Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 894 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0

Kuranın Türkçe Tercümesiyle Namazda Okunması

 Kitap Detayı Kitap No : K-  
Yazar Adı İlim Dalı Konusu Dili
İsmail Hakkı İzmirli Fıkıh Osmanlıca
Özelliği Tercüme Eden
 
       
Makale No: 21 Hit : 6275 Hata Bildirimi Tavsiye Et
   Makale Yazarına ait Kitaplar E-Kitaplar Makaleler Hakkındaki Makaleler    

Yazara ait kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait e-kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait makaleler
# Makaleler Adı
1 Tesettür Meselesinin Turuki Halli (Çözüm Yolları) / حول طرق حل مشكلة الحجاب
2 Kuranın Türkçe Tercümesiyle Namazda Okunması
3 İslamda Kadın Hakları / حقوق المرأة في الاسلام

Yazar Hakkındaki Tanıtım Makaleleri
# Makaleler Adı

Özeti
İmam Azam nazm-ı Arabiyi rükun olarak kabul etmediği ve kendisinin rücuu ise sonradan şuyu’ bulduğu halde bilahara gelen fakihler İmameyn ile beraber nazm-ı Arabi’nin rükn-i asli değil ancak rükn-i zait olduğunu ve acz zamanında sukut edebileceğini ileri sürmüşler ve bu noktada her iki tarafın ittifakı hasıl olmakla artık Hanefi imamları arasında bir ihtilaf kalmamıştır.
click here click married affairs
click here read here why do married men cheat
bystolic coupon 2013 daliresp patient assistance bystolic coupon 2014
cialis discount coupon coupons for prescription drugs

Yayın Bilgileri
Yayınlandığı Kaynaklar
Yayınlandığı Tarih
Yayınlandığı Dergi Tarihi Osmani Encümeni Mecmuası
Sanal Dergi
Makalenin Linki

Makale Metni   [Yazdır/Print]

