Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 893 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0

İbn Hacer el Heyteminin İslamda Helaller ve Haramlar adlı Eserinde Firavunun İmanı Meselesi

 Kitap Detayı Kitap No : K-  
Yazar Adı İlim Dalı Konusu Dili
T. E. Kelam Türkçe
Özelliği Tercüme Eden
 
       
Makale No: 1988 Hit : 8507 Hata Bildirimi Tavsiye Et
   Makale Yazarına ait Kitaplar E-Kitaplar Makaleler Hakkındaki Makaleler    

Yazara ait kitaplar
# Kitap Adı
1 Word by Word Picture Dictionary
2 Winning the Future : A 21st Century Contract with America
3 The Koran Handbook: An Annotated Translation
4 The Jerusalem Tract ( er Risaletül Kudsiyye Tercümesi)
5 Şiir Mecmuası
6 Sufism A Beginners Guide
7 Shariah Law An Introduction
8 Risalei Usuli Tarikat ve Biati Hazreti Mevlana
9 Risalei Mevlevi
10 Reformation of Islamic Thought
11 Nuts and Volts Magazine
12 Müntehabat Mecmuası
13 Muslim Networks from Hajj to Hip Hop
14 Minhacül Fukara
15 Mevlevi Tarikatı Silsilesi
16 Mevlevi Şeyhleri Silsilesi
17 Mevlevi Notaları
18 Mevlevî Âyinleri, Mevlana ve Sultan Divaninin Gazeli
19 Mevlevi Ayinleri Notası
20 Mevlevi Ayinleri Mecmuası (II)
21 Mevlevi Ayinleri Mecmuası
22 Mevlevi Ayinleri
23 Mevlevi Ayin Ve Nota Mecmuası
24 Mevlana Kütüphanesi Defteri
25 Menakibi Sultan Divani
26 Mecmûa
27 Mecmua
28 Kelile ve Dimne (Karataka ve Damanaka)
29 Islamic Political Identity in Turkey
30 Islamic Finance: Law, Economics, and Practice
31 Islam: Religion, History, and Civilization
32 Hodaynamag
33 HelpYourself Reading QURAN
34 Hamparsan Ayini Şerif Notaları I-II
35 Fuel Cell Technology Handbook
36 First Thousand Words in Arabic
37 eş Şiatul İsnaaşeriyye ve Tahriful Kuran / الشيعة الإثنى عشرية وتحريف القرآن
38 English for Academic Purposes
39 el Mucem el Vasit / المعجم الوسيط
40 el islam ve el ilm (İslam ve İlim Afgani ve Renanın Münazaraları) / الإسلام والعلم مناظرة رينان والأفغاني
41 el Hulel el Mevşiyye - el Hulel el Mevşiyye fi Zikri el Ahbari el Merrakuşiyye / الحلل الموشية في ذكر الاخبار المراكشية
42 East of the Jordan (Ürdün'ün Doğusu)
43 Conversational Arabic in 7 Days
44 Bebek Bakımı
45 Ayinnamag
46 Around The World In 80 Days ( 80 Günde Devri Alem)
47 Al-Mawrid: A Modern Arabic-English Dictionary / Al Mawrid
48 Al Mutarjim Al Kafi
49 A Vocabulary: Persian, Arabic and English
50 Pocket Drug Reference 2008

