Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 894 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0

Kur'an Çevirisi Tarihi

 Kitap Detayı Kitap No : K-  
Yazar Adı İlim Dalı Konusu Dili
Mehmet Yüksel Tefsir Türkçe
Özelliği Tercüme Eden
Ehli Sünnet Anlayışa Uygun  
       
Makale No: 2111 Hit : 7557 Hata Bildirimi Tavsiye Et
   Makale Yazarına ait Kitaplar E-Kitaplar Makaleler Hakkındaki Makaleler    

Yazara ait kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait e-kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait makaleler
# Makaleler Adı
1 Tanzimattan Cumhuriyete Kadar Kur'an Tercümeleri I
2 Kur'an Çevirisi Tarihi
3 Cumhuriyetten 1960 a Kadar Kur'an Tercümeleri
4 1960 tan Günümüze Kadar Kur'an Tercümeleri

Yazar Hakkındaki Tanıtım Makaleleri
# Makaleler Adı

Özeti
what are aids symptoms symptoms for aids/hiv new hiv treatment
cialis coupon cialis coupon cialis coupon
gabapentin and alcohol addiction gabapentin and alcohol addiction gabapentin and alcohol addiction
sumatriptan injection sumatriptan injection sumatriptan injection
bystolic free trial coupon open bystolic add on copay card

Yayın Bilgileri
Yayınlandığı Kaynaklar
Yayınlandığı Tarih
Yayınlandığı Dergi
Sanal Dergi
Makalenin Linki

Makale Metni   [Yazdır/Print]

KUR’AN ÇEVİRİSİ TARİHİ

Kur’an Arapça konuşan bir topluma kendisinin de vurguladığı şekilde Arapça inmiştir. Onun farklı bir dile tercüme edilmesi için Arapça bilmeyen birinin Kur’an’ı anlamayı talep etmiş olması gerekir. Buradan hareketle vahyin zor şartlarda yayıldığı ilk dönemlerde tercümeye ihtiyaç hissedilmediği söylenebilir.
Mekke döneminde Kur’an tercümesiyle ilgili olarak yeterli delil olmadığı görülmektedir. Ancak Medine döneminde İslam Devleti’nin teşekkülü ile diplomatik ilişkiler artmıştır. Yabancı devletlere gönderilen davet mektupları ile çeviri etkinliği gerekli hale gelmiştir.  Mektuplarda Besmele ve Kur’an’dan bazı ayetler yer almaktadır.  Bu mektuplar islamın ve din dilinin geliştirilmesi için Arapça yazılarak gönderilmiştir. Aynı zamanda Kur’an dilinin yayılması adına da böyle davranılmıştır. Söz konusu mektuplarla birlikte gönderildiği ülkenin yöneticilerine mektupları tercüme edecek mütercim elçiler de gönderiliyordu.   Bu konuda çalışmalar yapan Hidayet Aydar bu ayetleri Kur’an’ın ilk tercüme edilen ayetleri ve bu çeviri işlemini de Kur’an’ın ilk tercüme etkinliği olarak görmektedir. Bu çeviri faaliyetinin şifahi olduğunu da açıklamalarına eklemektedir.

 
Çeviri etkinliğinin bir gereksinim olduğunu söyleyen Schleiermacher’in  bu düşüncesi Kur’an’ın ilk kısmi tercümelerinin sebebini genel olarak açıklar mahiyettedir. Hz Peygamber zamanında Kur’an’ın bazı ayetleri hissedilen lüzum üzerine tercüme edilmiştir. Bu duruma sahabeden Fars asıllı olan Selman-1 Farisi’nin Fatiha Suresi’ni sadece Farsça bilenlere Arapça öğrenene kadar namazda okumaları için tercüme etmesi örnek olarak verilebilir.  Selman-ı Farisi’nin bu tercümeyi Hz Peygambere sunduğunu Hz Peygamberin onayından sonra İranlılar’a verdiği rivayetlerde mevcuttur.  Zaten Kur’an’a ve Hz Peygambere son derece bağlı olan bir sahabinin Kur’an ile ilgili bir tasarrufu Hz Peygamberin izni olmadan yapmasının düşünülemeyecek bir durum olduğu açıktır.


Hz Peygamber zamanında yapılan bu tercümelerin bir metot takip edilerek belli kural ve kaidelere bağlı bir şekilde yapıldığını söylemek zordur. Daha sonra tefsir ve hadis gibi ilimlerdeki hızlı gelişmeler, Arapça dilbilgisi çalışmalarının artması, Arap olmayan müslümanların Kur’an diline olan teveccühleri tercümenin fazla rağbet görmesinin önüne geçmiştir. Böylece tercümenin kuramsal veya teorik yanı gelişememiş ve ilerlemesi sekteye uğramıştır.