Kur’an’ın Türkçe Tercümesiyle Namazda Okunması

Bu meselenin başında Kur’an’ın ne olduğu bilinmek lazımdır. Ebu Hanife’ye göre Kur’an lafız değil; belki lafzın ifade ettiği manadır (1). Bunun için Kur’an’ın Arapça, Türkçe ve Acemce (Farsça) gibi her hangi bir dile ihtisası yoktur. Manadan ibaret olan Kur’an’ın herhangi bir dil ile ifade olunması müsavidir (2).
Ebu Hanife’nin bu baptaki delilleri şunlardır:
1. “ Şüphe yoktur ki Kur’an; önden gelip geçen Peygamberlerin kitaplarında var idi” (Şuara 26/196).
2. “Şüphe yoktur ki bu Kur’an; ilk kitaplarda var idi” (A’la 87/18). Pek aşikardır ki Kur’an; önden gelip geçen Peygamberlerin kitaplarında Arabi değildi. Halbuki bu ayetlerde kat’i surette Kur’an’ın bu kitaplarda mevcut olduğu beyan edilmekte olduğundan Kur’an kelimesinin önden gelip geçen Peygamberlerin kitaplarında olan ile Peygamberimize indirilmiş olan arasında iştirak noktasını ifade ettiği anlaşılmaktadır. Bu iştirak noktası ise yalnız Arapça değildir. Belki Arapçanın ifade ettiği manayı bildiren herhangi bir dil olan terkib-i hususidir.
Bundan dolayı namazda okunması emredilmiş olan Kur’an; bu iştirak noktasını teşkil eden Kur’an’dır. Bu ise yukarda söylenildiği veçhile Arapçanın ifade ettiği manayı bildiren herhangi bir dil ile olan terkib-i hususidir. Kesilen bir hayvanın kesildiği esnada çekilen besmelenin herhangi bir dil ile çekilmesi icma ile caiz olduğu gibi; namazda dahi herhangi bir dil ile olursa olsun Kur’an’ı kıraat caiz olmuş olur (3).
Bundan dolayı Kur’an’ın yalnız namazdan ibaret olduğunu kabul eden İmam Ebu Hanife’ye göre bu kitabın Arapça olan hususi nazım ve terkibini güzelce telaffuz kudreti olanlar ile bu nazm-ı Arabiyi telaffuza kudreti olmayanlar arasında bir fark gözetmeye bir mahal kalmadığından nazm-ı Arabiyi telaffuz kudreti olsun ve olmasın herhangi bir kimsenin namazda Kur’an’ı herhangi bir dil ile okumasu caizdir (4).
Namazın başlangıcında dahi İmam Ebu Hanife’ye göre Arapçadan başka herhangi bir dil ile Allah zikredilerek mesela “Tanrı Uludur…” demek caiz olur. Çünkü “Rabbının adını anar anmaz namaza durdu” (A’la 87/15) ayetiyle sabit olduğu veçh üzere namazın başlangıcında maksut olan, Tanrı’nın anılmasıdır. Bunun ise hiçbir dile ihtisası yoktur. Tanrı’yı herhangi bir dil ile anmak diğer bir dil ile anmaya müsavidir (5).
Netice: İmam Azam’a göre Arapçadan başka herhangi bir dil ile namazın başlangıcında Tanrı’yı anmak namazın içinde Kur’an’ı ve kadelerde teşehhütleri okumak ve Cuma günleri hutbe irat etmek caiz olur (6).
İmam Azam’a göre ezanda muteber olan örftür (7). Şakirtlerden Hasan b. Ziyad’ın İmam’dan rivayetine göre bu nokta şöyle izah ediliyor: Mesela Acemce ezan okunduğu takdirde halk ezan olduğunu anlayacak olursa bu ezan caizdir, anlamayacak olurlarsa caiz değildir. Çünkü ezandan maksat namaz vaktinin gelmiş olduğunu halka bildirmektir (8).
İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’e göre Kur’an yalnız mana değil; mana ile beraber nazm-ı Arabinin mecmuundan ibarettir. Bunların delilleri şunlardır:
1. “Biz o kitabı Arapça Kur’an kıldık” (Zuhruf 43/3).
2. “Açık bir dil ile olan Arapça ile (sana indirdik)” (Şuara 26/195).
İmameyn bu ayetlerden Kur’an’ın yalnız mana değil; lafız ve manadan mürekkep olduğunu anlamışlardır. Bunlara göre lafız ve mana Kur’an’ın ayrı ayrı birer rüknüdür. Şu kadar ki lafız rüknü zait olmakla acz zamanında şakıt olur (9).
Halbuki: “Biz o kitabı hükmü Arabi olmak üzere indirdik” (Ra’d 13/37) buyrulduğu halde yine bu ayet; hükmün Arabi diline ihtisasına delalet etmiyor. Çünkü Acemce ile olan hüküm dahi bu kitap ile hükümdür (10).
Bununla beraber bu iki İmam Kur’an’ın hususi nazmı olan Arapçayı telaffuzdan aciz olan kimseler hakkında Arapçadan başka herhangi bir dil ile Kur’an’ın okunmasını caiz görmüş olduklarından üstatları ile bu iki şakirt arasında ihtilaf kalkmış olur (11).