Yazara ait e-kitaplar
# Kitap Adı
1 Word by Word Picture Dictionary
2 Winning the Future : A 21st Century Contract with America
3 The Koran Handbook: An Annotated Translation
4 The Jerusalem Tract ( er Risaletül Kudsiyye Tercümesi)
5 Sufism A Beginners Guide
6 Shariah Law An Introduction
7 Reformation of Islamic Thought
8 Nuts and Volts Magazine
9 Muslim Networks from Hajj to Hip Hop
10 Islamic Political Identity in Turkey
11 Islamic Finance: Law, Economics, and Practice
12 Islam: Religion, History, and Civilization
13 HelpYourself Reading QURAN
14 Fuel Cell Technology Handbook
15 First Thousand Words in Arabic
16 English for Academic Purposes
17 East of the Jordan (Ürdün'ün Doğusu)
18 Conversational Arabic in 7 Days
19 Bebek Bakımı
20 Around The World In 80 Days ( 80 Günde Devri Alem)
21 Al-Mawrid: A Modern Arabic-English Dictionary / Al Mawrid
22 Al Mutarjim Al Kafi
23 A Vocabulary: Persian, Arabic and English
24 Pocket Drug Reference 2008

Yazara ait makaleler
# Makaleler Adı
1 Zaman Yolculuğu ile İlgili Problemler Üzerine Muhakeme Soruları Testi / TIME TRAVEL and Newly related problems
2 Yezidilik Ve Yezidiler
3 Velikovskye Göre Musa ve Firavunun Gerçek Hikayesi
4 Vaiz Ahmet Tomorun Firavunun İmanının Kabul Edilmemesiyle Alakalı Vaazı VİDEO İZLE
5 Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Hakimiyeti
6 Serçemeli Hattat Hacı Mustafa Necatiddin (K.S.)
7 Sabah Ezanı Okunurken Yemek İçmek Caiz Değildir / الشرب أثناء أذان الفجر
8 Prof.Dr. Ahmed Akgündüz Hocamızla Söyleşi
9 Osmanlıda Matbaa Niçin Gelişmedi?
10 Osmanlı Devleti ve Matbaa
11 Organ Naklinin Hükmü Konusunda Resmi kuruluş ve Dini Merkezlerin Yayınları
12 Müminler Allaha Tevekkül Etsin / وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
13 Mevlevi Musikisi
14 Mevlana Celaleddin Rumi
15 Matbaa Osmanlıya neden geç geldi?..
16 Matbaa Neden Osmanlı Devletine Avrupadan 272 Yıl Sonra Gelebilmiştir?
17 Malik Aksel İle Mülakat
18 Kürtaj (Çocuk Aldırma) ve Kürtajın Dînî Hükmü
19 Kızıldeniz Selamet ve Felaket Deryası
20 Kavli Leyyin
21 Kameri Ayın Tesbitinde Hilalin Görülmesi / دخول الشهرالقمري بين رؤية الهلال والحساب الفلكي
22 Kabul Edilmeyen İman Firavun İmanı
23 İlk Matbaa ve İbrahim Müteferrika
24 İlk Kuran Tefsiri Olarak Hz Ali nin Mushafı
25 İki Dua Klasiği Yeniden Yayınlandı
26 İbrahim Müteferrikanın Matbaasında Basılan Eserler
27 İbn Hacer el Heyteminin İslamda Helaller ve Haramlar adlı Eserinde Firavunun İmanı Meselesi
28 Hz. Musanın Kızıldenizi Geçişinin Sırrı
29 Hulefa i Raşidin Dönemi Bibliyografyası
30 Hilal Gözlemlerinde Birliğin Sağlanması / توحيد رؤية الهلال
31 Hesaplama Yöntemi ve Kesinliği İle İlgili Mulahazalar / الحساب الفلكي بين القطعية والاضطراب
32 Hazreti Musa Firavunun Sarayında
33 Göktürk Tarihinin Meseleleri Kültigin mi ? Költigin mi ?
34 Firavunun Müslümanlığı
35 Firavunun İmanı...
36 Farabiye Göre Peygamberlik / النبوة عند الفارابي
37 Fahruddin er Raziye Göre Firavunun İmanı Neden Kabul Olunmadı
38 Eşariyye Mezhebi Literatürü
39 Eski Eserler Deneme
40 Eleştiri Yorum 1988 nolu Makalenin Eleştirisidir
41 Early Ottoman Printing the Müteferrika Press
42 Dr. Emel Esin ve Eserleri
43 Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları Bibliyografyası (1924-2009)
44 Çocuk Düşürme ( Kürtaj )
45 Cevşen Sahih Değildir
46 Büyük Türk Bestekarı Dede Efendi II
47 Büyük Türk Bestekarı Dede Efendi I
48 Bir Oryantalistin Hayatı Ignaz Goldziher
49 Bir Medeni Kanun Olarak Mecelle
50 Bir Macar Türkoloğu Dr. Ignaz Kunoş ve Dilimiz ve Halk Edebiyatımız Üzerine Çalışmaları
51 Bir Dost Elinden M. Akifin Son Günleri
52 Benim Babam Kafatasçı Değildi
53 Bediüzzaman ve Abdurrahim Zapsu
54 Bediüzzaman Said Nursinin Cevşen İle İlgili Görüşleri
55 Azerbaycanın Güzellikler Şairi Aşık Elesger
56 Asiye Validemizin Şehid Edilmesi
57 Ahilik Dergahları Ve İcra Ettikleri Fonksiyonlar
58 Ahi Evrenin Tercemei Hali / ترجمة حال اخي اورن
59 Ahi - Osmanlı İlişkisi / علاقات جماعة أخي مع العثمانيين
60 3000 Yıllık Firavunun Cesedi VİDEO İZLE
61 Muhayyelatı Aziz Efendi

