Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 894 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0

Din ve Bilim

 Kitap Detayı Kitap No : K-  
Yazar Adı İlim Dalı Konusu Dili
Önder Nar Kelam Türkçe
Özelliği Tercüme Eden
  Önder Nar / Vahidüddin Han' dan
       
Makale No: 2087 Hit : 9757 Hata Bildirimi Tavsiye Et
   Makale Yazarına ait Kitaplar E-Kitaplar Makaleler Hakkındaki Makaleler    

Yazara ait kitaplar
# Kitap Adı
1 Şazeliyye Tarikatının Esasları / ترجمة النور الساطع والبرهان القاطع
2 Allah / الله

Yazara ait e-kitaplar
# Kitap Adı
1 Şazeliyye Tarikatının Esasları / ترجمة النور الساطع والبرهان القاطع

Yazara ait makaleler
# Makaleler Adı
1 Yezidilik Hak Dinlerden midir? Yezidilere Yardım Edilmesi Caiz midir?
2 Yeniçağ Dini ( Alexis Carrel’in Görüşleri Üzerine Değerlendirmeler II )
3 Vasıl b. Atanın Ra Hutbesi / خطبة الراء لواصل بن عطاء المعتزلي
4 Tefriciyye Salatı ve Şirk Olması İddiası
5 T.C Diyanet İşleri Başkanlığının Organ Naklinin Caiz Olduğuna Dair 3 Mart 1990-13 Sayılı Fetvası
6 Sosyalizm ve Din Üzerine
7 Sevginle Yanmadan Aldığım Bir Nefes Yoktur
8 Selef Selefiyye Kavramları ve Türkçe Akaid Kitaplarındaki İçeriği / مفهوم السلف و السلفية و استعمالاتها لدي الاساتذة الاتراك و المصادر التركية الاعتقادية
9 Rüya ve İstiharenin Dindeki yeri
10 Ölümden Sonra Hayat ( Yeni Bulgular )
11 Men Ente ( Sen Kimsin )
12 Kureyşilik Şartı Konusunda Mezheplerin İhtilaf Etme Sebepleri
13 Kurana Göre Sünnetin Korunmuşluğu ve Delilleri
14 Kuran Öğretimini Ücretle Yapmanın Cevazını Örfe Dayalı Hükümler Başlığı Altında İncelemesi Hakkında
15 Kadınların Sünneti Meselesi / حكم الختان عند أهل العلم
16 İnsan Bilinmezi ( Dr. Alexis Carrel’in Görüşleri Üzerine Değerlendirmeler I )
17 İmamlar Kureyşten Olacaktır Hadisiyle Alakalı Yüz Rivayet / مائة رواية حول قرشية الخليفة
18 İmam Suyutinin el İtkan fi Ulumil Kuran İsimli Eseri Hakkında / حول كتاب الاتقان في علوم القرأن للسيوطي
19 İmam Ebu Hanifenin Kelamcılığı
20 İmam Ebu Hanife’ye Göre Hz. Muhammed sas in Peygamberliğine İmanın Hükmü
21 İlhad Dini ( Tanrı Tanımazlık ) Ateizm
22 İbn Kudamenin Haberi Sıfatların Manalandırılmasıyla Alakalı Görüşleri
23 Haberi Sıfatlara İmanda Mananın Allahın İlmine Havale Edilmesi Metodu
24 Evrenin Mekanik Yorumu ( Sebeplilik-Sonuçluluk Kanununun Eleştirisi )
25 Ehli Kitabın Peygamberimize İman etmeden Cennete Girmesi İnancının Hükmü
26 Din ve Bilim
27 Dad Harfi İle Zı Arasındaki Fark Ve Türkiye De Yaygın Olan Zı Kullanımının Kökeni
28 Çağımız ve İslam
29 Bertrand Russellin Görüşleri Hakkında

Yazar Hakkındaki Tanıtım Makaleleri
# Makaleler Adı

Özeti
Bizler bütün kalbimizle Allah Teala’nın evreninde iradesini, çağdaş bilimin bazılarını keşfettiği kanunlar vasıtasıyla gerçekleştirdiğine inanıyoruz. Artık Allah’ı tanıyan ve dine inananlar da bu dünyada bir hakikat olarak yaşayabilirler. Bilimsel araştırmalar netice itibarıyla evrenin hakikatinin “akıl” olduğu gerçeğine varmıştır. Bu ise dinin doğruluğunu gösterirken ilhad’ın (ilahsızlık) yıkılışı manasına gelmektedir.
read here read read
link how many women cheat on husbands why do wifes cheat
bystolic coupon 2013 bystolic coupon 2014 bystolic coupon 2014

Yayın Bilgileri
Yayınlandığı Kaynaklar
Yayınlandığı Tarih
Yayınlandığı Dergi
Sanal Dergi
Makalenin Linki

Makale Metni   [Yazdır/Print]

Din ve Bilim  

Bizler bütün kalbimizle Allah Teala’nın evreninde iradesini, çağdaş bilimin bazılarını keşfettiği kanunlar vasıtasıyla gerçekleştirdiğine inanıyoruz.

