Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 894 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0

İslami Yazmalar Farsça Yazmalar

 Kitap Detayı Kitap No : K-  
Yazar Adı İlim Dalı Konusu Dili
Ramazan Şeşen Yazma eserler Türkçe
Özelliği Tercüme Eden
 
       
Makale No: 1938 Hit : 15850 Hata Bildirimi Tavsiye Et
   Makale Yazarına ait Kitaplar E-Kitaplar Makaleler Hakkındaki Makaleler    

Yazara ait kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait e-kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait makaleler
# Makaleler Adı
1 İslami Yazmalar Farsça Yazmalar

Yazar Hakkındaki Tanıtım Makaleleri
# Makaleler Adı

Özeti
open why women cheat on husbands how many guys cheat
click here read here why do married men cheat
read here read read
free abortion pill questions about abortion pro life abortion
what are aids symptoms symptoms for aids/hiv new hiv treatment
gabapentin cost at walgreen gabapentin cost at walgreen gabapentin cost at walgreen
cialis discount coupon coupons for prescription drugs

Yayın Bilgileri
Yayınlandığı Kaynaklar
Yayınlandığı Tarih
Yayınlandığı Dergi
Sanal Dergi
Makalenin Linki

Makale Metni   [Yazdır/Print]

İslamî Yazmalar, Farsça Yazmalar

 

İslam medeniyeti her şeyden önce bir kitap medeniyetidir. Kitap kutsaldır. Hürmet edilmesi gereken bir şeydir. Kur’an’la başlayan, kısa zamanda çok geniş sahaya yayılan bu medeniyet, medeni liderliğin bayrağını asırlarca taşımıştır. Kur’an-ı Kerim ile Arapça’nın bu medeniyetin gelişmesindeki rolü büyüktür.

İslam dünyasında o zaman aktüel olan her edebiyat sahasında eser verilmiş, kısa zamanda muazzam bir yazılı literatür meydana getirilmiştir. İslam alimleri ilimleri İslami ilimler, eskilerin ilimleri diye ikiye ayırırlar. İslamî ilimler dil ilimleri, edebiyat, tarih, tefsir, hadis, fıkıh, kelam, tasavvuf, tarih gibi ilimlerdir. Bunları Müslümanlar diğer medeniyetlerden almamış, kendileri ortaya koymuştur. Eskilerin ilimleri ise felsefe, mantık, matematik, astronomi, fizik, kimya, botanik, zooloji, tıp, coğrafya gibi eski medeniyetlerden tercüme edilip sonra geliştirilen ilimlerdir.

İslam medeniyeti eski medeniyetler içinde en çok yazma kitaba sahip olandır. Bunda ilme verilen ehemmiyet yanında matbaanın İslam dünyasına geç girişi de etkili olmuştur. Bu yazmalar sadece ilmî ve edebi malumat ihtiva etmezler. Aynı zamanda sanat bakımından değerlidirler. Hat, süsleme, resim, minyatür, cilt sanatları için önemli kaynaktırlar.

İslamî yazmalar dünyanın her tarafına yayılmış vaziyettedir. Şeyh Zeki Yemânî tarafından Londra’da tesis edilen al-Furqan Vakfı dünya çapında İslamî yazmaların bir taramasını yaptırmış, sonuçlarını World Survey of Islamic Manuscripts adıyla 1992-1994 yıllarında 4 cilt halinde yayınlamıştır. Bu araştırmadan çıkan sonuca göre İslamî yazma bulunmayan ülke sayısı pek azdır.

İslamî yazmalar Arapça, Türkçe, Farsça, az sayıda Urduca’dır. Dünya üzerinde 1000000 cilt civarında İslamî yazma olduğu tahmin ediliyor. Bunların dörtte biri Türkiye’dedir. Üstelik Türkiye’deki yazmaların ilim, sanat değeri yüksektir. Çok sayıda eski yazma vardır. Türkiye’den başka Mısır, İran, Hindistan, İngiltere, Suriye, Fas, Fransa, Almanya vs. ülkelerde kıymetli ve zengin yazma koleksiyonları bulunmaktadır. Bahsedilen yazmaların yüzde yetmişine yakını Arapça, yüzde otuzuna yakını Türkçe, Farsça’dır. Diğer dillerdeki yazmalar yüzde bir civarındadır.

Türkiye’de bulunan 250000 cilt civarındaki yazmanın 145000 cilt kadarı İstanbul’da, kalanı Anadolu şehirleri ve Edirne’dedir. Süleymaniye Kütüphanesi’nde 115 civarında koleksiyon, 70000 cilt civarında yazma bulunur. Bu miktarın 12000 cilt kadarı Türkçe, 3700 cilt kadarı Farsça’dır. Kalanı ise Arapça’dır. Diğer koleksiyonlarda da durum farklı değildir. Diğer farklı bir örnek İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nin durumudur. Bu kütüphanede 9941 cilt Türkçe, 6963 cilt Arapça, 1615 cilt Türkçe yazma vardır. Türkçe, Farsça yazma bakımından zengindir. Farsça yazmalar İran, Hindistan gibi ülkelerde daha fazla bulunur.

XIX. asırdan beri araştırmacılar Türkiye’deki koleksiyonlardan faydalanmaktadır. Çoğundaki kitaplar literatüre geçmiştir. Numaraları üzerinde oynama yapılamaz. Bir kısmının ise kataloğu çeşitli kişiler tarafından, bir kısmının ki ise TÜYATOK serisinde yayınlanmıştır. Çoğunun kataloğu henüz neşredilmemiş haldedir. Tesbit fişleri vasıtasıyla faydalanılmaktadır. Ahmed Ateş, Fehmi Karatay, Tevfik Sübhânî-Hüsameddin Subaşı gibi araştırmacılar bazı koleksiyonlardaki Farsça kitaplarının kataloglarını neşretmişlerdir. Bilhassa Tevfik Sübhânî son senelerde İstanbul Üniversitesi, Manisa, Bursa, Türkiye kütüphanelerindeki Farsça yazmaların  dört ayrı kataloğunu yayınlamıştır. Bir çok koleksiyonun kataloğunun hazırlanması ise hamiyet sahibi kişilerin gayretlerini beklemektedir.


KANUNÎ DEVRİNDE İSTANBUL’DA FARSÇA ESER VEREN EDİB VE ÂLİMLER

Prof.Dr. Ahmet Suphi FURAT

Kanunî Sultan Süleyman’ın 1520’den 1566 yılına kadarki kırk altı yıllık hükümdarlığı, Osmanlı Devleti’nin XVI. asırdaki yükselişinin en parlak devresidir. Bu devrede Şark’ta Doğu Anadolu, Güney’de Kuzey Afrika ve Batı’da da Macaristan fethedilerek Osmanlı devletinin sınırları genişletilmiştir. Osmanlılar, bu siyasî, içtimaî ve iktisadî gelişmelerini XVI. asrın son çeyreğine kadar devam ettirmişlerdir.

