Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 894 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0

Hadis Sayım Metotlarının Hadislerin Sayısına Etkisi

 Kitap Detayı Kitap No : K-  
Yazar Adı İlim Dalı Konusu Dili
Mustafa Karataş Hadis Türkçe
Özelliği Tercüme Eden
 
       
Makale No: 1896 Hit : 5087 Hata Bildirimi Tavsiye Et
   Makale Yazarına ait Kitaplar E-Kitaplar Makaleler Hakkındaki Makaleler    

Yazara ait kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait e-kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait makaleler
# Makaleler Adı
1 Sünnet Ya Da Diğer Bir İfadeyle Hz. Peygamberin Kuran Yorumu
2 Süneni Erbea ve Bazı Hadis Kitaplarında Yer Alan Hadislerin Durumu
3 Ruyeti Hilal Konusu Çerçevesinde Hadisleri Yeniden Okuma
4 Ravi Sahabiler ve Hadis Sayıları
5 Muksirun ve Hadis Sayıları
6 Mukillun ve Hadis Sayıları
7 Mirac Keşiftir
8 İstanbulun Fethi İle İlgili Hadisler ve Yorumları
9 Hz. Peygamberin Şehirleşme ve Yerleşim Konusunda Çevre Bilincini Geliştirmeye Yönelik Çabaları
10 Hz. Peygamberin Beden Dili
11 Hz. Peygamber Gibi Çalışmak
12 Hadisleri Yeniden Anlamak
13 Hadislerde İsnad Sistemi
14 Hadisler Işığında Teravih Namazı
15 Hadis Sayım Metotlarının Hadislerin Sayısına Etkisi
16 Hadis Rivayeti Karşısında Sahabenin Tutumu
17 Fazlur Rahmanın İslami İlimlerde Metodoloji Arayışı
18 Fazlur Rahman ve Yaşayan Sünnet Kavramı
19 Fazlur Rahman and The Concept of living Sunna
20 Çağdaş Yazar Muhammed Gazalinin Hadis ve Sünnete İlişkin Görüşleri
21 Astronomik Hesaplar Işığında Küsüf Hadisleri

Yazar Hakkındaki Tanıtım Makaleleri
# Makaleler Adı

Özeti
click here dating for married men married affairs
click here read here why do married men cheat
married men affairs why are women unfaithful my boyfriend cheated on me with a guy
manufacturer coupon for bystolic open bystolic savings card
abortion pills over the counter website-knowledge.com when is it to late to get an abortion
doxycycline doxycycline doxycycline
metformin metformin metformin
abortion pill abortion pill abortion pill
sumatriptan succinate http://sumatriptannow.com/succinate sumatriptan succinate

Yayın Bilgileri
Yayınlandığı Kaynaklar
Yayınlandığı Tarih
Yayınlandığı Dergi
Sanal Dergi
Makalenin Linki http://www.mustafakaratas.com/makale_oku.do?id=9

Makale Metni   [Yazdır/Print]

Hadis Sayım Metotlarının Hadislerin Sayısına Etkisi

GIRIS
Hadislerin sayisi, tarihi süreç içerisinde artarak devam etmis ve hicrî III. asirda en üst noktaya ulasmistir. Birkaç sahâbîyi istisna edersek râvi sahâbîlerin rivayet ettikleri hadis sayisi çogu kez iki ve üç haneli rakamlarla ifade edilmektedir. Bugün ulasilabilen en eski hadis sahifelerine ve cüzlerine bakildiginda ancak birkaç yüz ya da en fazla bin hadis ihtiva ettigi görülmektedir. Nitekim Ebû Hüreyre’nin (ö. 58/677) talebesi olan Hemmâm b. Münebbih’in (ö. 101/719) sahifesinde sadece 138 hadis bulunmasi bu açidan önemlidir.
Diger taraftan Hz. Peygamber’in, hadisleri yazmasi için özel izin verdigi bilinen ve Ebû Hüreyre’nin kendisinden daha çok hadis bildigini belirttigi Abdullah b. Amr’in (ö. 65/684) es-Sâdika adindaki sahifesinde bin kadar hadisi bir araya getirdigi nakledilmektedir. Daha sonraki hadis sayilari ya da hadis râvilerinin rivayet ettikleri hadis miktarlari göz önünde bulunduruldugunda, sözü edilen her iki sahifedeki hadis sayisinin, çok az oldugu görülmektedir. Nitekim sahâbe döneminin hemen ardindan hadislerin tedvin edilmesinde çok önemli görevler üstlenmis olan Ibn Sihâb ez-Zührî’nin (ö. 124/741), Hz. Peygamber’in hadislerinin yarisini elde ettigini ve kendisinin iki bin hadis bildigini ifade etmis olmasi, II. (VII.) asrin baslarindaki hadis miktarini göstermesi bakimindan önemlidir.
II. (VII.) asrin ortalarindan itibaren hadis sayisinin ilk döneme oranla hizla arttigi, III. (VIII.) asir ve sonrasinda ise yüz binlere hatta milyonlara ulastigi görülmektedir. Nitekim Ahmed b. Hanbel’in (ö. 241/855) bir kimsenin hadis âlimi sayilabilmesi için, en az 300 bin hadisi hifzetmis olmasini gerekli gördügü haber verilmektedir. Ayrica kendisinin sahîh ve zayif olarak bir milyon iki yüz bin hadis ezbere bildigi ve Müsned’ini 750 bin hadisten seçerek telif ettigi belirtilmektedir. Yine Ibn Hanbel’in, Ebû Zür’a’yi (ö. 264/877) göstererek onun 700 bin hadis ezbere bildigini söyledigi de nakledilmektedir.
Diger taraftan Buhârî’nin (ö. 256/869), Sahîh’ini 600 bin hadis arasindan seçtigi, 100 bin sahîh, 200 bin gayr-i sahîh olmak üzere toplam 300 bin hadis ezbere bildigi ifade edilirken, Imam Müslim’in (ö. 261/874), Sahîh’ini 300 bin hadis arasindan derledigi haber verilmektedir. Ayrica Ebû Dâvûd’un (ö. 275/888) 4.800 hadis ihtiva eden Sünen’ini, yazdigi 500 bin hadisten telif ettigi belirtilmektedir. Buna ilave olarak Yahya b. Maîn’in (ö. 233/847) kendi eliyle bir milyon hadis yazdigi, Ahmed Ibnü’l-Furat’in ise (ö. 258/871) bin yedi yüz seyhten bir milyon bes yüz bin hadis aldigi bildirilmektedir.
Muhaddislerin hâfizalarinda ve ellerindeki yazili vesikalarda bulundugu belirtilen yüzbinlerce hadis, tarihi süreç içerisinde hadislerin sayisinin ulastigi boyutu gözler önüne sermektedir. Ancak hadis sayisindaki bu artis ve muhaddislere nisbet edilen yüksek rakamlar, yanlis anlamalara sebep olmaktadir. Halbuki bu rakamlar tariklerin ve tabakalarin artmasi, hadis kitaplarinda bir takim fayda ve zaruretlerden dolayi hadislerin tekrar edilmesi gibi sebeplerin yanisira, tamamen izâfîlik arzeden hadis sayimindaki farkli metotlardan da kaynaklanmaktadir.
Hadislerin tanimi ve sayiminda farkli ölçülerin kullanilmis olmasi, sonuçta hadislerin sayisini da etkilemistir. Bu bakimdan hadislerin sayisi ile alâkali verileri, ilk önce hadis sayimi noktasindan ele alma geregi vardir. Hadislerin sayimi konusuna geçmeden önce hadisin tanimi ve kapsami üzerinde durmamiz yerinde olacaktir.