 
İlk Kur’an tercümesi  ,  Acaibu’l-Hind ve’s-Sin adlı eserden naklen verilen bilgilere göre hicri 270’li yıllarda yapılmıştır.
Bu bilgilere göre Mehruk b. Raik adlı bir melik Abdullah b. Ömer b. Abdulaziz’den Kur’an’ın manalarını tercüme ettirmesini istemiştir. O da bu işi Iraklı edebiyatta, şiirde ve zekilikte meşhur birine vermiştir. Daha sonra melik müslüman olmuş ve bunu halkından gizlemiştir.

 
Kaynakların verdiği bilgiye göre Samanoğulları Emiri Mansur b. Nuh’un (350-365) yaptırdığı tercüme zamanımıza ulaşan en eski Kur’an tercümesidir. Terceme-i Tefsiri Taberi adlı eser satırarası harfi bir tercümedir.
Farsça cümle tertibine riayet edilmeden ayetlerin altına Farsça karşılığı olan kelime ve ibareler yazılarak meydana getirilmiştir. Bu eserin Türkçe’ye yapılan ilk tercümenin de kaynağı ve ona model olduğu ifade edilmektedir.
Kur’an’ın ilk Türkçe tercümesinin kimin tarafından ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir.
Farsça tercümelerin yapıldığı dönemde Kur’an’ın Türkçe’ye tercümesinin de yapıldığı söylenmekle birlikte bu görüş kesinlik kazanmamıştır.

Mevcut en eski Kur’an tercümelerinden biri İngiltere Manchester’da Rylands Kitaplığı Arapça Yazmalar bölümünde bulunan “Rylands Nüshası” olarak bilinen metindir.
Bu metin Aysu Ata tarafından “Türkçe İlk Kur ’an Tercümesi, Karahanlı Türkçesi” adıyla 2004 yılında duyurulmuştur. Bu nüshada Karahanlı Türkçesi kullanıldığı düşünülmektedir.

Osman Nebioğlu Sühey Ünver’den eski tercümelerin sayısının atmış kadar olduğunu nakletmektedir. Kur’an’ın eski tercümelerinin sayı bakımından az ancak dil bakımından büyük öneme sahip olduğu da vurgulanmaktadır.   Bu konuda Emek Üşenmez Aysu Ata’dan nakille Türk dil tarihi içerisinde günümüze kadar seksen üç tercüme yapıldığını söylemektedir. 

Osmanlı Türkleri’nde özellikle İstanbul’da eğitimde kullanılan dil Arapça idi. Din eğitiminde Arapça kullanımının yaygın olması İstanbul’da Kur’an tercümesine ihtiyaç hissettirmemiştir. Ancak bu durum tercümelerin ortaya çıkmasına da tamamen engel olmamıştır.

Eski tercümeler genellikle iki türlüdür. İlki kelime kelime yapılmış tercümelerdir. İkincisi cümle tercümeleridir.
Eski tercümelerde kelime kelime tercüme daha çok görülür. Çünkü bu şekilde tercüme yapmak daha kolay olup kelimenin altına anlamı yazılarak tercüme meydana getirilmektedir. Diğer bir sebep ise Farsça tercümelerin bu tercümelere örnek teşkil etmesidir.
Farsça tercümeler daha eski olup Türkçe tercümelerin yapılış şeklini etkilemiştir. Cümle halinde tercümelerde ise Türkçe uygunluğa bakılmamaktadır.

Batı’da Aydınlanma hareketi ile Kilise’nin din üzerindeki hakimiyeti sarsılmıştır. Alman düşünür Martin Luther İncil’i Almanca’ya çevirmiş ve kutsal metinlerin halkın anlaması için ulus dillere çevrilmesini savunmuştur.

Batı’da imparatorlukların yıkılıp ulus devletlerin kurulduğu fikri ve siyasi hareketlenme Osmanlı’yı da etkilemiştir. Osmanlı Devleti içinde bazıları tarafından savunulan ulusçuluk fikri milli devlet, milli dil gibi bazı isteklerin doğmasına sebep olmuştur. Bu isteklerin en önemlilerinden biri de Türkçe Kur’an talebidir. O dönemde Batı etkisi ile ortaya çıkan Türkçe Kur’an isteği, Kur’an’ın başka dillere çevrilmesinin imkansızlığı ve Kur’an’ın anlaşılmasında tefsirlerin yeterli olduğu fikri etrafında tartışılmış, Cumhuriyet’in ilk yıllarında da bu tartışmalar hararetle devam etmiştir. Bu dönemde çevirinin kuramsal yönüne dair yeni düşünceler üretilmediği görülmektedir.
 