Söz konusu bu başarılar, imparatorlukta refah ve serveti arttırmış, her şehirde camiler, medreseler ve tekkeler kurularak kültür merkezleri yayılmıştır. Bu müspet gelişmeden en fazla etkilenen şüphesiz İmparatorluğun merkezi olan İstanbul şehri olmuştur. Burada, ilim ve sanat hareketlerini himaye eden Kanuni Sultan Süleyman’ın rolü pek büyüktür. Şair olan ve Muhibbî mahlası ile bir divan tertip eden sultan, bu tür faaliyetlere öncülük etmiştir. Şehzadeler, vezirler, paşalar ve diğer devlet ricali de sultanı örnek almışlar; camiler, medreseler ve kütüphaneler gibi eğitim müesseseleri kurmuşlar; ayrıca kendi muhitlerinde edebî mahfiller düzenlemişlerdir. Bu tebliğde, Kanunî Sultan Süleyman devrinde Farsça eser veren edib ve âlimler tanıtılacaktır.


TARİHSEL İRAN TÜRKÇESİNE AİT BİR YAZMA: ‘AKĀYİD-İ EVLİYĀ’-İ SEB‘A

Doç.Dr. Gülşen Seyhan ALIŞIK

Bu bildiride birçok bilinmezi olan tarihsel dönem İran Türkçesinin kullanımına ve özelliklerine ışık tutacağına inandığımız bir yazmayı tanıtmağa çalışacağız. Araştırmamıza konu olan yazmanın adı: ‘Akāyid-i Evliyā’-i Seb‘a’dır. Eserin müellifi Sultān Mahmūd bin Sultān Burhāneddîn Geylāní olarak kaydedilmiştir. Yaklaşık 46 yaprak ve 13×23 cm boyutlarında olan eserde her yaprakta 14 satır bulunmaktadır.

Talik hatla kaleme alınmış olan ‘Akāyid-i Evliyā’-i Seb‘a günümüzde Meşhed’de Âstân-i Kuds Kütüphanesi, Yazma Hikmet Kitapları arasında, 204 numara altında kayıtlı bulunmaktadır. Yazmadaki kayda göre bu eser Nadir Şah Afşar tarafından H. 1145/ M. 1732 tarihinde vakfedilmiştir. Eserin telif ya da istinsah tarihi hakkında yazmada her hangi bir bilgi bulunmamaktadır. Yaptığımız araştırmada yazmanın başka bir nüshasına da rastlayamadığımız için yazılış tarihi konusunda ancak müellifin hayatından hareketle yaklaşık bir bilgi verebiliriz. Müellif, eserin 2b yaprağında kendi soyu ile ilgili ayrıntılı bilgi vermektedir. Şeyh Safiyeddin’in (1252-1334) kayınpederi ve yazarın büyükbabasının babası olan Şeyh Zâhid Geylânî’nin 1305 yılında Güney Azerbaycan’ın Geylan yöresinde vefat etmiş olduğu bilgisinden hareketle müellifin XIV. yüzyılın ikinci çeyreğinden sonra yaşamış olduğu ve eseri oğlu Şeyhzâde Melik Tayfûr’un isteği üzerine XIV. yüzyılın sonlarında (en geç XV. yüzyılın başında) takrir ve tahrir ettiği anlaşılmaktadır.  Elimizdeki nüshanın istinsah tarihi de belirsizdir.

Bu bilinmezlere rağmen eserin dil özellikleri bize Türk dili tarihi açısından son derece önemli bilgiler vermektedir. Özellikle İran coğrafyasında tarihsel dönemlerde Türkçenin kullanımı ile ilgili fazla eser bulunmadığı ya da daha doğru bir yaklaşımla kütüphanelerdeki mevcut eserler henüz gün yüzüne çıkmadığı için bu döneme ait nesir ya da nazım, edebi değeri olan ya da olmayan, dini ya da din dışı her tür eser üzerinde dil bilimsel çalışmalar yapılmasının bu alandaki bilgi bulanıklığını gidermeğe yardımcı olacağı kanaatindeyiz.


“KEBİKEÇ”İN ELYAZMALARINDAKİ ÖNEMİ

Dr. Seyyid Mahmud Mar‘aşî-yi Necefî

Kütüphane veya halk arasında saklanmış bazı el yazmalarında başlangıç ve son sayfalarında değişik notlar bulunmaktadır. Bunlar çok önemli olup sihirli kelimeler olan kebikeçdir. Genellikle nida kelimesi olan “yâ” ile tekrarlanmıştır. Örnek olarak “yâ hâfızâ” veya davamı olan “yâ hâfiz” dır.

Bu kelime lügatlerde yazıldığı gibi “alale-i âsyâ-yi” anlamındadır. Bu bir nevi panzehir olan yabani maydanoza benzer. Bazı kaynaklarda ona “teleke-i müvekkel” sürüngenler veya Hindistan’da haşerelerin sultanı denir. Bu iş efsane olarak şöyle geçmektedir. Eğer haşerelerin sultanına saygı duyulmazsa, onlar da el yazmalarına zarar vereceklerdir. Diğer kaynaklarda “bitki kebikeci” şeklinde anılır. Veya bir cinin adıdır. Eğer o adı anarsan kitaplar kurtlardan ve kemirgenlerden korunacaktır. Bazı lügatlerde “kebikeg” denilmiştir. Haşerelerin onun kokusundan kaçtığına inanılmıştır. Bitki biliminde “kebikec” alaleler ailesindendir. “Alale” çeşidi 400’ün üzerindedir. Bazıları çok zehirlidir. Elyazmalarında tamir edilişinde kullanılan bal, nişasta ve yapıştırıcı bazı haşerelerin gelmesine neden olur. Çünkü bunlar onların sevdikleri malzemelerdir. “Kebileç” zararlı böcekleri defetmesi için kitaplarda yazılır. Makalenin sonunda “kebileç” in lügat ve tıbbi anlamı detaylı olarak verilmektedir. Çünkü kimyasal analizi yapılmadan kebileçin işe yaradığını söylemek zordur.


YAZMA ESERLERİN ŞİFRELERİ

Prof.Dr. Orhan BİLGİN

İslâm medeniyetinin özellikle ilk dönemlerinde yazılan kitaplarda, başta Kur’an olmak üzere, bir takım işaretler kullanılmıştır. Her faaliyet bir ihtiyaçtan doğduğuna göre, bu işaret ve remizlerin de mutlaka belli fonksiyonları vardı. Kur’an’ın yazılması sırasında başvurulan bu ameliye, sonradan doğup gelişen öteki İslâmî ilimlere de tatbik edilmiştir. O kadar ki, zaman geçtikçe her müstakil disiplinin kendine özgü bazı işaretleri zuhur etmiştir. İslâm’ın kısa zamanda çok geniş bir coğrafyaya yayılması sonucu olarak, bu dini kabul etmiş olan milletlerin edebiyatlarında da bu gibi hususiyetler kendini göstermiştir. Bu tebliğde, yazma eserlerde göze çarpan “şifre” mahiyetindeki bir takım remizler îzah edilmeye çalışılacaktır.