Yazar Hakkındaki Tanıtım Makaleleri
# Makaleler Adı

Özeti
Firavunun İmanı Hakkındadır.
İmanının Kabul olunmadığı eğilimi hakimdir.
all wives cheat my boyfriend cheated on me quotes women who cheated
women cheat on their husbands married men having affairs unfaithful wife
click here click married affairs
click women cheat on men what makes husbands cheat
free abortion pill questions about abortion pro life abortion
what are aids symptoms hiv aids facts new hiv treatment
abortion pill abortion pill abortion pill
cialis coupon cialis coupon cialis coupon
cialis discount coupon coupons for prescription drugs

Yayın Bilgileri
Yayınlandığı Kaynaklar
Yayınlandığı Tarih
Yayınlandığı Dergi
Sanal Dergi
Makalenin Linki

Makale Metni   [Yazdır/Print]

İbn Hacer el Heyteminin İslamda Helaller ve Haramlar adlı eserinde Firavunun İmanı Meselesi 

 

Bu tenbihlerden birisi de son nefeste iman meselesidir.

Sonuna kadar küfür halinde yaşadıktan sonra, can boğaza gelip gargaraya başladığı, hayattan tamamiyle ümidini kesip ahiret alametleri kendisine açılmaya başladığı vakit, artık iman etmesi kendisine bir fayda sağlamaz.

 Nitekim Allah “Ama bizim baskınımızı görüpte öyle inanmaları kendilerine fayda vermedi. Bu Allah’ın kulları hakkında öteden beri yürürlükte olan yasasıdır. İşte inkarcılar o zaman hüsranda kaldılar” (Mümin 85) buyurulmuş ve bundan yalnız Yunus kavmi istisna edilmiştir.

Nitekim Allah “İşte Yunus’un milleti, inandığı zaman dünya hayatında rezilliği gerektiren azabı onlardan kaldırdık ve onları bir süre daha bu dünyada geçindirdik” (Yunus 98) buyurmuştur.

 

Buradaki istisna muttasıldır. Onlar peşin ve dünya azabını gördükten sonra iman etmiş ve imanları makbul olmuştur. (Makbul: Kabul edilmiş, alınmış, beğenilen, hoş karşılanan, geçer) Müfessirlerden bazılarının görüşü böyledir. Bu da özel olarak peygamberlerinin hürmetine onlara yapılmış istisnai bir muameledir.

