Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 894 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0

Hilafet ve Demokrasi

الخلافة و الديمقراطية

 Kitap Detayı Kitap No : K-  
Yazar Adı İlim Dalı Konusu Dili
Mehmet Ali Kaya Fıkıh Türkçe
Özelliği Tercüme Eden
Ehli Sünnet  
       
Makale No: 2057 Hit : 7984 Hata Bildirimi Tavsiye Et
   Makale Yazarına ait Kitaplar E-Kitaplar Makaleler Hakkındaki Makaleler    

Yazara ait kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait e-kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait makaleler
# Makaleler Adı
1 Hilafet ve Demokrasi / الخلافة و الديمقراطية

Yazar Hakkındaki Tanıtım Makaleleri
# Makaleler Adı

Özeti
Bediüzzaman demokratik idarenin benzerini Asr-ı Saadet’in Hilafet sistemine benzetince itirazla karşılaşır. “Şimdiki meşrutiyet, istibdat nerede? Hilafet, saltanat nerede? Nasıl tatbik ediyorsun?” derler. Şöyle cevap verir:“Meşrutiyetin sırrı, kuvvet kanundadır, şahıs hiçtir. İstibdadın esası, kuvvet şahısta olur, kânunu kendi keyfine tâbi edebilir, hak kuvvetin mağlubu olur. Fakat bu iki ruh, yani istibdat ve meşrutiyet birer libas giyer. Bu zamanın modası böyle giydiriyor.” (Münazarat, 38) Topluma hâkim olan prensipler ve kurallar ise demokrasi hâkimdir, yok şayet kanun ve kural tanımayan şahıslar hükmediyorsa istibdat hükmediyor demektir. Demokrasi ile baskı rejimi arasındaki en belirgin özellik budur.
women cheat on their husbands infidelity in marriage unfaithful wife
read here wifes that cheat unfaithful wives
manufacturer coupon for bystolic coupon for bystolic bystolic copay savings card
cialis coupon cialis coupon cialis coupon

Yayın Bilgileri
Yayınlandığı Kaynaklar
Yayınlandığı Tarih
Yayınlandığı Dergi
Sanal Dergi
Makalenin Linki

Makale Metni   [Yazdır/Print]

Hilafet ve Demokrasi   

                                   

Bediüzzaman demokratik idarenin benzerini Asr-ı Saadet’in Hilafet sistemine benzetince itirazla karşılaşır.

“Şimdiki meşrutiyet, istibdat nerede? Hilafet, saltanat nerede? Nasıl tatbik ediyorsun?” derler. Şöyle cevap verir:“Meşrutiyetin sırrı, kuvvet kanundadır, şahıs hiçtir. İstibdadın esası, kuvvet şahısta olur, kânunu kendi keyfine tâbi edebilir, hak kuvvetin mağlubu olur. Fakat bu iki ruh, yani istibdat ve meşrutiyet birer libas giyer. Bu zamanın modası böyle giydiriyor.” (Münazarat, 38)

Topluma hâkim olan prensipler ve kurallar ise demokrasi hâkimdir, yok şayet kanun ve kural tanımayan şahıslar hükmediyorsa istibdat hükmediyor demektir. Demokrasi ile baskı rejimi arasındaki en belirgin özellik budur.

İstibdat duruma ve yere göre farklı bir elbise giyerek farklı duruşlar sergileyebilir. Demokrasi de böyledir.İstibdat bazen ağalık, bazen hocalık, bazen efendilik, bazen de idarecilik elbisesi giyebilir. Demokrasi de hürriyet, meşveret, adalet, kanun hâkimiyetini farklı şekil ve duruşlarla gösterebilir. Bununla beraber istibdadın hükmettiği zamanlarda hiç demokratik duruş ve davranış gösterilmiyor veya demokrasilerde istibdada hiç rastlanmıyor denilemez. Zira kâinatta galib-i mutlak hayırdır. Her zaman her yerde şer hükmedecek olursa yaşanmaz olur. Bu nedenle istibdat idarelerinde de çoğu zaman demokrasinin prensipleri olan “hürriyet, adalet, meşveret ve kanun hâkimiyeti” müstebitler tarafından dahi uygulanarak gelmiştir. Toplumun pek çok kesimlerde yine demokrasi hükmetmiştir. Mücadele devam etmektedir. (Münazarat, 39)

“Bazıları ‘demokrasi şeriata aykırıdır’ demektedirler. Buna ne diyeceksin? Sualine de Bediüzzaman şöyle cevap verir: “Demokrasinin ruhu şeriattandır, hayatı da ondandır. Fakat zamanın şartları gereği teferruatta farklılıklar olabilir, bundan dolayı geçici olarak muhalif gibi görünmesi mümkündür” der.