İmam Ebu Hanife’nin bilahara şakirtlerinin fikirlerine rücu ettiği diğer bir şakirdi Nuh b. Meryem Mervezi’den naklolunmuşsa da bu nakil hilafiyat kitaplarında görülmüyor. Yalnız hilafiyata ait manzum bir eser yazan Ömer b. Muhammed Nesefi (vefatı h. 357) Ebu Hanife ile tilmizleri arasındaki yukarki ihtilafı bildirdikten sonra şu: “Ebu Hanife’nin bilahara tilmizlerinin kavline döndüğünü kendisinden itimada şayan olan raviler rivayet etmiş olduklarından aralarında ihtilaf kalmamıştır” sözünü söylüyor.
Ve bu ayetin şerhinde Zevzeni, İmamı Azam’ın bu rücu rivayetini Ebu Bekir Razi’ye atfetmektedir (12). Halbuki: Ebu Bekir Razi Ahkamü’l-Kur’an’ında Şuara suresindeki yukarda zikrettiğimiz “Şüphe yoktur ki Kur’an; önden gelip geçen Peygamberlerin kitaplarında var idi” ayetinde: “Bu ayet; Kur’an’ın bir dilden başka bir dile naklolunmasının Kur’an’ı Kur’an olmaktan çıkarmayacağına delildir..” (Bir satır okunamamıştır. H.B.) diyerek İmam Azam gibi Kur’an’ın manadan ibaret olduğunu beyan etmekte olduğundan İmam Azam ile aynı fikirdedir. Ve bu rücuu rivayet etmediği meydandadır. Bundan başka bu rücu rivayeti kat’i olmak için (h. 370)te vefat etmiş olan Ebu Bekir Razi’ye değil; ilk asırlara kadar çıkarılmak, daha sarihi İmam Azam’a mülaki olan kimselerden veya tek bir kimseden inkıtaa uğramaksızın müselselen rivayet edilmek lazım gelirken biz bu rivayeti İmama Azam’dan iki üç asır sonra yazılmış olan kitaplarda görüyoruz.
Ebu Bekir Razi’den sonra (h. 490) hududunda vefat eden Serahsi, Mebsut’unda asla bu rücu’dan bahsetmiyor. Bilakis Serahsi, Ebu Hanife’nin namazda Kur’an’ın Arapçadan başka bir dil ile okunmasını caiz gördüğünü söylediği sırada diyor ki: “İranlılar Selman’dan Kur’an’ın birinci suresi olan Fatiha’yı Acemce yazıp kendilerine göndermesini istemişler. Selman da bu sureyi Acemce yazıp kendilerine göndermiş ve bunlar dilleri Arapçaya yatıncaya kadar namazlarda Fatiha’yı Acemce okumuşlardır.” İşte Ebu Hanife namazda Kur’an’ın Arapçadan başka bir dil ile okunmasının caiz olduğunu bununla istidlal etmiştir. Bununla beraber namaz kılan kimseye vacip olan, belagat ve fesahatiyle insanları acze düşüren Kur’an’ı okumaktır. Umum insanları acze düşürmek ise yalnız Arapça ile değil herkesin konuştuğu ana dili ile olacağından mesela: İranilerin acze düşmeleri Arapça ile değil kendi lisanları olan Farisi ile zahir ve sabit olmuştur. Ve Allah’ın kelamı olan Kur’an mahluk ve muhdes değildi. Lisanlar ise umumiyetle mahluk ve muhdestir. Şu halde Kur’an’ın bir lisan-ı mahsusu kalmamış olur (13).
Şafii’ye göre namazda Kur’an’ı Farisice okumak hiçbir veçhile caiz değildir. Ümmi olup Kur’an’ı Arapça okumakta aciz olan kimse hiçbir şey okumaksızın namaz kılar (14).
Hülasa: İmam Azam nazm-ı Arabiyi rükun olarak kabul etmediği ve kendisinin rücuu ise sonradan şuyu’ bulduğu halde bilahara gelen fakihler İmameyn ile beraber nazm-ı Arabi’nin rükn-i asli değil ancak rükn-i zait olduğunu ve acz zamanında sukut edebileceğini ileri sürmüşler ve bu noktada her iki tarafın ittifakı hasıl olmakla artık Hanefi imamları arasında bir ihtilaf kalmamıştır.             

Dipnotlar:
1. Ebu’l-Leys Semerkandi, Kitabu’l-muhtelif, üçüncü mesele.
2. Hüsamüddin Buhari, Şerhu’l-Camii’s-sağir.
3. Zevzeni, şerhu Manzumei Nesefi.
4. Hüsamüddin Buhari, Şerhu’l-Camii’a-sağir.
5. Serahsi, Mesbut, |, 36.
6. Zevzeni, Şerhu Manzumei Nesefi.
7. Age.
8. Serahsi, Mesbut, |, 36.
9.  Zevzeni, Şerhu Manzumei Nesefi.
10.   Ebu’l-Leys Semerkandi, Kitabu’l-muhtelif.
11. Hüsamüddin Buhari, Şerhu’l-Camii’s-sağir.
12. Zevzeni, Şerhu Manzumei Nesefi.
13. Serahsi, Mesbut, |, 36.
14. age. |, 36.


Bu Makaleye Ait Eleştiri Makaleleri
# Makaleler Adı
Kullanıcı Yorumları

! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
Nurgül Çepni / 21.6.2009



Eski Eserler


Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

Hesap İşlemleri

Üye değil misiniz? Üye olun!

Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...