YAZMA VE ESKİ BASMA ESER KATALOGLARININYENİLENMESİ VE İHTİSAS KATALOGLARININ HAZIRLANMASI

Prof. Dr. Adnan KARAİSMAİLOĞLU

Günümüzde yazma ve eski basma eserlerin korunması ve bilim çevrelerinin yararlanmasına açık tutulması için yeni gelişmelere şahit olmaktayız. Gerek İran ve gerekse Türkiye kütüphaneciliğinde önemli gelişmeler söz konusudur. Bu çabaların yanında yeni arayışlar içerisinde olmak da gereklidir. Hâlen kütüphane depolarında veya şahısların ellerinde kayıtlara geçmemiş yazma ve eski basma eserler bulunabilmekte, diğer yandan kütüphane fişlerinde ve kataloglarda yanıltıcı bilgilerle karşılaşılabilmektedir. Bu bildiride kütüphane fişlerinde veya kataloglarda karşılaşılan bazı sorunlara ve çözüm yollarına işaret edilmeye çalışılacaktır.

Kütüphanelerdeki yazma eserlerin yanlış veya eksik fişlenmesi, yeni katalog fişleriyle eskilerin uyumsuzluğu, eserlere farklı zamanlarda numara verilmiş olması gibi nedenlerle araştırmacılar kimi zaman esere veya eserle ilgili yeterli bilgilere ulaşamamaktadır.

Örnek olarak Mevlana ile ilgili eserlerin yazmaları ve eski basmaları hakkında farklı, eksik veya yanlış bilgilere tesadüf edilmektedir. Türkiye kütüphanelerinde çok sayıda Mesnevî ve Dîvân-ı Kebîr yazması mevcuttur. Bilindiği üzere son asırda bu eserlerin üzerinde tenkitli neşir çalışmaları yapılmıştır. Ancak mevcut yazmaların tespiti ve tetkiki için atılabilecek adımlar bugün de vardır. Yarım asır kadar önce H. Ritter, N. Çetin, A. Gölpınarlı ve M. Önder tarafından derlenen bilgiler ile yazma eserlerin kütüphane kayıtları, zaman zaman yeterli olmamaktadır. Benzer güçlükler eski basma eserler için de geçerlidir. Örnek olarak İsmail-i Ankaravî’nin Mesnevî şerhi’nin basmalarının kütüphanelerimizdeki kayıtları arasında farklılık ve yanlışlıklar görülmektedir. Bu durum doğrudan bilimsel yayınlara yansımıştır.

Bir yandan yazma eser kütüphanelerindeki eski tasnif ve tavsiflerin gözden geçirilmesi, diğer yandan karşılaştırmalı ve yardımlaşmaya dayalı ihtisas kataloglarının hazırlanması, galiba lüzumludur. Zira çağımızda varlıklarıyla güven duyduğumuz Mevlana, Sa’dî, Hâfız gibi şahsiyetlerin eserlerinin ve onlarla ilgili telif edilmiş olan kitapların yazmalarının ve eski basmalarının karşılaştırmalı katalogları bugün için daha yararlı olacaktır.


İSTANBUL KÜTÜPHANELERİNDE BULUNAN ŞEYH SAFÎU’D-DÎN-İ ERDEBÎLÎ’NİN TÜRBESİNE AİT BAZI YAZMALAR

Doç.Dr. Osman G. ÖZGÜDENLİ

Türkiye kütüphanelerindeki toplam 250.000 cilt civarındaki elyazmasından yaklaşık 146.000 cilt kadarı İstanbul kütüphanelerinde bulunmaktadır. Bu rakamlara göre İstanbul, bugün dünyada en çok İslâmî elyazmasının bulunduğu şehir durumundadır. İstanbul kütüphanelerinde bulunan yazmalar sadece konusu ve mahiyeti ile değil, aynı zamanda tarihî süreç içerisinde geçirdiği serüven ile de oldukça ilgi çekicidir. Tebliğde, Safevî hükümdarı Şâh I. Abbâs tarafından 1017/1608-1609 yılında Safevî hanedanının ceddi Şeyh Safîu’d-dîn-i Erdebîlî’nin Erdebîl şehrinde bulunan türbesine vakfedildiği halde sonradan Osmanlı coğrafyasına ulaşan ve bugün Süleymaniye (Hekimoğlu Ali Paşa, nr. 725), Türk ve İslâm Eserleri Müzesi (nr. 2061), Topkapı Sarayı Müzesi (Hazine, nr. 1496) ve İstanbul Üniversitesi (FY 1410) kütüphanelerinde muhafaza edilen dört farklı yazma tanıtılarak, bu yazmaların İstanbul kütüphanelerine ne şekilde ulaştığı incelenecektir.


BİLİMSEL ARAŞTIRMALARDA YAZMA ESER KÜTÜPHANELERİNDEKİ MECMUALARIN ÖNEMİ

Prof.Dr. Ali GÜZELYÜZ

Yazma eser kütüphanelerinde günümüze kadar tasnif edilen tanıtım fişleri ve hazırlanan kataloglarda mecmua halindeki eserler hep göz ardı edilmiştir. Bu yazmalar tanıtılırken ya sadece şiir mecmuası veya ilk bakışta göze çarpan birkaç risale belirtilmiştir. Hâlbuki çok önemli ve alanına katkılar yapmış olan risalelerin/eserlerin mecmua içinde yer aldığı bilinmektedir. Örneğin neşredildiği tarihe kadar kaynaklarda Ferruhi’ye isnat edilen Tercümanü’l-Belaga, Ahmet Ateş tarafından Fatih kitapları arasında bir mecmua içinde tesadüfen bulunmuştur.


CÂMİ‘Ü’T-TEVÂRÎH’İN MANZUM BİR MUHTASARI: ŞEHNÂME-İ CENGİZÎ

Dr. Mustafa UYAR

Şehnâme-i Cengizî, asıl ismi Ta’rîh-i Gazan Han olan ve şair Şemseddin Muhammed b. ‘Ali Kâşânî tarafından kaleme alınan manzum bir eserdir. Olcaytu Han zamanına kadar gelen ve Câmi‘ü’t-Tevârîh’in bir muhtasarı niteliğindeki eserin iyi durumdaki bir nüshası, Türk İslam Eserleri Müzesi’nde, 1953 numara ile kayıtlı bulunmaktadır. Muhammed ‘Ali tarafından istinsah edilen bu nüsha, 207 varağı havi olup 25x17,5cm ebadında, 19 satırlık talik yazıyla kaleme alınmıştır ve içinde 24 adet minyatür vardır.