A. HADISIN TANIMI VE KAPSAMI
Arapça bir isim olan hadis kelimesi, az veya çok söz, haber ve sözlü ifade demek olup, “el-Kadîm”in karsitidir. Hadis kelimesi “ehâdîs” seklinde çogul yapilmaktadir. Hz. Peygamber’in kullandigi “hadis” kelimesinin, Kur’ân-i Kerîm’de de kullanildigi görülmektedir. Sahâbe de bizzat Hz. Peygamber’in huzurunda onun sözlü ifadeleri için hadis kelimesini kullanmislardir. Nitekim hanim sahâbîler, Hz. Peygamber’e, kendisinin sohbetinden sadece erkeklerin istifade ettiklerini, bu maksatla kadinlara da sohbet için bir gün tahsis etmesi gerektigini ifade ederlerken, “Sadece erkekler senin konusmalarindan (hadislerinden) istifade ediyorlar, bize demek suretiyle hadis kelimesini telaffuz
 de bir gün tahsis etseniz”  etmislerdir. Sünnet terimi gibi hadis terimi de muhteva ve kapsam bakimindan zaman zaman farkli sekillerde tarif edilmistir. Muhaddisler arasinda yaygin olan kanaate göre hadis terimi, Hz. Peygamber’in sözleri, fiilleri, takrirleri, ahlâki ve semâili ile ilgili bilgilerin yanisira ayni zamanda sahâbe ve tâbiûna izafe edilen haberlerdir, seklinde ifade edilmektedir.
Sözkonusu tanimdan da anlasilacagi gibi, Hz. Peygamber’in yalniz sözleri degil, onun fiilleri, olaylar karsisinda takindigi tavri, vasiflari, ahlâk ve semâili de hadis ilmi içerisinde ele alinmis ve bütün bunlar hadis olarak mütalea edilmistir. Nitekim Hz. Peygamber’in “Ameller ancak niyetlere göredir” hadisi onun sözüne, Hz. Âise’nin onun nafile orucunu anlatirken: “O kadar çok oruç tutardi ki, biz artik bundan sonra oruçsuz gün geçirmeyecek derdik; oruç tutmaya ara verdiginde ise, artik oruç tutmayacak sanirdik” ifadesi fiiline ِrnektir.
“Hendek savasi dönüsünde Hz. Peygamber’in,“Benû Kurayza mevkiine varincaya kadar ikindi namazini kimse kilmasin” emrine ragmen bir kisim sahâbe vaktin girmesi ile birlikte daha yolda namazi eda etmis, diger bir kismi ise verilen emre uyup namaz kilmamisti. Bu durum Hz. Peygamber’e bildirildiginde kimseyi kinamamisti” hadisinde, Hz. Peygamber’in namaz kilanlara bir sey söylememis olmasi takrîrine örnektir.
Cömertligi ile ilgili olarak “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) insanlarin en cömerdi idi. Ramazan ayinda ise her zaman oldugundan çok daha fazla cömertti” hadisi ahlâkina; “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yüz güzelligi ve fizikî itibariyle insanlarin en güzeli idi; o çok fazla uzun boylu olmadigi gibi, çok kisa boylu da degildi” hadisi de semâiline örnektir.
Yukaridaki bes haberin her biri hadis olarak degerlendirilmistir. Aslinda bu lafizlarin yalniz bir tanesi Hz. Peygamber’in kendi sözüdür; geri kalan dört lafiz ise sahâbeye aittir. Sahâbîler, Hz. Peygamber’in ya bir fiilini, ya bir takrîrini veya ahlâkini yahut da semâilini anlatmis ve her biri bu haberleri kendilerine ait lafizlarla nakletmislerdir. Onlarin Hz. Peygamber’i çesitli yönleriyle anlatmalari sonucunda ortaya çikan bu lafizlar da hadis kapsamina dâhil edilmistir. Öte yandan bazi muhaddisler tarafindan hadisin kapsami daha da genisletilerek Hz. Peygamber’in peygamberlikten önce söyledikleri ve yaptiklari da bu çerçeve içine alinmistir.
Diger taraftan bazi muhaddislerin beyanina göre hadis, yalniz Hz. Peygamber’in söyledigi sözler, yaptigi fiiller ve tasvip ettigi davranislar mânasina gelirken, muhaddislerin çogunlugunun katildigi görüse göre ise, Hz. Peygamber ve ayni zamanda sahâbe ile tâbiûn sözleri, fiilleri, hukûkî kararlari ve tasviplerinden olusmaktadir. Ancak Hz. Peygamber’in hadisleri için “merfû”, sahâbe sözleri için “mevkûf ” ve tâbiûn sözleri için de “maktû” terimleri kullanilmak suretiyle aradaki fark belirtilmek istenmistir.
Hadisin ne oldugu ve nelerin hadis kapsamina girdigi hususunda birden fazla tanim ve yaklasim mevcuttur. Bu tanim ve yaklasimlarin degisik olmasi hadis sayisi bakimindan birbirinden farkli sonuçlar dogurmaktadir. Dolayisiyla hadis sayilari ve sonuçlari sözkonusu edildiginde ileri sürülen fikirlerin kim tarafindan, hangi maksatla söylendigini bilmek ayrica önem kazanmaktadir. Hadisin tanimi ve kapsami konusunda farkli bakis açilari bulundugu gibi, hadislerin sayimi husunda da farkli yaklasimlar mevcuttur.