Nitekim Kurtubi’nin sahihtir diye rivayet ettiği bir hadiste anlattığı gibi, Resul-i Ekrem efendimize hürmeten Allah onun anne ve babasını dirilterek peygamberimiz onlara imanı telkin etmiş sonra da ölmüşlerdir. Bunu Şam hafızı İbn Nasırüddin ve başkaları da rivayet etmişlerdir. Bunlar, özel ve istisnai işlemlerdir. Bunlar üzerine kıyas yapılamaz. Gerçi Resulullah’ın anne ve babası hakkındaki bu rivayete itirazlar yapılmış fetvalarla reddedilmiştir. Fakat Kurtubi ve İbn Dıhye bu görüşü savunmuş ve Resulullah’ın üstün fazileti karşısında Allah’ın kendisine bu ikramda bulunduğunu söylemişlerdir. Aslında onların diriltilmesi ne aklen ve ne de naklen mümteni değildir.

 

Nitekim İsrailoğullarında öldürülen bir adamı Allah diriltti ve kendisini öldüreni haber verdi. Ayrıca İsa da, Allah’ın izniyle ölüleri diriltmiştir. Resulullah’da da bu hallerin görüldüğü rivayet edildiğine göre buna bir mani yoktur. Ali’nin namaz kılması için güneş battıktan sonra geri döndüğü sahih olarak rivayet edilmektedir. Güneş battığı halde geri dönmüş ve Hz. Ali de ikindi namazını kılmıştır. Battıktan sonra güneşi geri çeviren Allah, Resulullah’ın da anne ve babasını diriltmeye kadirdir.

 

Bazı müfessirlerin “Sen cehennemliklerden sorumlu tutulmayacaksın” (Bakara 119) ayetinin Resulullah’ın anne ve babası hakkında nazil olduğunu söylemeleri de önemli değildir. Çünkü bu ayetin nüzul sebebine dair kesin bir rivayet yoktur. Bu ayetin Resulullah’ın anne ve babası hakkında nazil olduğunu bir an kabul etsek bile, maksat “Senin yardımın ve kerametin olmasa cehennemliklerden olurlardı” demek olur.

Müslim’in, Enes’den rivayetinde; Resulullah’ın, babasının nerede olduğunu soran bir adama “Cehennemdedir”, dedikten sonra dönüp giden adamı çağırtarak “Benim babamda, senin babanda cehennemdedir” (Müslim) rivayetine gelince bu, ya bu durum meydana gelmeden önce vuku bulmuş veya soruyu soran bedevi için böyle konuşmuştur. Çünkü bedeviye “Baban cehennemdedir” dediği vakit, bedevi üzülerek dönüp gitmiştir. Onu tatmin ve irşad için böyle buyurmuş olması muhtemeldir. Kendilerine güvenilen alim ve müçtehidler “Ama bizim baskınımızı görüp de öyle inanmaları kendilerine fayda vermedi” (Mümin 85) ayetine dayanarak Firavunun küfründe ittifak etmişlerdir.

 

Tirmizi de, Yunus suresi tefsirinde bu hadisi iki yoldan rivayet ettikten sonra yollardan birisi için “hasen”, diğeri için “hasen, sahih ve gariptir” demiştir. İbn Adiy ve Taberani’nin rivayetlerinde Resulullah “Allahu Teala Zekeriyya aleyhisselam’ın oğlu Yahya aleyhisselam’ı, annesinin rahminde mümin, Firavunu da annesinin karnında kafir olarak yaratmıştır” buyurmuştur.

 

Allah’ın Yunus suresinde Firavundan hikaye yoluyla “Firavun boğulacağı anda, “İsrailoğullarının inandığından başka Tanrı olmadığına inandım, artık ben O’na teslim olanlardanım dedi.” (Yunus 90) Buyruğuna gelince, bu imanın Firavuna fayda vermediği, bu ayetten sonra gelen “Ona, şimdi mi inandın? Daha önce başkaldırmış ve bozgunculuk etmiştin dendi” ayetiyle açıklanmıştır.