Bildirimizde, söz konusu bu eser, fiziksel özellikleri yanında verdiği tarihî kıymeti havi malumat, telif sebebi ve koşulları ile içerdiği görsel öğeler itibariyle, ana hatlarıyla dinleyiciye arz edilecektir. Mümkün olduğu takdirde, slayt veya projektör yardımıyla eserdeki bazı kısımlar, dinleyiciye görsel olarak da sunulacaktır.


MECMU‘A-Yİ MEKÂTİB’TE TİMUR’A AİT MEKTUPLAR

Doç.Dr. Hayrunnisa ALAN

Tarih araştırmaları için çok önemli malzemeler barındırabilen yazılı kaynaklar arasında Münşeat mecmualarının ayrı bir yeri vardır. Münşeatlar kimi zaman şahıslara ait mektupları, kimi zaman hükümdarlara ait siyasi ve idari mahiyetteki mektupları bazen de münşilere inşa sanatını öğretmek, teknikleri görebilecekleri örnekler sunmak amacıyla oluşturulan deneme ve derlemeleri barındıran eserlerdir. İstanbul’da yazma koleksiyonları barındıran kütüphanelerimizde çok sayıda Farsça münşeat mecmuası bulunmasına rağmen bunlar üzerinde ciddi bir çalışma maalesef yapılmamıştır. Biz bu bildirimizde bu mecmualardan biri olan ve Süleymaniye Kütüphanesi Hafid Efendi 326 da kayıtlı Mecmu‘a-yi Mekâtib hakkında bilgi verilecek, yazmanın tanıtımını müteakip bu mecmua bünyesinde Timur’a ait olan mektupların değerlendirmesini yapacağız.


İRAN’DA KİTAP SÜSLEME SANATI

Dr. Habîbullâh AZÎMÎ

Fars dilindeki elyazması eserler İran’da hicri II.-IV. yüzyıllar arasında ortaya çıkmıştır. İranlılar’ın,  İslâmiyet’ten önce resim sanatındaki tecrübelerinden dolayı, İslâm’ın zuhurundan sonra da sanat eserlerinin meydana getirilmesinde ve İslâm medeniyetinin yükselişinde çok büyük rolleri olmuştur. Minyatür ve süslü belgeler (elyazmaları) gibi sanat eserleri ortaya çıkararak İslâm medeniyetinde sanatın gelişmesinde oldukça etkili olmuşlardır. Resimli kitaplar ve İran’ın dinî elyazmalarında zarafet ve incelikleri görmek, bu eserlere ayrı bir cazibe katmıştır. Teship sanatında, resimde, İslâmî figürlerde, hattatlıkta ve güzel yazı yazma sanatlarında kendilerini ortaya çıkartmışlardır. Bu çalışmalar, İran ve İslâm medeniyetine pek çok paha biçilmez elyazması kitap ve Kur’an-ı Kerim kazandırmıştır. Bu tebliğde, İran’daki el sanatlarında, yazmalarda ve kitaplarda kullanılan hat ve süsleme sanatlarını tanıtılmaya çalışılacaktır.


ÂSTÂN-İ KODS-İ REZEVÎ KÜTÜPHANESİNDEKİ YETMİŞ BİN YAZMA KİTAPTAN TÜRKÇE YAZMALARIN FİHRİSTİ

Muhammed Vefâdâr-i MURÂDÎ

Tarih boyunca, doğu ve batıda, Türk dilindeki ilim, edebiyat, irfan, lügat alanında yazmalarının telifi oldukça gelişmiştir. Bunlara paralel olarak, Arapça, Farsça ve Urduca gibi İslâm dünyasının diğer dilleri de gündeme gelmiştir. Bu da bilim adamları ve araştırmacıların ilgisini çekmiştir. Telif tarihinin yazılabilmesi, kitapların düzenlemesi ve Türkçe kaleme alınan yazmaların tanıtılması için “Bahrı zakhar”ı ve dünya yazmalarının mevcut nüshalarını tanımak zorundayız. Bu makalede, Türkçe yazmaların fihristini, Meşhed’deki Âstân-i Kods-i Rezevî Kütüphanesi ile ona bağlı kütüphanelerde bulmanın mümkün olduğu anlatılmaktadır. Bu tebliğ, İslâm tarihinde, Türkçe yazma sanatının tarihinin anlatımına bir önsöz mahiyetindedir.


KİTAP İLE OKUYUCU ARASINDA KATALOG

Yard.Doç.Dr. Ebubekir S. ŞAHİN

Yazma eserler, tarihî, ilmî, edebî değerleri ve her birinin kâğıdından mürekkebine, yazı çeşidinden istinsah tarihine kadar taşıdıkları önem dolayısıyla sair eserlerden daha fazla korunmaya muhtaçtırlar. Ancak bu korunma ihtiyacı, yazılış amaçlarının aksine, onların çoğu zaman okuyucudan da uzak kalmasına sebep olmaktadır.

Bu bildiride amaç, yüzyıllar öncesinden birer hatıra olmalarıyla övündüğümüz ama yıllarca kapağı açılmadığı için dramatik bir bekleyişin sembolü olan kitaplarımıza ulaşmada karşılaşılan zorluklara dikkat çekmek ve bir “proje” olarak katalog hazırlamanın cazibesinden ziyade risklerini göstermektir. Bir başka deyişle amaç, “ekip işi kataloglar” ile “gönül işi kataloglar” arasındaki farka dikkat çekmektir.

Okuyucuyu kitapla buluşturma mekânı olan kütüphaneler ile kütüphane katalogları, bu buluşma süresini kısaltmaları oranında başarılı sayılırlar. Kütüphaneyi kitap deposundan farklı kılan da budur. Eksik ve yanlış bilgilerle hazırlanmış bir katalog da en az anlayışsız ve ilgisiz bir kütüphane memuru kadar kitaba ulaşmayı zorlaştırabilir.

Bu bildiride, yazma eserler ekseninde kitap–kütüphaneci–katalog–okuyucu ilişkisi ele alınacak ve Türkiye Kütüphanelerinde karşılaşılan örneklerden hareketle katalog hazırlamanın zorlukları ve katalog aracılığıyla kitaba ulaşmada dikkat edilmesi gereken hususlar ele alınacaktır.