Artık Allah’ı tanıyan ve dine inananlar da bu dünyada  bir hakikat olarak yaşayabilirler.

Bilimsel araştırmalar netice itibarıyla evrenin hakikatinin “akıl” olduğu gerçeğine varmıştır. Bu ise dinin doğruluğunu gösterirken ilhad’ın (ilahsızlık) yıkılışı manasına gelmektedir.

  

       Din ve bilim  çok geniş anlamlar  taşıyan iki kelimedir.

Din; hayata özel bir bakıştır. Hayata belirli bir açıdan bakan ve belirli sınırlar koyan bir hayat tarzıdır.

Bilim Science, bilim adamlarının duyulardan yararlanarak yaptıkları, tecrübe edilebilir ve gözlemlenebilir nitelikteki araştırmalardır.

Bu temel açıdan ele alınırsa dinin de, bilimin de ilgi alanları birbirlerinden farklı ve oldukça geniştir. Biz burada din ile bilimi kanunları açısından değil, aralarında var olduğu öne sürülen bir çatışmanın gerçekte var olup olmadığı açısından inceleyeceğiz. Varsayılan bu çatışmanın neticelerini söz konusu edeceğiz.

Önce bilimsel keşiflerin dinin temellerini yerle bir ettiği iddiasına öz bir şekilde değinmekte fayda mülahaza ediyorum:

Artık gelenekselleşen din-bilim çatışması 18.yy. ile 19.yy.da ortaya çıkmıştır. Bu iki asır yeni keşiflerin yapıldığı , bunlara bağlı pek çok nazariyenin ortaya atıldığı bir zaman dilimidir.  Bilimsel keşiflerin yapılmasından sonra birçokları artık Allah’a imanın  bir ihtiyaç olmadığı vehmine kapıldılar.

Allah’a  iman’ın belki de en önemli saiklerinden birisi evrendeki bu harika yapı ve nizamın, Allah dışında bir başka şeyle izah edilmesinin imkansız olduğunun düşünülmesiydi. Ama din karşıtları yapılan bilimsel keşiflerden sonra; evrenin oluşumunu bütün merhaleleriyle bilimsel olarak açıklayabileceklerini, dolayısıyla artık evrenin varlığının izahı için bir ilahın varlığını kabul etmeye gerek kalmadığını öne sürdüler ve böylece bir ilahın varlığı düşüncesi onlar için zorunlu bir düşünce olmaktan çıkmış oldu. Her zorunlu olarak kabulü gerekmeyen düşünce ise mesnetsiz ve asılsız olmalıydı...

Bu iddialar ilk ortaya atıldığı günlerde hem zayıf hem de çelişkilerle doluydu. Günümüz biliminin ulaştığı nokta itibarıyla ise böyle büyük bir iddiayı ispata yetecek derecede ve nitelikte delillere dayanmadığı ortaya çıkmıştır.

İnsanları artık bir ilaha inanma lüzumu kalmadığı kanaatine sevk eden bu bilimsel keşifler nelerdir ?  Bunlar daha önce de geçtiği gibi evrenin bir takım kanunlara tabi olmasının keşfinden başka bir şey değildir.

İnsanlar daha önceki çağlarda gayet basit bir düşünce faaliyeti neticesinde; bütün gerçekleşen olayların arkasında bir ilahın varolduğuna inanıyorlardı. Ama yeni yapılan keşifler her olayın bir kanuna göre gerçekleştiğini ortaya koydu. Bunu  çok basit tecrübelerle gözlemlemek mümkündür. Örneğin Newton , yaptığı gözlemler neticesinde gök cisimleri ve yıldızların belirli kanunlara tabi olduklarını ortaya çıkardı. Darwin yaptığı araştırmalarla insanın bir anda yoktan yaratılmadığını, aksine çok ilkel olarak başlayan canlıların en son ve en mükemmel halkası olduğunu ispat etti.

Yapılan bu kabil pek çok araştırma yeryüzünün ve evrenin tek bir nizama ve kanuna tabi olduklarını gösterdi. Bu nizamın ismi Tabiat Kanunu Law of Nature’dir. Ve çok güçlü olduğundan,  sonraları olacak bazı şeylerin önceden söylenilmesi bile söz konusudur.

Evrenin bir ilahın sevk ve idaresinde olmayıp maddi kanunlar sayesinde bu nizam ve ahenk üzere kalması şeklindeki düşünce ve bunu ispatlayan bilimsel deney, tecrübe ve gözlemler oldukça garip ve sığ bir düşünceyi ve cinnet halini de beraberlerinde getirdiler. Örneğin alman filozof Kant: “Bana maddeyi getirin, ondan evren nasıl yaratılır size öğreteyim”,derken, Ernest  Haeckel : “Su,kimyevi maddeler ve  yeterli zaman olsa bir insan yaratabilirim,” ve  Nietsche ;  “şu an, artık ilah öldü,” diyebilmişlerdir.