 

Ayetteki (Burada ayetin Arapça okunuşundan bir örnek veriliyor) üstün okursak iki, esre okursak üç defa imanı tekrarlamış olduğu halde, bu iman kendisine fayda vermemiştir. Çünkü onun imanı kendisine ve kavmine peşin azabın geldiği ve artık suda boğulmaktan kurtuluş çaresi kalmadığını anladığı anda olmuştur. İşte bu gibi anlarda yapılan imanın faydası olmaz. Aynı zamanda Firavunun bu imanı taklitten başka bir şey değildir. Çünkü o İsrailoğullarını taklit ederek “Onların iman ettiğine ben de iman ettim” demiştir. Firavun bu ilahın varlığını İsrailoğullarından duymuş ve onlara uyarak “inandım” demiş oluyor. Bu ise sırf taklittir. Halbuki kendisi alemin yaratıcısını münkir bir dehri idi. Böyle pis bir dehrilik küfrü, bir taklit ile zail olmaz. Kesin delile sahip olmaya muhtaçtır. Böyle bir taklidin yeterliliğini kabul etsek bile onun inandığı dayanakları inkar edip atması şarttır. Firavun daha önceki inançlarının batıl olduğunu, hatta kendi uluhiyet iddiasının sahteliğini ortaya koymamıştır. ”İsrailoğullarının iman ettiğine iman ettim” demekle kesin olarak nereye inandığını ifade etmemiştir. Bunun için “Kendisinden başka ilah olmayana iman etim” demenin yeterli olmadığında ulema ittifak halindedir. Çünkü, belki o kendini ve taptığı ilahı kasdetmiştir.

 

Bütün bunlara rağmen bu imanın sahih olduğunu kabul etsek bile, mümin olmak için yalnız Allah’a imanın yeterli olmayıp O’nun gönderdiği peygamberini de tasdik etmenin gerekli olduğu meydandadır.

Firavunun pürüzsüz olarak Allah’a inandığını kabul etsek bile, Musa’ya iman etmediği için, mümin olamayacağı açıktır. Bir kafir bin kere “Eşhedü enla ilahe illallah” dese “Eşhedü enne Muhammedürresulullah” demedikten sonra iman etmiş olmaz.

Şayet Firavunun sahirleri de Musa’ya inandıklarından hiç bahsetmeyerek yalnız “Allah’a inandık” demekle mümin sayıldılar, bu nasıl oldu? dersen; Deriz ki, bu iddia yanlıştır. Çünkü onlar “Alemlerin Rabbi ve Musa ve Harun’un Rabbine inandık” (Araf 121) dediler. Firavun böyle değil; ne açıktan, ne de işaret yoluyla Musa’ya inandığına dair bir emare mevcut değildir. Halbuki sihirbazlar ”Musa ve Harun’un Rabbine” demekle onları tanımış oldular. Firavun ise yalnız “İsrailoğullarının inandığına inandım” dedi ve Musa’yı anmadı.

Şayet Hanefi imamlarından Kaadı Abdussamed tefsirinde “Sofiye’ye göre ahiret alametleri açılıp, azap görüldüğü anda bile kafirin tövbesi makbuldür” demiştir.

Bu zat hicri 5’inci asırda (Hicri 430) yaşadığına göre bu görüşün çok eski olduğu anlaşılmaktadır. Zehebi, “Mutekaddimin ile mutaahhirini ayıran hudud hicri üçyüz tarihidir” demiştir. Sofilerin görüşü bu olunca Firavunun küfründe ittifak olduğu nasıl söylenebilir? Denirse; deriz ki: Böyle güvenilir içtihad erbabı sofiyenin muhalefetiyle icma’ın mun’akid olamayacağını kabul etsek bile bu iddia bizim aleyhimizde delil olmaz ve “firavunun küfründe ittifak vardır” sözümüzü bozamaz. Çünkü biz firavunun küfrüne hükmederken yalnız yeis halinde iman etmiştir, bu iman makbul değildir ve bunun için kafirdir, demedik. Onun küfrünü gerektiren daha başka sebepler vardır. Çünkü o doğrudan “Allah’a inandım“ demedi. “İsrailoğullarının inandıklarına inandım” dedi. Allah’a inandığını kabul etsek bile, Musa’ya inanmamıştı. Musa’ya inandığına dair en küçük bir emare mevcut değildir.