Demokrasi adaleti, hürriyeti ve meşvereti esas almıştır. Bunlar ise zaten dinin ve şeriatın istediği şeylerdir. Bu prensipleri uygulamada farklı metot ve vasıtaların kullanılması onun dine aykırı ve şeriata muhalif olduğu anlamına gelmez. Değişen ve gelişen teknoloji ve imkânlara göre uygulamada farklı şekiller alması doğaldır. Mesela, eskide bir kadı makamında oturup adaletle hükmederken, günümüzde mahkemelerde “hâkimler kurulu” toplanarak kurul kararı verebilir. Şahitlik kurumsallaşarak “Noter” şeklini alabilir.

Meşveret duruma göre idarecinin danışmanları ile istişare ettiği gibi “Bakanlar Kurulunu” veya “Temsilciler Meclisini” toplayarak uzun müzakereler sonucu bir karara varabilir. Bunların şekli ve uygulaması farklı da olsa sonuçta adaletin ve meşveretin sağlıklı tecellisi içindir. Zamanın şartlarına göre kurumsal faaliyetler ve yapılar değişik de olsa amaç ve hedef aynıdır. Bütün bunlarla beraber demokratik idarelerde her şey demokrasiye uygun olmadığı gibi, istibdat idarelerinde de her şey istibdadın gereği değildir.

Yani ne bütün icraatlar demokrasiden ve ne de bütün faaliyetler istibdattan kaynaklanmaz. Dinin yaşanması da aynı şekildedir. Hangi şey var ki her cihette şeriata uygun olsun? Hangi adam iddia edebilir ki her yönüyle, bütün davranışlarıyla şeriatın emrettiği ve istediği gibi yaşayabilsin? Bir şahsın kendi dünyasında dahi her yönü ile dinin istediği ve şeriatın emrettiği gibi yaşaması mümkün değilken, bütün ülke insanlarını idare edecek olan hükümetin de her bakımdan kusursuz ve hatasız olması ve tamamen masum olması imkânsızdır. Böyle mükemmel ve hatasız bir yönetim şekli ancak Eflatun’un hayalini kurduğu “Erdemli Ülke” teorisinde bulunur. Ancak şu kadarı var ki,istibdat idarelerinde ve kapalı rejimlerde her şey su-i istimale açık iken, demokratik idareler daha şeffaf olup

su-i istimalin yollarının çoğu tıkanır. Devlet belli şahıslara hizmet eden bir kurum olmaktan çıkar, halkın hizmetine girer. (Münazarat, 40)

 

Demokrasilerde hükümetin bütün icraatları güzel ve istediğimiz gibi olmayabilir. Burada tenkit hakkını kullanmak da demokrasinin gereğidir ve tenkit demokratik bir haktır. Hükümet iyi bir adam olsa da giydiği icraat elbisesi pis ve çirkin olabilir. Tenkit etmek bu elbiseyi çıkarmak veya yıkamak içindir. Bu mümkün olmazsa bu durumda zamana bırakmak gerekir. Zamanla o elbise yıpranır ve değiştirmek zorunda kalır. Namaz kılar kıbleyi tanımayabilir. Niyeti namaz kılmak olan sonra kıbleyi de bilecektir. Bu nedenle “Ehven-i Şer bir adalet-i izafiyedir.” Hiçbir şey baştan mükemmel olmaz. Önce yanlışlar ve hatalar yapılır, sonra yavaş yavaş düzeltilerek mükemmele doğru gidilir. Bu nedenle kemale giden yol ehven-i şerden geçer. Ara sıra yapılan yanlışlar veya alınan yanlış kararlar zaman içinde düzelerek iyiye doğru gidilir. Demokrasi bunu sağlayan bir sistemdir. (Münazarat, 40)

 

“Neden her şey istediğimiz gibi mükemmel olmuyor? Makine-i ahval neden mükemmel işlemiyor?” diyenlere de Bediüzzaman şöyle cevap verir.

Zira tecrübe, hamiyet, nur-u kalp ve nur-u fikri cemedenler vezaife kifayet etmezler. Bazı ehl-i gayret ve hamiyette meyl-i tahrip meleke olmuş; tamire pek alışık değildir. Bazı ehl-i tecrübe ve tâmir ise, eskisine bir derece meyil ile istidatları pek müsait değildir. Demek bize bir nesl-i cedit lâzımdır.”

