Eğitim Kurumu   ( 2141 )   في الكتب   ( 1659 )   في المؤلفين   ( 4831 )  
في المجلات   ( 786 )   في المكتبات   ( 151 )   في المدن   ( 182 )  
في المقالات   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 894 )  
مجموع عدد الزوار
9129104
مجموع عدد الاعضاء 1490
Online Üye 0

KURAN LÜGATİ İLMİ GEREKLERİ AÇISINDAN İSA (a.s)’NIN REF’İ VE NÜZULÜ MESELESİ

 تفاصيل حول الكتاب رقم الكتاب : K-  
اسم المؤلف العلم الموضوع لغتها
Süleyman Aydın Türkçe
ميزات الطبعة مترجم الكتاب
Ehli Sünnet  
       
Makale No: 2212 عدد الزيارة : 319 الإبلاغ عن خطأ التوصية
   لمؤلف المقالة الكتب الكتب الألكترونية المقالات المقالات حوله    

الكتب للمؤلف
# اسم الكتاب

الكتب الالكترونية للمؤلف
# اسم الكتاب

المقالات للمؤلف
# اسم المقالة
1 KURAN LÜGATİ İLMİ GEREKLERİ AÇISINDAN İSA (a.s)’NIN REF’İ VE NÜZULÜ MESELESİ
2 Halife Seçiminde Kureyşilik Şartı Geçersizdir Diyenlerin Delilleri
3 el Kevseri ve Muasırı Hafız Ahmed b. es Sıddık el Ğimari el Mağribi Arasındaki İlmi Tartışmalar

المقالت للتعريف بالمؤلف
# اسم المقالة

ملخص

معلومات النشر
اين نشرت
تاريخ النشر
المجلة اتي نشرت فيها
المجلة الالكترونية
عنوان الموقع

نص المقالة   [Yazdır/Print]
  •  

  •      

         KURAN LÜGATİ İLMİ GEREKLERİ AÇISINDAN İSA (a.s)’NIN REF’İ VE NÜZULÜ MESELESİ

         Giriş 

         Günümüz ilim dünyasında, İslami ilimler eğitimi çerçevesinde pek çok konu ele alınmakta ve kritik edilmektedir. Bu faaliyetlerin neticesi olarak zaman zaman fıkıh, tefsir ya da akaid kitaplarında neticelendirilmiş konular da gündem maddesi olabilmektedir. İlmi çevrelerde eskiden beri İslami bilgi ve anlayışlarda tecdit ve tahkik gerekliliği dile getirilmektedir. 

         Buna göre, İslami bilginin ve kaynakların tekrar gözden geçirilmeye ihtiyacı vardır. İslam Alemi’nin içinde bulunduğu parçalanmışlık ve dağınıklığın sebebi referans alınan kaynaklardaki farklılıklardır. Bu çerçevede Kuran’ın hakemliğine başvurulmalı, geçen zaman içerisinde iktidar ya da değişik baskı odaklarının etkisiyle kirlenen İslami bilgi kaynakları hurafelerden arındırılmalıdır. Bu çerçevede oluşan mezhepler ve yönelişler ancak bu şekilde tedavi edilirse İslami bilgi birliği sağlanılabilinecektir.

         Kuran’ın tek hakem olması söylemi günümüz akademik çevrelerinin büyük kısmında genel kabul görmektedir. Kuran’ı Kuran’la tefsir etme, sünneti Kuran’la çelişmediğinde kabul etme ya da mezhepler arası vahdeti sağlama gayesiyle ortak  paydada buluşma gayreti de bu genel kabule eklenince; araştırmacılar farklı farklı metotlar ve referanslarla konuyu incelemek durumunda olmakta ve bu da ortaya da farklı görüşlerin çıkmasını beraberinde getirmektedir.Yani bir bakıma İslami bilgi birliği ile İslam birliğini gerçekleştirme tezinin savunucuları daha ilk adımda bir bölünme yaşamakta ve yaşatmaktadırlar.

         Usulleri tam teşekkül etmemiş bu İslam’ı tekrar anlama yöntemi tezini benimseyen araştırmacılar İsa (a.s)’nın nüzulü ve ref’i meselesine kendi anlayışlarını tatbik etmişler ve neticede İsa (a.s)’nın öldüğünü kabul etmişler ve tekrar yeryüzüne inmesi inancının hurafe olduğu neticesine varmışlardır.

         “Akaid kitaplarında yazıldığı gibi göğe yükseltilmemiş ve ahir zamanda yeryüzüne de inmeyecektir.’’

         Kuran’ın hakemliği ve Kuran’ı Kuran’la tefsir etme metodu esasen ehli sünnet alimlerinin dini meselelerde kullandıkları metotlardandır. Bir konuda ilk olarak Allah’ın kitabına müracaat edilir müracaat edilen mevzuu Kuran’da bulunursa ne ala fakat bulunmazsa sünnete müracaat edilir ve bahsi geçen mevzu sünnette bulunursa ne ala bulunmazsa sahabenin konu ile ilgili sözlerine müracaat edilir eğer bulunursa ne ala yoksa içtihat edilir. 

         Yeni söylemde ise sadece ‘’Kuran’ı, çağdaş akılla ve sünnet nasslarına müracaat etmeden anlama’’ şekli uygulanılmaya çalışılmaktadır. Bu ise Kuran ayetlerinin içeriklerinin gereği olan sünnet verilerinin diniliği prensibini ihlal ve ihmal olmaktadır. Bu ise başka bir araştırmanın konusudur. 

         Biz bu makalemizde bu fikrin temelini ve taraftarlarınca yapılan uygulamasının kritiğini yaptık. Kuranî bilgi ekseninde ise İsa (a.s)’nın göğe kaldırılması ve ahir zamanda nüzulü meselesini ele aldık.

         Konu hakkındaki ehli sünnetin Kuran’dan delilleri ve Kuran’ı Kuran’la yorumlamak gerekliliğini savunan araştırmacıların Kuran’dan delillerinin özetlenmesi, vakıa tespiti açısından gereklidir. 

         Daha sonra konunun Kuran’dan delili olan ayetlerin Kuran lügati çerçevesinde tefsirlerini yaparak konuyu açıklığa kavuşturmaya çalışacağız. 

         

    Konunun Tarihsel Olarak Ortaya Çıkış Süreci 

         Hz. İsanın  düşmanları tarafından çarmıha gerilerek öldürüldüğü inancı İslam dışı bir inançtır . Bu inanç Yahudi ve bir kısım hristiyanın inancıdır.1 Bir müddet ölüp sonra dirilip sonra göğe yükseltildiği inancı da bir kısım hristiyanın inancıdır. 2

         

    Müslümanların inancı ise Sünni, şii,3  mutezili olsun onun öldürülmediği  öldürülme girişiminden sonra ruh ve bedeniyle semaya yükseltidiği ve kıyamet öncesi dünyaya tekrar indirileceği ve bir müddet yaşadıktan sonra  öleceği şeklindedir.

         Bilinen en eski akaid risalesi olan el-Fıkhu’l-Ekber de İmam Ebu Hanife İsa as’ın nüzulünü kıyamet alameti olarak isbat eder .4 ahmed b. Hanbel 5 İmam el-Maturidi 6, İmam el-Eş’ari 7, et-tahavi 8 Mücahid 9, et-Taberi 10, Zahiri ekolunun önde gelen ismi İbn Hazm 11, el-Bağdadi 12, el-Pezdevi 13 , eş-Şehristani 14, et-Teftazani 15, ibn Kudame 16  es-suyuti 17, Ali el-Kari 18, ilgili eserlerinde bunu ifade  ederler. Mutezile de bu görüştedir.  Mutezili Müfessir ez-Zemahşeri 19 de İsa as’ın ölmediğini, göğe yükseltildiğini ve kıyamet alameti olarak yeryüzüne ineceğini isbat etmiştir.

         İslam dünyasında İsa as’ın öldüğü inancı bütün ehli sünnet kaynaklarının ölmediği ve göğe yükseltildiğini isbat etmesine rağmen  ilk defa Hindistan kökenli olarak ortaya atılmıştır. 20

         Peygamberlik iddiasını ispatlama için Kadyani mezhebi kuramcıları bir nazariye geliştirmişlerdir. Buna göre hz. Peygamberden sonra peygamber gelmeyeceği ve Muhammed as’ın son peygamber olması inancının engelini kırabilmek için  İsa as’ın nüzulü inancı gündem yapılmış , bu caizse o formatta bir peygamberliğin de caiz olacağı esası üzerine  Kadyanilik mezhebi oturtulmak istenmiştir.    

          İslam dünyasında  İsa as’ın  öldüğü tezi ilk defa  Kadyaniler tarafından bu mantaliteyle ve senaryoyla savunulmuştur.21 

         İkinci olarak Cemaleddin el-Efgani’nin öğrencilerinin bu tezi savunduklarını gözlemliyoruz.  Kendisinden İslam birliği tezi dışında  hiçbir İslami konuda  açık bir kanaat gözlemlemediğimiz  el-Efgani, önde gelen öğrencileri yoluyla fikirlerini  yaymaya çalışmıştır. 22Muhammed Abduh , Reşid Rıza23 ve Şeltut 24 gibi el-Ezherli öğrencileri  mucizeleri  inkar etme ya da inkar manasına gelen teviller yapma  anlayışındadırlar. Ve onların bu görüşlerini İslam coğrafyasının değişik yerlerinde benimseyen bazı diğer araştırmacılar da ; onların   bu mantalitesine uygun  yeni görüşleri  seslendirmektedirler.  

         Bütün İslam mezheplerinin ittifak ettikleri bu meselede 25 Cemaleddin el-Efgani’nin mısırlı  öğrencilerinin  kadyani mezhebiyle neticede  aynı  inkarda buluşmaları  manidardır.26 kadyani liderlerinin  Sünni islamın ilim merkezi sıfatını taşıyan el-Ezher’e özellikle bu konuda soru sorup  verilen cevapla Hindistan da görüşlerini desteklemeleri de  manidardır. 27

         Kadiyaniliğin ve Cemaleddin el-Efgani’nin çıktığı topraklardan  çıkıp  batıdaki oryantalist İslam araştırmaları kurumlarında görev alarak İslam üzerine araştırmalar yapan  ve  bu konu ve başka konularda    benzer tespitlerle aynı neticeye ya da  farklı neticelere ulaşan üçüncü grup ta  Muhammed Hamidullah’ın 28 temsil ettiği gruptur.  

         Bu tarz bir ilim anlayışına sahip  araştırmacılar da  İsa as’ın öldüğünü  savunmakta ve kıyamet  öncesi dönüşünü inkar etmektedirler  . Muhammed Esed 29 , Fazlurrahman 30,  gibi isimler de bu bağlamda mütalaa edilebilirler. 31

         Ülkemiz ilim çevrelerinde de adı geçen mısırlılar  ve   oryantalist anlayışla parelel düşünen   araştırmacıların tamamı    benzer tespitler yapmaktadırlar. 32   

         Konumuz  isa as ın nüzulünün inkarının  kökenleri olmadığından , bu kadarlık bir değiniyle yetinmek durumundayız. Ama İsa as’ın nüzulü meselesinin kabulünün   Hindistan’da çıkan İslam dışı yönelişe kadar hiçbir surette hiçbir  müslümana kabul edilebilirlik  ve sahihlik açılarından sorun oluşturmaması da  manidardır. İslam ümmetinin   Şii olsun Sünni olsun Mutezili olsun bu konuda icmalarının olması da  manidardır.33  Çağdaş araştırmacıların neredeyse ittifakla İsa as’ın Allah tarafından ruh ve cesediyle göğe yükseltilmesini  -akla muhalif bulup kabullenememeleri- de; kıyamet öncesi  dünyaya tekrar indirilip Deccal’i öldürmesini  inkar etmeleri de  yine öyledir…

         Mezheplerin Konu Hakkındaki Görüşleri Ve Delilleri

         Konu hakkında Ehli sünnet ekolü ispat; 34 1800 lü yılların sonlarında ortaya çıkan muhalif  grup ise kabul etmeme durumundadırlar. 

         Ehli sünnet ve’l-cemaat ekolu  İsa (a.s)’nın öldürülmediğini ama göğe yükseltildiğini söylemekte; kıyametten az evvel bir süreç içerisinde yeryüzüne indirileceğine inanmaktadırlar. Akaid kitaplarında mesele bu şekilde geçmekte Kuran, sünnet ve icmayla konu ispat edilmektedir. 

         İsa (a.s)’nın göğe diri olarak yükseltilmesi ve kıyamet öncesi ineceğini reddedenler ise İsa (a.s)’nın öldürülmek istense de öldürülemediğini , yine de göğe yükseltilmediğini , eceli gelince öldüğünü ve kıyamet alameti olarak gökten inmeyeceğini söylemektedirler. Onlara göre;  Hadis kitaplarındaki beden ve ruh ile diri olarak göğe yükseltilme ve kıyamet öncesi yere inme ve adaletle hükmetme rivayetleri  İsrailiyyat’tır 35.

         A-İspat edenler ve delilleri (Ehli sünnetin Delilleri)

         a- Kuran-ı Kerim’den delilleri

         1-Kuran’a göre, İsa (a.s)’ı öldürmek isteyenler onu öldürememişlerdir36. 

         2- İsa (a.s) öldürülmeye teşebbüs edildiğinde Allah’ın emriyle ruh ve cesediyle birlikte alınıp semaya yükseltilmiştir37. 

         3- İsa (a.s), bunu ben onların içinde bulunduğum müddetçe onların üzerine şahit olduğumdan sorumluydum. beni yanına yükseltinceye kadar ben onlardan sorumluydum ne zamanki beni ruh ve cesedimle keramet mahalline yükselttin onları gözeten sadece sendin .… 38 diyerek ispat etmiştir

         4- İsa (a.s) beşikte ve yetişkinlikte, kuhulet döneminde, insanlarla, peygamberlerin sözleriyle konuşacağı bir hakikattir39. İsa (a.s) gençlik döneminde göğe yükseltildiğine göre yaşlılık döneminde onlarla konuşacak olması onun yeryüzüne dönmesiyle olacaktır40.

         5- İsa (a.s) kıyametin büyük alametlerindendir41. Yaşlılık döneminde (yani yükseltildiği sema hayatından sonra yaşlı iken tekrar onlarla dünyada buluştuğunda) Ehli kitap İsa (a.s)’nın Allah’ın kulu ve rasulu olduğuna, İsa (a.s)’nın ölümünden önce iman edecektir42.

         Bu son iki ayet onun tekrar indirilmesini ve dünyada yaşamasını haber verir. Çünkü söz konusu olan yaşlılık ancak dünya hayatında olmaktadır. Ve onlarla konuşması ancak dünya hayatına dönerse bir mana taşır. İsa (a.s) ölmeden önce Ehli kitabın ona iman edeceklerinin bildirilmesi onun daha ölmediğini yaşlılığında onlarla konuştuktan ve onlar da ona iman ettikten sonra öleceğini ispat eder.

         b- Kuran lügati İsa (a.s)’nın ref’i ve nüzulünü inkar edenlerin verdikleri manaların çıkartılmasına uygun değildir. 

         Teveffi kelimesi esas itibarıyla herhangi bir işi veya bir şeyi noksan bırakmaksızın tümüyle almak veya ikmal etmek, yapmak manasını ifade eder.43

         Teveffi kelimesi Kuran-ı Kerim’de müştekkatı ile birlikte altmış dört ayet içerisinde altmış altı defa zikrolunmaktadır. 

         Bu kelimeleri, onlara verilen manalar konusunda ihtilafın var olup olmaması bakımından iki ana başlık altında toplamak mümkündür.44

         1- Sözü, ahdi eksiksiz ve tam olarak yerine getirme manasına gelen veffa-evfa-evfu-ufi vb kelimelerle; yapılanların karşılığını veya ölçü ve tartının hakkını eksiksiz, tam olarak verme manasına gelen nuveffi-tuveffa-vuffiyet-yestevfuun-ufi-el evfa-vb kelimeler yani 39 ayette varid olan 41 kelimeye verilen mana konusunda ihtilaf yoktur.

