Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 894 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0

Misyonerlerin Türkiyeyi Değerlendirmeleri

 Kitap Detayı Kitap No : K-  
Yazar Adı İlim Dalı Konusu Dili
Suat Yıldırım Mezhepler Tarihi Türkçe
Özelliği Tercüme Eden
 
       
Makale No: 2015 Hit : 11159 Hata Bildirimi Tavsiye Et
   Makale Yazarına ait Kitaplar E-Kitaplar Makaleler Hakkındaki Makaleler    

Yazara ait kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait e-kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait makaleler
# Makaleler Adı
1 TDK nun Türkçe Sözlükü Hakkında Bazı Mülahazalar
2 Şeytani Ayetler Safsatası (Garanik Kıssasının Tenkidi )
3 Risalei Nurda Müteşabih Ayetleri Anlamada Önemli Esaslar I
4 Ömer Nasuhi Bilmenin Büyük Tefsir Tarihi Hakkında Bir Değerlendirme
5 Müteşabih Ayetler Hakkında Önemli Bir Hatırlatma
6 Muhammed Esedin Kuran Mesajı Adlı Tefsiri Hakkında
7 Muasır Hıristiyanlığın İslama Bakışı III
8 Muasır Hıristiyanlığın İslama Bakışı II
9 Muasır Hıristiyanlığın İslama Bakışı
10 Misyonerlerin Türkiyeyi Değerlendirmeleri
11 Mirac Hakikatlerinden
12 Mehmed Akifin Kurana Bakışı
13 Mehmed Akifin Kuran Anlayışı
14 Medine Araştırmaları Merkezi / مركز بحوث و دراسات المدينة المنورة
15 Mealimiz Münasebetiyle
16 Mealim Hakkında Hezeyanlar
17 Makbul Tefsirin Şartları
18 Kuveyt Bilimsel İcaz Sempozyumu
19 Kuranın Tenciminin Eğitici Özelliği
20 Kuranın Allah Kelamı Olduğunu İspatta Bediüzzaman Said Nursinin Orijinal Bir Usulü
21 Kuranı Kerimin Müteşabihan Mesani Özelliği
22 Kuranı Kerime Göre Ehli Kitapla Diyalog
23 Kuranı Kerimde Kıssalar
24 Kuranı Kerimde Hz. İsanın Hüviyeti
25 Kuran ve Alevi (Nazmi N. Sakallıoğlunun Kuran İsimli Derleme Çevirisinin Eleştirisi)
26 Kişinin Kuranı Hakimi İle Özel İletişimi
27 Kiliseyi İslam İle Diyalog İstemeğe Sevk Eden Sebepler II
28 Kiliseyi İslam İle Diyalog İstemeğe Sevk Eden Sebepler
29 İslamın Tanıttığı Allah
30 İslamın Hıristiyanlara Uyguladığı Hoşgörü
31 İcazul Kuran İlmi
32 Hz. Peygamberin Kuranı Tefsiri
33 Hristiyan Teslisi ve Hz. Meryem
34 Gazalinin Bilimsel Metodu
35 Evrensel Alim Muhammed Hamidullah
36 En Mükemmel Ahlak Başta Gelen Mucizelerdendir
37 Elmalılının Meali veya Sahipsizliğin Meali
38 Elmalılı M. Hamdi Yazırın Müteşabih Ayetleri Anlamaya Katkısı
39 Elmalılı Hamdi Yazır ve Tefsiri
40 Diyalogda Anahtar İsim L. Massignon ve İslam
41 Ceza Hükümleri Açısından Tevrat ve Kuran Adlı Kitabın Kritiği
42 Canan ki Bir Melekti Uçtu
43 Ayetlerin Tertibinde Oryantalist Şüphesi
44 Ayetlerin Kronolojik Sıralanması
45 Allahın Biz Zamirini Kullanması

Yazar Hakkındaki Tanıtım Makaleleri
# Makaleler Adı

Özeti
free abortion pill dilatation & curettage pro life abortion
abortion pill abortion pill abortion pill
gabapentin and alcohol addiction gabapentin and alcohol addiction gabapentin and alcohol addiction