Evrenin var edicisinin, akıl ve irade sahibi olmadığını öne sürebilmiş, evrenin başından sonuna maddeden başka bir şey olmadığını iddia etmişlerdir. Onlara göre canlı ya da cansız bütün evren kör ve cansız Madde’nin eseridir. Ve bilimin tespitlerine göre evrenin bir ilah tarafından var edildiğini öne süren dinlerin bu görüşlerinin hiçbir dayanağı yoktur. Durum böyle olunca bilimin bir ilah’ın varlığını kabul etmesi asla düşünülemezdi.

Söz konusu bilimsel keşifleri yapan öncüler, Allah’a iman eden bilim adamlarıydılar. Ama sonraki nesil bu keşiflerin bir yaratıcının varlığı inancını iptal ettiğini düşündüler. Maddi sebepler ve kanunların evrenin ve tabi olduğu nizamın izahına yeteceği tezinden hareketle, maddesel olmayan bir varlığın varlığının kabulüne gereksinim kalmadığını öne sürdüler ve şöyle dediler:

İnsan daha dürbünü bulmadan ve matematik kanunlarını keşfetmeden önceki cehalet döneminde evrendeki olayları sevk ve idare eden bir takım görünmez güçler olduğunu düşünürdü. Güneşin nasıl doğup battığını da bilemiyordu. Yeni astronomi araştırmaları büyük küçük ,evrendeki bütün cisimleri hareket ettiren bir evrensel çekimin varlığını ispat etti. Dolayısıyla da artık  bir ilaha iman etmeye gerek kalmadı.

Sebep-sonuç kanununun keşfedilmesiyle gerçekleşen olayların madde ötesi gizli güçlerce gerçekleştirildiği inancının yanlışlığı anlaşıldı ve olayların izahı için metafizik gizli güçlere ihtiyaç kalmadı. Gökkuşağı güneş ışıklarının yağmur damlacıkları üzerinde yansımasından başka bir şey değil iken, onu Allah’ın varlığına delil kabul etmenin hiçbir gerçekliği olamazdı...Julian Huxley, devamla şöyle diyor: “Olaylar tabii sebeplerin sonuçlarıdır. O halde tabiat üstü bir takım sebeplerin sonuçları olamazlar.” Bir diğer deyişle: Evrendeki olayların sebepleri tabiat üstü metafizik etkenler değilse, olayların tabiat  üstü bir varlığa dayandırılması nasıl caiz olabilir?

Din karşıtlarının bu delillendirmelerinde bir eksiklik ya da hata söz konusu olabilir mi? Bunu basit bir örnek üzerinde görebiliriz. Hiç tren görmeyen birisi, trenin raylar üzerinde hareket ettiğini görünce , bu ağır demir yığınları nasıl hareket ediyor diye merak etse, sonra lokomotifi görüp vagonların onun sayesinde hareket ettiklerini keşfetse; bu keşfiyle trenin gerçek hareket sebebinin yalnızca lokomotif olduğunu söylemesi  ne derece doğru bir tesbit olabilir. Görüldüğü üzere işin aslı bu kadar basit değildir. Konu hakkında bir hükme varırken makineleri çalıştırıp yöneten makinistin, bu makineleri yapan mühendisin de göz önünde bulundurulması gerekir. Esasen trenin kendi kendisini var etmesi gibi bir şey söz konusu olmadığı gibi ,mühendisin müdahalesi olmadan hareket etmesi de söz konusu değildir. Makinelerin iç aksamı da trenin hareketinin izahı için yeterli olmazlar. Olayın hakikati, nihayetinde makineleri var eden sonra harekete geçirip yöneten bir  akla  dayanma durumundadır.

Bir hıristiyan bilginin: “ Tabiat evreni izah edemez. Haddizatında, kendisinin izaha ihtiyacı vardır” sözü bu bağlamda gayet yerindedir.Nature does not explain, she is in need of explanation. Zira tabiat evrenin hakikatlerinden sadece birisidir. Onun bir izahı ya da tefsiri değil.

Bir diğer örnek daha verelim. Civciv ilk günlerini beyaz sert bir kabuğun içerisinde geçirir. Sonra ondan bir et parçası olarak çıkar. Eskiden insanlar civcivi yumurtadan Allah’ın çıkardığına inanıyorlardı. Günümüzde gelişmiş aletlerle olayı takip eden bilim adamları 21. gün civcivin gagasında bir boynuzun çıktığını ve civcivin onu yumurta kabuğunu delmede kullandığını –boynuzun daha sonra tekrar kaybolduğunu- gözlemlemişlerdir.