         2- İhtilaf 25 ayette 25 kere varit olan teveffa-teteveffa-teveffeni-yuteveffa vb. kelimelerde olmuştur. 

         Bu ayetlerde varit olan bu kelimelere öldürmek, öldürülmek vb. manalar vermek ilmi tahkik ve dikkatten uzaktır. 

         Bu ayetlerdeki söz konusu kelimelerin bazen ölüm öncesi bazen de ba’s diriltilme sonrası yani haşr anı, bazen de İsa (a.s)’nın ref’i meselesinde olduğu gibi özel bir ikram ve inayet sebebiyle olduğu görülür. 

         Teveffi kelimesinin bu yerlerde kullanılmasında ref olayının ruh ve cesetle gerçekleştiğine ba’s ve haşr’ın da ruh ve cesetle gerçekleşeceğine işaret vardır.

         c- Konu hakkındaki kullanılan teveffi ve müştakkatı ref ve nüzul ile alakalı ayetlerin içeriklerinin beraber düşünülmesi; İsa (a.s.)’nın öldürülmeden ruh ve cesediyle semaya yükseltildiğini ve kıyamete yakın dönemde yeryüzüne ineceğini ispat eder.

         Teveffi kelimesi Kuran’daki kullanılışı itibarıyla ‘tam olarak almak’ manasındadır. Tam almak, ruh ve beden ile almak demektir. Ölüm ise ruhun bedenden çıkarılarak alınması, bedenin yeryüzünde bırakılıp ruhun semaya yükseltilmesidir. O halde kesinlikle ruhu alınıp yükseltildi yani öldürülerek göğe yükseltildi şeklinde bir anlamlandırmaya delil olamaz. Zaten bu iddia, onu öldüremediler ama ona benzetileni öldürdüler şeklindeki ayetle çelişir. 

         Esasen ayette Allah Teala’nın, İsa (a.s)’yı katına yükselteceğini bu olay çerçevesinde zikretmesi; ve sonrasında İsa (as)’nın yaşlılığında ona bütün ehli kitabın iman edeceğini haber vermesi ve öldürmek manası asıl olmayan teveffi kelimesini kullanarak katına yükselteceğini ifade etmesi; İsa (a.s)’nın sağ olarak semaya yükseltildiği ve halen yaşadığı ve vakti gelince yaşlılık halinde ehli kitabın ona iman edeceği bir hal yaşayacağını (dünyaya tekrar indirilerek ) ispat etmiş olmaktadır. 

         d- Kuran lügati açısından ref’ kelimesi ve müştekkatının anlamı, İsa (a.s.)’nın öldüğünü ve bu sebeple de nüzulünün söz konusu olamayacağını iddia edenleri reddeder.

         Ref’in Lügat manası, madden ve manen yükseltmek, yüceltmek yukarı çıkarmak ve koymaktır. Kuran’da da aynı manalarda kullanılmıştır.45

         Kullanımlar incelendiğinde bu kelimenin müştekkatının 29 yerde, Al-i İmran 55, Nisa 157. ayetleri ile beraber 16 yerde maddi manada46; 8 yerde manevi manada47 5 yerde de48 her iki manada kullanılmak üzere geçtiği görülür. 

         Ali İmran 55. ayetteki (وَرَافِعُكَ إِلَيّ) ref ‘ maddi manada asıl manevi manada mecaz olarak kullanılmıştır. Siyakı ise yahudilerin Hz. İsa (a.s)’yı öldürmediklerini ve yerine başkasını öldürdüklerini beyan konusundadır. Bu manaya uygunluk ile (بَلْ ) harfinin öncesinin ve sonrasının insicamı, ancak ref olayının hissî olmasıyla mümkün olabilir. Esasen manevi yüceltme özellikle İsa (a.s.)’nın ref’inde söz konusu olamaz. Çünkü önceki peygamberlerden bazıları öldürülmüştür ve öldürülme manevi yüceltmeğe zaten mani değildir. O halde burada Allah’ın onu katına yükseltmesinden manevi yüceltme kastediliyor olamaz. Yüceltme hem maddi hem manevi olmalıdır. Yüceltme hem beden hem de ruhla onun semaya yükseltilmesiyle ve sonrasında da yaşlılık döneminde ehli kitabın ona iman etmesi için yeryüzüne indirilmesiyle olmuştur, olacaktır.

         Ref‘le alakalı fiil veya fiil kuvvetindeki kelimelerden sonra (إِلي) harfinin gelmesi ref’in manevi olma ihtimalini yok eder.49

         B-Kabul etmeyenlerin delilleri

         1-Ayette bahsedilen ref  manevi yükseltmedir. Buna el-Ankebut 26 (وَقَالَ إِنِّي مُهَاجِرٌ إِلَى رَبِّي), es-Saffat 99 (وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَى رَبِّي سَيَهْدِينِ), Meryem 57. (وَرَفَعْنَاهُ مَكَانًا عَلِيًّا) ayetleri delildir .

         2- Kitap ehlinden hiçbir ferd yoktur ki, o fertler ölümlerinden hemen önce, İsa (a.s.)’ın Allah’ın kulu ve resulü olduğuna, inanacak olmasınlar, manası vermek daha uygundur. Ayete bu mana verilebilirken zorlama yorumla İsa (a.s.)’nın ölmediği; göğe çıktığı; sonra yaşlanmış vaziyette geri ineceği yorumu gibi aklın sınırlarını zorlayan bir yoruma gitmek yanlış olacaktır.

         Bu ayete, ehli kitap, İsa (a.s)’ya yaşlılık döneminde iman edecek şeklinde mana vererek ayetle istidlal edenlere, ayete, bu mananın da verilebildiği söylenir.

         3- وَإِنَّهُ لَعِلْمٌ لِّلسَّاعَةِ o kıyamet alametidir, ayetindeki söz konusu edilen; İsa (a.s) değil, Hz. Muhammed (s.a.v)’dir. 

         Bunlardan başka çok sayıda mantıksal önermeyle de istidlal etmişlerdir;

         1- İsa (a.s)’nın ölmediğini söylemek, onun ebediliğini gerektirir. Bu da her nefsin ölümü tadacağını ve kimseye ebediliğin verilmediğini bildiren Kuran’ın Ali İmran 185, el- Enbiya 34-35, el- Ankebut 57.ayetleriyle çelişmektedir.

         2- İsa (a.s)’nın ölmediği ve ineceği inancı bize Hıristiyanlardan geçmiş veya onların tesiri altında kalınarak böyle bir kanı oluşmuştur.

         3- Hıristiyanların, özelliklede ileri gelenlerinden olan papazların, Müslümanların bu itikadını delil getirerek Müslümanlarca da asıl son peygamberin Hz. İsa olduğunu iddia etmelerine imkan vermemek için İsa (a.s)’nın nüzulünü inkar etmek gerekmektedir.

         4- Bu inanç, yalan yere İsa (a.s) olduğunu iddia edenlerin ortaya çıkmasına sebebiyet verdiğinden tamamen inkar edilip inanç dairesinden çıkarılmalıdır. 

         5- İsa (a.s.)’nın ineceğini kabul etmek, ne zaman ve nereye inecek, nasıl tanınacak veya kendini nasıl tanıtacak, kim karşılayacak gibi bazı soru ve sorunları beraberinde getirdiğinden inkar edip kurtulmak gerekir. 

         6- İsa (a.s)’nın bunca yıldır hayatta olup, kıyamete yakın bir zamanda insanların arasına inecek ve dönecek olmasını akılla idrak ve izah etmek mümkün olmadığından inkar etmek gerekir.

         7- Hz. İsa’nın inişiyle ilgili rivayetlerin, onun icraat olarak domuzu öldüreceği haçı kıracağı ve cizye ve haracı kaldıracağını söylemesi, insanın aklına “İsa (a.s) gibi bir şahsiyetin daha önemli işler varken en önemli icraatın niçin domuz katliamı, haçların kırılması vb. şeylerden ibaret olsun” sorusunu getirmektedir.

         Aşağıda yapacağımız delillendirme ve kritikler karşıt görüşün delil olarak kabul ettiği Kuran ayetleriyle yetinilerek yapılacaktır. Kuran lügati ekseninde olacak delillendirmenin tamamlandığı yerlerde ehli sünnetin haklılığına dair sünnetten de hatırlatmalar yapılabilecektir. 

         Mezheplerin delilleri ve Kuran lügati açısından delalet ettikleri manalar

         Konumuz gereği, Hz İsa (a.s.)’nın vefat ve ref’ olayını iyi anlayabilmek için teveffi ve ref’ kelimelerinin üzerinde Kuran lügati ve arap lisanı açısından durmamız; aynı şekilde İsa (a.s.)’nın nüzulü ile alakalı ayetleri tefsir ve inkar edenlerinde delillerinin zayıflıklarını beyan etmemiz gerekmektedir.

         a. Kuran lügatine göre teveffi kelimesi ve müştakkatının anlamı:

         b. Kuran lügati açısından ref’ kelimesi ve müştakkatının anlamı:

         c. Kuran lügati açısından İsa ( a.s ) ‘ın nüzulü ile alakalı ayetlerin tefsiri:

         “Allah’ın İsa (a.s.)’ya şöyle dediği vakti hatırla ve ümmetine hatırlat: Ey İsa muhakkak ben seni ölüm olmaksızın ruh ve cesedinle yeryüzünden alacağım ve seni yanıma, gökteki özel ikramıma mazhar olan keramet mahallime yükselteceğim’’50

         Ayetin tefsiri yukarıdaki gibi olması gerekirken, bazıları bu ayeti delil getirerek İsa (a.s.)’nın öldüğünü ve sadece ruhunun yükseltildiğini öne sürmektedirler. Kuran lügatinin en önemli unsuru olan arap lisanına vakıf olmama; doğru inanç ve maksada sahip olmama; Ayetleri konu bütünlüğü içerisinde, siyak ve sibakına bakmadan ve vakıayı göz önünde bulundurmadan tefsir etme problemlerini ve manalandırmaktan kaynaklanan yorumların hatalarını göstermek gayet yerinde olacaktır. 

         Bunun için ayetleri tek tek ele alıp, yerlerinde yapacağımız tespitlerle meseleyi tashih edeceğiz.

         1- Kuran lügati açısından İsa (a.s.)’nın ref’i ve nüzulü inancının delilleri 

         a. Kuran Lügatine göre teveffi kelimesi ve müştakkatının anlamı:

         et-teveffi kelimesi esas itibarıyla herhangi bir işi veya şeyi noksan bırakmaksızın tümüyle almak veya ikmal etmek, yapmak manasını ifade eder. 

         Kuran-ı Kerim’de müştekkatı yani türevleriyle birlikte altmış dört ayet içerisinde altmış altı yerde zikrolunmaktadır. 

         Bu kelimeleri, onlara verilen manalar konusunda ihtilafın var olup olmaması bakımından iki ana başlık altında toplamak mümkündür.

         a- Sözü, ahdi eksiksiz ve tam olarak yerine getirme manasına gelen veffa-evfa-evfu-ufi vb kelimelerle, yapılanların karşılığını veya ölçü ve tartının hakkını eksiksiz, tam olarak verme manasına gelen nuveffi-tuveffa-vuffiyet-yestevfuun-ufi-el evfa-vb kelimelere yani 39 ayette varid olan 41 kelimeye verilen mana konusunda alimler ve araştırmacılar arasında ihtilaf söz konusu değildir.

         “Yoksa Musa’nın Ve memur olduğu şeyi bihakkın itmam etmiş olan İbrahim'in sahifelerinde olan şeyden kendisine haber verilmedi mi?” 51

         “Ey İsrail oğulları! Benim sizlere ihsan etmiş olduğum nimetimi hatırlayın, bana verdiğiniz sözü bihakkın tutun ki, ben de size verdiğim sözü tutayım ve sadece benden korkunuz.”52

         “Ve ey kavmim! Ölçeğe de, teraziye de adalet ile tam hakkını verin ve insanlara eşyalarını eksiltmeyin ve yeryüzünde fesatçılar olarak fesat çıkarmayın.”53

         وَلْيُوفُوا نُذُورَهُمْ “ve adaklarını bihakkın yerine getirsinler”54يُوفُونَ بِالنَّذْر “bu iyi kullar, adaklarını eksiksiz yerine getirirler”55

         “Terazide hile yapan O kimseler ki, insanlardan alırken ölçtükleri zaman tam ölçer alırlar.”56

         b. İhtilaf yirmi beş ayette yirmi beş kere varit olan teveffa-teteveffa-teveffeni-yuteveffa vb. kelimelerde olmuştur. 

         Bu ayetlerde varit olan bu kelimelere öldürmek, öldürülmek vb. manalar vermek ilmi tahkik ve dikkatten uzaktır. 

         Bu ayetler, siyak ve sibaka bakıldığında konu bütünlüğü içerisinde, vakıa ve aklın verileri ile üzerine ittifak olunan usul ve esaslar göz önünde bulundurularak ele alındığında söz konusu kelimelerin bazen ölüm olayına sebep veya müsebbep yani bu olay bazen ölüm öncesi bazen de ba’s (diriltilme) sonrası yani haşr anı, bazen de İsâ (a.s)’nın ref’i meselesinde olduğu gibi özel bir duruma işaret ettiği görülür. 

         Teveffi kelimesinin bu yerlerde kullanılmasında ref’ olayının ruh ve cesetle gerçekleştiğine ba’s ve haşr olaylarının da ruh ve cesetle gerçekleşeceğine işaret, idrak edebilenler için kesin delalettir. 

         Vefat kelimesinin, mecaz olan “ölüm” manasına kullanımının şöhret bulması, Kuran-ı Kerim’in nüzulünün tamamlanmasından sonra gerçekleşmiştir.57

         Dolayısıyla Kuran kelimelerini nüzul tamamlandıktan sonra kazandıkları veya şöhret buldukları manalarla tefsir, kesin olarak manayı tahrif etmek olacaktır.58

         1- وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا يَتَرَبَّصْنَ بِأَنْفُسِهِنَّ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا

         “Sizden vefat ettirilen ve geriye eşler bırakan erkek kimselere gelince (veya geriye eşler bırakır oldukları halde vefat ettirilen kimselere gelince.) Onların eşleri kendi kendilerine dört ay on gün beklerler”59

         Buradaki “yuteveffevna” kelimesini mecaz manası olan ölüm anlamak doğrudur. Ancak bunu hakiki mana gibi algılamak ve takdim etmek yanlıştır. 

         Kuran lügatine muttali olanlar Kuran’da müteradif olduğu zannedilen kelimelerin arasında çok ince farkların olduğunu ve istılahî manada müteradif olmadıklarını bilirler. 

         Burada ifadenin, hakiki manası ölüm olan (el-mevt) kökünden bir fiille değil de mecazi manası ölüm olan tevveffi kökünden bir fiille gelmesinde ölen erkeğin eşleri nezdinde dört ay on gün hükmen hayatta olduğuna işaret hatta delalet vardır. Bu açıklamamızı Bakara süresi 240. ayet içinde yeterli görmekteyiz.

         2- وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفَّى وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ إِلَى أَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْلَا يَععْلَمَ مِنْ بَعْدِ عِلْمٍ شَيْئًا

         “Ve sizden bazınız hayatının herhangi bir çağında ruh ve cesediyle tutulur ve ölüm eşiğine getirilir sonrada ölür ve sizden bazınızda en verimsiz çağa kadar yaşamak veya yaşatılmak üzere salıverilir”.60

         Bu ayet, siyak ve sibaka bakıldığında konu bütünlüğü içerisinde, vakıa, ilmi usül ve esaslar göz önünde bulundurularak ele alındığında bu ve buna benzer şekilde tefsir edilmesi kaçınılmazdır. 