 

Sofilerden gelen bu rivayet doğru olsa bile, bizim iddiamızı bozacak mahiyette değildir. Şayet büyük imam Muhyiddin-i Arabi “Futuhat-ı Mekkiye’sinde ”zaruret halinde iman sahihtir ve firavunda mümindir” demiştir, buna ne dersin?
Önce Muhyiddin-i Arabi’nin sözünü olduğu gibi ele alalım. Koca imam diyor ki: “Firavun ile ümitleri arasına dalgalar girip, boğulacağını anlayınca, zillet ve ihtiyaç karşısında iç duygusu ile Allah’a sığındı ve sahirlerin şüphe ve kuşkuyu kaldırmak için “Alemlerin Rabbine ve Musa ile Harun’un Rabbine iman ettik” dedikleri gibi işgali kaldırmak için de firavun: “İsrailoğullarının inandığından başka Tanrı olmadığına inandım ve ben müslümanlardanım” Allah Teala itab ve kınama yoluyla “Daha önce bildiğini şimdi mi açıkladın? Halbuki daha önce başkaldırmış ve bozgunculuk etmiştin” buyurması da ona bir itabdır.

Daha sonra Allah firavuna “Bugün sadece senin cesedini koruyacağız” buyurmakla ölümünden önce kendisini kurtaracağını ona müjdelemiş ve hikmetini de “Senden sonrakilere bir ibret teşkil etmesi için“ ayetiyle açıklamıştır. Yani bu, kurtuluş alameti olsun için. Zira azap, zahir cesedine taalluk eden garktır. Bedenini çıkarmakla seni azaptan kurtardığımı onlara göstermiş olurum. Ve böylece ilk olarak suya garkolmak bir azap ise de orada boğulup ölmek bir şehadettir.

 

Bütün bunları bildirmesi, ilahi rahmetten kimsenin ümit kesmemesi içindir. “Doğrusu kafirlerden başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez” (Yusuf 87) itibar sonucadır. Fakat Allah’ın “Ama bizim baskımızı görüp de öyle inanmaları kendilerine fayda vermedi” ayeti, fayda sağlayanın bizzat Allah olduğunda açık ve kesin bir delildir. Allah’tan başka hiçbir şey fayda vermez. ”Allah’ın gelip geçmişlere uyguladığı kanunu budur” (Mümin 85) Yani yeis halinde imanlarıdır. Firavunun o anda öldürülmesi de, bir daha küfür haline dönmemesi içindir.

 

Allah’ın “(Firavun) onları (milletini) cehenneme götürür” (Hud 98) buyurduğuna gelince, burada firavunun kavmiyle beraber cehenneme gireceğine dair bir sarahat yoktur. Belki firavunun adamları hakkında “Firavunun adamlarını azabın en ağırına sokun” (Mümin 46) buyurulmuş ve ”Firavunu cehenneme atın“ denmemiştir. Öyle zor halde iman edenin imanını kabul etmemekten Allah daha merhametlidir. Allah darda kalıp kapısını çalanı geri çevirmez. Firavunun o andaki durumundan daha sıkıntılı anı olamaz. Nitekim Allah “Yoksa darda kalana, kendisine yakardığı zaman karşılık veren ve başındaki sıkıntıyı gideren mi? Allah’ın yanında bir Tanrı mı?“ (Neml 62) buyurmuş, darda olanın çağrısına hemen karşılık vereceğini ve onu içine düştüğü sıkıntıdan kurtaracağını bildirmiştir. Firavuna yapacağı en büyük azap, onu suda boğmaktı, onu da yaptı.”