Yayın Bilgileri
Yayınlandığı Kaynaklar
Yayınlandığı Tarih
Yayınlandığı Dergi Yeni Ümit Dergisi
Sanal Dergi
Makalenin Linki http://www.yeniumit.com.tr/konular.php?TAB=YZ&sayi_id=2&konu_id=213&yumit=bolum2

Makale Metni   [Yazdır/Print]

Misyonerlerin Türkiye'yi Değerlendirmeleri

 

Protestan misyonerler 1979 yılında Amerika'nın Colorado eyaletinde toplanarak İslam ülkelerini Hıristiyanlık açısından değerlendiren tebliğ ve raporları görüşmüş olup bunlar The Gospel and Islam (İncil ve İslam) adı altında bir araya toplanmıştır. Türkiye ile ilgili bölüm, Türkiye’de Hıristiyanlıkla İslamiyetin Durumunun Mukayesesi başlığı ile Mehmet İskender (galiba müstear) adı ile yayınlanmış (s. 278-291) bulunuyor. (*) Yazımızda bu raporun yer verdiği bellibaşlı hususları bildirip bazı iddialarına kısa cevap vermek istiyoruz. Aslında, Türkiye'de yaşayanların çoğu, bunların büyük kısmının cevaba bile değmediğini bilirler.
Bu raporu hazırlayan şahıs, Türkiye'de laikliğin azıcık mutedil bir şekilde uygulanmasından büyük bir rahatsızlık duymuş. Hıristiyanlık için çalışmayı kendisine iş edinmiş bir insanın böyle düşünmesini, yani laikliğin aşırı şekline taraftar olmasını anlamak kolay değil. Çünkü laik (Iaıc, Iaıque) "herhangi bir dînî inançla kayıtlı olmayan" demek olup "dînî devlet veya öğretimin zıddı olarak "laik devlet" "laik öğretim" denir. Laicisme (laisizm, laiklik) "müesseselere dînî olmayan bir karakter vermek isteyen doktrin" demektir. (Fransızca Petit Robert sözlüğü.) Bu kelimenin "dinî hiyerarşiye mensup olmayan, din adamı olmayan" mânâsı da bulunmakla beraber, sistem söz konusu olduğunda bu mânâ mülahaza edilmez. Bundan ötürü bir devlet laik olduğunu söyleyebilir. Bununla ülkeyi muayyen bir dinin kaidelerine göre idare etmediğini kasdeder. Fakat herhangi bir dini benimsediğini söyleyen bir ferdin artık laik olması, dil ve mantık yönünden mümkün değildir. Mamafih laiklik dine kısmen saygılı tatbik edildiği gibi aşırı şeklinde, dinsizlik tarzında da tatbik edilebilir. Dünyada ve tarihte bu geniş yelpaze içine girecek bir çok örnek bulunmaktadır.
Laiklik, Avrupa’da asırlarca süren mücadele sonucunda yüzbinlerce kişinin öldürülmesinden sonra, sistem olarak Kiliseyi tanımayan laiklerin Kiliseyi boyun eğdirmesi neticesinde hakim olabilmiştir. Bu işte masonlar da mühim rol oynamıştır. Hele laiklik, Amerika ve batı Avrupa ülkelerinde uygulanan mutedil laiklik olmayıp Rusya gibi doğu blokunda tatbik edilen cezrî şekliyle olunca, bir hıristiyanca kabulü asla mümkün değildir. Bu gerçeğe rağmen bu raporu hazırlayan misyoner, aynen Türkiye’deki bazı saldırgan dinsizler gibi laikliğin 1950'den sonraki nisbeten mutedil uygulanmasından şikâyetçidir. Bu durumda ister istemez şöyle düşünüyoruz: Misyonerler şöyle değerlendiriyorlar "Müslümanlığı tatbik etmeyen fasıklar bile Hıristiyanlığı cazip bulmuyorlar, onları hıristiyanlaştırmak mümkün değil. Bari hiç değilse, ne suretle olursa olsun, İslam’dan uzaklaşmaları temin edilsin. Batı medeniyeti hayat tarzına göre yaşamaya alışan insanlar belki ileride Hıristiyanlığa ilgi duyabilirler."