İRAN TARİHİNİN ARAŞTIRILMASINDA OSMANLI KAYNAKLARININ ROLÜ

Seyyid Ali MÛCÂNÎ

Tarihin mesajı  ibretlerle doludur. Ancak, hükümdarları ve halkı, tarihten ders almayan pek çok millet vardır. Onlar ömür boyunca elde ettiklerini bir anda kaybetmişlerdir. İran’daki tarih araştırmacıları, olayların incelenmesi ve tefsirinden ziyade, genellikle olayların hikayesi şekliyle karşımıza çıkmaktadır.

İran ve doğu âleminde tarih daha çok anlatıma dayanırken, batıda araştırmaya dayanmaktadır. Kaynakların karşılaştırılmasının zorunluluğu en iyi kaynak olan elyazmalarını ön plana çıkartmaktadır. Kısaca bu tür araştırmalar için elyazmalarına, divan defterlerine, dönemin belge ve kaynaklarına bir geri dönüş yaşanmaktadır. Batılı tarihçilerin, yaptıkları araştırmalarında, oldukça yaygın olarak ana kaynaklara ve belgelere önem verdiklerini görmekteyiz. Böylece onlar daha gerçekçi bir şekilde yorumlarını kaleme almaktadırlar.

İran’ın ekonomik, sosyal ve siyasî tarihinin yapılanmasında veya İran’ın dinî eğitim merkezleri ve medreseleri ve 300 yılı aşkın dinî hareketlerinin boyutlarını incelediğimizde, yalnız İran’daki belgelere dayanmanın yetersiz olduğunu görmekteyiz. Sadece inceleme ve tahkikata dair belgelerin içindeki bilgileri anlatmak değil, son dönemlerde görüldüğü gibi tarihi belgenin kesin olup olmadığının da incelenmesi gerekir. Aksi takdirde bunlar hiçbir surette belge değeri taşımayacaktır. Çünkü bu hususlar, tarihî hadiselerde elyazmaları ve belgelerin doğruluğu konusunda bir nevi hakemlik görevi yapar. Olaya eğer bu yönden bakacak olursak, başkalarının bizi nasıl değerlendireceğini düşünmeden ortaya sunulan kaynaklar, değere ve ehemmiyete haizdir.

İran ve İranlıların tarihinin yazımında din, düşünce, mezhep, siyaset ve toplum anlamı etkendir. Anadolu’daki Türk devletleriyle olan ilişkilerde ve Osmanlı Devleti’nin idarî merkezinde çok değerli ve özel bilgiler bulunmaktadır. Zira İran’ın hareketlerini ve değişimlerini kontrol etmek Osmanlı Devleti’nde Divan-ı Hümayun’un sürekli görevlerinden biriydi. Örneğin Türk kaynaklarına baktığımızda, Feth Ali-şah döneminde, iki büyükelçinin değişik görevlerle karşılıklı olarak Kacar Devleti’nin başkenti Tebriz’den Osmanlı başkentine gittiğini görüyoruz. Bunu sadece İran hükümeti tarafından yorumlandığı şekilde incelemek doğru değildir. Bu nedenden dolayı, olayların mahiyetini ortaya koyduğu için, belgelere büyük özen gösterilmesi gerekmektedir. Bu makalede, yazar, belge ve kaynakları inceleyerek İran ve Osmanlı devletleri arasındaki ilişkilerin son 300 yılına ışık tutmaya çalışacaktır.

 

ELYAZMASI KİTAPLARDA HAT VE GÜZEL YAZININ ROLÜ

Rezâ HÂNÎPÛR

Elyazması kitaplar, bir ülkenin en değerli mirasıdır. Bunlar geçmişteki ilim adamları ve sanatçılar tarafından bırakılan hatıralardır. Bu iki kültür grubunun işbirliği, bilimsel ve kültürel sanat eserlerinin bize kalmasını sağlamıştır. Elyazması hazinelerin dünya milletleri ve bilim adamları nezdinde önemli bir yeri vardır. Onların, dünya kütüphanelerdeki değeri kesinlikle inkar edilemez.

Hat sanatının da, el yazmalarının tanıtımında önemli bir rolü vardır. Elyazmalarına sanatsal ve bir uzman gözüyle bakılacak olursa,  onun tarihi, bölgesi, edebî ve sanatsal değeri ortaya çıkacaktır. Çoğu elyazması nüshaların güzel gözükmesinde başka etkenler de mevcuttur. Bunlar arasında tezhip, te’şir (sergileme) teclîd (ciltleme) sayılabilir. Uzmanlar arasında bilindiği gibi elyazmalarınışöyle sıralayabiliriz: Değerli elyazması nüshası, tezhipli elyazması nüshası, mer’se elyazması nüshası, asıl elyazması nüshası, bedel, mecul, mezur, meşgul, sema ve münhası elyazması nüshası.

Hat ve nüshaların yazımında, kitap ve nüsha tanıma sanatının önemli bir rolü vardır. Tebliğde, bu konu elden geldiğince açıklanmaya çalışılacaktır.


XVII. YÜZYILDA ORTA İRAN’DA BİR TÜRK ŞÂİRİ: V‘İZ-İ KAZVÎNÎ

Doç.Dr. Gülşen S. ALIŞIK – Doç.Dr. Osman G. ÖZGÜDENLİ

Türk dili, Türkler’in X-XI. yüzyıllarda geniş kitleler halinde batıya muhacereti ve İslâm dinine girmesiyle birlikte, Karahanlılar devrinden itibaren az sayıda da olsa yeni numûneler vermekle birlikte, ilmî ve edebî alanlarda yerini yavaş yavaş Arapça ve Farsça’ya terk etmiştir. İran coğrafyasında yetişen Türk asıllı pek çok devlet adamı, şâir ve edip, eserlerini umumiyetle Farsça kaleme almışlardır. İran coğrafyasında kaleme alınan Türk dil yadigârlarının azlığı, Türkçe’nin bu coğrafyadaki tarihî tekâmülünün ortaya koyulabilmesi için, bu dile ait bütün numûnelerin tespit ve tahlilini zarurî kılmaktadır.

Bu bildiride, XVII. yüzyıl İran coğrafyası şâir ve ediplerinden Vâ‘iz-i Kazvînî adıyla tanınan Mîrzâ Refî‘u’d-dîn Muhammed b. Fethullâh’ın hayatı ve eserleri incelenerek Farsça dîvânında yer alan dokuz Türkçe gazeli, Nuruosmaniye Kütüphanesi nüshası (nr. 3886M)’nın ışığında yayınlanacaktır.