B. HADISLERIN SAYIMI
Hadislerin sened, metin, mevzu ve sihhat bakimindan nasil sayildigi ve sayilabilecegi hususlarinda degisik uygulamalar ve görüsler bulunmaktadir. Nitekim metni ayni fakat senedi farkli olan bir hadisi, bazi âlimler tek bir hadis sayarken, bazilari da her bir senedi, ayri ayri hadisler olarak degerlendirmislerdir. Diger taraftan muhaddislerin ezberinde olan hadislere dair sayilar zikredilirken kimi zaman mevzular göz önünde bulundurulmakta, kimi zaman da hadisin metni kastedilmis olabilmektedir. Çogu zaman hadis sayisi ifade edilirken ne mevzu ne de lafiz göz önüne alinmis, aksine hadisin rivayet zinciri demek olan senedi ölçü olarak kabul edilmistir.
Bir râvinin rivayet ettigi hadislerin sayisi verilirken, bazan mükerrer rivayetler bu sayidan çikarilmakta, bazan da o sayiya dâhil edilmektedir. Öte yandan kimi âlimler, kitaplardaki “muallak” hadisleri dikkate almazlarken, kimileri de onlari ayri birer hadis olarak degerlendirmektedir.
Hadis sayimi konusunda sözü edilen görüsleri inceleyebilmek ve oldukça izafî olan bu konu hakkinda yorum yapabilmek için hadislerin sayiminda kullanilan bu farkli ölçüleri, ana basliklar altinda ele almak ve muhaddislerin onlara yaklasimini incelemek gerekmektedir.

1. Sened Açisindan
Bir hadis sened ve metinden olustuguna göre, hadis sayiminda her ikisi de vazgeçilmez unsurdur. Senedi ayni oldugu halde metinleri farkli hadisler bulunabilecegi gibi, metinleri ayni oldugu halde senedleri farkli hadisler de bulunmaktadir. Hatta kimi zaman metni ayni olan bir hadisin birbirinden farkli pek çok senedinin oldugu görülmektedir. Iste bu gibi durumlarda hadis sayimi konusunda farkli degerlendirmeler yapilmakta ve degisik sonuçlar ortaya çikmaktadir.