Ona kalırsa Osmanlı idaresi altında yaşamış olan hıristiyanlar (rumlar. ermeniler), isimde kalan bir Hıristiyanlık uygulamışlardır. Halbuki herkesin bildiği üzere Osmanlı devleti o kadar hak vermişti ki, bazı Türk müellifler bile, bu kadar hürriyeti fazla bulduklarını ifade etmişlerdir. Uzun söze ne hacet: Osmanlı devleti bu derece hürriyet vermeseydi beş-altı yüz sene gibi uzun bir zamanda Hıristiyanlıktan eser (iz) kalabilir miydi? Sekiz yüz sene devam eden Endülüs müslümanlığından, kısa bir zamanda iz bırakmamış olan Avrupa hıristiyanları bu meseleyi pek iyi anlarlar.
Rapor 42,5 milyon nüfusun (hatırlatalım ki 1978 yılındaki istatistik esas alınıyor) büyük çoğunluğunun müslüman olduğunu ve devletin laikliğine rağmen bu çoğunluğun İncili reddettiğini bildiriyor. İşin doğrusu şudur ki: müslüman halkta Tevrat ve İncil’e düşmanlık yoktur. Bunların asıllarını kabul etmeyen zaten İslam’dan çıkar. Amma muharref (değiştirilmiş) şekillerine de Türk toplumunda hücum söz konusu değildir. Yalnız şu söylenebilir: Bu muharref kitaplar toplumda nadiren anılır ve hemen hemen hiç okunmaz. Durum bundan ibaret olup o kitaplara ve Hıristiyanlığa hücum bahis mevzuu değildir.
Misyoner raporu Türkiye’de yaşayan alevîlere de temas ediyor. Bu vatandaşların sayısı belli değildir. Zira nüfus sayımı formunda mezheb hanesi yoktur. Rapor sahibinin verdiği rakam kabul edilecek olursa (yani % 16) Türkiye’de yaşayan her altı kişiden birinin alevi olduğu söylenmiş olur ki bunun doğrulukla ilgisi yoktur. Bu miktarı hangi kaynaktan aldığı da merak konusudur.
Rapor müteakiben Türkiye’de kürt, arap, çerkes, gürcü, laz gibi "müslüman azınlıklar"dan bahsedip (müslüman azınlık olmaz. Nitekim Lozan anlaşmasında "ekalliyyet" (azınlık) teriminden sadece gayr-i müslimler kasdedilir) onların sayılarına dair istatistik bilgi veriliyor (s.280). Misyonerler şunu iyi bilmelidirler ki, aslında Türkiye’de ırkçılık davası ciddî şekilde yoktur. Asıl îman-inkâr, İslam-gayri İslam mücadelesi vardır. Türkiye’de mevcut unsurlar, İslam’dan gelen bir telakki ile birbirleriyle imtizac etmiş olup "ırk ayrımı" denilebilecek bir hâdise bulunmamaktadır. Sun'î olarak çıkarılmaya teşebbüs edilse de geniş kitleler dönüp bu işe bakmamaktadır. Raporda zımnen denilmek isteniyor ki, Türklerin Hıristiyanlaştırılması hususunda en büyük mâni, mürtedin (İslam’dan çıkıp tekrar ona dönmeyi kabul etmeyen) öldürülmesini emreden şer'î hükümdür. Ona göre 1856 yılında, din hürriyetini ilan edip bu hükmü askıya alan Padişah fermanı çıkması üzerine, bu hürriyetin uygulandığı sekiz sene boyunca misyonerlerin gayretleri ile, hatırı sayılır bir miktar Müslüman-Türk Hıristiyanlığa girmiş, fakat devlet 1864'de tekrar eski tatbikata devama başlamış, Hıristiyanlığı kabul edenlere işkence etmiştir. Bu. mücerret bir iddiadır. İsbat etme külfeti de iddiacıya düşer. Hıristiyanlığı kabul eden Türklerin isimlerini, bu irtidadların belgelerini, dönenlerin ikrarlarını göstermesi gerekirdi. Halbuki böylesi vak'alar olsaydı çok yayılırdı. Hele hıristiyanlar büyük imkânlarıyla bunları yayarlardı. Nasıl ki Tevfik Fikret'in oğlu Halûk'un hıristiyan olduğunu duymayan kalmamıştır.
