Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2195 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 891 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0

Organ Naklinin Tarihçesi

 Kitap Detayı Kitap No : K-  
Yazar Adı İlim Dalı Konusu Dili
Emel Güden Altıntaş Türkçe
Özelliği Tercüme Eden
 
       
Makale No: 2148 Hit : 7808 Hata Bildirimi Tavsiye Et
   Makale Yazarına ait Kitaplar E-Kitaplar Makaleler Hakkındaki Makaleler    

Yazara ait kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait e-kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait makaleler
# Makaleler Adı
1 Türkiyede Organ Nakli
2 Organ Naklinin Tarihçesi
3 Organ Bağışına Dinlerin Yaklaşımı
4 Beyin Ölümü

Yazar Hakkındaki Tanıtım Makaleleri
# Makaleler Adı

Özeti
free abortion pill abortion pictures pro life abortion
what are aids symptoms hiv early symptoms new hiv treatment
abortion methods terminating pregnancy at 20 weeks articles on abortion
bystolic savings card bystolic patient assistance bystolic coupon 2014
abortion pill abortion pill abortion pill
cialis coupon cialis coupon cialis coupon
abortion pill abortion pill abortion pill
bystolic free trial coupon open bystolic add on copay card

Yayın Bilgileri
Yayınlandığı Kaynaklar
Yayınlandığı Tarih
Yayınlandığı Dergi
Sanal Dergi
Makalenin Linki

Makale Metni   [Yazdır/Print]

ORGAN NAKLİNİN TARİHÇESİ
2.3.1. Dünyada Organ Nakli
Görev yapamayacak kadar hasta ve hatta bedene zararlı hale gelen bir organın, bir yenisi ve sağlamı ile değiştirilmesi düşüncesi çok eski çağlardan beri insanın ilgisini çekmiştir (11) Organ nakli insanın hayal gücünün ürünüdür. Bu düşsel tasarı, mistik hayvan ve varlıklar olarak ifade edilmiştir. Bunlar arasında en çok bilineni Homeros’un İlyada destanında anlatılmaktadır. Kimera tanrısal bir varlıktır. Başı aslan, gövdesi keçi ve kuyruğu yılan şeklindedir. İnsana daha yakın Kimerik şekilleri Asya kökenli tanrılarda görülmüştür. Örneğin Brahma’nın birçok kolu, birçok başı vardı. Bu görünüm insanoğlunun daha kuvvetli olma özlemini yansıtmaktadır İnsanoğlunun Kimera oluşturma çabası devam etmiştir. Tıpta Kimera; aynı ve farklı yerlerden ve çeşitli bireylerden alınan hücrelerle yeni bir organizma oluşturma düşüncesi için kullanılmaktadır. Transplantasyon biliminin temelini bu düşünce oluşturmaktadır (4).

Organ naklinin mitolojik ve dini yazıtlarda yer alması milattan önceki yıllara kadar uzanır.
Hindu tanrı Shiva bir fil başı taşıyordu. Çinli yazar Lieh Tzu, tıp doktoru Pien Chiao’un iki erkeğin ruhsal dengesizliklerini gidermek için onlara kalp transplantasyonu yaptığını yazmıştır. Milattan sonra 4.yy’da aynı zamanda hekim olan ikiz kardeşler Cosmos ve Damien’in yeni ölmüş Etiyopyalı bir gladyörün bacağını, savaşta bacağı kangren olan bir askere transplante ettikleri anlatılmaktadır. Bu olay “siyah bacak mucizesi” olarak bilinmektedir (6).

M.S. 6.yy’da İtalyan cerrah Tagliacozzi çeşitli nedenlerle kaybedilen burunları otograft alarak rekonstükte etmiştir. Tagliacozzi’ye göre “İnsan bünyesi kendi dokusunu kabul etmekte, yabancı dokuyu ise reddetmektedir” (12).

18.yy’da John Hunter ilk diş ve 1770 yılında Misa ilk tendon transplantasyonunda başarılı olmuşlardır (4). Baranio, 19.yy’da koyunlarda oto ve kseno cilt transplantasyonu çalışmaları yapmıştır (12).