         Kuran lügatin vakıf olanlar yüteveffa fiilinin karşıtı olarak yuraddu fiilinin kullanılmasında teveffi kelimesinin hakiki manasının ölüm olmadığına dair işaret ve delaletlerin varlığını idrak etmekte zorlanmazlar. Bu açıklamamız için de Mümin (Ğafir) suresi 67. Nahl suresi 70. ayetlerini yeterli bulmaktayız.

         3- وَلَوْ تَرَى إِذْ يَتَوَفَّى الَّذِينَ كَفَرُوا الْمَلَائِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَأَدْبَارَهُمْ وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَرِيقِ

         “Ve şayet sen Ey Resulüm veya görme imkanına sahip ey muhatap, kafirleri veya hallerini dünyada Bedir vb. meydanlarda veya ba’sdan sonra meleklerin onların yüzlerine ve arkalarına vurur ve ‘tadın cehennem azabını’ der oldukları halde onları kavradıklarında görseydin, dehşet verici, çok büyük bir olay görürdün”61

         Siyak sibaka bakıldığında konu bütünlüğü içerisinde vakıa, ilmi usül ve esaslar göz önünde bulundurularak ele alındığında, bu ayetin tefsiri bu vb. şekilde olması gerekmektedir. 

         Ayette geçen yeteveffa kelimesine can alma ruh kabzetme manası verenlerin Bedir harbine katılan meleklerin ölüm meleği Azrail ve yardımcılarının olduğunu ispat etmeleri gerekmektedir. 

         Ancak bunun bizzat müslümanlara yardım için cihat etmek üzere özel olarak gönderilmiş meleklerden müteşekkil bir ordudan ibaret olduğunu bildiren Enfal 9, Ali İmran 123, 127. ayetleri varken ispat etmek mümkün değildir. 

         Bu ayeti yukarıda zikrettiğimiz gibi hem dünyadaki bir sahneyi hem de kıyamet gününde ba’sdan sonraki sahneyi göz önünde bulundurarak tefsir etmek gerekmektedir. 

         Eğer ba’s sonrası sahneyi göz önünde bulundurarak tefsir edersek yeteveffa kelimesine can almak ruhu kabzetmek manası ne hakikaten nede mecazen vermek mümkün olabilir.

         Bu açıklamamız, aynı zamanda Muhammed suresi 27, Âraf suresi 37, Nisâ 97, Nahl 28, 32. ayetler içinde geçerlidir. 

         Ancak Nahl ve Nisa surelerindeki bu ayetler için sadece ba’s sonrası sahneyi göz önünde bulundurarak tefsir etmek mümkündür desek mübalağa etmiş olmayız.

         4- رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّئَاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ الْأَبْرَارِ

         “Ey Rabbimiz Bizim günahlarımızı bağışla ve kötülüklerimizi ört ve bizi dirilttikten sonra iyilerle beraber haşret”62

         Siyak sibaka bakıldığında konu bütünlüğü içerisinde vakıa, ilmi usül ve esaslar göz önünde bulundurulduğunda bu ayetin tefsiri bu vb. şekilde olması gerekmektedir. 

         Kuran ayetleri dikkatle incelendiğinde günahların affının, çok kere hatta asıl olarak ahirette cennete girmeden önce yapıldığı görülür.63

         Bu da konumuz olan ayetin bize ahiretle alakalı olduğunu gösterir. 

         Bu dua cümlesinin tam ve eksiksiz olarak alma manasına gelen teveffena kelimesiyle gelmesinde ba’s ve haşrın ruh ve cesetle olacağına işaret vardır. 

         Bu şekilde iyilerle de olsa toplu ölüm istemek hem vakıaya hem de müslümanın uyması gereken dua adabına terstir. 

         Ayete bu vb. şekilde mana verildiğinde iyilerle beraber canımızı al manası veren müfessirlerin vakıaya ayeti uyarlamak için yaptıkları takdir cümlelerine ihtiyaç duyulmaması da verilen mananın sıhhat ve selametine bir delildir.

         5- تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ

         “Beni Müslüman olarak ba’s et dirilt ve Salihler zümresine ilhak et. / Beni ölümümden hemen önce Müslüman olduğum halde teslim al. Ahirette de beni Salihler zümresine ilhak et./ Beni ölümümden hemen önce Müslüman olduğum halde teslim al. Ve beni yani ruhumu Salihlerin ruhlarına ilhak et”.64

         Bu ayetin tefsiri de yukarıda zikrettiğimiz sebeplerden dolayı bu vb. şekillerde olması gerekmektedir. 

         Bu vb. nassları doğru tevil edebilmek için bir kimsenin müslüman olarak ölebilmesinin gerekliliği o kimsenin müslüman olarak ölüme yakalanması şartıyla gerçekleşir durumunu göz önünde bulundurmak gerekir. Aynı şekilde Müslüman olarak ba’s ve haşr olunmak için Müslüman olarak ölmek gerekmektedir.

         6- رَبَّنَا أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَتَوَفَّنَا مُسْلِمِينَ

         Musa’ya iman eden sihirbazlar “Ey Rabbimiz eğer firavun ve yardımcılarının bize zarar vermesini ve katletmesini takdir ettiysen bizim üzerimize her yerden bizi kuşatan sabır yağdır(indir). Ve bizi Müslümanlar olduğumuz halde, ölüm için tut al veya bizi Müslümanlar olduğumuz halde ba’s ve haşret”.65

         Bu âyetin tefsiride yukarıda zikrettiğimiz beyanlar gereğince, ikincisi, ikinci olmak kaydı ile bu vb. şekilde olması gerekmektedir.

         7- مَرْجِعُهُمْ وَإِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذِي نَعِدُهُمْ أَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَإِلَيْنَا

         “Eğer onlara vaat ettiğimiz azabın bir kısmını sana dünyada iken gösterirsek ne ala yok eğer göstermeden seni vefat ettirirsek onların dönüşü sadece bize olacağından orada gerekli olan azaba çarptırılacaklardır” 66

         Bu ayette geçen neteveffeyenneke mecaz olan ölüm manasına kullanılmıştır. 

         Ölüm olayının ölüm öncesi yakalamanın ruh ve cesetle teslim alma manasına gelen fiille ifade edilmesinde Resülullah (s.a.v)’in hükmen ruh ve cesedi ile aramızda bulunduğuna işaret vardır.

         Bu beyanımız Rad 40, Ğafir 77. ayetleri için de geçerlidir.

         8- وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ ثُمَّ يَتَوَفَّاكُمْ وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ إِلَى أَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْ لَا يَعْلَمَ بَعْدَ عِلْمٍ شَيْئًا

         “Ve Allah sizi yaratmıştır. Sonra sizi ruh ve cesedinizle teslim alacaktır, hakkında ölüm takdir edilen, vakti geldiğinde öldürülür ve sizden kimin yaşaması murat olunursa oda, ömrün en aşağı ihtiyarlık çağına reddolunur ki bir bilgiden sonra bir şey bilmez olsun”.67

         Siyak sibaka, bakıldığında konu bütünlüğü içerisinde vakıa, ilmi usül ve esaslar göz önünde bulundurulduğunda bu ayetin tefsiri bu vb. şekilde olması gerekmektedir. 

         En azından Hâcc 5 Mümin 67. ayetlerine bakılsaydı bu hataya düşmekten korunmak mümkün olabilirdi.

         9- قُلْ يَتَوَفَّاكُمْ مَلَكُ الْمَوْتِ الَّذِي وُكِّلَ بِكُمْ ثُمَّ إِلَى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ

         “De ki: Size müvekkel görevlendirilmiş olan ölüm meleği, sizden, birinci sur anında ölmemiş olanlarınızı ölümlerinin gerçekleşmesi için ruh ve cesediyle teslim alacaktır. Sonra da Rabbinize döndürüleceksiniz.”68

         Bu ayetin tefsiri bu vb. şekilde olması gerekmektedir. 

         Ancak siyak sibaka bakmadan ve Zümer 68. ayetini göz önünde bulundurmadan gereğinin yerine getirilmesi mümkün gözükmemektedir. 

         Ayrıca Kuran’da özellikte bu ayette ölüm meleğini ölüme değil de ölüme sebep teveffi kelimesine isnat edilmesini idrak edebilenler için büyük sırlar vardır.

         10- ثُمَّ يَبْعَثُكُمْ فِيهِ لِيُقْضَى أَجَلٌ مُّسَمًّى ثُمَّ إِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ وَهُوَ الَّذِي يَتَوَفَّاكُم بِاللَّيْلِ وَيَعْلَمُ مَا جَرَحْتُم بِالنَّهَارِ

         “Ve O, o Zât-ı Kibriya'dır ki, sizleri geceleyin ölü gibi uykuya daldırıp teslim alır ve gündüzün ne yapıp kazandığınızı bilir. Sonra mukadder olan müddet doluncaya kadar her gün sizi hayata döndürür. Sonra dönüşünüz ancak O'nadır”.69

         Bu ayette teveffi olayına sebep, kelimenin mecâzi manalarından olan uykudur. 

         Kelimeye ölüm manası verme konusunda dikkatli davranamayan ilim adamı ve araştırmacıların burada bizi teyit eder mahiyette manalandırmak zorunda kaldıklarından bu kadarıyla yetinmeyi uygun görüyorum.

         11- وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ وَيُرْسِلُ عَلَيْكُمْ حَفَظَةً حَتَّى إِذَا جَاءَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لَا يُفَرِّطُونَ

         “Ve O (Allah) kullarının üzerinde kahir, yegâne kudret ve tasarruf sahibidir. Ve sizin üzerinize, afetlerden korumak ve amellerinizi kaydetmek üzere hafaza meleklerini gönderir. Nihayet sizden birinize ölüm gelince, görevli meleklerden ibaret elçilerimiz onu, ölümünün gerçekleşmesi için ruh ve cesediyle teslim alırlar ve onlar vazifelerinde kusur etmezler”.70

         Bu ayette de imâtenin yani öldürme olayının ölüm manasına olan el-mevt kelimesi geçmesine rağmen meleklere isnat edilmeyişi dikkate şayandır. 

         Buradan anlaşılıyor ki ölüm meleği ve yardımcılarının görevi ölüm vakti gelen kimseyi ölüme hazır vaziyette tutmaktır. 

         Bu meleklerin teveffilerinin ölümle sonuçlanmasından hareketle hakiki manada imate’yi onlara isnat etmek ilmi dikkat, esas ve usullerle bağdaşmaz.

         12- قُلْ يَاأَيُّهَا النَّاسُ إِنْ كُنْتُمْ فِي شَكٍّ مِنْ دِينِي فَلَا أَعْبُدُ الَّذِينَ تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلَكِنْ أَعْبُدُ اللَّهَ الَّذِي  يَتَوَفَّاكُمْ

         “De ki: Ey insanlar! Eğer siz benim dinimde bir şüphede iseniz, (haberiniz olsun ki) ben Allah Teâlâ'dan başka taptığınız şeylere ibadet etmem. Velâkin ben o Allah Teala'ya ibadet ederim ki, sizleri fayda ve zarar verme konusunda istediği gibi tasarruf etmek üzere elinde bulundurur”.71

         Ayetin siyak sibakına, Kuran üslûbuna bakıldığında tefsirin bu ve buna benzer şekilde olması gerekmektedir.

         Yunus suresi 106. ayete bakıldığında yalvarılacak olan ilahın zarar ve fayda vermeye muktedir olması lazımdır.

         Sadece zarar vermesi yeterli değildir.

         Teveffiye ölüm manası verenlerin burada iktifa sanatı vardır demeleri mümkün gözükmemektedir. Çünkü Kuran tetkik edildiğinde yuhyi denilen her yerde yumit ve müştekkatı da zikredilmiştir.72

         13- وَاللاَّتِي يَأْتِينَ الْفَاحِشَةَ مِن نِّسَآئِكُمْ فَاسْتَشْهِدُواْ عَلَيْهِنَّ أَرْبَعةً مِّنكُمْ فَإِن شَهِدُواْ فَأَمْسِكُوهُنَّ فِي الْبُيُوتِ حَتَّىَ يَتَوَفَّاهُنَّ الْمَوْتُ أَوْ يَجْعَلَ اللّهُ لَهُنَّ سَبِيلاً

         “Kadınlarınızdan fuhuşta bulunmuş olanların aleyhine sizden dört şahit ikame ediniz, isteyiniz. Eğer şahadet ederlerse o kadınları öIüm teslim alıp götürünceye veya Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde hapsediniz”.73

         Bu ayette de görülüyor ki el-mevt ve et-teveffi her ne kadar birbirinin sebebi olsa da birbirinden ayrı manaya vaz olunmuşlardır. 

         Kuran lügatinde çok kere ölüm olayına sebep teveffi kelimesi gelirken burada teveffi olayına sebep el-mevt gelmiştir.

         14- فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِي كُنْتَ أَنْتَ الرَّقِيبَ عَلَيْهِمْ وَأَنْتَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ

         “Ve ben içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerine şahit olmuş idim, fakat Vaktâ ki (ne zaman) beni aralarından ruh ve cesedimle tutup aldın ve semandaki keramet mahalline yükselttin, onların üzerlerine görüp denetleyen murakıp ancak Sen oldun ve Sen her şey üzerine tamamıyla şahitsin”74

         Bu ayette de Siyak sibaka bakıldığında konu bütünlüğü içerisinde vakıa, ilmi usül ve esaslar göz önünde bulundurulduğunda teveffeyteni kelimesine benim canımı aldın manasını vermek mümkün gözükmemektedir. 

         Vakıa şudur ki İsa ( a.s)’ın ve annesinin iki ilah edinilişi vs ref’ ve teveffi olayından sonra olmuştur. 

         Peygamber olduğuna inanmayan kimselerin İsa (a.s.)’yı ve annesini ilah edinmelerini düşünmek zordur. Bu vb. hakikatlere rağmen âlim latîf habîr olan Allah Teala’nın kıyamet gününde bu soruyu İsa (a.s)’ya yöneltmesi onu ve annesini ilah edinenlerin hüccetlerini şahitler huzurunda yok etmek içindir. 

         Peygamberler fetanet sahibi insanlardır bu sıfat ulul azim olan peygamberlerde daha kuvetlidir. Buna misal olarak İsa(a.s.)’ın teveffi olayından inişine kadar olan süre içerisinde etbaının yaptığı yanlışlardan beraatını ifade etmekle yetinmesini verebiliriz.

         Çünkü bu onun ölümünden sonra, onların yaptıklarından ötürü dünden beraatını gerektirmektedir. Çünkü tabi olunan herhangi bir suretle işaret etmediği bir şerri etbaının daha o hayatta iken işlemelerinden sorumlu olmayışı ölümünden sonraki dönemde işlediklerinden de sorumlu olmamasını gerektirir. 

         Kuran’da İsa(a.s.)’ın öldüğüne delil getirilen bu ayette de tabirin el-mevt kökünden bir fiille değil de teveffi kökünden bir fiille gelmesindeki inceliği idrak edebilenler için büyük hikmetler vardır. 

         Bu hikmetleri idrak etmeye yardımcı olur umuduyla en azından Meryem suresi 33. ayeti hatırlatmakla yetiniyorum.

         15-اللَّهُ يَتَوَفَّى الْأَنْفُسَ حِينَ مَوْتِهَا وَالَّتِي لَمْ تَمُتْ فِي مَنَامِهَا فَيُمْسِكُ الَّتِي قَضَى عَلَيْهَا الْمَوْتَ وَيُرْسِلُ الْأُخْرَى إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

         “Allah ölüm halinde olan ve uykusunda ölmeyen nefisleri ruh ve cesetleriyle teslim alır (veya alandır.) Üzerine ölüm ile hükmettiğini tutmaya devam eder öldürür ve diğerini de tayin edilmiş vakte kadar salıverir., düşünen bir kavim için bunda şüphe yoktur. Elbette Allahın yegâne tek ilah olduğuna delalet eden ayet ve alâmetler vardır”.75

         Siyak sibaka, bakıldığında konu bütünlüğü içerisinde vakıa, ilmi usul ve esaslar göz önünde bulundurulduğunda bu ayetin tefsiri bu vb. şekilde olması gerekmesine rağmen birçok âlim ve araştırmacı hataya düşmüştür. 