TÜRKİYE KÜTÜPHANELERİNDEKİ FARSÇA DİVAN ŞERHLERİ VE FİRİŞTE DİVANÇESİ ŞERHİ

Ersen ERSOY

Şerh edebiyatımızın kahir ekseriyetini klasik Farsça metinlere yapılan şerhler teşkil eder. Bunların içinde Farsça kaleme alınmış divan ve divançelere yapılan şerhler önemli bir yer tutar. Kütüphanelerimizde Enverî, Hâfız, Şâhî, Sâib, Urfî, Şevket-i Buhârî ve Firişte gibi şairlerin divan ve divançelerine yapılan şerhlere tesadüf edilir. Bildirimizin konusunu teşkil eden Firişte divançesinin şârihi Sâlih bin Yusuf bin Mustafâ el-Âmidî’dir. Eserin şerhinin belirli bir metot dahilinde yapıldığı dikkati çeker. Şârih önce kelimelerin manalarını verir. Daha sonra mahsûl-i beyt başlığıyla beytin genel anlamını verir. Şârih beyti genel olarak izah ettikten sonra hakikî başlığıyla kelimelere yüklenen tasavvufî anlamları verir. En sonunda da beyti tasavvufî bakımdan şerheder. Yeri geldikçe gramatikal izahlar yapar, ayet ve hadislerden, Attâr, Mevlânâ, Sa’dî, Kemâl-i Hucendî, Fahrî, Latîfî, Fuzûlî gibi şairlerde iktibaslar yapar. Bazen dikkati çeken edebî san’atları izah eder. Şârih, secili, san’at gayesi güden bir dili tercih eder. Şiirlerin açıklamalarında Farsça sentaksa uyar. Bu da onun dilinin muğlaklığına sebep olur. Eserde toplam yirmi dokuz gazel şerhedilmiştir. Çalışmamızda adı geçen şerhteki kelimelere yüklenen tasavvufi anlamların lügatçesini çıkardık. Müellif, bu manaları daha önce tetebbu ettiği şerhlerden çıkardığını belirtir.


TERCÜMESİ OLAN YAZILI METİNLERİN TASHİHİ HAKKINDA

Seyyed Mîr Ali Asghar MÎR BÂGHERÎ FERD

Bazı değerli eserler eski dönemlerden beri, ilim adamların ilgisini çekmiş ve bir hayli okuyucu bulmuştur. Bu eserlere ilgi çoğalınca bu gibi eserler diğer dillere tercüme olunmuştur. Bu eserlerle ilgili muhtelif risaleler yazılmış veya bu eserlerin konuları sevenlerine anlatılmıştır. Bu eserlere duyulan aşırı ilgi sonucunda, eserler bir nevi tehdit altında kalmıştır. Bazı eserler, çeşitli tercümeler veya açıklamalar değiştirilmiş ya da kısaltılmış ve yeni metnin elde edilmesini zorlaştırılmıştır. Bu dikkat ve genel ilgi bir bakıma fırsat sayılmaktadır. Bu eserler, tercümeler ve açıklamalar birbirlerinin benzeridir. Bunlar yan yana konularak bilimsel bir teknikle okunacak olurlarsa, bu metinleri dikkatle tashih etmek ve onları yeniden kazanmak mümkün olabilecektir. Bu makale, önemli bir risale olan Risâle-yi Kuşeyriye’yi bu eserlerden biri olarak örnek vermekte ve bu gibi eserlerin düzeltilmesi için bir proje sunmaktadır.


DİJİTAL ÇAĞDA ELYAZMALARI

Dr. Muhammed Huseyn MUZAFFERÎ

Kütüphanelerdeki elyazması eserler çok eski dönemlerden beri iki farklı milletin ilişki kurması açısından büyük önem arz etmekteydi. Yine bu eserler bir nesilden diğer nesillere bırakılan kültür ve insanlık tarihi ile ilgili bir bilgi birikimidir. Ayrıca şahısların tasarrufunda bulunan elyazması eserler, milli kültürün bir parçası sayılmaktadır. Fakat malikiyet kutsal olduğu için, bu eserlerin onlarda kalmasını gerekmiştir. Buna rağmen, gün geçtikçe bu değerli eserler değişik nedenlerle yok olma tehlikesiyle yüz yüze kalabilirler. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde devletlerin ekonomik sıkıntılarından dolayı onları saklamak ve korumak ciddi sorun oluşturmaktadır. Özel sektörde mevcut elyazması eserler de, kötü şartlarda korunmakla birlikte, veraset yoluyla nakillerde tehlike atlatmaktadır. Zira mirası alan kimse onun ilmi değerini bilmediği için eser yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilmektedir.

Yazar bu makalede, son yıllarda teknolojiye ve onun hızlı ilerleyişine işaret ederek, elyazması eserlerin fotoğrafının baskısının yapılmasının ne kadar kolay ve maliyetinin ne denli az olduğunu göstermeye çalışacaktır. Bunun yanında, araştırmacı ve bilim adamlarının dijital yazma nüshalara ulaşmaları kolay ve maliyet açısından çok ucuz olmuştur.

Elyazması eserlerin korunması ve saklanması zor olmasına rağmen, onların dijital örneklerini ve ya nüshalarını elde etmek gayet kolaydır. Bu işi nüsha sahibinin malikiyetine saygı göstererek gerçekleştirmek de mümkündür. Ellerinde bu tür el yazması eserler bulunanlara, bunları saklamak yerine, yeni tekniklerin kullanılarak bu eserlerin kullanıma açılmasının mümkün olduğunun anlatılması da ayrı bir önem taşımaktadır. Böylece elyazması belgelerde yeni bir çağ açılarak onlara ulaşmak çok daha kolay ve mümkün  olacaktır.

 

 


CİNAS USÛLÜNE DAYALI BİR FARSÇA-TÜRKÇE LÜGAT: RAVZATÜ’L-CİNÂS

Yard.Doç.Dr. Ozan YILMAZ

Türk ve Fars edebiyatları asırlar boyunca birbirlerini çeşitli alanlarda etkilemiş, sürekli kelime alışverişinde bulunmuş iki köklü edebiyattır. Tarih boyunca sözlükçülük alanını en çok meşgul eden hususlardan biri de Türkçe-Farsça/ Farsça-Türkçe sözlük çalışmalarıdır. Bu sözlük çalışmaları bazen manzum bazen de mensurdur. 16. yüzyılda kaleme alınan, Şâhidî İbrâhim Dede’nin Tuhfe-i Şâhidî ve Lâmiî Çelebi’nin Tuhfe-i Lâmiî isimli lügatleri, Sünbülzâde Vehbî’nin 1783’te telif ettiği Tuhfe-i Vehbî Farsça-Türkçe manzum lügatlerin başında gelmektedir. Mensur lügatlerin en tanınmışları ise Şuûrî Hasan Efendi’nin (ö. 1693) 17. yüzyılda kaleme aldığı Ferheng-i Şuûrî ve Mütercim Âsım’ın (ö. 1820) Burhaneddin Hüseyin bin Halef e’t-Tebrizî’ye ait Burhân-ı Kâtı‘ isimli meşhur lügati adaptasyon yoluyla Türkçe’ye tercüme ettiği Tıbyân-ı Nâfi der-Terceme-i Burhân-ı Kâtı‘ isimli sözlüğüdür. İşte Ravzatü’l-Cinâs, Şuûrî ve Mütercim Âsım’la zirveye ulaşmış Farsça-Türkçe mensur lügatçilik geleneğinin ilk örneklerindendir.