İşte Muhyiddin-i Arabi’nin sözünün özü budur. Şayet Muhyiddin-i Arabi’nin bu sözü makbul müdür, değil midir? Değilse delil nedir? Diye soracak olursan; cevabında deriz ki: Bu sözü söyleyenin büyüklüğünü kabul etmekle beraber, görüşünü kabul etmemiz mümkün değildir. Nihayet o da hata yapabilen bir insandır. Günahlardan korunma ancak peygamberlere mahsustur. Nitekim İmamı Malik, Resulullah’ın mezarını göstererek “Bu mezarda yatandan başka herkes hata edebilir; sözlerinde makbul olanı olduğu gibi, makbul olmayanı da olabilir” demiştir. Bu görüşte koca imamın bir hatası olabilir.

Bununla beraber yine onun başka eserlerinde Firavun, Haman ve Karun’un cehennemde olduklarına dair açıklamaları vardır. Bu koca imamın eserlerinde birbirine uymayan görüşleriyle karşılaştığımız vakit zahiri delile uyanı alır, uymayanı atarız. Halbuki “Ama bizim baskımızı görüp de öyle inanmaları kendilerine fayda vermedi” ayetiyle, Tirmizi’nin sahih olarak rivayet ettiği, yukarda geçen hadisi şerif; yeis halindeki imanın makbul olmadığını kesinlikle ortaya koymaktadır. Artık ayete te’vil yolunu tutup “Onlara imanları fayda vermedi, fayda veren Allah’tır“ demeye bir sebep yoktur.

 

Bu açık nasslar karşısında böyle te’vile iltifat edilmez. Aynı zamanda bu te’vili iptal eden delillerden birisi de Kur’an ve sünnet ıstılahlarında eşyanın sebeplerine muzaf (katılmış, bağlı) kılınmasıdır. Artık “İmanları onlara fayda vermez” dendiği vakit, “İman fayda vermez de, Allah fayda verir” diye bir mana anlaşılmaz. Bunun şer’i manası, onların imanları makbul değildir, demektir. Eğer Allah o anda onlara fayda verecek olsaydı, hemen suda boğulma azabından onları kurtarırdı, halbuki kurtarmamıştır.

Allah’ın “İnkarcılar o zaman hüsranda kaldılar” (Mümin 85) ayeti “Ama bizim baskımızı görüp de inanmaları kendilerine fayda vermedi” ayetinden muradın, onların böyle bir anda iman etmiş olmaları ile küfür halinde kalmış olduklarının bir delilidir. Aynı zamanda bütün sahabe ve Tabiin ve onlardan sonra gelen imamlar, bu ayetleri hep bu şekilde, sahih hadise uygun olarak tefsir etmiş ve hiçbiri Muhyiddin-i Arabi’nin fikrini ileri sürmemiş ve bu konuda ittifak etmişlerdir.

 

Yeis halinde yapılan iman sahih olmayınca Firavunun da imanının sahih olmadığı anlaşılmış olur. Bütün bunlara rağmen, yeis halindeki imanın sahih olduğunu kabul etsek bile yukarda anlattığımız gibi Firavunun Musa’ya inanmadığı için yine imanı sahih değildir.

Sahirler ise Musa’ya da inanmışlardı. Kur’an-ı Kerim’de anlatıldığı şekliyle sahirlerin imanı ile Firavunun imanını ifade eden ayetler üzerinde düşünenler, bunları karşılaştırmakla aralarındaki farkı kolaylıkla bulurlar.