         Bu ayet teveffiye ölüm manası verenlerin aleyhine getirilen en kuvvetli delillerdendir. Eğer teveffinin hakiki manası öldürmek olsaydı ( hine mevtiha) kaydı gereksiz ve manasız bir kelime olurdu ki Allahın kitabı bu tür gereksiz kelime ve harfleri ihtiva etmekten münezzehdir.

         Eşyalar zıtlarıyla tanınır, tarif olunur esasından hareketle de teveffi ve muştekkatınının hakiki manasının ölüm olduğunu en azından Kuran lügati açısından iddia etmek mümkün değildir. 

         Kuran ayetleri dikkatle incelendiğinde diriltme ve yaşatma manasına gelen ihya ve muştekkatı karşısında öldürme manasına olan imate ve muştekkatının geldiği görülür.76

         Teveffi kelimesine bakıldığında ise salı verme bırakma manalarına gelen yureddu ve yursil kelimelerinin karşısında geldiği görülür.77

         Tutma manasın gelen yumsik kelimesinin teveffi kelimesinin yerine Zümer 42. ayette kullanılması ise özel olarak dikkate şayandır.78

         B. Kuran lügati açısından ref’ kelimesi ve müştakkatının anlamı:

         Lügat manası madden ve manen yükseltmek, yüceltmek yukarı çıkarmak ve koymak olan ref’ kelimesi Kuran’da da aynı manalarda kullanılmıştır. Kuran-ı Kerim incelendiğinde bu kelimenin muştekkatının 29 yerde, Ali İmran 55, en-Nisa 157. ayetleri ile beraber 16 yerde maddi manada79 8 yerde manevi manada80, 5 yerde de81her iki manada kullanılmak üzere geçtiği görülür. 

         Konumuz Ali İmran 55. Ayetteki (وَرَافِعُكَ إِلَيّ)  ref’ manevi manada kullanılmıştır diyenleri hataya düşüren sebepler yukarıda zikrettiğimiz sebeplerden farklı değildir.

         Halbuki yukarıdaki kusurlardan beri olanlar bu ayetlere göz attıklarında ref’in hissî maddî, ayetlerin de bu manayı ifade etmede nass mesabesinde olduğunu anlama konusunda zorluk çekmezler. 

         Çünkü siyak, Yahudilerin Hz. İsa (a.s)’yı öldürmediklerini ve yerine başkasını öldürdüklerini beyan konusundadır. Bu manaya uygunluk ile (بَلْ ) harfinin öncesi ile sonrasının insicamı ancak ref olayının hissî olmasıyla mümkün olabilir. Zira dereceleri yüksek olduğu halde birçok peygamberin öldürülmesi manen yüceliğin veya yüceltmenin öldürülmeye mani olmadığına vakıadan bir delildir. 

         Bu durumda (بَلْ ) harfinin öncesi ile sonrası arasında maksut olan tezadın son bulması sebebiyle (بَلْ) harfinin zikredilmesi manasız ve gereksiz olur ki Allah’ın kitabı bu vb. bütün noksanlıklardan münezzehtir. 

         Sonra, siyak Hz. İsa (a.s)’nın özel inayete ve teşrife mazhar olduğunu beyan konusundadır. Ulü’l azm peygamberlerin her biri daima üstün manevi derecelere sahip olduklarından İsa (a.s.)’nın manen yüceltildiğini ifade etmek ona ait ayırt edici özellik arz etmiş olmaz ki bu durum hikmet dolu kitap olan Kuran’ın üstün evsaf ve üslubuyla bağdaşmaz. 

         Diğer taraftan ref’le alakalı fiil veya fiil kuvvetindeki kelimelerden sonra (إِلي) harfinin gelmesi ref’in manevi olma ihtimalini tamamen yok etmiştir. Çünkü manevi yüksekliğe sınır çizmek manevi yüksekliğin şanı ile bağdaşmaz. Özelliklede teşrif için Allah (c.c.)‘a dönen mütekellim ve gaip zamirlerinin başına (إِلي ) harfinin (سمائي ومنزل ملائكتي) vb kelimelerin hazf edilerek, doğrudan getirildiği bu yerde hiç de uygun değildir. 82

         Bütün bu açıklamalardan sonra (رفع) ref kelimesinin maddi ve manevi ref’ arasında müşterek veya tercihli görüşe göre maddi ref manasına kullanımı hakikat; manevi ref manasına kullanımının mecaz olduğunu kabul etsek de durumun değişmediği, dolayısıyla da konumuzla alakalı ayetlerde ref’in hissi maddi manaya haml olunması, kaçınılması güç bir gerçektir. Hikmet dolu Kuran’ın esrarına vakıf oldukça huzur bulan kimselere delil olsun maksadıyla şu soruyu soruyorum. 

         Neden birçok peygamber ölümle burun buruna geldikleri durumlarda kurtarıldıklarını ifade ederken İsa (a.s.) ile alakalı ayetlerde varit olan fiiller kullanılmadı? Veya neden bu peygamberlerin kurtarılmalarını ifade eden ayetlerdeki fiiller İsa (a.s.) ile alakalı olan ayetlerde kullanılmadı?

         Her ne kadar ref olayının manen gerçekleştiğine 83(وَقَالَ إِنِّي مُهَاجِرٌ إِلَى رَبِّي), 84(وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَى رَبِّي سَيَهْدِينِ), 85(وَرَفَعْنَاهُ مَكَانًا عَلِيًّا) ayetlerini delil getirenler, bu delillendirmeleriyle aslında ilmi zemininin apaçık dışına çıkmalarına rağmen, yaptıkları bu delillendirmenin alakasız olduğuna ve gerekli şartları toplamadığına kısaca işaret etme de bir mahzur yoktur.

         Ankebut ve Saffat surelerindeki ayetlerde varit olan failler ile Ali İmran ve Nisa surelerindeki ayetlerdeki fail aynı mıdır? Meryem suresi 57. ayette ( rafa’na ) fiilinden sonra ( ila ) harfi zikredildi mi? 

         C. Kuran lügati açısından İsa (a.s)’nın nüzulü ile alakalı ayetlerin tefsiri:

         Nüzul olayı ile teveffi ve ref olayları arasında mukaddime önerme ile netice sonuç ilişkisi vardır. 

         Çünkü nüzulü kısmen ve tamamen inkar edenlerin mukaddimeleriyle, tamamen kabul edenlerin mukaddimeleri maksat ve manalandırma farkıyla teveffi ve ref kelimelerinden oluşmaktadır. 

         Çünkü teveffiye ölüm, ref kelimesine de manevi yükseltme manası vermek nüzulü İsa’yı inkara, teveffiye ruhen ve ceseden, ref’ede madden yükseltme manası vermek de nüzulü İsa’ya itikada ve imana götürür. 

         Bu sebeple mukaddimelerde, delil veya istidlalleri zayıf olanların netice olarak vardıkları da zayıftır. Her ne kadar mukaddimelerimizdeki delil ve istidlallerimiz kuvvetli ve Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulüne imanımız için Buhari ve Müslim hadisi yeterli olsa da nüzul ile alakalı şu ayetleri kısaca tefsir etmek gayet yerinde olacaktır.

         وَيُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلاً“O İsa (a.s) beşikte de ve yetişkinlikte (kuhulet döneminde, ahir zamanda) de insanlarla, (çocukluk dönemi ile kuhulet dönemi arasında fark olmaksızın) peygamberlerin sözleriyle konuşacak.”86

         Usül, esas ve şartlara uyulduğunda bu ayetin tefsiri bu vb şekilde olması kaçınılmazdır. Çünkü siyak, İsa (a.s.)’nın mucizelerini serdetme konusuna dair olduğundan, İsa (a.s.)’nın, doğduğunda beşikte iken konuşması mucize olduğuna göre kuhulet olgunluk döneminde ki konuşmasının da, mucize olması gerekir. Kuhulet döneminde konuşmasını, başkalarının konuşması gibi algılamak, siyak-sibaka ters düşmesi bir tarafa, İsa (a.s) kuhulet dönemine ayak basmak üzereyken ref olunduğundan vakıaya da terstir. Bu ayet üzerine elimizdeki veriler ve tetkikler ışığı altında düşündükçe, bizde İsa (a.s)’nın nüzulüne delaletinin kati olduğu görüşü oluşmaya başlamıştır.

         وَإِن مِّنْ أَهْلِ الْكِتَابِ إِلاَّ لَيُؤْمِنَنَّ بِهِ قَبْلَ مَوْتِهِ

         “Ehli kitaptan hiç biçkimse yoktur ki, İsa (a.s.)’nın Allah’ın kulu ve rasulu olduğuna, İsa (a.s)’nın ölümünden önce inanacak olmasın”.87

         Usül, esas ve şartlara uyulduğunda, vakıa göz önünde bulundurulduğunda, bu ayetin de tefsiri bu vb şekilde olması gerekmektedir

         Eğer mümkünse, "ibarenin tahammül ettiği manaların tamamını zikrederek tefsir etmek gerekir" esasından hareketle, İmam Taberi'nin yaptığı gibi ikinci görüş olmak kaydıyla ayetteki مَوْتِهِ ” kelimesindeki zamiri kitabiye döndürülmesine makul bakabiliriz. Ancak ikinci olarak zikredilebilecek bu görüşü birinci görüş olarak zikreden Zemahşeri, Ebu’s-suud, Celaleyn gibi imamlar, yaptıkları bu tertibin bu olayın inkarcıları tarafından mesnet olarak kullanılacağını tahmin edebilseydiler Taberi’nin tertibiyle bile yetinmeyip gereken uyarıyı şiddetle yaparlardı. 

         Ubey (r.a)’in لَيُؤْمِنَنَّ filini birinci (nûn)’un zammesiyle " مَوْتِهِ " kelimesini de gaip zamirin cemiyle mevtihim okuduğuna dair gelen haber gerçekten sahih ise, tefsiri kıraat kabilindendir. 

         Mütevatir kıraatle alakası yoktur. Ancak bu hakikat, İmam Taberi’nin yaptığı gibi onun görüşünü zikretmemize ve ayeti ona göre de manalandırmamıza mani değildir. Onun görüşüne göre mana şu şekilde verilebilir, kitap ehlinden hiçbir ferd yokturki, o fertler ölümlerinden hemen önce, İsa (a.s.)’nin Allah’ın kulu ve resulü olduğuna, inanacak olmasınlar.

         Bu mana, Kuran ve İslam’ın hakikatlerine, ehli kitabın inkarcılarının gözlerinden perde kaldırıldığında nasıl iman ettiklerini bize bildirmesi bakımından kendisine has bir güzelliğe sahiptir. Her ne kadar bu iman onlara fayda vermese de biz inananların imanlarının yakin derecesini artırdığı muhakkaktır.

         Nice delil ve görüşler vardır ki, ehliyetsiz kimseler tarafından yanlış delillendirmelerde kullanılmaları sebebiyle, hak ettikleri değeri bulamamışlardır. Ubey (r.a) görüşünün bu kabilden olduğu kanaatindeyiz.88

         وَإِنَّهُ لَعِلْمٌ لِّلسَّاعَةِ

         “Muhakkak ki O İsa (a.s.) kıyamet saatinin tamamen yaklaştığını gösteren bir ilim, bilgi ve alamettir”. 89

         Esas ve şartlara uyulduğunda, siyak ve sibaka bakıldığında, bu ayetinde tefsiri bu vb şekilde olması gerekmektedir. 

         Ayetteki zamiri Kuran’a veya peygamberimize döndürmek hikmetten uzak bir zorlamadır. Bu görüşün, Hasan el-Basri ve Katade’den rivayet edilmesi bizi iki kere düşünmeye itmiştir. Ancak ikna etmeye yetmemiştir. Kuran’ın inişi, peygamberimizin gelişi kıyametin yaklaştığını gösteren delillerdendir elbette. Ancak bunlar uzak alametlerdendir. İslami ilimler ıstılahında kıyamet alameti denince Kuran’ın ve Peygamber (s.a)’nin zikrettiği ya da işaret ettiği yakın delil ve alametler gelir.90

         Bu konuda sünnet de teyit ve beyan edici olarak gelmiştir. Gelen rivayetlerin mütevatir olduğuna hükmetmemize yetecek kadar da çoktur. İnkar fitnesinin zuhur etmesinden sonra bu rivayetler, konulu hadis suretinde bir araya getirilerek müstakil kitaplar telif edilmiştir.

         Bu rivayetlerden misal olarak, asıl kabul edilen Ebu Hureyre (ra)'nin Rasulullah (sav)'dan rivayet ettiği ;

         حدثنا ‏ ‏إسحاق ‏ ‏أخبرنا ‏ ‏يعقوب بن إبراهيم ‏ ‏حدثنا ‏ ‏أبي ‏ ‏عن ‏ ‏صالح ‏ ‏عن ‏ ‏ابن شهاب ‏ ‏أن ‏ ‏سعيد بن المسيب ‏ ‏سمع ‏ ‏أبا هريرة ‏ ‏رضي الله عنه ‏ ‏قال قال رسول الله ‏ ‏صلى الله عليه وسلم ‏ ‏والذي نفسي بيده ‏ ‏ليوشكن أن ينزل فيكم ‏ ‏ابن مريم ‏ ‏حكما عدلا فيكسر الصليب ويقتل الخنزير ويضع ‏ ‏الجزية ‏ ‏ويفيض المال حتى لا يقبله أحد حتى تكون السجدة الواحدة خيرا من الدنيا وما فيها ثم يقول ‏ ‏أبو هريرة ‏ ‏واقرءوا إن شئتم {‏ وإن من ‏ ‏أهل الكتاب ‏ ‏إلا ليؤمنن به قبل موته ويوم القيامة يكون عليهم شهيدا 

         “Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, adil bir hakem olarak, Meryem oğlu İsa (a.s.) sizin içerinize (topluluğunuza), elbette inmek üzeredir. Uydurma bir sembol, olduğunu göstermek için Haçı kıracak, hamisini öldürecek, Yenmesi haram olan mallardan olduğunu telef edilmesinin helal olduğunu göstermek için domuzu öldürecek, İslam’a girmemek karşılığında tanınan, cizye haraç ödeme hakkını, ruhsatını kaldıracak...” hadisi zikretmemiz yeterlidir”91. 

         Durum böyleyken, Kuran'ı insanlara açıklama görevi Allah tarafından kendisine verilen Resulullah (s.a.v)’ın bu mübarek sözlerinin Kuran'daki bir zamirin merciini tahdit ve tayin etmesini hem de karinelerin, siyak ve sibakın gerektirdiği halde olmasını çok görmek hikmet ve basiretten uzak bir tutumdur.

         Bu konuda ayrıca her türlü şüpheyi ortadan kaldıran ümmetin icması vardır. İhtilafına itibar olunanların ihtilafı söz konusu değildir. Tam aksine ehli sünnet bir tarafa, bütün fırkaların ittifakı vardır.92

         2-İsa (A.S)’Nın Ref’i Ve Nüzulü İnancını İnkar Edenlerin Diğer Delillerinin Kuran Lügati Açısından Kritiği

         a- İsa (a.s)’nın ölmediğini söylemek, onun huludiyyetini yani ebediliğini gerektirir. Buda her nefsin ölümü tadacağını ve kimseye ebediliğin verilmediğini bildiren Kuran’ın Ali–İmran 185, el-Enbiya 34- 35, el- Ankebut 57. ayetleriyle çelişmektedir.