Abdurrahman Münşî (ö. 1592) daha çok tefsir alanındaki eseriyle tanınmış bir müelliftir. Bunun yanısıra Fars dili ve edebiyatı alanındaki lügat çalışmaları bilinmektedir. Ravzatü’l-Cinâs, müellifin Farsça-Türkçe kaleme aldığı lügatlerden sadece birisidir. Bu lügatlerden Müsennâ, yazılışları aynı anlamları farklı 2’li Farsça kelimelere; Müselles ise yazılışları aynı anlamları farklı 3’lü Farsça kelimelere dair lügatlerdir. Münşî’nin Ravzatü’l-Cinâs isimli lügatinde, kendi aralarında cinaslı Farsça kelimeler ele alınmış, bunların Türkçe anlamları verildikten sonra her kelime için Fars edebiyatından manzum örnekler seçilmiştir. Eser bu yönüyle Türk ve Fars edebiyatlarında benzerine az rastlanır bir lügat olma özelliğini taşımaktadır. Bazı nüshalarda ismi Cinânü’l-Cinâs olarak geçen Ravzatü’l-Cinâs’ın başta İstanbul olmak üzere çeşitli el yazması kütüphanelerinde nüshaları bulunmaktadır. Bu bildiride eserin muteber nüshalarından hareketle muhtevası hakkında bilgi verilecek, müellifin lügat metodu üzerinde durulacak ve Ravzatü’l-Cinâs’ın Farsça-Türkçe lügatçilik geleneğindeki yeri tespit edilmeye çalışılacaktır.


ANKARA ÜNİVERSİTESİ DİL VE TARİH-COĞRAFYA FAKÜLTESİ KÜTÜPHANESİ YAZMALAR BÖLÜMÜ “ÜNİVERSİTE” VE “MUSTAFA CON” KOLEKSİYONLARINDA BULUNAN FARSÇA YAZMALAR

Yard.Doç.Dr. Bilal ÇAKICI

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Kütüphanesi, diğer alanlarda olduğu gibi yazma eserler bakımından da oldukça zengindir. Yazmalar Bölümü, Muzaffer Ozak I-II, Mustafa Con A-B-C, Üniversite A-B, İsmail Saib I-II  ve Müteferrik I-II olmak üzere toplam 11 koleksiyonda yaklaşık 15.000 cilt el yazması barındırmaktadır. Bazı ciltlerin içinde birden fazla eserin yer aldığı göz önünde bulundurulursa kütüphanenin yazma eserler bakımından ne kadar zengin olduğu görülür. Kurulduğu günden bu yana sadece bir envanter defteriyle hizmet veren ve kataloglarının hazırlanması konusunda herhangi bir sonuç alınamayan Fakülte yazmalarının, “Dil ve Tarih-Coğrafya Kütüphanesi ve Yazma Eserler Projesi” adıyla 1999 yılında başlayan proje çerçevesinde bibliyografik künye fişleri hazırlanmış ve bunun sonucu olarak Üniversite Koleksiyonunun tamamı ve Mustafa Con Koleksiyonunun ise bir kısmının katalogları yayımlanmıştır (Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları No:400-402, Ankara 2006, 2008). Künye fişlerinin tamamının hazırlandığı diğer koleksiyonların kataloglarının yayımlanması ise zaman içinde gerçekleştirilecektir.

Bu bildiride, her biri ayrı bir önem taşıyan, oksitlenme, nem, toz vb. dış etkenlere maruz kalan ve elverişsiz şartlarda korunan bu değerli hazineye gösterilen ilginin bir göstergesi olan söz konusu projenin mahiyeti üzerinde kısaca durulacak ve Türk Edebiyatı, Arap Edebiyatı, tasavvuf, fıkıh, tefsir, akaid kelam, mantık, gramer, sözlük vs. konularda çeşitlilik gösteren yazmalar bölümünün, yayımlanan kataloglardan hareketle bu iki koleksiyonlarda bulunan Farsça eserler bakımından durumu değerlendirilecektir.


M.F. KÖPRÜLÜ’DEN GÜNÜMÜZE NİĞDELİ KADI AHMED’İN EL-VELEDÜ’Ş-ŞEFÎK VE’L-HÂFİDÜ’L-HALÎK’İ

Dr. Ali ERTUĞRUL

Kadı Ahmed, el-Veledü’ş-Şefîk ve’l-Hâfidü’l-Halîk ismini verdiği ve beş bölüm hâlinde tertip ettiği eserini 733/1333 yılında Niğde’de Farsça olarak kaleme almıştır. Bilebildiğimiz kadarıyla eldeki biricik nüsha olma özelliğini taşıyan ve bugün Süleymaniye Kütüphanesi, Fatih Bölümü, No: 4518’de bulunan nüsha, 741/1341 tarihinde, Aksaray’da, müstensih Yusuf b. Bencar tarafından istinsah edilmiştir. Mezkûr nüsha, mürekkep dağılması nedeniyle bazı yapraklarında kısmî bozukluklar meydana gelse de hâl-i hâzırda iyi bir durumdadır.     

Muhtasar bir İslâm tarihi yazmak niyetiyle eserine başlayan müellif, “Peygamberler tarihi”, “İslâm tarihi” ve “fizikî ve felekî coğrafya” ile ilgili üç bölüm kaleme aldıktan sonra, gördüğü lüzum üzerine “Sire” ve “Kelam” konularını da kitabına ilave ederek eserini beş bölüme çıkartmıştır.

Günümüze kadar pek tanınmadan gelen bu eser, ilk defa detaylı bir şekilde M.F. Köprülü tarafından ilim âleminin dikkatine sunulmuş, daha sonraları da M.A. Köymen tarafından eserin ehemmiyeti bir kez daha vurgulanmıştır. Selçuklu tarihi yazımında günümüz araştırmacılarının da dikkatini çeken eser, maalesef bugüne kadar kapsamlı bir çalışmanın konusu olamamıştır.

Yapmakta olduğumuz doktora çalışmamız neticesi detaylı bir incelemeye tabi tuttuğumuz bu eserle ilgili atıflar ve değerlendirmeler çerçevesinde hazırlamayı düşündüğümüz tebliğimizde, evvela Kadı Ahmed ve eseri tanıtılacaktır. Ardından kronolojiye de dikkat edilerek esere yapılan atıflara ve değerlendirmelere yer verilecektir.