a) Birden Fazla Sened ile Gelen Hadisler
Sahâbe sonrasi senedleri çogalan hadisler oldugu gibi, sahâbe tariklerinin çoklugu ile de meshur olmus bir hayli hadis bulunmaktadir. Cennet’te Allahü Teâlâ’nin görülmesiyle ilgili “Ru’yet” hadisi, namazlarda okunan “Tesehhüd” hadisi, mestler üzerine mesh etmekle ilgili “el- Mesh ‘ale’l- huffeyn” hadisi, Ilim talep etmekle ilgili “Utlubû’l-‘Ilme...” hadisi, namazda ellerin kaldirilmasi hakkinda “Ref‘u’l- yedeyn” hadisi, “Üç çocugu da henüz ergenlik çagina gelmeden vefat eden bir müslüman” hakkindaki hadis. “Duâ esnâsinda elleri kaldirmak”la ilgili hadisler. Ilmin ortadan kalkacagina dair “Kabzu’l-‘ilm” hadisi, Hz. Peygamber’e bilerek yalan söz isnat edenin cehennemlik oldugunu haber veren “Men kezebe aleyye...” hadisi ve benzerleri sahâbe râvilerinin çoklugu ile meshur olmus ve mütevâtir kabul edilmis hadislerdendir. Nitekim “Men kezebe aleyye...” hadisinin seksen dokuz ayri sahâbîden rivayet edildigi tespit edilmis durumdadir.
Ayni anlami tasidigi halde, iki ayri isnadi olan bir hadis, muhaddisler tarafindan farkli iki hadis sayilmistir. Dolayisiyla bir hadisin farkli isnadlarla gelen her bir rivayeti müstakil birer hadis olarak hesap edilmistir. Nitekim Abdurrahmân b. Mehdî’nin (ö. 198/813) “Benim nezdimde el-Mugîre b. Su’be’nin Hz. Peygamber’den ‘mest üzerine mesh yapmak’ hakkinda on üç hadisi vardir” sözü bu tezi dogrulamaktadir. Zira sözü edilen hadiste Mugîre’nin, sadece tek bir olayi rivayet ettigi gayet açiktir. Konumuz açisindan önemli olan Mugîre’nin yalniz bir olayi haber vermis olmasidir. Ayni olay Abdurrahman b. Mehdî’ye göre on üç isnadla rivayet edildiginden o bunlari on üç hadis saymaktadir; kaldi ki, bazi hallerde bir hadisin yüzlerce tariki de bulunabilmektedir: Hz. Ömer > ‘Alkame b. Vakkâs > Muhammed b. Ibrahim et-Teymî >Yahya b. Saîd tarikiyle ve “ferd” bir senedle gelen “Ameller ancak niyetlere göredir” hadisinin, Yahya b. Saîd el-Ensârî’den (ö. 143/760) yedi yüz kisi tarafindan rivayet edildigi söylenmektedir. Nitekim Zehebî (ö. 748/1347), bu hadisi Yahyâ b. Saîd’den rivayet eden 337 râvinin isimlerini zikretmistir. Böylece sözkonusu hadis, bu râviler vasitasiyla Yahyâ b. Saîd’den sonra yüzlerce hadis olarak kayda geçmistir.
Fakihler hadis sayimi konusunda muhaddisler gibi düsünmediklerinden hadislerin sayisi hakkinda verilen rakamlarda her iki grup arasinda görüs farkliligi mevcuttur. Hadisçilere göre, lafiz, mâna ve vâkia ayni kalsa da râvi olan sahâbî degistikçe, o rivayet ayri bir hadis sayilir. Fikihçilara göre ise durum böyle degildir. Onlarin hadis sayimi konusundaki tutumlarini Abdülaziz b. Sah Veliyyullah ed-Dihlevî (ö. 1824) söyle açiklamaktadir:
“Fakihlerin örfünde durum degisiktir; onlara göre itibar mânayadir. Mâna ayni oldugu müddetçe hadis daima tektir. Bazi fazlaliklar asil mâna ile beraber oldugu müddetçe sayiya dâhildir. Mânayi degistirmeyen bu fazlaliklar sayiyi da degistirmez. Fakihler, faide temin eden kisma; “medâr-i hükm” olan bölüme bakarlar o kadar. Bakislari istinbattir, onunla neticeye varirlar.”
Ibn Hacer (ö. 852/1448) Sahîhayn hadislerinin sayisi hakkinda rakam veren Muhammed b. Abdullah el-Cevzakî’yi (ö. 388/998) muhaddislerin hadis sayim metoduna aykiri davranmasi sebebiyle elestirmekte ve söyle demektedir:
“Hadisin metni ayni olduktan sonra hadisi rivayet eden sahâbîler farkli dahi olsa Cevzakî bunu bir hadis saymaktadir. Söyle ki: Buhârî’nin Ebû Hüreyre tarîki ile rivayet ettigi bir hadis metnini Müslim, Enes tarîki ile rivayet etmis olsa, bu yine bir hadistir. Oysa bu durum, muhaddislerin cumhurunun istilahina aykiridir. Çünkü muhaddisler hem sened hem de metin olarak örtüsmedikçe, onlari ayni hadis saymazlar...”
Diger taraftan Münâvî (ö. 1003/1594), Tirmizî’nin Semâil’ine yazdigi serhin bas taraflarinda “hâfiz” terimini açiklarken yaptigi izahlarda, Ibn Hacer’in yaklasimini benimsemis ve her bir farkli senedi, ayri bir hadis olarak degerlendirmistir. Buna göre “Hâfiz, isterse rivayet yollari (turuk) ve isnadlarin (esânîd) birden fazla olmasi suretiyle olsun, metin ve sened olarak yüz bin hadis ezberleyen kimsedir.”
Hadislerin sayisi sözkonusu edildiginde yüz binlerden bahsedildigini, yine ayni sekilde meshur muhaddislerin ya da hadis râvilerinin hadis bilgileri ve ezbere bildikleri hadis sayilari gündeme geldiginde de çok yüksek rakamlar verildigi daha önce zikredilmisti. Ancak bu rakamlarin da çogunlukla ayni hadisin degisik senedlerinin ürünü oldugunu göz ardi etmemek gerekmektedir. Hadis râvilerine nisbet edilen rakamlarin bu kadar hacimli görünmesine hayret edilmemesi gerektigini, bunlarin özel bir istilah göz önünde bulundurularak kullanildigini belirten Ahmed Naîm Efendi, muhaddislerin iki ayri isnad ile rivayet edilen bir hadisi, iki hadis olarak kabul ettiklerini haber vermekte ve konuya söyle açiklik getirmektedir:
“Bir çok tariklerden rivayet edilmis nice nice hadisler vardir. Meselâ “Ameller ancak niyetlere göredir” hadisini Hâfiz Ebû Ismâîl-i Ensârî-i Herevî yalniz Yahya b. Sa‘îd-i Ensârî ashâbina varmak üzere yedi yüz tarikten kayd ve zapt eylemistir. Yahyâ b. Saîd’in suyûhi olan tâbiîn ve sahâbenin her birine varan tarîkler de buna ilave edilecek olursa bu hadisin tarikleri kaça bâlig olabilecegi bir kere tasavvur edilsin. Muhammed b. Abdullah-i Cevzakî de Sahihayn hadisleri üzerine tertip ettigi Müstahrec’inde hadislerden her biri için gösterilen tariklerden ayri olarak baska tarikler de göstermis ve bu turukun mecmûu 25 480’i bulmustur.”
Ahmed b. Hanbel’in bir milyon, Ebû Zür’a er-Râzî’nin yedi yüz elli bin hadis ezbere bildikleri hakkindaki rivayetlere ragmen, bugün elimizde bu sayilara nisbetle çok az hadisin bulundugunu söyleyerek itiraz edenlere karsi Abdülhay el-Kettânî’nin (ö. 1962) verdigi cevap, farkli hadis tariklerinin, hadislerin sayisina etkisini ortaya koymaktadir:
“Bu büyük rakamlardan maksatlari, sünneti, ashâb ve tâbiûnun âsârini kapsayan rivayetlerdir. Yahut da onlar bununla hadisin çesitli rivayet yollarini kastediyorlar ve her bir tariki bir hadis sayiyorlardi. Bazan hadis bir tane olur da rivayet yollari, lafizlarinin farkliligi ve onu rivayet edenlerin çoklugu bakimindan bir tek hadis yüz hadis sayilir. Çünkü onlar söyle derlerdi: “Biz bir hadisi yirmi yoldan (vecih) yazmazsak onu taniyamayiz.”
Görüldügü gibi senedi ya da metni farkli olan hadislerin, ayni hadis mi, yoksa muhtelif hadisler mi sayilacagi konusunda degisik görüsler bulunmaktadir.