         “Ve senden evvel hiçbir insana daimi bir hayat vermedik. Şimdi sen ölür isen onlar ebedimi kalacaklardır?”93 “Her nefis ölümü tadıcıdır.”94

         Bu adabul bahs ve’l münazara ve mantık esasları göz önünde bulundurulmadan yapılmış bir delillendirmedir. Çünkü ehli sünnet akidesine göre İsa (a.s) indikten sonra bir müddet yaşayacak sonrada normal insanlar gibi ölecek ve defnolunacaktır. İlzam batıldır.

         b- İsa (A.S.)’nın Ölmediği Ve İneceği İnancı Bize Hıristiyanlardan Geçmiş Veya Onların Tesiri Altında Kalarak Oluşmuştur.

         Bu da adabu’l-bahs ve’l-münazara, mantık, vakıa göz önünde bulundurulmadan söylenmiş bir sözdür. 

         Ehli Sünnetin bu konudaki inancı Hıristiyanların inancı ile taban tabana zıttır. Ehli sünnete göre İsa (a.s) öldürülmemiştir. Ruh ve cesediyle rabbinin semadaki keramet mahalline yükseltilmiştir.

         Ahir zamanda Müslümanlarla ona tabi olduğunu iddia eden ve haksız yere Müslümanlara muhalefet eden etbaı arasında hüküm vermek üzere adil bir hakem olarak inecek, haçı kıracak (hamilini ve hamisini öldürecek) yenmesinin haram olduğunu göstermek için domuzu öldürecek, İslam’a girmeme karşılığında tanınan cizye hakkını kaldıracak, peygamberimizin şeriatı ile amel edecektir. 

         Bu İnanç Kuran ayetlerinin ispat ettiği, Hz. Muhammed (s.a.v)’in sahih hadisleriyle sabit, sahabenin de Allah Resulünden nakledip ittifakla naklettikleri bir inançtır.

         c- Hıristiyanların, özelliklede ileri gelenlerinden olan papazların, Müslümanların bu itikadını delil getirerek İslam’a göre de son peygamberin Hz. İsa olduğunu iddia etmelerine imkan vermemek için İsa (a.s.)’nın nüzulünü inkar etmek gerekmektedir.

         Vakıaya bakıldığında Kuran’ın da tescil ettiği gibi Hıristiyanların tenakuz ve tutarsızlıklarını örtbas etmek için kelime, kavram ve hakikatlerle daima oynaya geldikleri görülür. Bu söylemlerinin sebebi, tabileri önünde düştükleri çıkmazı örtbas etmeye çalışmaktan başka bir şey değildir. Bize göre İsa (a.s) hak peygamberdir. Eğer onlar peygamberimize iman ediyorlarsa hak peygambere inen kitaba teslim olmak durumundadırlar her şeyden önce iman etmiyorlarsa; biz elbette peygamberimizin sözünün ne manaya geldiğini anlamaktan aciz değiliz. 

         d- Bu İnanç Yalan Yere İsa Olduğunu İddia Edenlerin Ortaya Çıkmasına Sebebiyet Verdiğinden Tamamen İnkar Edilip İnanç Dairesinden Çıkarılmalıdır.

         Gösterilen sebep, yalan yere peygamberlik iddia edildi diyerek peygamberleri, sahte diploma düzenlendi diye bütün gerçek diplomaları inkâr etmek gibi bir şeye yol açar.

         e-İsa (a.s)’nın İneceğini Kabul Etmek, Ne Zaman Ve Nereye İnecek, Nasıl Tanınacak Veya Kendini Nasıl Tanıtacak, Kim Karşılayacak Gibi Bazı Soru Ve Sorunları Beraberinde Getirdiğinden İnkar Edip Kurtulmak Gerekir.

         Bu sorular, olayın büyüklüğünü ve ağırlığını idrak etmekten mahrum kılınmış kimselerin kendilerini küçük düşürücü alay vari sorularıdır.

         İsa (a.s)’yı ruh ve cesediyle göğe yükselten Allah’ın onun nereye ve ne zaman ineceğini, nasıl tanınacağını ve kim tarafından karşılanacağını takdir etmemesini düşünmek, ona sû-i zan ve iftirada bulunmaktan başka bir şey değildir.

         İsa (a.s.)’nın ref’i ve nüzulü konusundaki bu ümmetin inancının böyle olması gerektiğini söylemek; Şam'daki Emevi Camiinin doğusundaki beyaz minarenin dibinde, İsa’yı (a.s) beklemeyi tavsiye etmek demek değildir.

         "Hz. İsa'dan kasıt onun şahsı manevisidir ve bu konuda gelen ifadeler ise mecazi ve semboliktir", tarzında da meseleye bakmıyoruz. 95

         Kıyamet gününe ve İsa (a.s)’ın ineceğine inanmak imandandır. Ancak kıyametin kopacağı tarihle ilgilenmek, İsa (a.s)’yı beklemeye başlamak emrolunduğumuz bir davranış değildir. 

         f- İsa (a.s.)’nın Bunca Yıllar Hayatta Olup Kıyamete Yakın Bir Zamanda İnsanların Arasına İnecek Ve Dönecek Olmasını Akılla İdrak Ve İzah Etmek Mümkün Olmadığından İnkar Etmek Gerekir. 

         İnancın, aklın idrak mahalli olmayan konularında, aklın hakem kılınması ehli bidat ve İslam dışı mezheplerin yollarıdır. Her inanç değerinin akılla idrak ve izah edilmesi şart olmadığı gibi beşerin takati içerisinde de değildir.

         Olur olmaz bahanelerle ve aklın hakemliğinin yerli yerinde kullanılmadığı akıl yürütmelerle meşgul olanlar dini nassların bazılarını inkar durumunda kalabileceklerdir. 

         Ashabı kehf’in kameri 309 yıl mağarada kaldıktan sonra insanların arasına dönmeleri konusu örneğin… Akıl bu konuda hakem edilse bazı akıllar bunu inkâr edivereceklerdir. 309 yıl mağarada aç susuz canlı nasıl yaşar bahanesi akıllıcadır çünkü. 

         Ama Kuran’la sabit olan bu olayı inkar, Kehf suresi 25. ayetle sabit bir gerçeği inkâr olacağından küfür olur. 

         Kuran’la sabit bu olayı kabul ise şu çelişkiyi önünüze koyar. İsa (a.s)’ya tabi olan Ashabı Kehf’in 309 yıl mağarada yaşayıp sonra insanların arasına karıştılar buna inanıyorsunuz. Ama Ulül Azm’dan İsa (a.s)’nın bunca zaman yaşamasını ve nüzulünü akıl dışı görüp inanmıyorsunuz. Bu ne yaman çelişkidir? 

         g- Hz. İsa‘nın inişiyle ilgili rivayetlerin, onun, icraat olarak domuzu öldüreceği, haçı kıracağı ve cizye ve haracı kaldıracağını söylemesi insanın aklına İsa (a.s) gibi bir şahsiyetin neden daha önemli işler varken en önemli icraatının domuz katliamı, haçların kırılması vb. şeylerden ibaret olduğu sorusunu akla getiriyor.

         Bu soru, Hz. İsa’yı gökten indiren hadislerin tenkidi adlı makaleyle akıllarda şüphe bırakılmaya çalışılmıştır.96 Soru üslubuna ve altında geldiği makalenin ismine bakıldığında asıl maksadın İsa (a.s)’nın nüzulüne dair hadis kitaplarında yer alan en kuvvetli delili alaya alarak inkâr etmek veya ettirmek olduğu aşikârdır.

         Bu soru vakıa başta olmak üzere birçok yönden manasızdır. Müslümanlarla, İsa (a.s)’a tabi olduğunu iddia eden Hıristiyanlar arasında, hüküm verme başta olmak üzere adil bir hakem olarak inecek İsa (a.s)’nın ehli kitaptan, Hıristiyanlardan beri olduğunu göstermek için hadiste varit olan haç kırma, domuz öldürme ve cizye kaldırma işlerinden daha uygun bir iş olduğunu tasavvur edemiyorum. Vakıayı bilenler, haçın hami veya hamilini öldürmek veya kendisini kırmanın ne manaya geldiğini iyi bilirler. İlim adamlarının vakıadan haberdar olmaları, en azından vakıayı öğrenmek için araştırma yapmaları gerekir. Eğer bu araştırmacı vakıayı bilmiyorsa en azında bir papaza telefon açıp veya ziyaretinde bulunup hadisin içeriğine karşı tepkilerini öğrenmesi gerekirdi. Hadisi şerifin bize bildirdiği gaye ve icraatlar bunlardır. Eğer kendisinin ön gördüğü daha önemli gaye ve icraatlar varsa bunları belirtmelidir. Mesela tüp geçit mi ya da gökdelen  yapmasını filan mı bekliyor? 

         Bu gün zaten kaldırılmış olan cizye ve haraç nasıl kaldırılacak? Bununla kastettiği istihza ve alay etmeyi hak edebilmesi için İsa (a.s)’nın bu gün veya 2000 yılında yani makaleyi ele aldığı veya yayınladığı tarihte nüzulünün gerçekleşmesi gerekirdi. Ne yazık ki gerçekleşmedi. Veya ileride bir zamanın gelip yeniden ehli kitabın ve inanmayanların yeniden haraç ve cizye verme durumuna düşmeyeceklerine dair akli ve nakli delil getirmelidir. İsa (a.s)’yı bekleyenler bile bu kadar acele etmemiştir. 

         Bu makalede nüzulle alakalı hadis veya hadislerin inkar kastıyla Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Peygamberin (s.a.s) eşleri ve diğer pek çok önde gelen sahabe özellikle fakih sahabeler tarafından bir sonraki nesillere tebliğ edilmemesinin gösterilmesi aklen, örfen ve şeran batıldır. 

         Bu durum, sayılan sahabelerin bize rivayet etmediği birçok dini meseleyi inkâr etmeyi gerektirir ki bu hiçbir Müslüman ilim adamının bilerek veya düşünerek söyleyeceği söz değildir. 

         Bu itikadı Abdullah b. Mesud (r.a)’dan rivayet olunmasıyla yetinmemeyi vehmettiren şartlar koşmanın onu sahabenin ileri gelen büyük âlimlerinden olduğunu bilmemek veya göz önünde bulundurmamaktan kaynaklandığı aşikârdır. Bilakis bu itikadın taakkul, istinbat ve muhakeme gücünün kuvvetiyle şöhret bulmuş ve rey ekolünün başı kabul edilen bir âlim sahabeden rivayet edilmesi dikkate şayandır. Meseleye imanımızın yakin derecesini arttırmıştır. Asıl konumuz bu makaleyi tenkit etmek olmadığından tenkitimi burada sonlandırıyorum.

         Tevatür habere verilen değer kısımlarına bakılmaksızın verilmiştir. İlmin gerektirdiği dikkat sebebiyle tevatür haberi, lafzi ve manevi olmak üzere ikiye ayırmak, lafzi olana ziyade değer vermek içindir yoksa manevi olan kısmın mücerret tevatür habere verilen değerden kısmen de olsa mahrumiyetini beyan etmek için değildir.

         Önceden tevatür olduğu ispat veya iddia edilen bir haberin sonradan gelen alimler tarafından aynen kabul edilmesi halinde, yeniden ispat edilmesini istemek, tahsilu’l-hasıl gibi aklın ve mantığın kabul etmediği bir şeyi yapmalarını istemek olacağından mantık dışı bir olaydır.

         Bu durumda ilim erbabının üzerinde ittifak ettiği gibi sadece ispat etmek için takdim olunan deliller tenkit edilebilir. Kısaca, bu delillerle yetinmeyi tenkit etmek aklen, örfen ve şer’an batıldır. Yetinilen delillerin varsa tutarsızlığını ispat etmek meşru bir haktır ve gereklidir.

         Tevatür için senet aranmaz esasından hareketle, isnat yoluyla gelen haberlerin mütevatir olamayacağını iddia veya ima etmek mümkün olmadığı gibi butlaniyeti, bedihiyattan olduğu için de ispat etmeğe gerek yoktur.

         “Tevatür derecesine ulaşmış haberin senedine bakılmaz’’ ölçüsü doğrudur. Haberin tevatür kabul edilebilmesi için senedinin olmaması şartı beşeriyet tarihinde örneği olsa da ilim çevrelerinde rastlanmayan bir durumdur.

         Konulu hadis tarzında olan bir kitabın, müellifi ve muhakkikleri tarafından, içerisindeki hadislerin dereceleri, zayıfta olsa ilmi dikkat ve emanet anlayışıyla zikredilmesine rağmen,97 sanki tedlis yapıyorlarmış gibi itham olunmaları, insaf ölçüleriyle bağdaşmadığı gibi ahlaki değildir.

         Zayıflığı, terakkisine mani olmayacak derecede olan hadislerin, konuyla alakalı sahih ve hasen hadislerle, hasenlik derecesine yükseldiğini söylemek, hadis alimleri tarafından kabul edilen bir usul ve metot olduğu halde, bunu yadırgamak ve bu zayıf hadislerle konunun sahih ve hasen hadislerinin zayıflığına hükmetmek veya vehmettirmek, insaf ve adalet ölçüleriyle bağdaşmayan bir durumdur.

         Aynı şekilde, delil getirilemeyecek kadar zayıf olduğu bizzat ehli sünnet alimleri tarafından vurgulanan rivayetler ile ehliyet kesbetmemiş insanların yanlış istidlallerini sebep göstererek, en azından tevatür kuvvetinde olan hadisleri inkara kalkışmak asaletsiz bir davranıştır. Hakikat arayanlara yakıştıramadığımız bir üsluptur.

         Sonuç

         1- Kuran’ı tefsir etmek isteyen herkesin mutlaka genelde Kuran lügatine; özelde de Kuran lügatinin en önemli unsuru olan Arap lisanına vakıf olması gerekmektedir.

         2- Bir kimsenin Kuran lügatine vakıf olabilmesi için Kuran ile yakından alakalı olan ilimlerden olan Arap lisanı, Hadis, Fıkıh vb. ilimleri tafsilen; yakından alakalı olmayan Astronomi, Jeoloji ve Tıp vb. ilimleri de en azından icmalen bilmesi gerekir. Kuran lügatine vakıf olmadan Kuran’ın tamamını ya da bazı ayetlerini tefsir eden bir kimsenin, isabet edip etmemesi arasında bir fark yoktur. İsabet ederse bir günah, edemezse iki günah kazanmış olur. 

         3- İsa (a.s)’nın öldürülmediği Kuran’la sabittir. Ruh ve cesediyle Rabbimizin keramet mahalline yükseltildiği de, kıyamet öncesinde de aynı şekilde ineceği Kuran’la sabittir. 

         4-Teveffi kelimesinin ölüm manasında kullanımı Kuran’ın nüzulünden sonra şöhret bulmuştur. Asıl manası, bir şeyi eksiksiz olarak tamamıyla almaktır, öldürmek değildir. Kelimenin bu manada mecaz veya müşterek olduğunu kabul etmek, Kuran lügati açısından durumu değiştirmez. Çünkü bütün karine ve deliller bu manada kullanılmadığını göstermektedir.

         5-İsa (a.s)’nın inişi Kuran ,Sünnet ve icmayla sabittir. 

         6-İsa (a.s)’nın inişinin inkarı Ehli Sünnet dışı bir anlayış ve yorumdur.hatta İslam ümmetinin 1300 senelik ittifakına  aykırı bir yorumdur. Ehli sünnetin yanı sıra Şiiler ve mutezile mezhebi de ehli sünnetle aynı itikadadır. 

         7-İsa as  ölmeyip beden ve ruhuyla göğe yükseltildiğini ve kıyamet öncesi yeryüzüne ineceğini tarihte ilk olarak inkar eden  1900 lü yıllarda ortaya çıkan kadyani mezhebidir. Ve kadyani mezhebi süreç içinde İslam dininden çıkmış, bir din haline gelmiştir. 

         8-Günümüzdeki Sünni kökenli inkarcıların tamamının kuran islamı fikri savunucuları arasından çıktığı bir  vakıadır. 

         9-İsa (a.s)’nın inişini ispat eden Müslümanların inancı ineceğini söyleyen bazı Hıristiyanların inancından farklıdır.