DEĞERLİ NÜSHALARIN FOTOĞRAFLARININ BASIM VE DEĞERİNİN ÖNEMİ

Dr. Mehdî NURYÂN

Anadolu bir zamanlar pek çok İranlı âlim, edip ve şairlerin göç edip yerleştiği bir ülke idi. Onlar, canlarını korumak için savaşçı ve saldırgan kavimlerin korkusundan bu ülkeye sığınmışlardır. Çok değerli eserleri hatıra olarak burada bırakmışlardır. Onların bıraktıkları eserler, bugün bizim ortak değerlerimiz arasındadır. Bu ülkenin büyüklerinin bu değerlere karşı gösterdikleri ilgi ve gayret,  bugün çok değerli eserleri ve elyazmalarını günümüze taşımıştır. Bu nüshaların herbiri, bu eserlere ilgi duyanların dikkatini çekmektedir. Bu eserlerin yayımlanması, ortak kültür, edebiyat ve tarihimizi aydınlatmıştır. Hatta çok pahalı olan bu eserlerden bazılarının fotoğraf baskısının yapılması, araştırmacı ve bilim adamları için bir yol gösterici olmuştur. Makalede, bu gibi fotoğrafların değeri anlatmaya çalışılacaktır. Bunlardan biri de Konya’da muhafaza edilen Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretlerinin Mesnevî’sidir. Bu işin devamının ne kadar gerekli olduğu burada anlatılacaktır.


ÂSTÂN-I KODS-İ REZEVÎ MERKEZ KÜTÜPHANESİ’NDE BULUNAN ÜÇ TÜRKÇE KUR’AN-I KERÎM TERCÜMESİNİN ÖZELLİKLERİNİN

TANITIMI VE İNCELENMESİ

Seyyid Muhammed Rezâ FÂZIL HÂŞİMÎ

Kur’an yazma sanatının mazisi 1400 yıl öncesine dayanır. Elyazması hazinelerin en önemli kısmını Kur’an-ı Kerîmler oluşturur. Vahiy kelâmı olan bu Kur’an-ı Kerîmlere pek çok tefsir yazılmış ve farklı dillere çevrilmiştir. Bu nedenle, her dönemde bu sanat dalı, ilim adamları, sanatçılar, hattatlar, müzehhibler ve cilt ustaları için kutsal bir uğraş olmuştur.

Meşhed’de bulunan Âstân-i  Kods-i Rezevî Kütüphanesi’nde 15.000 adet elyazması Kur’an-ı Kerîm ve cüzleri mevcuttur. Bu, tarihin çeşitli dönemlerinde olağanüstü ve değerli bir oluşum olup, değişik dillere tercüme edilmiştir. Örnek verirsek, eski ve orta Fars dillerine, Türkçe, Çağatayca ve Urdu diline çevrilmiş, araştırmacılar, ilim adamları, sanatçılar ve kültür alanında faaliyet gösterenler için ilmî, fikrî kültürel ve sanatsal açıdan en büyük destekçi olmuştur.

 

Bu makalede bizim yapmak istediğimiz Türkçe diline tercüme olunan üç Kur’an-ı Kerîm’in özelliklerini tanıtmaktır. Bunlardan ilki kütüphanede 1007 numara ile kayıtlıdır ve hicri VII. asırda yazılmıştır. İkincisi 2229 numara ile kayıtlıdır ve hicri VI. yüzyılda yazılmıştır. Üçüncüsü ise 293 numara ile kayıtlıdır ve Muhammed b. Yûsuf Abâdî (Seyyidu’l-Hattât) tarafından hicri 737 yılında yazılmıştır.

Kur’an-ı Kerîm’in Türk diline tercümesinin tarihi seyrinin araştırılmasıyla her döneme hakim olan teship ve güzel yazı sanatını bize açıklayacak önemli sonuçlar elde ettiğimizi ve gelecekteki araştırmacılara yeni ipuçları verdiğini görmekteyiz.

 


KATILIMCILAR

Prof.Dr. Ramazan ŞEŞEN, Mimar Sinan Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi (İstanbul).

Prof.Dr. Ahmet Suphi FURAT, İstanbul Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi (İstanbul).

Doç.Dr. Gülşen S. ALIŞIK, Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi (İstanbul).

Dr. Seyyid Mahmud MAR‘AŞÎ, Kitâbhâne-yi Âyetullah Mar‘aşî-yi Necefî (Kum).

Prof.Dr. Orhan BİLGİN, Marmara Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi (İstanbul).

Prof.Dr. Adnan KARAİSMAİLOĞLU, Kırıkkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fak. (Kırıkkale).

Doç.Dr. Osman G. ÖZGÜDENLİ, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araş. Ens. (İstanbul).

Prof.Dr. Ali GÜZELYÜZ, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi (İstanbul).

Doç.Dr. Hayrunnisa ALAN, Mimar Sinan Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi (İstanbul).

Dr. Mustafa UYAR, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi (Ankara).

Dr. Habîbullâh AZÎMÎ, Kitâbhâne-yi Millî-yi İran (Tahran).

Muhammed Vefâdâr MURÂDÎ, Kitâbhâne-yi Âstân-i Kods-i Rezevî (Meşhed).

Emir EŞ, Süleymaniye Kütüphanesi (İstanbul).

Yard.Doç.Dr. Ebubekir S. ŞAHİN, Çankırı Karatekin Üniv. Fen-Edebiyat Fak. (Çankırı).

Seyyid Ali MÛCÂNÎ, Dâiretu’l-Mu‘ârif-i Bozorg-i İslâmî, (Tahran).

Rezâ HÂNÎPÛR, Kitâbhâne-yi Millî-yi İran (Tahran).

Prof.Dr. Mikail BAYRAM, Selçuk Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi (Konya).

Ersen ERSOY, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü (İstanbul).

Dr. Seyyid Mîr Ali Asghar MÎR BÂGHERÎ FERD, İsfahân Üniversitesi (İsfahân).

Dr. Muhammed Huseyn MUZAFFERÎ, Sazmân-i Ertibâtât-i İslâmî (Tahran).

Yard.Doç.Dr. Ozan YILMAZ, Gaziantep Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi (Gaziantep).

Yard.Doç.Dr. Bilal ÇAKICI, Çankırı Karatekin Üniversitesi Fen-Edebiyat Fak. (Çankırı).

Dr. Ali ERTUĞRUL, Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi (İzmir).

Dr. Mehdî NURYÂN, İsfahân Üniversitesi (İsfahân).

Seyyid Muhammed Rezâ FÂZIL HÂŞİMÎ, Kitâbhâne-yi Âstân-i Kods-i Rezevî (Meşhed).

 

 


Bu Makaleye Ait Eleştiri Makaleleri
# Makaleler Adı
Kullanıcı Yorumları

! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
Nurgül Çepni / 25.2.2010



Eski Eserler


Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

Hesap İşlemleri

Üye değil misiniz? Üye olun!

Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...