b) Sahâbe ve Tâbiûn Sözleri
Birden fazla senedle gelen hadislerin sayimina farkli açilardan yaklasilmasi, sayim sonucunu etkiledigi gibi, sahâbe ve tâbiûn sözlerinin hadis kapsamina dahil edilmesi veya edilmemesi de, sayimda etkili olmaktadir. Nitekim Sâlih b. Keysân (ö. 140/757) ile Ibn Sihâb ez-Zührî (ö. 124/741) arasinda geçen bir konusma, mütekaddimûn ulemâsinin “mevkûf” rivayetleri ne sekilde degerlendirdiklerini göstermesi bakimindan önemlidir:
“Zührî ile birlikte ilim tahsiline karar verdik ve kendi aramizda, sünnetleri yazalim diye konustuk. Ben Hz. Peygamber’den gelen sözleri yazdim. Zührî bana, sahâbenin sözlerini de yazalim; çünkü onlar da sünnettir, dedi. Ben ise, hayir, onlar sünnet degildir, yazmayalim, dedim. Zührî yazdi, ben yazmadim; o kazandi, ben ise zarar ettim.”
Daha sonra gelen hadis musannifleri de sahâbe sözlerini hadis olarak kabul etmis ve onlari eserlerine almislardir. Meselâ Buhârî, Sahîh’inde Abdullah b. Mes’ûd’dan (ö. 32/652) nakilde bulunurken: “Bu konuda Abdullah b. Mes’ud’dan iki hadis rivayet edilmistir; biri Hz. Peygamber’in sözü, digeri ise kendi sözüdür” demekte ve Ibn Mes’ûd’un sözünü de hadis kapsaminda mütalaa etmektedir.
Diger taraftan muhaddislerin, su kadar yüz bin hadis ezbere biliyorum, bir milyon hadis yazdim gibi sözlerine deginen Suyûtî, “bu sayi içerisine, sahâbe ve tâbiûn sözleri de dâhildir” demek sûretiyle hem bu sözlerin hadis kapsamina dâhil edilmesinin, hem de hadis sayisinin çok fazla olmasinin sebebini bir yönüyle açiklamis olmaktadir.
Hadis kitaplarinda “merfû” hadislerle sahâbe ve tâbiûn sözleri bir arada bulunmaktadir ve bu sözler sanildiginin aksine oldukça büyük bir yekun tutmaktadir. Nitekim Imam Mâlik de Muvattâ’ina sahâbenin sözlerini, tâbiûn ve etbâ‘u’t-tâbiînin fetvâlarini dâhil etmistir. Bizim tesbit edebildigimiz kadariyla, Hz. Peygamber, sahâbe ve tâbiûndan gelen rivayetlerin hepsi ile birlikte Muvattâ’daki hadislerin toplam sayisi 1579’dur. Bunlarin 736’si müsned, 599’u mevkûf, 248’i de maktû rivayetlerdir. Suyûtî ise Muvattâ’daki hadis sayisi konusunda söyle demektedir: “Muvattâ’daki toplam hadis sayisi 1720’dir. Bunlarin müsned olanlari 600, mürsel olanlari 222’dir. 613 mevkûf, 285 de maktû hadis vardir.”
Diger taraftan Cemâleddin el-Kâsimî (ö. 1913), Sahîhayn’in Hz. Peygamber’in sözlerinin yanisira sahâbe ve tâbiûn sözlerini de kapsadigini, Tirmizî’nin de, bu iki eserin usûlünü benimseyerek, sahâbenin ve tâbiûnun görüslerini ve meshur fukahânin fetvâlarini da almak sûretiyle “câmî” türünde büyük bir eser meydana getirdigini ifade etmektedir. Esasen “müsned” ve “musannef” türü eserlerde de sahâbe ve tâbiûn sözlerinin çokça bulundugu bilinmektedir. Hatta “mevkûf” ve “maktû” hadislere yer verilmeyip yalniz “merfû” hadislerden olustugu ileri sürülen “sünen”lerde bile bu tür rivayetlere pekâlâ rastlamak mümkündür.
“Müsned” türü eserler içerisinde en fazla hadis ihtiva etmekle söhret bulan Bakî b. Mahled’in (ö. 276/889) Müsned’inde de pek çok mevkûf ve maktû rivayetin yer aldigi haber verilmektedir. Nitekim Muhammed b. Ca’fer el-Kettânî (ö. 1927), Bakî b. Mahled’in sözü edilen kitabinda sahâbe, tâbiûn ve sonrakilerin fetvalarini bir araya getirdigini belirtmektedir.
Muhaddisler, hem “mevkûf” hem de “maktû” hadisleri eserlerinde bir ilim malzemesi olarak rivayet etmislerdir. Bu rivayetlerin hüccet olup olmamasi ise fakihlerin isidir; kaldi ki, dört mezhep imami da sahâbe fetvalarini ve içtihatlarini belli sartlar dâhilinde kabul ederek eserlerine kaydetmislerdir. Diger taraftan hadis imamlarina atfedilen hadis sayilarina mükerrer olanlarin yaninda “mevkûf” hadislerin de dâhil edildigi ifade edilmektedir.

2. Metin Açisindan
Konulari ve metinleri birbirinden farkli olan iki hadisin, iki ayri hadis sayilacagi muhakkaktir. Ancak ayni konu ile ilgili degisik hadis metinlerinin bir hadis mi, yoksa farkli birer hadis mi sayilacagi âlimler arasinda tartismaya yol açmistir. Âlimlerden bir kismi, ayni konudaki farkli rivayetleri konu ayni oldugu için tek bir hadis kabul ederken, bir baska kismi ise hadisin metninde mânaya etki eden en ufak bir ziyade veya noksanlik bulundugunda onu ayri bir hadis saymaktadir. Bu sebeple metin açisindan hadislerin sayimi da hadis sayisini etkilemektedir. Metin açisindan hadislerin sayim islemini genel olarak konularina ve lafizlarina göre iki kisimda incelemek mümkündür.

a) Konularina Göre
Ayni konuda oldugu halde sened ve metinleri farkli bir çok hadis bulundugu bilinmektedir. Nitekim hadis eserlerinde “tesehhüd hadisi”nin birbirinden farkli yedi ayri metni tespit edilmis durumdadir. Diger taraftan cenaze namazinda okunan cenaze duasi ile ilgili Taberanî (ö. 360/970) yaklasik kirk kadar hadis derlemistir. Bu durumda tesehhüd hadisi bir hadis sayilabilecegi gibi yedi hadis de sayilabilmektedir. Ayni sekilde kirk ayri rivayeti tespit edilmis olan cenaze duasi bir hadis sayilabilecegi gibi, kirk hadis sayilmasi da mümkündür. Zira bu konuda muhaddisler ile diger âlimlerin yaklasimlari farklidir. Muhaddisler, hadislerin sayisi hususunda yüksek rakam verdiklerinde hadislerin hakiki sayisini degil, rivayetlerin kaynagini ve isnadlarini kastettikleri, fikih âlimlerinin, hadisler hakkinda rakamlar verdiklerinde muhaddisler gibi hadislerin tariklerine degil, mevzuuna isaret ettikleri daha önce belirtilmisti.
Imam Sâfiî, kendi döneminde on binlerce hadis ve sünnet bulundugu halde fikhin esaslarininin (usûlü’l-ahkâm) sayisinin bes yüz, sünetin esaslarinin (usûlü’s-sünne) sayisinin da ayni sekilde bes yüz oldugunu söylemistir. Ayrica kendisine Imam Mâlik’in bu sünnetin ne kadarina sahip olduguna dair bir soru yöneltilmis, Safiî bu soruya karsilik Mâlik’in otuz bes, Süfyan b. Uyeyne’nin ise bes tanesi disinda digerlerine sahip oldugunu haber vermistir. Bu bakimdan Sâfiî’nin sünnet ve hadislerin sayisiyla ilgili zikrettigi rakamlardan, onun hadisleri senedlerine göre degil, konularina göre hesap ettigi ve bunlarin da ahkâm konulari oldugu anlasilmaktadir. Buna göre Sâfiî’nin tesehhüd konusundaki bütün hadisleri tesehhüd hadisi adi altinda bir hadis saydigi anlasilmaktadir.
Diger taraftan Abdullah b. Mübârek’in (ö. 181/797), Hz. Peygamber’den gelen sünnetin dokuz yüz kadar oldugunu belirtmesi; Ibn Mehdî’nin, helâl ve haram’a dair sekiz yüz hadis vardir demesi; yine Kadî Ebû Bekir Ibnü’l-Arabî’nin (ö. 543/1148) ahkâm hadislerinin iki bin civarinda oldugunu zikretmesi bir arada düsünüldügü takdirde, bu rakamlarin hadislerin tarikiyle degil, metinleriyle ve hatta konulariyla ilgili oldugu anlasilmaktadir.
Daha önce de geçtigi gibi Sâfiî’nin, sünnetin esaslarinin bes yüz hadis oldugunu söylemesi, buna karsilik Ahmed b. Hanbel’in, hadis âlimi olabilmek için üç yüz bin hadisi sart kosmasi süphesiz hadislerin sayimindaki farkli bakis açilarindan kaynaklanmaktadir. Biri hadislerin mevzuunu kastederken, digeri hadislerin degisik isnadlarini da bu sayiya dâhil etmek suretiyle rakam vermektedir. Ahmed b. Hanbel üç yüz bin hadis sarti ararken, hadisleri sened olarak saydigi çok açik bir biçimde ortaya çikmaktadir. Sâfiî bes yüz hadis dediginde ise, hadislerin konusunu kasdetmis olmaktadir; çünkü ayni konuda ne kadar çok benzer hadis olursa olsun, onlarin tamamini bir hadis saydigi gayet açiktir.