         10-İsa (a.s)’nın ref ve nüzulü ile alakalı ayetleri izafi olan müteşabihten kabul edebileceğimizden, bu olaya, Ehli Sünnet inancına göre inanmaktan mahrum kılınmış kimseleri tekfir konusunda ihtiyatlı davranmak Ehli Sünnet itikat ve ahlakına en uygun davranıştır.

         Ancak bu izafilik, nüzulü inkar fitnesi ortaya çıktıktan sonra yazılan kitap ve makalelerle, son bulduğundan bundan sonra bu izafilikle mazeret bulma ihtimali kalmamıştır. 

         Zannımızca Allah Teala İsa (a.s)’nın öldürülüp öldürülmediğini kafirlere müteşabih kıldığı gibi ruh ve cesediyle ref'inin gerçekleştiğini nüzulünün da aynı şekil ile olacağını Müslümanların itikaden ve amelen zayıflarına müteşabih kılmıştır.

          11-İslami ilimleri tertip ve tanzim ederek İslami bilgi birliğinin ve dolayısıyla da Müslümanların vahdetinin sağlanması fikrinin sahiplerinin fikirleri güzeldir. Kullanmak istedikleri yöntem ve bu yönteme sebep olarak öne sürdükleri bir takım deliller etkileyicidir. Ama benimsedikleri bu yöntemle vardıkları netice hatalıdır. Yani yöntemleri ve hatta referansları olan Kuran’ın hakemliği vardıkları neticelerini doğrulamamaktadır.

         12-Kuran lügati İsa (a.s)’nın ref’i ve nüzulü konusunda onları desteklememektedir. Dini ilimleri ve İslami bilgiyi dizayn etmeye çalışanların öncelikle Arap lügatine ve İslami ilimlere ciddi bir vukufiyet eğitimine ihtiyaçları olduğu anlaşılmaktadır. Tabii doğru ve iyi niyetli olmaya da…

     

     

     


  • 1    “İsa yüksek sesle bir kez daha bağırdı ve ruhunu teslim etti.‟Kitab-ı Mukaddes, Tevrat, Zebur ve İncil, Yeni Yaşam Yayınları, İstanbul, 2009, Matta, XX II/50.

  • “Ama İsa yüksek sesle bağırarak son nefesini verdi‟ Markos, XV/37.

    “İsa yüksek sesle, „Baba, ruhumu ellerine bırakıyorum!‟ diye seslendi. Bunu söyledikten sonra son nefesini verdi.‟‟ Luka, XX III/46. 

    “İsa şarabı tadınca, „tamamlandı!‟ dedi ve başını eğerek ruhunu teslim etti.’’ Yuhanna, X IX/30.

    2 “Melek kadınlara şöyle seslendi: Korkmayın! Çarmıha gerilen İsa‟yı aradığınızı biliyorum. Çabuk gidin, öğrencilerine şöyle deyin: İsa ölümden dirildi. Sizden önce Celile‟ye gidiyor, kendisini orada göreceksiniz; İşte ben size söylemiş bulunuyorum.‟ Matta, XVI II/5–7. 

    “İsa, ölüm acısını çektikten sonra birçok inandırıcı kanıtlarla elçilere dirilmiş olduğunu gösterdi. 40 gün süreyle onlara görünerek Tanrı‟nın Egemenliği hakkında konuştu.’’ Elçilerin İşleri, I/3. 

    “Rab İsa, onlara bu sözleri söyledikten sonra göğe alındı ve Tanrı‟nın sağında oturdu.’’ Markos, XVI/19.

    “Ve onları kutsarken yanlarından ayrıldı, göğe alındı‟Luka, XX IV/51.

    3   et-Tabatabai,  El-Mizan Fi Tefsiri’l-Kur’an, III, s. 188. Ayrıca bkz. Douglas S. Crow, “İslami Mesihçilik”, Mesih’i Beklerken Mesihçi ve Millenarist Hareketler, (çev.: Ali Coşkun), s. 65-75;  ayrıca bkz., Halife Keskin, a.g.e., s. 146-152.

    4 Ebu Hanife,  el-Fıkhu’l-Ekber, (çev.: Hasan Basri Çantay), Ankara 1954, s. 22. ;  Ali el-Kâri, Fıkh-ı Ekber Şerhi, (çev.: Hüseyin S. Erdoğan, Neşr. Abidin Dönmez-Ömer Dönmez),  s. 303.

    5 Ahmed b. Hanbel , usul es sunne  s. 33 , darul menar  1411 

    6 ., Maturidi, Te’vilatü’l-Kur’an (Yazma), vr. 16a-66b, 133b-134a

    7 Eş’ari, Makalatü’l-İslamiyyin,  (nşr.: H. Ritter),  s. 295-297  el-Eşari nuzulu isa hakkında icma olduğunu  ifade etmektedir.

    8 Et tahavi , şerhul akide et tahaviyye  s.499 

    9 Mücahid, Tefsiru Mücahid,  s. 180-181.

    10 Taberi, Cami’u’l-Beyan, III, s. 289-292. 

    11 İbn Hazm, İlmü’l-Kelam, (nşr.: Ahmed Hicazi es-Seka),  s. 30-32.

    12 el-Bağdadi, Usulü’d-Din, İstanbul 1928, s. 343.

    13 el-Pezdevi, Ehl-i Sünnet Akaidi, (çev. Şerafeddin Gölcük), s. 353.

    14 Eş-Şehristani, el-Milel ve’n-Nihal, Beyrut 1948, III, s. 249.

    15 Taftazani,  Şerhu’l-Mekasıd, V, s.317. ; Şerhu’l-Akaidi’n-Nesefiyye,  s. 193-194.

    16 İbn Kudame el Hanbeli ,lumatul itikad el hadi şla sebil er reşad ,thk : bedr b. Abdullah , darus selefiyye ,Kuveyt ,1406  s.134

    17 Es suyuti  isa as ın nuzulunun inkarının hukmunun   küfür olduğunu ifade eder. Nuzulu isa  b. Meryem  ahirez- zaman  ) thk : Muhammed Abdulkadir Ata=  Daru İhyai’s- sunne  en-nebeviye,  s. 54.  İsa as’ ın nüzulünün inkarının hükmü hakkında bkz.  el-Keşmiri, et-Tasrih bi ma Tevatera fi nüzul el-Mesih,  s.80.

    18 Ali el-Kari, Şerh Fıkhı’l-Ekber,  s. 302-303.

    19 Zemahşeri,  Keşşaf, I, s. 430-431; 432-433. ;  I, s. 588-589.

    20  İsa as’ın düşmanları tarafından öldürülmediği ama Allah tarafından öldürüldüğü  anlayışının  bu boyutuyla gündeme gelişinin ilk defa  Hindistan kökenli olarak ortaya çıktığı gözlemlenmektedir. 

    21   Kadiyanilik mezhebinin kurucusu  Mirza Gulam Ahmed (v. 1326/1908)dir. Mesihlik ve mehdilik inancı  bu mezhebin  mihverini teşkil etmektedir. 

    Onun Mesihlik iddiası, temelde İsa as ın  tabii bir ölümle öldüğü ön kabulune  dayanmaktadır  .   Diğer nebiler gibi hz. İsa da ölmüştür  . Kendisi de   İsa’nın  gücüne benzer bir güç ile  görevlendirilmiştir.  Hz. İsa kur’an’da da ifade edildiği gibi çarmıha gerilerek ölmemiş  ama . O, öldü zannedilerek mezara konulduktan kendine gelmiş İncil’i yaymak ve bilhassa kayıp “on İsrail koyununu” aramak üzere Keşmir’e gitmiş ve burada 120 yaşlarına kadar yaşamış ve sonra vefat etmiştir.

    Ahir zamanda gelmesi beklenen Mesih,İsa b. Meryem değil, ama yaradılış bakımından ona benzeyen birisi olacaktır.   O’ da Mirza Gulam Ahmed Kadiyani’dir.  O hem Hz. Muhammed, hem de Hz. İsa’nın ruhunu taşımakta olduğundan barışçıdır;  cihadını kılıçla değil, propaganda ile yaparak İslamı yayacaktır .  Bkz. Mevdudi,  Kadiyanilik Nedir,  İstanbul 1975,  s. 210-216.  ; E.R.Fığlalı, Kadiyanilik, Ankara 1994, s. 132-149.;  Hz. İsanın Nuzulu Probleminin Kelami açıdan değerlendirilmesi s.113-116

    22 Mezheplerin birleştirilmesi  suretiyle İslam birliğinin  sağlanması projesi  kurana göre İslam anlayışının yenilenmesi tezini doğurmuştur. Buna göre ; Şii-sünni ittifakı,  kuranı hakem olarak alma durumunda  çözüme kavuşabilecektir.   Bir tarafın sahabeyi tevelli etmesi –diğer tarafın sahabeyi inkar etmesi,  sünnet naslarında ittifakı imkansızlaştırmaktadır.  Bu sebeple birlik  ancak kur’an ekseninde sağlanabilecektir.   Cemaleddin el-Efgani ‘nin istisnasız  bütün takipçilerinde sünnet nasları  hakkında tereddüt üreten  araştırmacılar vardır. Ve Sünnete  ehli sünnet usulleri çerçevesinde sarılan bir tek takipçisi yoktur.

    23 Reşid Rıza, Tefsirü’l-Menar, Kahire 1954, III, s. 316- 317.  

    24 Şeltut, el-Fetava, s. 64, 74-75.  ; Şeltut, “Ref’u İsa”, A.Ü.İ.F.D., XXIII, s. 322 

    25 İsa as ın nuzulunu isbat konusunda .

    26 Kadyani liderlerinin isa as ın  hayatı ve semaya yükseltilmesiyle alakalı sorularına dönemin el ezher yetkililerinin verdikleri  cevabın metni  için bkz.  Mecellet e- Risale,  adet 462 , 1942.

    Lübnan da yayınlanan kadıyani mezhebinin resmi dergisi el-Büşra’  nın 5 ve 6. Sayılarında  bu fetva yayınlanıp  Sünni islamın ilim merkezi İsa as’ın öldüğünü isbat etmektedir,  şeklinde  bir yorumla okuyucularına sunulmuştur.

    27 Abdullah sıdık el-Gumari   ilgili eserinde İsa as’ın öldüğünü iddia vb konularda dönemin el -Ezher şeyhleriyle  kadyanilerin görüşlerindeki paraleliğe dikkat çeker.  bkz.  İkamet el Burhan alaNüzul İsa as Ahira’z-Zaman,   s.17 -19

    28 Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, (çev.: Salih Tuğ), İstanbul 1990, I, s. 634-635..   

    29 Muhammed Esed, Kur’an Mesajı, İstanbul 1966, III, s. 1006.

    30 Fazlurrahman, İslam, (çev.: Mehmet Dağ-Mehmet S. Aydın), İstanbul 1981, s. 309.

    31 Fazlurrahman ve onunla benzer tespitler yapanlar ın  şu tesbitleri  dikkat çekicidir.  (Hz ali ve hz. Muaviye arasındaki olaylardan daralan Müslümanlara  ümit vermek ve moral motivasyon için uydurulmuş bir anlayış ..) Baybal, İbrahimi Dinlerde Mesihin Gelişi, s. 244. Hüseyin atay ise bu inancın şii kültüründen ehli sünnete geçtiği tesbitini yapmaktadır.  Hüseyin Atay, Kur’an’a Göre Araştırmalar, I, Ankara 1993, s. 49-51.; Atay, Ehl-i Sünnet ve Şia, Ankara 1983, s. 116-136.

    32 Hayreddin Karaman ve arkadaşları İsa as ın öldüğünü şöyle ifade etmektedirler (Gerek Âl-i İmran‟ın 55. âyetinde gerekse Nisâ sûresinin 158. âyetinde de Allah Teâlâ, Hz. İsa‟yı “kendine yükselttiğini, kaldırdığını” ifade buyuruyor; burada “semadan” söz edilmiyor, onu “semaya kaldırdı” denmiyor; ona yükselen şeyin ise yaratılmış bir nesne (ruh ve ceset) olması da uygun ve mümkün değildir. Allah Teâlâ‟nın her şeye kadir olduğunda, peygamberlerine nice mûcizeler lutfettiğinde şüphe bulunmamakla beraber burada “Hz. İsa‟nın bedeniyle beraber göğe yükseltildiği” ifadesi mevcut değildir. Aksine Nisâ sûresinin 158. âyetinde “kendisine yükseltti, kaldırdı”, Âl-i İmrân sûresinin 55. âyetinde ise “seni vefat ettireceğim ve seni nezdime yükselteceğim” buyurulmuştur. Bu iki âyete bir arada mânâ verildiği zaman ortaya çıkacak sonuç “onun (Hz. İsa) önce vefat ettirildiği, sonra Allah‟a götürüldüğüdür ve bunun asırlar sonra değil, öldürme teşebbüsü sırasında veya kısa bir müddet sonra vuku bulduğudur.)  Kur’ân Yolu (I-V), Hayreddin Karaman-Mustafa Çağrıcı-İbrahim Kâfi Dönmez-Sadrettin Gümüş, Ankara, 2006, II/178,179.  

     Süleyman ateş in görüşleri için bkz. Süleyman Ateş, Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri, II, s. 54-55. ;  VIII, s. 260. ;

    Hüseyin Atay’ın görüşleri için bkz. : Hüseyin Atay, Kur’an’a göre Araştırmalar, 2. Baskı, Ankara 1993, I, s. 50-51.;

    Yaşar Nuri Öztürk’ün Görüşleri için bkz. Yaşar Nuri Öztürk, Kur’an’daki İslam, İstanbul 1994, s. 599-601.;

    33 Eş’ari, Makalatü’l-İslamiyyin, (nşr.: H. Ritter), Wiesbaden 1980, s. 295. El eşari nuzulu isa hakkında icma olduğunu  ifade etmektedir.

    İslam ümmeti  nuzulu isa konusunda icma etmişlerdir , felasife ve mülhidler dışında  aykırı kanaat belirten bir kimse ya da grup yoktur.  Bkz.el muharrar el veciz fi tefsiri el kitab el aziz ,ibn atiye el endelusi, thk: abdusselam  abduşşafi Muhammed  , darul kutub el ilmiye  lubnan 1ç baskı  1993, I.444 ; Muhammed şemsulhakk azimabadi , avnulmabud  şerh sunen ebi davud   II.94-95 el mekteb el İslami   1991 , Beyrut ; eş şevkani , İrşadus sikat ila ittifak eş şeraii alet tevhid  vel meadi ven nubuvvat, darul kutub el ilmiye , Beyrut ,1984  s.58,59  ;

    34  Bkz., Maturidi, Te’vilatü’l-Kur’an (Yazma), vr. 16a-66b, 133b-134a; Hanifi Özcan, Maturidi’de  Dini Çoğulculuk, İstanbul 1995, s. 69-70. ;Taberi, Cami’u’l-Beyan, III, s. 289-292; İbn Kesir, Tefsiru’l-Kur’an, I, s. 366; İbn Kuteybe,; Tefsiru Garibi’l-Kur’an, Kahire 1958, s. 106.

    35  et-Taberî , Câmi'u'l-beyân an te'vili âyi'l-Kur'ân,  c.5 s.200;  İbn Atıyye ,el-Muharraru'l-vecîz fî tefsîri'l-kitâbi'l-azîz,  c.1 s.310;  er-Râzî , et-Tefsîru'l-Kebîr (Mefâtihu'l-Gayb), nşr. Muhammed Muhyiddin Abdülhamîd, c.5 s.45;  İbnü'l-Cevzî , Zâdü'l-mesîr fî ‘ilmi't-tefsîr,   c.1 s.134; el-Kevseri, Nazra Abire Fî Mezaimi Men Yunkiru Nüzûle İsa Aleyhisselam Kable’l-Ahire, s.93-94 ;  Reşid Rızâ, Tefsiru'l-kur'âni'l-hakîm (Tefsîru'l-menâr), III. 320-1 ;  Muhammed Ziyauddin,  Akidetül İslam Fi Ref’i Seyyidina İsa (a.s) 1/300  ;  Halîl Herrâs, Faslu'l-makâl fi Ref'i 'İsâ, s. 10. 