Din karşıtlarına göre bu gözlem, civcivi yumurtadan Allah’ın çıkardığı eski inancını iptal etmektedir. Gerçekte ise 21. gün kanunu tarafından gerçekleştirilmektedir. Gerçekte ise 21. gün kanunu bir sebep ve fiziksel olay olmaktan öteye, olayın önceleri bilinmeyen bir diğer halkasından başka bir şey değildir. Keşif, olayın sebebinin keşfinden ziyade civcivin gelişiminin bir diğer halkasının keşfidir. Durum böyle olunca soruda da değişiklik zorunlu hale gelmektedir. Şimdi soru, yumurtanın kırılması üzerine değil, boynuzun nasıl ortaya çıktığına dair olacaktır. Olay dikkatle incelendiğinde boynuzu çıkaran etkenin, civcivin dışarı çıkmak için ona muhtaç olduğunu bildiğini göstermektedir. Vardığımız bu son nokta yani aletler vasıtasıyla yaptığımız gözlem olayın bir izahı değil, vakıanın daha detaylı ve geniş bir açıdan ele alınması  ve incelenmesinden başka bir şey değildir.

Din karşıtlarının Allah yerine koymaya çalıştıkları kanunlar bizce tabiatın işleyiş üslubu ve kurallarıdırlar. Ve bizler bütün kalbimizle ve kuvvetimizle Allah’ın evrende iradesini –çağdaş bilimin keşfettiği bu kanunlar vasıtasıyla- gerçekleştirdiğine inanıyoruz.

Din alimlerinin denizlerdeki med ve cezir’in Allah tarafından oluşturulduğuna inanmalarını ele alalım. Bilim adamlarından birisi de çıkıp med ve cezir’in ayın çekim kuvveti ve suların coğrafi konumları  Geographical Configuration sebebiyle olduğunu keşfetsin. Bizler bu bilimsel keşfi büyük bir gönül huzuru ile karşılar, mutlu oluruz. Zira ortada bu bilimsel keşfin kabulüne mani bir durum yoktur. Kaldı ki bu keşfin bizim inancımızla çelişmesi durumu da söz konusu değildir. Bizler med ve cezir’in ayın çekim kuvveti ve coğrafi konum etkenleri sebebiyle gerçekleştiğini kabul ederiz. Ama şu soruyu da sormadan edemeyiz; Çekim gücü nedir ? Coğrafi konum ,ne demektir? Her ikisi de Allah’ın mahlukudurlar. Allah onları irade ve fiillerini yürürlüğe koymada vasıta etmiştir. Bu vasıtaları kullanmasaydı evrende anarşi olur, ahenk ve nizam bozulurdu. Netice itibarıyla Allah Teala’nın denizlerin üzerinde cereyan eden bütün olayların ilk ve gerçek sebebi olduğu değişmez bir hakikat olarak tecelli eder.

Din karşıtlarının öne sürdükleri bu görüşlerin benzerleri Biyoloji ilminde de öne sürülmüştür. Bazıları varlık alemindeki hayatın, artık tabiat ötesi Metafizik bir sebebe dayandırılmak durumunda olmadığını öne sürmüşler, bir başka deyişle Hayat olayının izahı için ortak bir ilah’ın varlığını kabul etmenin gerekmediğini iddia etmişlerdir. Dayanak olarakta en son bilimsel araştırmaların; hayatın üç temel maddesel gücün bir araya gelmesinden oluştuğu neticesine varmasını göstermişlerdir. Bunlar:

-          Üremenin devamı Reproduction.

-          Doğan kardeşlerin birbirleriyle farklılaşmaları Variation

-          Zamanın akışı içerisinde bu farklılıkların artarak gelişimini sürdürmeleri Differential Survival’dir.

Darwin’in tabii seçim kaidelerinin süregelen hayatın görünümlerine intibak ediyor oluşunu farz ettiğimizde; din karşıtları bizlerden hemen, dini söylem ve nazariyeleri reddetmemizi talep ediyorlar. Halbuki daha hayat’ın, din karşıtlarının iddia ettikleri gibi bir gelişim geçirip geçirmediği bir faraziye olmaktan öteye geçmemiş; yakini bir bilgi düzeyine ulaşamamıştır. Biz ispat edilmediğini bile bile bu nazariyelerini kabul etsek dahi bu dini inançlarımızda bir sarsıntı ya da bocalamamızı gerektirmeyecektir. Zira biz yine bütün kalbimizle ve samimiyetimizle bu gerçeğin Allah’ın yaratmadaki üslubu olduğuna, ve evrenin kör ve bilinçsiz maddenin yapısı bir fiil olamayacağına inancımızı sürdüreceğiz.

Basit bir düşünce ve gayretle de anlaşılacağı gibi Teknolojik İlerleme, gelişim diye niteledikleri şey ,Yaratılışta Gelişim ve ilerlemeden Creational Evolution başka bir şey değildir. Artık bu aşamadan sonra bilim adına dine karşı çıkanların bu nazariyeyi red için bir dayanak bulmaları söz konusu olamaz... İş bu noktada da kalmamaktadır. 20. yy.la birlikte bilim daha öncesinde olduğu derecede iddialarındaki kat’i  ve keskin kanaatlerini yitirmiştir. Artık Einstein, Newton’un, Blanck ve Heigzenberg, Laplace’in yerlerini almışlardır. Ve günümüz itibarıyla din karşıtları geçen yüzyılda bilim adına öne sürdükleri iddialarını aynı güç ve kararlılıkla savunamamaktadırlar. Bununla birlikte hala ısrarla geçen yüzyıldaki görüşlerinin bilimsel olduğunu iddiasını sürdürmektedirler.