Osmanlı döneminin sonlarında ve Cumhuriyet devrinde mürted öldürülmedi. Öyleyse Hıristiyanlık niçin yayılmadı? Bu mantığa göre pek fazla yayılması lazım gelirdi. Üstelik bu asırda Hıristiyanlığın Avrupa devletleri, Amerika gibi güçlü hamileri de bulunmaktadır. Mürted hakkındaki hükmün tatbik edilmemesi hususunda Avrupanın Osmanlı devletine niçin baskı yaptığı, bu misyoner raporundan da anlaşılmaktadır. Demek ki -batılıların ve batıcıların iddia ettikleri gibi- Avrupa kanunlarının alınması, toplumun içinden gelen bir değiştirme arzu ve ihtiyacı neticesinde olmayıp dışarıdan zorlama ile olmuştur.
Rapor, ayrıca 19. asırda Osmanlı devleti hudutları içinde açılmış olan okul, hastahane gibi sosyal tesislerin Hıristiyanlığı yaymadaki rolüne işaret etmekte ve fakat bunların fazla başarı gösteremediğini belirtmektedir. Biz şunu söyleyebiliriz: Bu okullar, mezun ettiği öğrencileri Hıristiyanlığa açıkça kazanmakta başarı gösteremeseler de orada okuyan Türk çocuklarının ekseriyetini İslamî ve millî değerlerden uzaklaştırmış, gayelerine dolaylı olarak ulaşmışlardır. Ülke idaresinde önemli yerlere gelen bu mezunlar -farkında olarak olmayarak- yetiştirildikleri hıristiyan batı kültürünün etkisinde kaldıklarından, Avrupa ülkelerinin menfaatlarına hizmet etmişlerdir. Osmanlı devletinin iyice zayıflatıldığı son döneminde, Avrupa devletlerinin tazyiki ile açılmış olan bu gizli veya açık misyoner gayeli okullar, geçen asırda şimdikine nisbetle daha fazla idi. Çünkü Osmanlı devletini bir an önce yıkmak istiyorlardı. Bunu elde ettikten sonra artık o derecede fazla müesseseye ihtiyaçları kalmamıştı.
Rapor, ermeni propagandasının, daha doğrusu Türkiye’yi dünyada tesirsiz bırakmak isteyen hıristiyan batı propagandasının uydurduğu bir masalı da tekrar ediyor: "1909-1916 yıllarında ermeni katliamı yapılıp 1,5-2 milyon Ermeni’nin Türkler tarafından öldürüldüğü" iddia ediliyor (s.281). Bu ülkede yaşayan her insan, ermenilerin tarih boyunca nasıl iyi muamele gördüklerini, Osmanlı idaresinden nasıl memnun kaldıklarını, fakat Osmanlı devletini yıkmak isteyen Avrupalıların 19. asır sonlarında onları nasıl kışkırttıklarını, ermeni komitacılarının yıkıcı faaliyetlerini, bilhassa birinci dünya harbi esnasında, tebaası oldukları devlete ve vatana nasıl hıyanet edip, erkekleri cephede vatan müdafaası için savaşan Türklerin çoluk çocuklarını bile boğazlayarak vahşet gösterdiklerini pek iyi bilir. Cenabı Hak izmihlal alâmetlerini bir yerde göstermeye görsün. Bir devlet, bir millet güçsüz kaldımı aleyhinde her türlü propaganda yapılır. Kendi mensupları bile bu yalanlara kanar. Aslını yitirmiş evlatları, kendi evlerini yıkmakta düşmanlarıyla yarışır.
Rapor yazarı, gerek şehirli gerek köylü ahalinin, ibadetlerinde genellikle gevşek davrandığını yazıyor. Bu kısmen doğru olsa da, son yıllarda ibadetlerini yerine getirenlerin nisbetinin arttığını görüyoruz.