Deri greftlerinde başarılı olan ilk cerrah Reverdin’dir (1870). 1863 yılında Paul Bert, allogreftlerin ve kserogreftlerin otogreftlerden farklı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Uygulamada deri allogreftlerinin başarısız kalması, araştırmacıları yeni denemelere yöneltmiştir.

1800 yılında konuya teknik yaklaşımın yerini biyolojik yaklaşım almıştır. Bu yönde başlatılan çalışmalar arasında en ilginç olanı Medawar’a aittir. II. Dünya Savaşı sırasında yanık tedavisi gören pilotlara uygulanan kadaverik (ölüden alınan) deri greftlerinin neden tutmadığını araştırmak görevini üstlenen Medawar, aynı deney hayvanının sırtına koyulan otogreftlerin tutmasına karşın allogreftlerin reddedildiğini saptayarak birincil red yanıtının tanımını yapmıştır. Sonraları aynı deri greftlerinin alıcıda 2. kez kullanılması durumunda red yanıtının kısa sürede geliştiği izlenmiştir. Böylece ikincil red yanıtı tanımlanarak olayın bağışık tepkiden kaynaklandığı doğru görüşü ortaya çıkmıştır (4). 19.yy sonlarında Jaboulay, Murphy ve Carrel damar anostomozu tekniğinin prensiplerini ortaya koymuşlardır. 20.yy. başlarında Viyanalı cerrah Emerich Ulmann, köpekte ilk böbrek ototranspalntasyonunu gerçekleştirmiştir (12).
Daha sonraki yıllarda Carrel deney hayvanlarında geliştirdiği damar anostomozu yöntemleri ve yaptığı çalışmalarla 1912’de Nobel ödülü almıştır (13).
Red yanıtının bağışıklık kökenli olduğu görüşü gerçekte 1900’lü yıllarda ortaya atılmıştır. Konuya ilişkin araştırma ve irdelemeler yaklaşık 40 yıl sürmüştür. Sonuçta ancak 1940’lı yıllarda ortak bir noktaya ulaşılmıştır. Bu gecikmenin önemli bir nedeni ise yıllar boyunca bağışıklık geleneksel simgesi olan “dolaşan antikorların” allogreftli deney hayvanlarında gösterilememiş olmasıdır. 1948 yılında Gorer, Lyman ve Snell sıçanlardaki H2 noktasının doku uyuşumunu kontrol eden bir kromozom bölgesi olduğunu kanıtlamıştır. 1903 yılında Jensen, aynı vericiden gelen ardı ardına yapılmış tümör greftleri içinde ikinci tümör greft inin daha çabuk atıldığını gözlemlemiştir. Aynı yıllarda bu yanıtın bağışık kökenli olduğu kabul görüyordu. Holman, yanık alanlarını örtmekte kullanılan deri greftlerinin ikinci kerede daha çabuk atıldığını saptayan araştırmacılar arasında yer almıştır. 1914 yılında Murphy “red yanıtı” sırasında görülen hücresel infiltrasyonu bildirmiş, red yanıtında lenfositlerin rol oynadığını, erdi etkilemek için benzol ve ışınlama uygulanabileceğini göstermiştir. 1943 yılında Gibson ve Medawar ilk kez “ikinci red yanıtı” terimini kullanmışlardır. Medawar, red yanıtının yalnızca grefte yönelik bir olay olduğunu kanıtlayan kişidir. 1942’den 1950’lere kadar geçen süre içinde Landsteiner ve arkadaşları hücresel ve hümoral bağışıklığın bir bireyden ötekine aktarılmasının olası olduğunu göstermişlerdir. 1954’de Bilingham ve Brent sıçanlarda deri greftlerine karşı aşırı duyarlılığın hücre aktarma yoluyla iletilebileceğini kanıtlamıştır (4). 1906 yılında Jaboulay keçilerden, koyunlardan ve maymunlardan alınan böbrekleri insanlara nakletmeyi denemiş fakat başarılı olamamıştır (13).
İnsanda kadavradan ilk böbrek transplantasyonu 1933 yılında Kiev de Voranay tarafından yapılmıştır. Kan uyuşmazlığı olan alıcı ve verici nakilleri bugünkü bilgilerimizle mümkün değildi (12). İlk başarılı böbrek nakli 1946 yılında Hume, Huffnagle ve Landsteiner tarafından gerçekleştirilmiştir. 1947-50 yılları arası George Thorn ve Peter Bent diyalizin organ naklinin alternatif tedavisi olduğunu göstermiştir. 1951 yılında Hume kadavradan organ nakletmeye başlamış fakat başarılı olamamıştır (13)