İzafiyet Teorisi ve Kuantum Fiziği Mekanik Kemmiyet Kanunu bilim adamlarını gözlem konusu ile gözlemleyen varlığın birbirlerinden ayrı olarak ele alınamayacağını itiraf durumunda bırakmıştır. Bunun manası ise bizlerin bir şeyin ancak bazı dış görünümlerini gözlemleyebilme imkanına sahip olup o şeyin gerçekliğini gözlemleme imkanından yoksun olmamız demektir. Öte yandan bu asırda gerçekleşen muhteşem bilimsel ilerleyiş bilim açısından dini çok önemli bir konuma getirmiştir. Newton’un iki asır bilim dünyasında fırtınalar estiren nazariyesinin eksik oluşunun yeni bilimsel araştırmalarla ortaya çıkması tam bir devrim olmuştur. Her ne kadar Newton’un eksik kalan nazariyesinin yerini mütekamil bir nazariye almamışsa da, yeni bilimsel düşüncenin felsefi sonuç ve gereklerinin eski düşüncelerden farklılığı ortaya çıkmıştır.

Öyle ki; yalnızca bilimsel verilerle hakikate ulaşılabileceği düşüncesi kabul görmeyen bir iddia haline gelmiştir. Ve çok sayıda büyük bilim adamı bilimin bizlere ancak cüzi bir bilgiye ulaşma imkanı verdiğini itiraf etmişlerdir.

Bilimin yeni tavrı böyleyken, çok değil yalnızca 100 yıl önce Tyndall Belfast konferansında Belfast Address : “Bilimin tek başına insanın bütün problem ve ihtiyaçlarını karşılamaya yeterli olduğunu” ilan ediyordu...

Bilim adamları bu tür nazariyeleri, hakikatin madde ve hareketten Matter and Motion  başka bir şey olmadığı anlayışına dayanarak öne sürüyorlardı. Ama  varlık aleminin madde ve hareketten ibaret olduğu şeklindeki anlayış ve yorum neticede tam bir hüsranla sonuçlandı. Laplace’in 18. yy. sonlarında “Büyük bir bilim adamının, atomların Nebula Nebulae bulutçuklarındaki ilk düzenlerini bulabilmesi halinde evrenin geleceğinin nasıl olacağını bilebileceğini ilan ettiğinde ,bu görüş en etkin çağını yaşıyordu. Ve o zamana kadar bilim adamları Newton’un nazariyesinin bütün bilimlerin anahtarı olduğuna inanıyorlardı.

Bilim adamları Işığı maddi kavramlarla açıklamaya yeltendiklerinde Newton’un nazariyesinin hatası ortaya çıktı. Yapılan çalışmalar netice itibarıyla onları, yapısını ve özelliklerini izah edemedikleri bir Esir Ether maddesinin varlığını itirafa götürdü. Bilim adamları birkaç nesil bu anlayış ve inanç üzerine kaldılar. Işığın maddesel olarak izahı için sayılamayacak kadar çok matematik yorum yapıldı. Maxwell’in deneyleri ile Işık, içinden çıkılmaz bir problem halini aldı. Bilim adamları onun mahiyetini nasıl izah edeceklerini şaşırdılar. Maxwell’in deneylerine göre Işık maddi bir şey değildi. Elektromanyetik bir dalga Electromagnetic Phenomenon  yapısı vardır.

Her iki nazariye arasındaki bu farklılaşma bilim adamlarının Newton nazariyelerinin kutsal olmadıklarını anlamalarına değin devam etti. Elektriğin mekanik ve maddi bir unsur olduğunu ispat için sarf edilen onca gayretten ve bocalamadan sonra elektriğin Değişim Kabul Etmez  Irreducible Elements  bir yapıda olduğu itiraf edildi.

İlk bakışta bu itiraf çok basit bir şeymiş gibi görünüyorsa da esasta ileriye dönük çok önemli hayati etkileri olacak tarihi bir dönüm noktasıydı.

Biz her şeyin hakikatini biliriz, cümlesiyle ifade edildiği üzere eşyaya Newton’un bakışıyla bakarken; maddenin cismin kemmiyeti ve miktarı olduğunu  bulduk.. Enerjinin temelinin hareket olduğuna, tabiatı iyi bildiğimize inanıyorken; elektriğin incelenmesinden sonra bu varlığın hakikatinin bilgisine ulaşmamızın imkansızlığını  kavradık. Maddesel kavram ve manalarla onu yorumlamaktan aciz kaldık. Şu an için bile elektrik hakkında bildiğimiz en önemli veriler ölçü ve tartı aletlerini etkilemesinden öteye geçmemektedir. İşte bu nokta söz konusu itirafın önemi tecelli etmektedir. Tabiat ilmi ,ancak matematik ölçülerini bilebildiğimiz bir varlığın Entity varlığını itiraf etmiş olmaktadır.