İşleri yapan ve yürüten insanlardır. İşlerin mükemmel yürümesi, idarelerin istenen düzeyde işlemesi için yetişmiş,bilgili, becerikli ve gayretli insanlara ihtiyaç vardır. Yetişmiş eleman eksikliği varsa o işten istenen verimi almak mümkün olmaz. Bir kısım insanlarda bilgi vardır, beceri yoktur; bir kısmında tecrübe vardır ama günün teknolojisini kullanmada yetersizdir, eski tecrübeleriyle hareket etmek ister, o zaman da uyum sağlayamaz. Bir kısmının da istidat ve kabiliyetleri işe yatkın değildir. Bu durumda yapılacak olan yeni işe uygun, kabiliyetli ve becerikli eleman yetiştirmektir ki bu da zaman isteyen bir husustur. Bu nedenle hiçbir iş başlangıçta mükemmel olmaz. Demokratik idareler de böyledir.

Bütün bunlarla beraber şunu da ifade etmek gerekir ki, “Eğer meşveret şeriattan bir parmak müfarakat ederse, eski hâl yüz arşın ayrılmıştır. Çünkü, bir ince teli, rüzgar her tarafa çevirebilir. Fakat içtima ve ittihat ile hâsıl olan hablu’l-metin ve urvetu’l-vüskâ değme şeylere tenezzül etmez.

 

Demokrasi meşvereti, yani danışmayı ve parlamenter idareyi esas alır. Kararlar bir kişi tarafından değil, bir grup veya parlamento tarafından alınır. Bir kişinin alacağı kararı ortaya çıkan çeşitli olaylar veya farklı niyetler etkileyerek değiştirebilir; ama temsilciler meclisini kolayca etki altına alamaz ve bu nedenle yanıltamaz. Meşveretten, şuradan ortaya çıkan ortak aklın yanılma ve yanlış yapma payı çok kısıtlıdır. Demokrasi meşveret ve şuraya işlerlik kazandırdığı için şeriata daha uygundur. Şayet demokratik kararlar şeriata aykırılığı iddia edilirse, tek bir kişinin aldığı kararların şeriata aykırı olma ihtimali daha yüksektir. Bu nedenle parlamenter sistem doğru karar almaya daha uygundur.

 

Hem “İcma-i ümmet, şeriatta bir delil-i yakînidir. Rey-i Cumhur, şeriatta bir esastır. Meyelân-ı âmme şeriatta mûteber ve muhteremdir.” (Münazarat, 40)

Peygamberimiz (sav) “Ümmetimin güzel gördüğü Allah katında da güzeldir” (Müsned-i Ahmed, 1:379) buyurur.

Cumhurun yani çoğunluğun aldığı karar daha isabetlidir ve din/şeriat bunu bir delil ve dini bir hüküm olarak da kabul eder. Kamuoyunun ortaya koyduğu ve yöneldiği şeylere itibar edilir.

 

Bu gerekçeler de demokratik yönetimlerin meşvereti işlettiği, toplumun isteklerine ve temayüllerine cevap verdiği,adalet ve hakkaniyete riayet ettiği sürece dine aykırı olmayacağını açıkça belirtmektedir.

Eski padişahların iradesini Ermeni rüzgârı ve ecnebî havası ve vehmin vesvesesi esmekle hemen değişebilir ve çevrilebilirdi. Padişah da ortalığı sakinleştirmek ve huzuru sağlamak adına pek çok dini hükümleri uygulamayarak,rüşvet vererek birçok dini hükmü feda ediyordu. Meşrutiyete geçilerek parlamento oluşturulup, kararlar parlamentodan çıkmaya başlayınca bu yanlışların önü alınmış oldu. Üç yüz parlamenter temsilcinin farklı görüşleri ortaya çıktı. Bu üç yüz kişi hak ve maslahattan başka bir şey ile sulh olmaz veya haksız bir karara imza atmazlar.Aklı başında çoğunluk yanlışta birleşmez, onları bir araya getirip birleşmelerini ve anlaşmalarını sağlayan ancak hak ve maslahattır. Hak ve maslahat ise, şeriatta, dinin kabul ettiği temel prensiplerdendir.


Bu Makaleye Ait Eleştiri Makaleleri
# Makaleler Adı
Kullanıcı Yorumları

! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
Muhammed Ender / 8.5.2012



Eski Eserler


Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

Hesap İşlemleri

Üye değil misiniz? Üye olun!

Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...