk söz konusu olduğunda, borç senedinin yazılması sırasında iki erkeğin şâhit olarak bulunmasını ve eğer iki erkek bulunamazsa şehâdetlerine rızâ gösterilecek bir erkek ile iki kadının şâhit olmasını öngörmektedir. Kadının zinâ gibi fevkalâde ağır bir töhmet altında bile, yukarıda ayrıntılarını vermiş olduğumuz sürecin uygulanmasına bağlı olarak, kendisinin kendisi hakkında müdafaa niteliğindeki şehâdetini kabûl eden Kur’ân’ın bir borç senedi için iki kadının şehâdetini bir erkeğin şehâdetine denk saymasındaki hikmeti iyi fehmetmek gerekir. Bunun gerek maddî gerekse mânevî sorumluluk bakımından kadının yükünü hafifletmekden başka ne hikmeti olabilir ki? Buna göre Kur’ân, şâhitlik konusunda fıkhî açıdan, iki kadının şâhitliğinin bir erkeğin şâhitliğine her hâl için denk olduğunu beyân etmiş değildir. Bu denkliğin her hâl için geçerli olduğunu ileri sürmüş ve uygulamış olanlar Kur’ân’ın kadınlara vermiş olduğu hakkı kısıtlamış olanlardır.

 

Kadının Mirâs Hakkı

Kadınların mirâs hakları Kur’ân’da Nisâ Sûresi’nin 7., 11., 12., 19., 33., 127. ve 176. âyetleriyle sübût etmiştir. Bu âyetlere göre:

Kadının vâris olma hakkı vardır.

Kadınlar mirâs olamazlar.

Erkek çocuğun mirâsdaki payı kız çocuğunkinden iki misli daha fazladır.

Çocuğu olmayan ama bir kız kardeşi olan bir kimse ölürse mirâs olarak bıraktığının yarısı bu kız kardeşinin olur. Eğer çocuğu olmadan ölen erkeğin iki kız kardeşi varsa mirâsın üçte ikisi onlarındır.

 

İlâhî hukūku bilmeyenler erkek çocukların mirâsdaki payının kız çocuklarınkinin iki misli olmasına karşı infiallerini sık sık dile getirirler. Oysa İlâhî Hukūk erkeği: 1) evlenirken ve boşanırken mehir vermek, 2) ailesini geçindirmek, ve 3) muhtâc akrabâsına bakmakla yükümlü kılmıştır. Oysa kadının bu mükellefiyetleri yoktur. Yâni kadının erkeğe nisbetle ekonomik riski daha azdır. İşte Kur’ân erkeğin bu riskini tahfîf için erkeğin mirâsdaki payının kadınınkine oranla iki misli olmasına hükmetmektedir.

 

Sonuç

Kur’ân ve Sahîh Sünnet tabanında İslâm, kadına büyük haklar bahşetmiş ve kadını korumuştur. Bu, özellikle, kadına isnâd edilebilecek zinâ töhmeti söz konusu olduğunda fevkalâde âşikârdır. Kadına lûtfedilen bu ilâhî haklar Emevîler’den i’tibâren geniş kapsamlı bir kısıtlamaya uğramış ve bu uygulama zamanla sanki dinin hükmü imiş gibi kabûl görerek yaygınlaşmıştır. Bu uygulamaları ayıklamak ve “Kadın Haklar”ını Kur’ân ve Sahîh Sünnet’in öngördüğü şekilde teşhis ve ihyâ etmek yalnızca âdil bir davranış değil, aynı zamanda bir cihâddır da.

 

Dipnotlar

[1]Romen rakkamları Kur’ân’daki sûrelerin, diğerleri ise sûre içindeki âyetlerin sırasını göstermektedir.

[2]Bu hak tıpkı zekâttaki 1/40 lık oran gibi bir minimum’dur. İsteyen zekâtın hesabına giren mal varlığının 1/40’ından fazlasını da zekâtı olarak dağıtabilir. Kezâ, eşinden boşanmış bir adamın kadına bu minimum haklarından fazlasını ödemesine, meselâ kadın yeniden evleninceye kadar ona nafaka ödemesine bir engel yoktur.

[3]Bk. Rûdânî: Cem'ul-Fevâid (Büyük Hadîs Külliyatı), 3. cild, s. 63-71, No. 9993, İz Yayıncılık/Yeni Şafak, İstanbul 1997.

[4]"O hâlde Sen Allāh'a tevekkül et! Muhakkak ki Sen apaçık hakka uymaktasın" (XXVII/79); "Muhakkak ki Sen en yüce ahlâka uymaktasın" (LXVIII/ 4); "Biz Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik" (XXI/107); "Kim Resûl'e itaat ederse Allāh'a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, Biz Sen'i onların başına koruyucu olarak göndermedik" (IV/80); "Allāh'a ve Resûl'üne îmân edin..." (XLVIII/9, LVII/7); "Allāh'a ve Resûl'e itaat edin ki merhamet edilmişlerden olasınız!" (III/132); "... Resûl size neyi verdiyse onu alın, neyi yasakladıysa ondan çekinin" (LIX/7); "Ey îmân edenler! Allāh'a ve Resûl-'e ihânet etmeyin..." (VIII/27); "Eğer O [Resûl] Bize bâzı sözler isnâd etmeğe kalkışsaydı Biz O'nun kuvvetini-kudretini alır, can damarını keserdik de buna sizden kimse engel olamazdı" (LXIX/44-47)

[5]Hicret’ten sonra Medîne’de Hz Muhammed’in başkanlığında oluşan şehir-devletin anayasası hükmündeki 46 maddelik “Medîne Vesikası” Müslümanlar’a, Hıristiyanlar’a ve Yahudiler’e hukūkî özerklik tanımakta bu üç cemaatin mensûblarının herbirinin kendi şerîatları uyarınca mahkeme edilip cezâlandırılmalarını ve Hz Peygamber’in de nihaî temyiz makāmı gibi davranmasını öngörmekteydi.

[6]Tahtımın: oturduğum yerin.

[7]Bk. Sünen-i İbn-i Mâce Tercemesi Ve Şerhi, terceme ve şerh eden: Haydar Hatipoğlu, cild: 5, Kitâbü-n Nikâh bölümü, s. 415, Kahraman Yayınları, İstanbul 1983.

[8]Bk. Sünen-i İbn-i Mâce Tercemesi Ve Şerhi, terceme ve şerh eden: Haydar Hatipoğlu, cild: 7, Kitâbü-l Hudûd bölümü, s.156, Kahraman Yayınları, İstanbul 1983.

[9]Hulle: karısını üç kere boşanmış olan bir kocanın kadının tekrar kendisiyle evlenebilmesi için, kadına dokunmamak ve ertesi günü boşanmak şartı ile (ve bir bedel mukābilinde) anlaştığı bir erkek ile bir günlüğüne evlendirilmesinden ibâret olan bir hiyle.

 

 


Bu Makaleye Ait Eleştiri Makaleleri
# Makaleler Adı
Kullanıcı Yorumları

! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
Nurgül Çepni / 6.3.2010



Eski Eserler


Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

Hesap İşlemleri

Üye değil misiniz? Üye olun!

Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...