Bundan hareketle bilinemeyen diğer bir takım meçhul varlıkların (unsurların) varlıkları da itiraf edildi. Ve tabiat bilimiyle herhangi bir şeyin gerçek varlığının bilgisine ulaşamayacağımız, kat’i bir bilimsel hakikat haline geldi. Elimizden gelen şeyin yalnızca söz konusu  varlığın matematik yapısının Mathematical Structure bilinebilmesi olduğu ortaya çıktı. Günümüz itibarıyla bilim dünyasının en önde gelenleri, artık “varlıkları nihai suretlerinde gözlemleyebileceğimiz” şeklindeki kanaatin bir hayalden ibaret olduğunu itiraf eder oldular.  Prof. Eddington, tabiat biliminin, varlık hakkında bize verebileceği tek bilimsel verinin Matematik Yapısının Ölçüleri, olduğuna inanan bilim adamlarının önde gelenlerindendir.

Görsel, Ahlaki ve Ruhi tarafları bir tarafa madde, cevher, ölçüler, zaman gibi yalnızca tabiat bilimlerinin konuları arasına giren şeylerin bilgisine ulaşmak, artık aynı metafizik varlıkların bilgisine ulaşmak kadar zor hale geldi.

Yeni tabiat bilimi direkt olarak eşyanın bilgisine ulaşma imkanını verememektedir. Bu varlıkların hakikatlerinin bilgisi, idrak sınırlarımız dışındadır. Biz onların hakikatlerine ancak zihinsel figürler sayesinde ulaşabilmekteyiz. Hangi zihinsel suret, zihinde hiçbir şekilde tasavvur edilemeyen bir şeyi bize aksettirebilir? Durum tabiat için de aynıdır. İdrak alanı dışındaki dış özellikleri ele alıp inceleyebilmesi söz konusu değildir. Ancak bir takım aletler vasıtasıyla Pointer Reading onların bilgisine ulaşmamız mümkündür. Bu çalışma ve araştırmaların evrendeki bir takım faaliyetleri tasavvur etmemize imkan verdiği bir gerçekse de bilgilerimiz yine de aletler vasıtasıyla elde edilmiş olmaktadırlar. Tasavvur ettiğimiz özellikler ve nitelikler eşyanın özelliklerini asılları değil onlara delalet eden zihinsel suretler olmaktadır. Bir başka ifadeyle; aracı ve vasıtalar yardımıyla yapılan araştırmaların eşyanın gerçek özellik ve nitelikleriyle olan ilişkileri aynı, telefon numarasının telefon sahibiyle alakası gibi bir ilişkidir.[1]

Bilimin, ancak eşyanın matematik yapısıyla alakalı bilgilere ulaşma imkanı verilebilmesi gerçeğinin bilim dünyasında çok büyük bir önemi vardır. Bu hakikatin ışığında artık peygamberin Allah’la irtibatının bir dış örneğinin Objective Counterpart olmadığı iddia edilemeyecektir. Zira bir peygamber ya da veli’nin bu tür tecrübelerinin benzer örneklerinin olduğu bilinmektedir. Ve artık dinsel ya da  estetikle alakalı duygularımızın  yanıltıcı dış görüntülerden Illusory Phenomena başka bir şey olmadıklarının iddia edilmesi söz konusu değildir. Ve artık Allah’a ve dine inanan insanların –bir hakikat olarak- dünyada yaşamaları mümkündür[2].”

Bilim adamı-felsefeciler bu tür yorum ve görüşleri Morton White’ın da ifade ettiği gibi şöyle niteliyorlar:

“ Sir Eddington,White Hid, Sir James Jeans gibi bilim adamı-filozoflar 20.yy.da yeni bir haçlı savaşı başlattılar.”

Sözkonusu bilim adamları tabiat bilim’in ve matematik bilimlerin en son bulgularını da kullanarak evrenin maddeci bir izahla yorumlanmasının yanlışlığını ortaya koydular. Morton White’ın  White Hid  hakkında söyledikleri diğerlerini de ihata edecek niteliktedir.

“O akılcı ve maddeci Felsefe devlerine kendi ürkütücü barınaklarında meydan okumuş büyük bir düşünür ve kahramandır.[3]

İngiliz filozof ve matematikçi, Alfred Nourus  ve White Hid  (1881-1947) “Tabiatın canlı olduğu” yani ruhsuz olmadığı, neticesine varmıştır.[4]   

İngiliz astronomi bilgini Sir Arthur Eddington, (1882-1944) araştırmalarının sonunda evrenin temelinde Aklın olduğu neticesine varmıştır.[5]   

Matematikçi Sir James Jeans –ki kendisi bu asrın en büyük bilginlerindendir- Yeni Keşifleri:

“Evren, fikri bir varlıktır.” The Universe is a Universe of Thought sözüyle izah etmiştir   [6].