b) Lafizlarina Göre
Bir hadisin degisik rivayetlerindeki farkli lafizlar da kimi zaman ayri birer hadis olarak sayilmistir. Hadisler arasinda görülen bu farkli lafizlar genellikle râvilerin, mâna rivayeti, ihtisâr, taktî‘ gibi tasarruflarindan, ya da kalb, idrâc, ziyâde vs. gibi kusurlarindan kaynaklanmaktadir. Ayni hadislerin degisik rivayetlerine ait farkli lafizlari, özellikle hadisçiler açisindan önem arzetmektedir. Hadisçiler, bir harf dahi olsa mânaya tesir ettigi müddetçe bu farkliliklari göstermek ve nakletmek durumundadirlar. Çünkü ayni konuda degisik rivayetlerin bulunmasi, o konuda verilecek hükümleri etkiledigi gibi, hadis rivayet ilmi bakimindan da birtakim faydalari beraberinde getirmektedir. Bu gibi sebepler ayni konuda olmasina ragmen farkli lafizlari içeren hadislerin ayri birer hadis sayilmasini zaruri kilmistir.
Bir hadisin pek çok degisik lafizlarini bir araya toplamis olmasi bakimindan Müslim’in Sahîh’i dikkat çekicidir. Meselâ “Allah’a sirk kosmadan îmân üzere ölenin cennete girecegi”ne dair haberle ilgili ayni sekilde birden çok hadis varit olmustur. Bu hadisler kendi arasinda incelendiginde lafiz farkliliklari açikça görülmektedir. Ancak hemen belirtelim ki, bu farkliliklarin sebebi hadis râvileri degil, Hz. Peygamber’in bu sözleri degisik yerlerde farkli sekillerde söylemesidir. Bu durum asagida görülecegi üzere râvilerin kendi açiklamalarindan anlasilmaktadir:
1. Ebû Zer söyle demektedir: “Bir gün yolda yürürken Resûlullah’i (sallallahu aleyhi ve sellem) gördüm. Tek basina yürüyordu. Ben de onu takip ettim... ve yaklasip söyle dedim: Yâ Nebiyallah!..”
2. Ebû Hüreyre söyle demektedir: “Biz bir gün Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte yürüyorduk..”
3. Ebû Hüreyre söyle demektedir: “ Bir gün Resûlullah’in (sallallahu aleyhi ve sellem) etrafinda oturuyorduk. Yanimizda Hz. Ebû Bekr ve Ömer de vardi..”
4. ‘Itbân b. Mâlik söyle anlatiyor: “Gözlerime hastalik isâbet etmisti. Mescide gidemiyordum. Resûlullah’a evime gelip namaz kilmasi için haber yolladim. Onun namaz kildigi yerde namaz kilmak istiyordum. Resûlullah evime geldi ve...”
5. Câbir (r.a.) söyle anlatiyor: “Bir adam Nebî’ye (sallallahu aleyhi ve sellem) geldi ve Yâ Resûlallah! (cennete girmek için) gerekli olan iki sey (mûcibetân) nedir? dedi...”
6. Enes b. Mâlik söyle demektedir: “Mu‘âz b. Cebel Resûlullah’in terkisinde imis. Resûlullah üç defa, “Ey Muâz” diye seslenmis...”
Örnek olarak zikrettigimiz Ebû Zer, Ebû Hüreyre, ‘Itbân b. Mâlik, Câbir ve Enes b. Mâlik’ten gelen bu rivayetlerin tamaminda Hz. Peygamber, sirk kosmadan iman üzere ölenin cennete girecegine dair söz söylemistir. Muhaddisler açisindan bu hadislerin her bir varyantinin ayri ayri degerlendirilmesi gereklidir. Nitekim bütün bu rivayetleri eserinde bir araya derlemis olan Müslim, bu usulüne gerekçe olarak sunlari söylemektedir:
“...Ancak kendisinde fazla mâna bulunan hadisin tekrarindan müstagnî kalinamayan bir yerin gelmesi veya orada yer alan bir illet sebebiyle birbiri ardinca iki isnadin zikredilmesi gerektigi durumlarda bu tekrar zorunludur. Zira “hadiste kendisine ihtiyaç duyulan fazla bir mâna, tam bir hadis hükmündedir.”
Müslim’in de belirttigi gibi, hadislerin lafizlarindaki bu tür farkliliklar sebebiyle rivayetlerin her biri ayri bir hadis olarak kabul edilmektedir. Bu farkliliklar az ya da çok olsun durumu degistirmemekte, farkli her bir metin baska bir hadis sayilmaktadir.

c) Ihtisâr Edilen ve Taktî‘ Yapilan Hadisler
Bir hadis içerdigi konulara göre bölünerek (taktî‘) ya da özetlenerek (ihtisâr) herhangi bir eserin degisik bölümlerinde rivayet edilmis olabilir. Bazi âlimler bu takti‘ veya ihtisâr edilmis rivayetlerin her birini müstakil birer hadis olarak ele almakta, bazilari da onlari ayni hadisin parçalari kabul ederek, asil metni ile beraber tek bir hadis saymaktadir.
Ihtisâra örnek olarak sehiv secdesiyle ilgili “Zülyedeyn hadisi” adiyla maruf hadisin Buhârî’nin Sahîh’inde yer alan üç rivayeti zikredilebilir:
Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildigine göre, “Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) ögle namazini iki rekât kildirdi; kendisine, iki rekât kildirdin, denilince iki rekât daha kildirdi ve selam verdi; sonra iki secde daha yapti.”
Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildigine göre, “ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) iki rekâttan sonra namazdan çikti; Zülyedeyn (lakabi ile anilan biri) söyle dedi: Ya Resûlallah! namaz mi kisaldi yoksa sen mi unuttun? Resûlullah, Zülyedeyn dogru mu söylüyor? buyurdu; insanlar, evet, deyince kalkti iki rekât daha kildirdi ve selam verdi; sonra tekbir aldi ve her zaman yaptigi secde gibi yahut biraz uzunca secde yapti ve kalkti.”


3. Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildigine göre, Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) bir yatsi namazinda - Muhammed b. Sîrîn, ikindi namazi da olabilir demektedir- iki rekât kildirip selam verdi ve kalkip mescidin ön duvarina kizgin bir sekilde yaslandi. Ebû Bekir, Ömer -radiyallahu anhuma- orada olmalarina ragmen bir sey sormaktan çekiniyorlardi. Bazi kimseler acele ile, ne oluyor! namaz mi kisaldi, dediler; Resûlullah’in Zülyedeyn diye isimlendirdigi biri, sen mi unuttun yoksa namaz mi kisaltildi, dedi. Bunun üzerine Resûl-i ekrem efendimiz, hayir, ne ben unuttum, ne de namaz kisaltildi; bilakis unutturuldum buyurdu ve iki rekât daha kildirarak selam verdi. Sonra tekrar tekbir aldi ve her zaman yaptigi secde kadar ya da biraz uzunca secde yapti; sonra da tekbir alarak basini kaldirdi.”
Zikredilen bu üç rivayet dikkatle incelendiginde su sonucu çikarmak mümkündür: Her üç rivayetin sahâbî râvisi aynidir. Hangi namaz oldugu konusunda râvilerin süphesi bir tarafa birakilacak olursa, rivayette geçen olay ayni olaydir. Aralarinda sadece kisalik ve uzunluk bakimindan fark vardir; birinci rivayet, ikinciye göre, ikinci rivayet de üçüncüye göre daha kisadir. Hadisin Buhârî’de yer alan diger rivayetleri incelendiginde bu ihtisarin Buhârî’den kaynaklanmadigi anlasilmaktadir. Bu ancak râvilerin ihtisâri olabilir.
Taktî yapilmis hadise örnek olarak yine Buhârî’de yer alan bir hadis zikredilebilir:

1.Buhârî, Cabir’den su hadisi rivayet etmektedir: “Hz. Peygamber hastaligim agirlastigi bir sirada beni ziyarete gelmisti; abdest aldi ve abdest suyundan benim üzerime serpti. Ben kendime gelince, Yâ Resûlallah! Mirasim kime düser, benim vârislerim, usûl ve furûumdan olmayan kimselerdir (kelâle) dedim. Bunun üzerine ferâiz âyeti nâzil oldu.”

2. Buhârî, ayni hadisi eserinin bir baska yerinde yine Câbir’den su sekilde rivayet etmektedir: “Hz. Peygamber hastaligim sirasinda beni ziyarete gelmisti. Gelirken ne merkebe ne de ata binmisti.”
Ibn Hacer bu iki rivayet konusunda su açiklamayi yapmaktadir: Bu iki hadisi bir kimse gördügünde ilk önce bunlarin iki ayri hadis oldugunu zannetmektedir. Halbuki musannif ayni hadisi fikih konularina göre ikiye bölerek uygun olan yerlerde ayri ayri zikretmistir. Dolayisiyla muhtasar rivayetler ve takti‘ yapilmis hadisler, hadis sayiminda ihtilaflara yol açmaktadir. Bir eserdeki hadis sayisi konusunda farkli rakamlar verilmesinin sebeplerinden biri de budur. Nitekim Ibn Hacer’in sayimina göre Buhârî’deki hadislerin sayisi, tekrarlar hariç 2.602 ederken, Ibnü’s-Salâh’a göre bu sayi 4.000’dir. Ibn Hacer, Ibnü’s-Salâh’in bu tesbitini ve onun görüsünü benimseyenleri tenkit ederek sunlari söylemektedir:
“Buhârî’deki tekrarsiz hadis sayisinin 4.000 oldugunu ilk söyleyen Ibnü’s-Salâh olmustur; daha sonra gelenler de onu taklit etmislerdir. Bu yanilginin sebebi su olabilir: Buhâri’nin Sahih’inde bir yerde geçen uzunca bir hadisin, eserin baska bir yerinde bir bölümü alinarak zikredildigi çokça görülmektedir. Anlasilan Ibnü’s-Salâh, tekrarlanan bu hadisleri ayri birer hadis olarak saymaktadir. Bana göre o, sayim hususunda ya yetenekli degildir; ya da bu konuda itina göstermemistir.”
Ihtisâr edilen ya da taktî’ yapilan rivayetlerin sayimindaki bu farkli yaklasim süphesiz sadece Buhârî’nin Sahîh’i ile sinirli olmayip pek çok hadis kitabinda örneklerine rastlanilan bir durumdur. Bu rivayetler nasil sayilirsa sayilsin vâkia olarak ayni hadislerin degisik varyantlarindan baska bir sey degildir. Sonuçta ayni hadisten meydana gelmis olan rivayetlerden her biri ayrica sayildigindan hadislerin sayisi kabarmis ve diger sebeplere oranla küçük çapta da olsa hadislerin sayica çogalmasinda bir etken olmustur.