    36 Nisa 4/157.

    37 Âl-i İmrân 3/55.

    38 Mâide 5/117.

    39 Âl-i İmrân 3/46.

    40 Nisâ 4/159; 

    41 Zuhruf 43/61.

    42 Nisâ 4/159.

    43 Cevherî, es-Sıhâh, (thk. Ahmed Abdülğafûr) c.1 s.56; İbn Fâris, Mu'cemü mekâyîsi'l-lüğa, (Abdüsselâm Muhammed Harun), c.1 s.78; ez-Zemahşerî , Esâsü'l-belâğa, thk. Mezîd Naîm ve Şevkî el-Me‘arrî,  c.1 s.54; İbn Manzûr, Lisânü'l-Arab,  c.1 s.55.

    44 Mehmet Ünal, Tefsir kaynaklarına göre Hz. İsa’nın ölümü, İslamiyat 3.cilt sayı :4 s.137-146.

    45 Cevherî, es-Sıhâh, (thk. Ahmed Abdülğafûr) c.1 s.67; İbn Fâris ,Mu'cemü mekâyîsi'l-lüğa, (Abdüsselâm Muhammed Harun), c.1 s.88; ez-Zemahşerî ,Esâsü'l-belâğa, thk. Mezîd Naîm ve Şevkî el-Me‘arrî, c.1 s.112; İbn Manzûr, Lisânü'l-Arab, c.1 s.45.

    46 el-Bakara 2/63,93,127; Âl-i İmrân 3/55; en-Nisâ 4/154,158; Yusuf 12/100; er Ra’d 13/2; en-Nâzi’ât 79/28; er-Rahman 55/7; el-Hucurat 49/2; el-Ğâşiye 88/13, 18; en-Nûr 24/36; et-Tûr 52/5; el-Vâkıa 56/34.

    47 el-Bakara 2/253; el-Araf 7/176; Meryem 19/57 ; el-En’âm 6/83; Yusuf 12/76 ; el-Mücâdele 58/11; Fâtır 35/10; Abese 80/14.

    48 el-En’âm 6/165; Gâfir (el-Mü'min) 40/15; ez-Zuhruf 43/32 ; el-Vâkıa 56/3; el-İnşirâh 94/4.

    49 el-Kevserî,age, s.101.

    50 Âl-i İmrân 3/55; Bkz. Taberî, c.3 s.45; İbn Atıyye c.1 s.134; Ebû Hayyân c.2, s. 95; Tabersî, I. 65; Ebussuüd, II. 34; İbnü'l-Cevzî, I. 45, II; Kurtubî, c.3, s.343; İbn Kesir, c.1, s.123; Şevkânî, c.1 s.123; Âlusî, c.2 s.121; Elmalılı, c.2 s.123; Bilmen, c. 2. 45.

    51 En-Necm 53/36-37;   Taberî, c.16 s.156; İbn Atıyye c.4 s.156; Ebû Hayyân c.7, s.87; Tabersî, II. 349; Ebussuüd, V. 123; İbnü'l-Cevzî, II. 432; Kurtubî, c.10, s.321; İbn Kesir, c.3, s.232; Şevkânî, c.4 s.232; Âlusî, c.12 s.322; Elmalılı, c.8 s.212; Bilmen, c. 6, 345.

    52 el-Bakara 2/40; Taberî, c.2 s.187; İbn Atıyye c.2 s.123; Ebû Hayyân c.1, s.121; Tabersî, I. 112; Ebussuüd, I. 43; İbnü'l-Cevzî, I. 76; Kurtubî, c.1, s.323; İbn Kesir, c.1, s.121; Şevkânî, c.1 s.221; Âlusî, c.2 s.256; Elmalılı, c.1 s.225; Bilmen, c. 1. 87.

    53 Hûd 11/85; Taberî, c.9 s.187; İbn Atıyye c.5 s.198; Ebû Hayyân c.6, s.45; Tabersî, II. 453; Ebussuüd, II. 231; İbnü'l-Cevzî, II. 321; Kurtubî, c.7, s.332; İbn Kesir, c.2, s.12; Şevkânî, c.2 s.121; Âlusî, c.6 s.367; Elmalılı, c.4 s.332; Bilmen, c. 4. 65.

    54 el-Hacc 22/29.

    55 el-İnsân 76/7.

    56 el-Mutaffifin 83/2. Ayrıca Bkz. en-Nur 25-39, Hûd suresi 15-109-111, Âlu İmrân 25-57-76-161-185, En Nisa 173, Fatır suresi 30, El Ahkâf 19, Ez-Zümer 10-70, El Bakara 177-272-281, En Nahl 91-111, El Enfâl 60, El Feth 10,Yusuf suresi 59-88, Er-Ra’d 20, El Mâide 1, El Ena’m 152, El A’râf 85, El İsrâ 34-35, Eş-Şua’ra 181, Et-Tevbe 111, En Necm 41. 

    57 Kevseri, s.34.

    58 Kur’an'ın inişinin tamamlanmasından önce kelimenin mecazi manasının bilinmesi ve kabulu bile, bu durumu yine değiştirmez. Çünkü asıl olan hakikat olduğundan kelam, hakikat ve mecaz arasında deveran ettiğinde hakikat üzerine haml olunur. 

    Hakikat teazzur etmediği müddetçe mecaza dönülemez. Bu konuda mecazın teazzuruna delalet eden ümmetin icması ve onun kuvvetli mesnet ve delilleri var olduğundan hakikatin taazzuru, hiçbir şekilde iddia edilemez.

    Bu sebeplerden dolayı, Ölüm manasına müşterek olduğunu kabul etsek te durum yine değişmez.çünkü manalardaki izdihamın giderilip mananın belirlenmesi için müşterek kelimelerin ihtiyaç duyduğu bütün karinelerde bu doğrultudadır. Ehl-i sünnet akidesine sahip alimlerin bazısının bu kelimelerin ölüm manasına kullanılmadığını,diğer bazılarının da kullanıldığını söylemeleri bu bilgilerin ışığı altında ele alınmalıdır. . 

    59 el Bakara 234, Taberî, c.2 s.287; İbn Atıyye c.2 s.225; Ebû Hayyân c.1, s.224; Tabersî, I. 216; Ebussuüd, I. 321; İbnü'l-Cevzî, I. 112; Kurtubî, c.2, s.189; İbn Kesir, c.1, s.278; Şevkânî, c.1 s.385; Âlusî, c.3 s.34; Elmalılı, c.1 s.278; Bilmen, c. 1. 145.

    60 el-Hâc 5; Taberî, c.12 s.218; İbn Atıyye c.4 s.321; Ebû Hayyân c.7, s.123; Tabersî, c.2, 322; Ebussuüd, c.4 s.129; İbnü'l-Cevzî, c.2, s. 231; Kurtubî, c.11, s.397; İbn Kesir, c.3, s.108; Şevkânî, c.2 s.123; Âlusî, c.9 s.139 ; Elmalılı, c.5 s.219; Bilmen, c. 6, 165.

    61 el-Enfal 50; Taberî, c.7 s.194; İbn Atıyye c.2 s.140; Ebû Hayyân c.3, s97; Tabersî, c.1, 449; Ebussuüd, c2, 43-4; İbnü'l-Cevzî, c.1, s. 396; Kurtubî, c.6, s.132; İbn Kesir, c.2, s.12; Şevkânî, c.2 s.127; Âlusî, c.5 s.239 ; Elmalılı, c.3 s.123; Bilmen, c. 3. 132.

    62 Ali İmran 193; Taberî, c.3 s.16; İbn Atıyye c.2 s.87; Ebû Hayyân c.2, s.165; Tabersî, c.1 s.329; Ebussuüd, c.2 s.94; İbnü'l-Cevzî, c.1 s.324; Kurtubî, c.3, s.398; İbn Kesir, c.1, s.287; Şevkânî, c.2 s.143; Âlusî, c.3 s.232 ; Elmalılı, c.2 s.332; Bilmen, c. 2. 143.

    63 Ali İmran 195, el Maide 12,65 ;  et Tahrim 8.

    64 Yusuf 101; Taberî, c.15 s.194; İbn Atıyye c.3 s.140; Ebû Hayyân c.6, s97; Tabersî, I. 449; Ebussuüd, II. 43-4; İbnü'l-Cevzî, I. 396, II. 146; Kurtubî, c.8, s.397; İbn Kesir, c.2, s.205; Şevkânî, c.2 s.532; Âlusî, c.6 s.169 ; Elmalılı, c.4 s.339; Bilmen, c. 4. 65.

    65 el-Araf 126; Taberî, c.15 s.194; İbn Atıyye c.3 s.140; Ebû Hayyân c.6, s97; Tabersî, I. 449; Ebussuüd, II. 43-4; İbnü'l-Cevzî, I. 396, II. 146; Kurtubî, c.8, s.397; İbn Kesir, c.2, s.205; Şevkânî, c.2 s.532; Âlusî, c.6 s.169 ; Elmalılı, c.4 s.339; Bilmen, c. 4. 65..

    66 Yunus 46; Taberî, c.15 s.194; İbn Atıyye c.3 s.140; Ebû Hayyân c.6, s97; Tabersî, I. 449; Ebussuüd, II. 43-4; İbnü'l-Cevzî, I. 396, II. 146; Kurtubî, c.8, s.397; İbn Kesir, c.2, s.205; Şevkânî, c.2 s.532; Âlusî, c.6 s.169 ; Elmalılı, c.4 s.339; Bilmen, c. 4. 65.

    67 en-Nahl 70; Taberî, c.15 s.194; İbn Atıyye c.3 s.140; Ebû Hayyân c.6, s97; Tabersî, I. 449; Ebussuüd, II. 43-4; İbnü'l-Cevzî, I. 396, II. 146; Kurtubî, c.8, s.397; İbn Kesir, c.2, s.205; Şevkânî, c.2 s.532; Âlusî, c.6 s.169 ; Elmalılı, c.4 s.339; Bilmen, c. 4. 65.

    68 es-Secde 11; Taberî, c.15 s.194; İbn Atıyye c.3 s.140; Ebû Hayyân c.6, s97; Tabersî, I. 449; Ebussuüd, II. 43-4; İbnü'l-Cevzî, I. 396, II. 146; Kurtubî, c.8, s.397; İbn Kesir, c.2, s.205; Şevkânî, c.2 s.532; Âlusî, c.6 s.169 ; Elmalılı, c.4 s.339; Bilmen, c. 4. 65.

    69 el Enâm 60; Taberî, c.15 s.194; İbn Atıyye c.3 s.140; Ebû Hayyân c.6, s97; Tabersî, I. 449; Ebussuüd, II. 43-4; İbnü'l-Cevzî, I. 396, II. 146; Kurtubî, c.8, s.397; İbn Kesir, c.2, s.205; Şevkânî, c.2 s.532; Âlusî, c.6 s.169 ; Elmalılı, c.4 s.339; Bilmen, c. 4. 65.

    70 el-Enam 61.

    71 Yunus   104; Taberî, c.15 s.194; İbn Atıyye c.3 s.140; Ebû Hayyân c.6, s97; Tabersî, I. 449; Ebussuüd, II. 43-4; İbnü'l-Cevzî, I. 396, II. 146; Kurtubî, c.8, s.397; İbn Kesir, c.2, s.205; Şevkânî, c.2 s.532; Âlusî, c.6 s.169 ; Elmalılı, c.4 s.339; Bilmen, c. 4. 65.

    72 Bkz. el Bakara 258 ; el Hicr 23 ; Ali İmran 156 ; Kaf 43.

    73 en-Nisa 15; Taberî, c.15 s.194; İbn Atıyye c.3 s.140; Ebû Hayyân c.6, s97; Tabersî, I. 449; Ebussuüd, II. 43-4; İbnü'l-Cevzî, I. 396, II. 146; Kurtubî, c.8, s.397; İbn Kesir, c.2, s.205; Şevkânî, c.2 s.532; Âlusî, c.6 s.169 ; Elmalılı, c.4 s.339; Bilmen, c. 4. 65.

    74 el-Maide 117; Taberî, c.15 s.194; İbn Atıyye c.3 s.140; Ebû Hayyân c.6, s97; Tabersî, I. 449; Ebussuüd, II. 43-4; İbnü'l-Cevzî, I. 396, II. 146; Kurtubî, c.8, s.397; İbn Kesir, c.2, s.205; Şevkânî, c.2 s.532; Âlusî, c.6 s.169 ; Elmalılı, c.4 s.339; Bilmen, c. 4. 65.

    75 ez-Zümer 42; Taberî, c.15 s.194; İbn Atıyye c.3 s.140; Ebû Hayyân c.6, s97; Tabersî, I. 449; Ebussuüd, II. 43-4; İbnü'l-Cevzî, I. 396, II. 146; Kurtubî, c.8, s.397; İbn Kesir, c.2, s.205; Şevkânî, c.2 s.532; Âlusî, c.6 s.169 ; Elmalılı, c.4 s.339; Bilmen, c. 4. 65.

    76 en Necm 44 ; el Mümin 11;el Bakara 258; el Hicr 23; el Araf 158; et Tevbe 116. 

    77 el Hac 5, el Mümin 67, en Nahl 70.

    78 Kur’an kelimelerini manalandırırken bunların,  Hakim olan Allah tarafından indirilmiş hikmet dolu kitap olan Kur’an’ın kelimeleri olduğu hakikatini göz önünde bulundurulmalıdır.

    79 el Bakara 63,93,127 Ali İmran 55 ; en Nisa 154,158 ; Yusuf 100 ;er Ra’d 2 ; en Naziaat 28 ;er Rahman 7 ; el Hucurat 2 ; el Ğaşiye 13, 18 ; en Nur 36 ; et Tur 5 ; el Vakıa 34. 

    80 el bakara 253 ; el Araf 176 ; Meryem 57 ; el Enam 83 ; Yusuf 76 ;el Mucadile 11 ; Fatır 10 ; Abese 14.

    81 el Enam 165 ;-Ğafir 15 ;ez Zuhruf 32 ; el Vakıa 3 ; el İnşirah 4.

    82 el-Kevseri, s.93-94

    83 el-Ankebut 26

    84 es-Saffat 99

    85 Meryem 57

    86 Ali İmran 46; Taberî, c.15 s.194; İbn Atıyye c.3 s.140; Ebû Hayyân c.6, s97; Tabersî, I. 449; Ebussuüd, II. 43-4; İbnü'l-Cevzî, I. 396, II. 146; Kurtubî, c.8, s.397; İbn Kesir, c.2, s.205; Şevkânî, c.2 s.532; Âlusî, c.6 s.169 ; Elmalılı, c.4 s.339; Bilmen, c. 4. 65.

    87 Nisa 159.

    88 Taberî, c.15 s.194; İbn Atıyye c.3 s.140; Ebû Hayyân c.6, s97; Tabersî, I. 449; Ebussuüd, II. 43-4; İbnü'l-Cevzî, I. 396, II. 146; Kurtubî, c.8, s.397; İbn Kesir, c.2, s.205; Şevkânî, c.2 s.532; Âlusî, c.6 s.169 ; Elmalılı, c.4 s.339; Bilmen, c. 4. 65.

    89 Zuhruf 61.

    90 Taberî, c.15 s.194; İbn Atıyye c.3 s.140; Ebû Hayyân c.6, s97; Tabersî, I. 449; Ebussuüd, II. 43-4; İbnü'l-Cevzî, I. 396, II. 146; Kurtubî, c.8, s.397; İbn Kesir, c.2, s.205; Şevkânî, c.2 s.532; Âlusî, c.6 s.169 ; Elmalılı, c.4 s.339; Bilmen, c. 4. 65.