Bu görüşleri ortaya atan bilim adamları bilim dünyasında çok önemli bir yere sahiptirler. J.W.N. Sullivan onların görüşlerini şu cümleyle özetlemiştir:

“Evrenin temel yapısı akli bir tabiat arz eder” The Ultimate Nature of the Universe is Mental. [7]    

Evrenin temelinde  akıl mı yoksa madde mi vardır? sorusu felsefi bir kimliğe bürünerek şu soruya dönüşmektedir;

“Evren salt madde’nin yapısı mıdır, yoksa maddi olmayan bir varlığın iradesiyle mi yaratılmıştır?”

Bir makine hakkında; bu tesadüfen demir ve petrolün bir araya gelmesinden oluşmuştur, denilse; bu demir ve petrolün makineden önce tek var olan varlıklar oldukları ve sonrasında kör ve bilinçsiz maddenin yapısı olarak makine haline geldikleri manasına gelir.

“Makine esasında mühendisin aklına dayanır” denilse, bu; Aklın makineden daha önce var olduğuna ve makinenin nizamının madde tarafından değil akıl tarafından düşünülüp sonra makinenin iradeyle yapıldığına delalet eder.

“Aklın” evrenin en temel gerçeği olduğuna inananlar, aklın mahiyeti hakkındaki görüş ayrılıkları sebebiyle farklı ekoller oluşturmuşlardır. Onların bu durumu aynı Allah’ın varlığına iman edipte farklı dinlere bağlılıkları sebebiyle Allah tasavvurlarında ayrılığa düşen mü’minlere benzemektedir. Bu bir tarafa, bilimsel araştırmalar evrenin temelinin akla dayandığını ortaya koyduğuna göre, bu sonuç dinin öngördüğü inançların doğrulanması manasına geldiği gibi, ilahsızlık (ateist) düşüncesinin de yıkımı,  demektir.

Bu işaret ettiğimiz sonuç 20. yy. bilim dünyasındaki muazzam değişimi gözler önüne sermektedir. Bu değişimin en önemli yanı, bizim medeniyette daha da ileri gitmemizi beraberinde getirmesi değil, prof. J.W.N. Sullivan’ın da dediği gibi, Metafizik değerlerle alakalı doğru kabul edilen esasların değişimindedir.[8]        

İngiliz Matematik ve Astronomi bilgini Sir James Jeans Sırlar Alemi isimli eserinde salt ilmi verilere dayanarak yaptığı değerlendirmelerden sonra şöyle demektedir:

“Yeni tabiat biliminin kanunları doğrultusunda evren, maddi bir izah ve yorumu kabul etmemektedir. Artık maddeci yorum, salt zihinsel bir düşünce Mental Concept konumuna düşmüştür.”[9]

“Evren, fikri  bir varlıksa, onun yaratılması da fikri  bir amel olmalıdır.”[10]

Sir James, maddenin elektrik dalgaları şeklinde yorumlanmasını da insan aklınca anlaşılmaz bir izah olarak nitelemektedir. Zira bu dalgaların sadece varolma ihtimalleri olmasından Waves of Propabilities başka gerçek bir varlıklarının olmama ihtimali söz konusudur.

Bu sebepler doğrultusunda Sir James Jeans evrenin aslının madde olmadığına, olsa olsa  akıl  olabileceği neticesine ulaşmıştır.

Peki bu akıl nerededir? Söz konusu aklın matematik, evrensel ve büyük bir kafada olması gerekmektedir. Zira evren yapı itibarıyla matematik bir yapıdadır.

“Bilimin nehri son yıllarda yeni bir mecrada akmaya başladı desek hata etmiş olmayız. Çok değil sadece 30 sene kadar önce bizler evrene bakıp mekanik bir hakikatin önünde durduğumuzu düşünürdük. Varlık aleminin tesadüfen bir araya gelen maddesel birikintilerden oluştuğunu zannediyorduk. Bu maddenin hedefsiz ve bilinçsiz bir şekilde rastgele hareketlendiğini ve bu hareketliliğin ölü kimliğinde bir surette gerçekleştiğini düşünüyorduk. Bu şuursuz ve tesadüfi hareketlenmelerden biri esnasında hayatın tesadüfen ortaya çıktığına inanıyorduk. Evrende çok küçük bir alanda bu hayatın geliştiğini ve yine bir müddet sonra hayatın sona erip canlı olan o bölgenin tekrar ruhsuz kalacağını var sayıyorduk.

Ama bugün için fizik bilimi, ulaşılan güçlü deliller sebebiyle ,bilim nehrinin mekanik olmayan bir hakikate doğru yatak değiştirdiğini, itiraf etme durumundadır. Evren bir büyük makineden ziyade bir büyük düşünce olmaya daha yakındır. Zihin ise sanki bir yabancıymış  gibi bu büyük aleme girmemiştir.

Ulaştığımız bu noktada artık bir Zihni bu evrenin hakimi ve yaratıcısı (yapıcısı) olarak kabul etme ve karşılama konumundayız. Bu zihin , hiç şüphesiz bizim beşeri zihinlerimiz gibi olmayacaktır. Bahis konusu zihin, insan zihnini madde atomundan yaratan  zihin’dir. Bu zihin’de bütün bu olan ve olacak olan şeyler hazır bir program niteliğinde mevcutturlar. Çağdaş bilim, bizleri evren hakkında alelacele oluşturduğumuz  düşüncelerimizi tekrar gözden geçirmeye mecbur kılmıştır.