Raporu hazırlayanın bir iddiası da Hıristiyanlığın Türkiye 'de tazyik edildiğidir. Şöyle diyor: "Türk kanunlarında suç sayıldığına dair bir kayda rastlanmasa da Hıristiyanlığın meşru (yasal) olmadığı inancı halk arasında yaygındır. Hıristiyan vatandaşları tazyik edip, Hıristiyanlığı yayma faaliyetinde bulunan yabancı uyruklu misyonerleri faaliyetten menetmek, kanunî dayanağı olmayan bir uygulamadır" (s.282). Bildiğimiz kadarıyla Hıristiyanlara baskı, ne devlet organları ne de müslüman halk tarafından yapılmamıştır. Fakat batıya giden hıristiyan vatandaşlardan bazıları şahsî menfaat temin etmek, kendilerine acındırmak için, misyonerler ise dinlerini yaymadaki başarısızlıklarına bahane öne sürmek kasdıyla bu gibi yalanları uydurmaktadırlar. Nitekim Dünya Kiliseler Birliği genel sekreteri Dr. Emili Castro, Birliğin icra konseyinin İstanbul'da toplanması vesilesiyle 9 Mayıs 1988 günü yaptığı açıklamada bu haberlerin aslının olmadığını beyan etmiştir (Zaman gazetesi 10 Mayıs 1988 nüshası).
Keza Türkiye’de Hıristiyanlık kanun dışı sayılmaz. Fakat Ceza Kanununun 163. maddesi laikliğe aykırı olarak din propagandası yapmayı sınırlamaktadır, aksine davrananları ağır hapis cezalarıyla cezalandırmaktadır. 1949'da çıkarılan bu kanun binlerce defa müslümanlar aleyhine uygulandığı halde nadiren hıristiyan misyonerleri aleyhinde -o da sadece yurt dışına çıkarma şeklinde- tatbik edilmiştir.
Fakat, bu maddenin tatbiki ile de değil, sırf bahane olarak ileri sürülmesi ile binlerce müslüman haksızlıklara mâruz kaldığında bunu dile getirmeyen, üstelik uygulanmasından memnun olan misyonerler, arada bir misyoner faaliyetlerine tatbik edilmesini "Hıristiyanlığın yasaklandığı" şeklinde yorumlamaktadır.
Rapor, daha başka bazı hususlara da temas etmekte ve halen Türkiye'de Hıristiyanlığı yaymak için 18 hıristiyan teşkilatının, çeşitli metodlar kullanarak faaliyet gösterdiğini bildirmektedir.
Öyle anlaşılıyor ki. Türkleri Hıristiyanlaştırmak gayelerini gerçekleştirmede hezimete uğramalarına rağmen, yine de ümitlerini kesmiş değillerdir. Onlar bu işleri yaparken bazı resmî çevrelerin Batı hayranlığı, Hıristiyanlıkla beslenen Batı kültür ve değer ölçülerini revaçlandırmaları, millî ve İslamî değerlerin büyük ölçüde ihmal edilmesi, hafıza ve kimlik kaybetmiş nesiller yetiştirme, kalkınma ve ilerleme derken sadece maddi hesaplar yapma şeklindeki tezahürler devam ettikçe, misyonerler sevinmeye devam edeceklerdir.


(*) Biz, esas itibariyle, bu kitabın, özel değerlendirme maksadıyla yaptırılmış Arapça tercümesinin daktilografı nüshasından istifade ettik.

 


Bu Makaleye Ait Eleştiri Makaleleri
# Makaleler Adı
Kullanıcı Yorumları

! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
Nurgül Çepni / 5.4.2010



Eski Eserler


Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

Hesap İşlemleri

Üye değil misiniz? Üye olun!

Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...