    91 Buhârî, Enbiyâ 5; Müslim, Îmân 71.

    92 İbn Atiyye, c.3, s.78; Ebu Hayyan, c.4 s.54; el-Kettani, Nazmü'l-mütenasir fi'l-hadisi'l-mütevatir, Beyrut 1983 s.147; Muhammed Ziyauddin, Akidetül İslam Fi Ref’i Seyyidina İsa 1/300 – Matbaatu’s Seade 1. Baskı 1982 s. 45; İslam İnancı Açısından Nüzul-i İsa Meselesi, Dr. Zeki Sarıtoprak, Çağlayan Yayınları, İzmir, 1997, s.108.

    93 el Enbiya 34.

    94 Ali İmran 185, el-Enbiya 35, el-Ankebut 57.

    95 Reşid Rızâ, III. 259; Şeltut, el-Feteva 66; Tahir b Aşur, 3/258; Saidi Nursi, Mektûbat, Envar Neşriyat, İstanbul 1992, s.6.

    96 M.Hayri Kırbaşoğlu, islamiyat cilt 3 sayı :4  s.147-168

    97 el-Keşmirî, Muhammed Enver Şah et-Tasrih bi ma tevatere fi nuzuli’l-Mesih. Tahkik Abdu’l Fettah Ebu Ğudde, Beyrut 1992 s.65.

     


    KAYNAKÇA

    Kur’ân-ı Kerîm.

    -Alusi, Ebu’l-Fadl Fiihabüddin Seyyid Mahmud Rûhu’l-Me’ânî fî Tefsîri’l-Kur’âni’l Azîm ve’s Seb’i’l-Mesânî, Dâru’l Fikr, Beyrût, 1978.

    - Ali el-Kari, Ali B. Sultan Muhammed (Tsz), Fıkh-I Ekber Şerhi (Çev.: Hüseyin S. Erdoğan, Nşr.: Abidin Dönmez Ömer Dönmez), İstanbul.

    -Abant Platformu, Din-Devlet ve Toplum, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı yay., İstanbul, 2000.

    -Âmidi, Seyfüddin (1404), el-İhkam fi Usuli’l-Ahkam (thk.: S. El-Cemili), Beyrut.

    -Ali Özek ve arkadaşları, Kur’ân-ı Kerîm ve Türkçe Açıklamalı Meâli, Medine baskısı, ts.

    -Asım, Ahmed (1305), Kamus Tercümesi (I-IV), İstanbul.

    -Akgül, Muhittin, Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Peygamber, Işık yay., İstanbul, 1999.

    -Akdemir, Salih, Cumhuriyet Dönemi Kur’ân Tercümeleri, Akid yay., Ankara, 1989.

    -Ata, Mustafa Abdülkadir (1986), Mesih İsa (A.S) Nüzûlühü Ahire’z-Zeman Ve Kıtaluhu Li’d-Deccal, Kahire.

    -Atay, Hüseyin, (1983), Ehl-İ Sünnet Ve Şia, Ankara.

    -Atay, Hüseyin, (1993), Kur’an’a Göre Araştırmalar (2. Baskı), Ankara.

    -Ateş, Süleyman (1988-89), Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri (I-XII), İstanbul.

    -Ateş, Süleyman (1990), Kur’an-I Kerim’in Evrensel Mesajına Çağrı, İstanbul.

    -Ateş, Süleyman, İslâm’a İtirazlar Ve Kur’ân-I Kerîm’den Cevaplar, Kevser Yay., Ankara, Ts.

    -Aydın, Muhammed, El-Esmâu’l-Hüsnâ Ve Münâsebetüha Li’l Âyât- Elletî Hutimet Bihâ, Basılmamış Y.L.T, Mekke, 1989.

    -Bağdadi, Abdulkahir B. Tahir (Tsz), El-Kifaye Fi ‘İlmi’r-Rivaye (Thk.: S. Ebu Abdullah-İ. Medeni), Medine.

    -Bağdadi, Abdulkahir B. Tahir (1977), El-Fark Beyne’l-Fırak, Beyrut.

    -Bağdadi, Abdulkahir B. Tahir (1928), Usulü’d-Din, İstanbul.

    -Baybal, Sami (2002), İbrahimi Dinlerde Mesihin Dönüşü, Konya 108

    -Beyadi, Kemalüddin Ahmed (1949), İşaretü’l-Meram Min İbarati’l-İmam (Nşr.:Yusuf Abdurrezzak), Kahire.

    -Beyhakî, Ahmed B. Hüseyin, Sünen-i Beyhakî’l-Kübrâ, Mektebetü Dari’l Baz, Mekke, 1994.

    -Blachére, Régis, Le Coran, (Que Sais-Je?), Paris, 1996.

    -Bucaille, Maurice, Kitab-ı Mukaddes, Kur’ân Ve Bilim, (Terc. Suat Yıldırım), T.Ö.V Yay., İzmir, Ts.

    -Beydavi, Ebu Said Abdullah B. Ömer B. Muhammed (Tsz), Envaru’t-Tenzil (I-V),Kahire.

    -Beydavi, Ebu Said Abdullah B. Ömer B. Muhammed (1993), ed-Durru’l-Mensur Fi’t-Tefsiri Bi’l-Me’sur, Beyrut.

    -Bilmen, Ömer Nasuhi (1965), Kur’an-I Kerim’in Türkçe Mealialisi Ve Tefsiri ,İstanbul.

    -Bilmen, Ömer Nasuhi (1972), Muvazzah İlm-i Kelam, İstanbul.

    -Buhari, Ebu Abdillah Muhammed B. İsmail (1992), Sahihu’l-Buhari  ,İstanbul.

    -Crow, Douglas S. (2003), “İslami Mesihçilik”, Mesih’i Beklerken Mesihçi Ve Millenarist Hareketler (Çev.: Ali Coşkun), İstanbul, S. 65-76.

    -Coşkun, Ali (2003), “İslam’da Kurtuluş Düşüncesi Ve Mehdilik”, Mesih’i Beklerken Mesihçi Ve Millenarist Hareketler,İstanbul, S. 162-165.

    -Cürcânî, Seyyid Şerif  (1321), Şerhu’l-Mevâkıf, İstanbul.

    -Çantay, Hasan Basri (1979), Kur’an-ı Hakim Ve Meal-i kerim  , İstanbul.

    -Çelebi, Ahmet (1978), Mukayeseli Dinler Tarihi Açısından Yahudilik (Çev.: Ahmet M. Büyükçınar Ve Ömer F. Kahraman), İstanbul.

    -Çelebi İlyas (2000), “İsa”, Tdv İslam Ansiklopedisi (Xxıı), İstanbul.

    -Doğrul, Ömer Rıza (1980), Tanrı Buyruğu, İstanbul.

    -Douglas, S. Crow (2003), “İslami Mesihçilik”, Mesih’i Beklerken Mesihçi Ve Millenarist Hareketler (Çev.: Ali Coşkun), İstanbul, S. 65-76.

    -Ebu Hanife, Nu’man B. Sabit (1954), el-Fıkhu’l-Ekber (Çev.: Hasan Basri Çantay),Ankara.

    -Ebussuud, Muhammed B. Muhammed El-İmadi (1990), İrşadü’l-Akli’s-Selam İla Mezaya’l-Kur’ani’l-Kerim  , Beyrut

    -Elmalılı, Muhammed Hamdi Yazır (1979), Hak Dini Kur’an Dili ,  İstanbul.

    -Emin, Ahmed (1951), el-Mehdi Ve-l-Mehdeviyye, Kahire.

    -Esed, Muhammed (1996), Kur’an Mesajı  , İstanbul.

    -Eş’ari, Ebu’l-Hasan Ali B. İsmail (1980), Makalatü’l-İslamiyyin (Nşr.: H. Ritter),Wiesbaden.

    -Fatiş, Emrullah (2000), Kur’an’da Hz. İsa (Basılmamış Doktora Tezi), Kayseri.

    -Fazlurrahman (1981), İslam (Çev.: Mehmet Dağ-Mehmet S. Aydın), İstanbul.

    -Fığlalı, Ethem Ruhi (1981), “Mesih Ve Mehdi İnancı Üzerine”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, (Xxv), Ankara.

    -Fığlalı, Ethem Ruhi (1994), Kadiyanilik, Ankara.

     -Gumari, Abdullah B. Sıddik (1974), İkametu’l-Burhan Ala Nüzûli İsa Fi Ahiri’z-Zaman, Kahire.

    -Halîl Herrâs, Faslu'l-makâl fi Ref'i 'İsâ, Kahire 1969

    -Hamidullah, Muhammed  , İslam Peygamberi (2. Baskı), (Çev.: Salih Tuğ), İstanbul.

    -Harman, Ömer Faruk (2000), “İsa” , Tdv İslam Ansiklopedisi (Xxıı), İstanbul.

    -Hatip, Abdülkerim (1965), el-Mesihu Fi’l-Kur’an'i Ve’t-Tevrati Ve’l-İncil, Kahire.

    -İbn Atiyye, Ebu Muhammed Abdulhalık B. Galib B. Atiye El-Endülüsi (1977), El-Muharrerü’l-Veciz Fi Tefsiri’l-Kitabi’l-Aziz , Fas.

    -İbn Hazm, Ebu Muhammed Ali B. Ahmed Ez-Zahiri (1987), El-İhkam Fi Usuli’l-Ahkam, Beyrut.

    -İbn Hazm, Ebu Muhammed Ali B. Ahmed Ez-Zahiri  , İlmü’l-Kelam Ala Mezhebi Ehli’s-Sünneti Ve’l-Cemaa (  Ahmed Hicazi es-Sakka), Kahire.

    -İbn Kesir,  Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim,Beyrut.

    -İbn Kesir , En-Nihaye Fi’l-Fiten Ve’l-Melayim , Riyad.

    -İbn Manzur,   (Tsz), Lisanu’l-Arab ,Beyrut.

    -İlhan, Avni (1993), Mehdilik, İstanbul.

    -Keşmiri, Muhammed Enver Şah El-Hindi (1992), Et-Tasrih Bima Tevatere Fi Nüzuli’l-Mesih ,tsz.

    -Kevseri, Muhammed Zahid (1987), Nazra ‘Abira Fi Meza’imi Men Yunkiru Nuzule İsa Kable’l-Ahira (2. Baskı), Kahire.

    -Kırbaşoğlu, M. Hayri (1997), (2000),“Hz. İsa’yı (A.S.) Gökten İndiren Hadislerin Tenkidi”, İslamiyat  ,Sayı 4, S. 147-168.

    -Kurtubi, Ebu Abdillah Muhammed B. Ahmed (1993), El-Cami’u Li Ahkami’l-Kur’an, Beyrut.

    -Mevdudi, Ebu’l-A’la (1975), Kadiyanilik Nedir (Çev.: Ahsen Batur), İstanbul.

    -Maturidi, Ebu Mansur Muhammed B. Muhammed  , Te’vilatü’l-Kur’an (Yazma), I-III, Hacı Selim Ağa Kütüphanesi.

    -Mustafa Sabri, Mevkifu’l-Akl Ve’l-İlm Ve’l-Alim Min Rabbi’l-Alemin Ve İbadihi’l-Mürselin (3. Baskı),  Beyrut. (1992)

    -Mücahid  ,Tefsiru Mücahid (Nşr.:Abdurrahman Et-Tahir), Katar.

    -Öz, Mustafa (2005), “Mehdilik”, Tdv İslam Ansiklopedisi (Xxvııı), İstanbul.

    -Öz, Mustafa (1995), İmamiyye Şiasında Onikinci İmam Ve Mehdi İnancı, İstanbul.

    -Özcan, Hanifi (1998), (1995), Maturidi’de Dini Çoğulculuk, İstanbul.

    -Öztürk, Yaşar Nuri (1994), Kur’an’daki İslam, İstanbul.

    -Pezdevi, Sadru’l-İslam Ebu’l-Yusr Muhammed B. Muhammed Abdülkerim, Ehl-İ Sünnet Akaidi (Çev.: Şerafeddin Gölcük), İstanbul.

    -Ragıb El-Isfehani (1986), El-Müfredat Fi Garibi’l-Kur’an, İstanbul.

    -Râzî, Fahreddin  , El-Muhassal (Ter.: Hüseyin Atay, Kelama Giriş), A.Ü. İlahiyat Fakültesi Yayınları, No:43.

    -Râzî, Fahreddin , Esasü’t-Takdis, Beyrut.

    -Râzî, Fahreddin  , Mefâtîhu’l-Gayb (I-Xxııı), Beyrut.

    -Reşid Rıza , Tefsiru’l-Kur’ani’l-Hakim (Tefsirü’l-Menar), Kahire.

    -Rınggren, Hemler (2003), “Mesihçilik/Messianizm”, Mesih’i Beklerken Mesihçi Ve Millenarist Hareketler (Çev. Ali Coşkun), İstanbul, S. 45-52.

    -Sarıtoprak, Zeki (1992), İslama Ve Diğer Dinlere Göre Deccal, İstanbul.

    -Sarıtoprak, Zeki (1997), İslam İnancı Açısından Nüzûl-İ İsa Meselesi, İzmir.

    -Seyyid Kutub (1985), Fi Zılali’l-Kur’an (11. Baskı), (Çev.: Komisyon), (I-Vı), İstanbul.

    -Suyuti, Celalüddin  , Ed-Durru’l-Mensurfi’t-Tefsir-i Bi’l-Me’sur , Beyrut.

    -Suyuti, Celalüddin  , Nüzûlü İsa B. Meryem Ahire’z-Zeman (Thk.: Muhammed Abdülkadir Ata), Beyrut.

    -Sülemi, Yusuf B. Yahya  Maksidi Eş-Şafii , İkdu’d-Dürer Fi Ahbari’l-Muntazar , (Thk.: Abdulfettah Muhammed El-Huluv),Kahire.

    -Şehristani, Ebu’l Feth Muhammed B. Abdilkerim (1948), El-Milel Ve’n-Nihal ( Nşr.:Ahmed Fehmi Muhammed), Beyrut.

    -Şeltut, Mahmut , “İsa’nın Ref’i”, (Çev.: Ethem Ruhi Fığlalı), Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, (Xxııı), Ankara, S. 319-324.

    -Şeltut, Mahmut , Fetava , Beyrut.

    -Şevkani, Muhammed B. Ali (1413), El-Cami’u Beyne Fenniyi’r Rivayeti Ve’d-Dirayeti Min İlmi’t- Tefsir , Beyrut.

    -Tabatabai, Es-Seyid El-Hüseyin , El-Mizan Fi Tefsiri’l-Kur’an ,Beyrut.

    -Taberî, Ebu Cafer  , Câmiu’l Beyan Fî Tefsîri’lâyi’l-Kur’an , Beyrut.

    -Taftâzânî, Sa’duddîn Mesud B. Ömer , Şerhu’l-Akaid (Ter.: Süleyman Uludağ, Kelam İlmi Ve İslam Akaidi), İstanbul.

    -Taftâzânî, Sa’duddîn Mesud B. Ömer , Şerhü’l-Makâsıd Fî İlmi’l-Kelam (Thk.: Abdurrahman Umeyra),Beyrut.

    -Tayr, Mustafa Muhammed El-Hadidi (1971), “Nüzûlü’l-Mesih Min Alameti’s-Sâa”,Mecelletü’l-Ezher, (Xxxxııı), Sayı 6, Kahire.

    -Yeprem, M. Saim (1979), “Hz. İsa’nın Nüzûlü Hakkında”, Nesil Dergisi, Sy. 4,İstanbul, S. 31.

    -Zemahşerî, Ebu’l Kasım Cârullah Mahmud B. Ömer (1995), El-Keşşâf An Hakâiki’l-Gavâmizi’t-Tenzîl Ve Uyûni’l-Ekâvîl Fi Vucûhi’t-Te’vîl , Beyrut.

     

     


    مقالات حول مضمون هذه المقالة
    # اسم المقالة
    Kullanıcı Yorumları

    ! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
    Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

    Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
    Sümeyye Abaci / 14.1.2019



    Eski Eserler


    Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

    Hesap İşlemleri

    Üye değil misiniz? Üye olun!

    Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...