İmamın “Onun içinden duyduğu zillet ve ihtiyaca yöneldi” demesi de şayanı hayrettir. Çünkü onu içinden kuşkulandıran sıkıntı ne idi? O Allah’ın rububiyetini inkar, kendisini mutlak bir ilah ve büyük bir Rab olduğuna inanıyor ve böylece Musa’yı yalanlayarak ona eziyet edip duruyordu. Bunun tutumu Resul-i Ekrem’in de “Ümmetimin firavunudur” buyurduğu Ebu Cehil’in tutumu gibidir. Kabul edelim ki içinde bu kuşku ve ızdırap vardı, inanmadıktan sonra bu kuşku neye yarar? Ona “Şimdi mi inandın? Daha önce başkaldırmış ve bozgunculuk etmiştin” ayetini itaba hamletmek de cidden uzak bir ihtimaldir. Zira büyük imamın dediği gibi, Firavunun yeis halindeki bu imanı sahih ve makbul olsaydı, bu ayet yerine fazl makamına yaraşan “İşte şimdi seni kabul ediyoruz ve sana ikramda bulunuyoruz” buyurulacaktı ki ancak imanın sahih olduğunun, Hakk’ın rızasını müstelzim (gerektiren) bulunduğunun delili olabilirdi. Onun imanını kabul edip, ondan razı olduktan sonra artık, ”Şimdi mi inandın? Daha önce başkaldırmış ve bozgunculuk etmiştin” diye kendisine hitap etmesi uygun düşmezdi. Birazcık muhakeme yeteneği olan kimse, bu hitabın razı olunan kimseye değil, gazaplanılan kimseye olduğunda tereddüt etmez.

Özel olarak “Sen bozgunculuk etmiştin” ilavesi de bu iddiayı çürütür. Çünkü imanı sayesinde bütün geçmiş günahları yok olur. Firavunun imanı kabul olsaydı bu tür kınamalara lüzum kalmazdı. Bütün bu hitabeler Allah’ın ona gazaplı olduğunu göstermekte ve onun o çirkin ve iğrenç davranışları sebebiyledir ki, son nefese kadar imanına engel olmakta ve sonunda da Musa’ya iman etmemekte ve bu suretle faydasız da olsa tam manasıyla iman etmemekte; ona engel olan, bu halleri olduğunu bildirmektedir.

Özellikle vücudunu kurtaracağını bildirmesi müfessirlerin bu ayetten anladıkları manayı, murad ettiğinin en açık ve seçik bir delilidir. Müfessirler diyorlar ki: Firavuna inananlar, onun boğulmayıp başka tarafa gittiğini sandılar. Onun gerçek bir ilah olmadığını, boğulup öldüğünü onlara göstermek ve insanlardan ilah olamayacağına bir ibret ve alamet olmak üzere Allah onun vücudunu zırhı ile veya çıplak olarak sahile çıkartmış ve böylece herkes onun boğulup öldüğünü görmüş ve bildirmiştir.

 

Müfessirler diyorlar ki: Allah’ın onu bir öküz ölüsü gibi, deniz kenarına atmasındaki hikmet, Allah’a karşı gelenlerin eninde sonunda, Allah bellerini kırıp onları böyle perişan edeceğini İsrailoğullarına ve diğerlerine göstererek, kendilerine çeki düzen vermelerini emretmiş olmasıdır.

Boğulan bu kadar Kıbtiler arasında özellikle Firavunun cesedinin kenara atılmasında Musa’nın doğruluğuna ve Allah’ın ululuğuna açık deliller vardır. “Doğrusu insanlardan çoğu ayetlerimizden habersizdirler“ ayetiyle sona erdirilmesindeki hikmet, bizleri bu gibi deliller üzerinde düşünmeye teşvik ve bunlardan ders almamız içindir. Nitekim ”Andolsun peygamberlerin kıssalarında, aklı olan için ibretler vardır.” (Yusuf 111)

 


Bu Makaleye Ait Eleştiri Makaleleri
# Makaleler Adı
1 Eleştiri Yorum 1988 nolu Makalenin Eleştirisidir
Kullanıcı Yorumları

! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
Muhammed Ender / 23.9.2010



Eski Eserler


Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

Hesap İşlemleri

Üye değil misiniz? Üye olun!

Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...