Kalp nakli ilk kez köpeklerde denenmiştir. 1905 yılında Carrel ve Guthrie kalbi, alıcının ensesine nakletmişlerdir. 1933’de Mann yeni bir yöntem geliştirerek kalbi köpeğin göğüs boşluğuna yerleştirmiştir. 1964 yılında Hardy’nin şempanze kalbini naklettiği 68 yaşındaki hasta, ancak 1 saat yaşayabilmiştir. 1967 yılında insandan insana ilk kalp nakli Christian Bernard tarafından gerçekleştirilmiştir ve hasta 17 gün yaşamıştır. 1986’ya kadar bütün dünyada 22 ülkede 70 kadar ameliyat ekibi tarafından 400‘ün üzerinde kalp naklinin gerçekleştirilmiş olduğu belirtilmektedir (14).
İlk karaciğer nakli köpeklerde
1955 yılında Welch tarafından denenmiştir. 1963-67 yılları arasında karaciğer nakline daha fazla özen gösterilmiştir.

İnsan da ilk kez 1963 yılında karaciğer nakli Colorado Üniversitesinde Thomas E. Starzl tarafından gerçekleştirilmiş ve sonuç başarısız olmuştur.
1967 yılında ilk başarılı karaciğer nakli aynı üniversitede aynı çalışmacılar tarafından yapılmıştır (13).
İlk akciğer naklini 1950’de gerçekleştiren Metras, 1954’de Hardin ve Kitle, köpeklere yaptıkları akciğer nakli ile akciğer naklinin teknik açıdan mümkün olduğunu göstermişlerdir. 1963’de Hardy ve arkadaşları insanda ilk akciğer naklini başarı ile uygulamışlardır. 1968’de Derom ve arkadaşları ise ağır silicosisli bir hastaya sağ akciğer nakli yapmıştır ancak hastada 10 ay sonra kronik rejeksiyon gelişmiş ve kaybedilmiştir (15).

İlk kornea nakli; kornea değişmesi fikri ilk olarak Fransız Reisinger tarafından ortaya atılmıştır. İlk insanda insana kornea nakli 1905’de Zir tarafından gerçekleştirilmiştir.
1930’larda Flatov ilk olarak kadavradan alınan gözlerin bir süre muhafaza edilebileceğini ve canlılığını bu süre zarfında koruduğunu çalışmalarıyla göstermiştir (16).
Kemik iliği kanseri, özellikle çocuklarda görülen hastalıklardandır. Bu hastalara ilik nakli yapılması fikride oldukça ilgi uyandırmıştır. İlk denemelerde doku tipinin dikkatle saptanması ve bağışıklığı baskılayıcı tedavinin titizlikle uygulanması sonucu başarı elde edilmiştir. Yaşayan insanlardan ilik alınması bu kimselere zarar vermediği için doku tipi birbirine uyan kişiler arasında ilik naklinin kan nakli kadar rahat uygulandığı bilinmektedir.
ilk kemik iliği nakli  : 1957 yılında Donnal Thomas ve ekibinin Seattle de ilk kemik iliği nakli gerçekleştirmesiyle açılan yolun 1970 sonrasında güvenilirliği büyük ölçüde kanıtlamakla, 1984 yılı sonunda nakil sayısı 9500’e, 1987’de 20000’e ulaşmıştır (17).
 
İlk pankreas nakli;
1966’dan beri pankreas nakli 2 şekilde yapılmaktadır. Total pankreas transplantasyonu (TPT) ve parsiyel pankreas transplantasyonu (PPT). İlk kez 1966’da Kelly tarafından PPT şeklinde uygulanmıştır (18).
İlk ince bağırsak nakli; 1967’de Lilelhei tarafından yapılmıştır (19).


Bu Makaleye Ait Eleştiri Makaleleri
# Makaleler Adı
Kullanıcı Yorumları

! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
Muhammed Ender / 22.1.2014



Eski Eserler


Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

Hesap İşlemleri

Üye değil misiniz? Üye olun!

Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...