Kur’an’ın ve ezanın Türkçe olması fikri XIX. asırda özellikle Tanzimat’tan sonra ortaya çıkmıştır.
II. Meşrutiyet’ten sonra Türkçülük düşüncesi savunucularından Ziya Gökalp Türkçe ibadet fikrini ideolojisi içine sokarak ön plana çıkarmıştır. 
Batı etkisiyle ortaya çıkan Kur’an’ın yani ibadetin Türkçe olması gerektiği düşüncesi Tanzimat’tan sonra çok fazla tartışılmamış 1908’den sonra bu fikirler daha gür bir sesle dillendirilmiştir.  Konuyla ilgili düşünceler ortaya çıktıktan sonra o dönemde de hararetli tartışmalar yapılmıştır. Ancak bu tartışmaların tercümenin kuramsal boyutundan uzak olduğu görülmektedir. Sosyal şartların belirleyiciliğinden hareketle söyleyebiliriz ki o dönem toplumda hakim olan siyasi ve fikri atmosfer Kur’an tercümesinin pek fazla kuramsal boyutunun tartışılmasına imkan vermemiştir. Yahut ihtiyaç hissedilmediği için çeviri kuramın tartışılacağı bir ortam oluşamamıştır. Bu nedenle Kur’an çevirisinin kuramsal boyutu üzerinde de kayda değer bir ilerleme ve düşünce üretimi olmadığı görülmektedir. Kur’an tercümesi ile ilgili bazı yöntemler ve fikirler bulunsa da bunlar Batılı anlamda bir kuram olmaktan çok pratik alana yönelik bazı çözümlerdir.

Cumhuriyet döneminde Türkçe Kur’an isteğine karşı Kur’an’ın tercüme edilemeyeceğini savunan kesimler genellikle Sebilürreşad Dergisi çatısı altında toplanarak seslerini duyurmuşlardır. Yapılan çevirileri tenkit etmişler eksik ve hatalı yönlerini dile getirmişlerdir. Bazı çevirilerde özellikle kasıtlı tahriflerin bulunduğunu belirterek bu çevirilerin ehil olmayan kişilerce hazırlandığını söylemişlerdir.
Bu kesimle birlikte Kur’an’ı tercüme etmeye ve bu tercümeleri basmaya yönelik girişimlerde bulunan az sayıda yayıncı da vardır. Bunlardan biri Tüccarzade İbrahim Hilmi’dir.

Yayınladığı tercümelerde mütercim ismi zikretmediği için tercümeyi kendisinin yaptığı sanılmaktadır.
Diğer bir yayıncı da Ermeni Mihran Efendi’ dir.
Bu dönemki mütercimlerden biri de Süleyman Tevfik’ tir. Bu zat II. Meşrutiyet’ten itibaren S.T. rumuzlu tercümeler hazırlama çabası içinde olmuştur.
Diğer mütercimler ise Suriye asıllı Arap Hristiyan olan Zeki Megamiz, Cemil Said ve Hüseyin Kazım Kadri’ dir. Bunların yanında bir de İzmirli İsmail Hakkı ’nın Zeki Megamiz’in eserini redakte etmesi ve kendi mealini yayınlama gayreti bulunmaktadır.

  Sonuç olarak Kur’an’ın Türkçe’ye tercümesinin belirtileri Tanzimat’tan sonra ortaya çıktığı ve II. Meşruttiyet’ten sonra da Kur’an’ı Türkçe’ye çevirme girişimlerinin hızlandığı ve bu konuda hararetli tartışmaların yapıldığı görülmektedir.

O dönemde Kur’an’ın tercümesi meselesi ile ilgili yapılan tartışmaları konu edinen bir eser hazırlayan Mustafa Sabri Efendi bu tartışmaların siyasi nitelikte olduğunu söylemektedir. 
Ona göre Kur’an’daki i’caz Kur’an’ın tercüme edilmesine engeldir. Tevatür şartı ise onun tercümesini imkansız hale getirmektedir.
Kur’an’ın tercüme edilemeyeceğini savunanların tercümenin Kur’an yerine konmasından ve namaz ile diğer ibadetlerde okunmasından endişe ettikleri görülmektedir. Çünkü Mustafa Sabri Efendi aslın yerine geçirilmeyecek her tercümenin kısa bir tefsir olarak görüldüğünü ve bunun caiz olduğunu ifade etmektedir.
Günümüzde Cumhuriyet dönemindeki bazı meselelerin problem olarak görülmediğini söyleyebiliriz.
Artık tercümelerin Kur’an’ın yerine geçirilmesi endişesinden kaynaklanan tartışmalar yapılmamakta onun tercümesinin mümkün olup olmadığı sorun edilmemektedir. Daha çok Kur’an tercümelerinin yöntem ve metotları üzerinde durulmakta, yeterliliği ve başarısı konu edinilmektedir. Bu meyanda Salih Akdemir Türkçe hazırlanmış Kur’an tercümelerine çeviri kuramları açısından bakıldığı zaman bu çevirilerin dilbilim ve hermenötik alanlardan uzak yapıldığını söylemektedir. 


Bu Makaleye Ait Eleştiri Makaleleri
# Makaleler Adı
Kullanıcı Yorumları

! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
Muhammed Ender / 11.2.2013



Eski Eserler


Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

Hesap İşlemleri

Üye değil misiniz? Üye olun!

Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...