Biz artık evrenin, kuvvetiyle alemi dizayn edip Designing or Controlling intizam üzere  tutan ,bir kuvvetli varlığa delalet ettiğini keşfetmiş bulunuyoruz.

Bu kuvvet birçok açıdan bizim zihinlerimize benziyorsa da bu benzerlik his ve duygular açısından değildir.

Benzerlik, düşünce tarzıyla daha bir alakalı görünmektedir ki ,bunun Matematik Zihin şeklinde de isimlendirilmesi mümkündür.[11]       

Bilim dünyasındaki bütün bu gelişmelere rağmen din karşıtlarının düşünce tarzlarında bir değişiklik gözlemlenmemektedir. Aksine ellerinden geldiğince yeni üslup ve yöntemler geliştirme uğraşı içerisindedirler. Bu davranışları yeni bir bilimsel keşif sebebiyle değil sadece ve sadece taassuptan kaynaklanmaktadır. Tarih insanın olanca açıklığına rağmen hakikati inkarlarının örnekleriyle doludur. Eski fikir ve inançlarında ısrar edip hakikati reddetmenin sayısız örneği vardır. Aynı taassup İtalyan bilginlerin dört asır önce Aristo’nun nazariyesinin yerine Galileo’nun nazariyesini kabul etmelerine mani olmuştur. Hem de Galileo Lininç kulesinden iki küreyi atıp görüşünü ayan-beyan ispat etmesine karşın. Geçen yüzyılın sonunda bilginlerin Max Planck’ın Işığı yorumlayıp Newton’un nazariyesini iptal eden nazariyesiyle istihza etmelerinin sebebi de yine aynı şeydir. O gün için taassup sebebiyle kabul görmeyen bu nazariye günümüzde Modern Fiziğin en önemli nazariyelerinde birisi olan Kuantum Fiziği’dir.

Taassup illetinin yalnızca bilim adamları dışındakilere arız olabileceğini düşünenler varsa, çağdaş bilim adamlarından A.W. Hills’in şu sözlerine kulak vermelidirler:

“Diğer aydın ve kültürlüler bir yana bilim adamlarının taassuba kapılmayacağını iddia edecek en son kişi herhalde ben olurdum.”[12]         

Bizler taassubun paramparça ettiği bir dünyada yaşıyoruz. Bir nazariyeyi bilim ya da mantık ispat ediyor diye herkesin bir zaman sonra benimseyeceğini nasıl bilebiliriz.

Bilim açısından da mantık açısından da akıl, en yüce mevkide olması gerekirken, insanları çoğu kereler akılları yerine duygu ve hisleri yönlendirmiştir. Halbuki duygular genellikle akıllıca olan düşünceleri yapmaktan insanı alıkoyarlar. Akılda daima duygular için mazeret üretme durumunda kalır, duyguların tasarruflarına akıllıcalık kılıfları hazırlar. Olay insan düşüncesiyle bağdaşmaz bir yapıda olsa bile sahibi duygusunun etkisi altında kalarak konumunda ısrar eder.

Bizler karşımızdaki varlığın bir düğmeye basınca belli bir tarzda hareket eden bir makine gibi olmadığını, hitap ettiğimiz varlığın insan olduğunu, insanın da ancak içinde itiraf etmek isteği  duyduğu bir şeyi itiraf edeceğini hatırımızdan çıkarmamalıyız. Doğruları itiraf etme eğiliminde olmayan bir insana ,delil olarak ne gösterilirse gösterilsin, kabul etmeyecektir. Bilimsel olsun, akli olsun hiçbir delil asla makinelerdeki elektrik düğmesinin yerini alamayacaktır. Bu, tarih boyu insanoğlunun en büyük  baş belası olmuştur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



  • [1] The Domain of Physical Science, essay in Science, Religion and Reality

  • [2] The Limitation of Science   p.138-142

  • [3] The Age of Analysis   p. 84

  • [4] Nature is Alive, İbid.  p. 84

  • [5] The Stuff of the World is Mind-Stuff,  İbid.  p. 146

  • [6] İbid.  p. 134

  • [7] İbid.  p. 145

  • [8] The Limitations of Science,  p. 138

  • [9] Sir James Jeans, Mysterious Universe 1948  p. 123

  • [10] İbid.  p. 133-134

  • [11] İbid.  p. 136-138

  • [12] Quated by A.N. Gilkes, Faitih for Modern Man,  p. 109


  • Bu Makaleye Ait Eleştiri Makaleleri
    # Makaleler Adı
    Kullanıcı Yorumları

    ! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
    Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

    Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
    Muhammed Ender / 19.4.2012



    Eski Eserler


    Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

    Hesap İşlemleri

    Üye değil misiniz? Üye olun!

    Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...