d) Âyet Tefsirleriyle Ilgili Hadisler
Hadis sayilari içerisine ayni zamanda rivayet tefsirleri de dâhil edilmistir. Rivayet tefsiri ise, bazi ayetleri beyan ve tafsil etmek için, bizzat yine Kur’an’daki baska âyetlerle veya Hz. Peygamberin ya da sahâbenin sözleriyle yapilan açiklamalara denilmektedir. Hatta bazilari tarafindan tabiûnun sözleri de bu tarife ilave edilmektedir.
Diger taraftan bazi hadis kitaplarinda“Kitâbu’t-tefsîr” ler ayri bir bölüm olarak yer aldigi gibi, rivayet usûlü ile yazilmis bir çok tefsir kitabi da ayetlerin tefsiri ile ilgili çokça hadis içermektedir. Kur’ân tefsirleri ile ilgili hadislerin, muhaddislerin mahfûzâti arasinda ayri bir yer tuttugu belirtilmektedir. Nitekim Ahmed b. Hanbel’in Tefsîr’ul-Kur’an adli eserinde 120 bin hadis bulundugu nakledilmektedir. Diger taraftan Ebû Zür‘a er-Râzî’nin Kur’an tefsiri ile alâkali 14 bin isnad ve 140 bin hadis, sadece kiraat konusunda ise 10.000 hadis ezbere bildigi de rivayet edilmektedir. er-Râzî’nin bu durumu Kur’ân tefsiri ile ilgili hadislerin sayisi hakkinda bir fikir vermesi açisindan önem arzetmektedir. Örnek olarak bazi âyetlerin tefsirlerine bakildiginda bu rakamlarin dogru oldugu anlasilmaktadir. Nitekim Tekâsür sûresindeki “Nihayet o gün nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz”  kelimesi hakkinda tamami
)A{l¦~âyetinde geçen ( ) M~ {KT®{á ¦¥}®Y ká A{l¦~( hadis sayilan 10 ayri îzâh yapilmistir.
Otuz üç bin hadisin yer aldigi bildirilen Suyûtî’nin ed-Dürrü’l-Mensûr fi’t-Tefsîri’l-Me’sûr adli tefsirinde  kelimesini izah eden ve çogu birbirinden farkli olan 45 adet hadis
)A{l¦~( zikredilmektedir. Sayilanlar arasinda, hurma, ekmek, elbise gibi nimetler de bulunmaktadir. Konuyu uzatmamak için bu rivayetleri zikredemiyoruz. Yine ayni )A{}Bk¥áâyetinde geçen ( )¥ ¦}l¥á A{}Bk¥áeserde “Onlar hayra mâni olurlar ” ( kelimesinin tefsiri hakkinda 20 ayri rivayet yer almaktadir ki, bunlarin ilk râvileri ve sözkonusu kelimenin açiklamalari su sekildedir:
1- “Balta, terazi” Ibn Mes’ûd
>rb<: A{}Bk¥á        
2- “Kova, tencere, balta” Ibn Mes’ûd
3- “Balta, tencere, kova” Ebû Hüreyre Ebû Hüreyre
4- “Su, tas, demir” Kurre b. Da’mûs Kurre b. Da’mûs
5- “Su, tas, demir” el-Hâris b. Sureyh el-Hâris b. Sureyh
6- “Su, tas, demir” Ali b. Ebû Tâlib Ali b. Ebû Tâlib
7- “Insanlarin muhtaç olduklari esyalar” Ümmü Atiyye Ümmü Atiyye
8- “Balta, tencere, kova” Saîd b. ‘Iyâz Saîd b.‘Iyâz
9- “Ev esyalari” Ibn Abbâs Ibn Abbâs
10- “Ödünç verilen esyalar” Saîd b. Cübeyr Saîd b. Cübeyr
11- “Ödünç verilen esyalar” Ikrime Ikrime
12- “Zekat” Ali b. Ebû Tâlib Ali b. Ebû Tâlib
13- “Zekat” Ibn Abbâs Ibn Abbâs
14- “Hayir” Ibn Ömer Ibn Ömer
15- “Igne, kova, kalbur, elek gibi esyalar” Ikrime Ikrime
16- “Mal” Saîd b. el-Müseyyeb Saîd b. el-Müseyyeb
17- “Zekat” Dahhâk Dahhâk
18- “Iyilik” Muhammed b. Ka’b Muhammed b. Ka’b
19- “Zekat, taat, ödünç” Ibn Abbâs Ibn Abbâs
20-“Iyilik ve hayra ait her sey” Ibn Abbâs

Görüldügü gibi bir âyet içerisinde geçen bir kelimenin tefsiri olarak bir çok rivayet bulunabilmektedir. Iste bu tefsirler de hadis sayilari içerisinde hesap edilmektedir. Çünkü bu rivayetler ayni zamanda müsned ve musannef türü eserler içerisinde “siyer”, “megazî”, “fiten”, “melâhim” ve “cihad” gibi bölümlerde yer almaktadir. Tefsirlerden baska siyer, megazî ve Islâm tarihi bilgileri de çogunlukla hadislere dayandirilmaktadir.

3. Sihhat Açisindan
Hadisleri konularina, tariklerine ve lafizlarina göre sayanlar oldugu gibi, sahîh olmayan hadisleri dikkate almayip sadece sahîh hadisleri kabul edenler de bulunmaktadir. Bu yaklasima göre sahîh olmayan hadislerin hiçbir degeri yoktur. Hadislerin toplam sayisinin dokuz yüz kadar oldugunu söyleyen Abdullah b. Mübârek’e, Ebû Yusuf’un bin yüz hadise sahip oldugu hatirlatildiginda “Ebû Yûsuf yanlis yapiyor; oradan, buradan rastgele zayif hadisler aliyor” demesi onun sahîh olmayan hadislere sayim konusunda hiç önem vermedigini, aksine sahih hadisleri esas aldigini göstermektedir.

SONUÇ
Hadislerin sayisi ile ilgili sözkonusu edilen rakamlar arasinda gerek ilk ve sonraki dönemler itibariyle gerekse ayni devirler itibariyle büyük farkliklar oldugu bir gerçektir. Hatta ayni müellifin kendi sözleri arasinda da ilk bakista anlasilmaz görünen farkliliklara rastlanilmaktadir. Iste bu sebeple yukarida da izah etmeye çalistigimiz gibi, herhangi bir yerde hadislerin sayisi ile ilgili bir bilgiyle karsilasildiginda hadislerin tariklerinin mi, konusunun mu yoksa sihhatinin mi kastedildigi göz önünde bulundurulmalidir. Çünkü sözkonusu bu yaklasimlarin her biri, sonucu büyük ölçüde etkilemektedir.
Hadislerin sayisi konusunda ortaya çikan farkli sonuçlar, süphesiz farkli yaklasimlarin neticesidir. Deger ölçüleri farkli olunca tabiatiyla sonuçlar da farkli olacak ve ayni konuda pek çok degisik görüs ileri sürülebilecektir. Bir hadis konusu itibariyle sayildiginda belki çok az iken, senedleri itibariyle hesap edildiginde ortaya çok daha büyük rakamlar çikacaktir. Bu bakimdan hadislerin sayisi ile alâkali yüksek rakamlarla karsilasildiginda, hadislerin her bir farkli varyantinin ve tariklerinin de bu sayilara dâhil edildigi göz önünde bulundurulmalidir. Dolayisiyla bütün bu bilgilerden sonra, muhaddislere nisbet edilen veya hadis eserlerinde yer alan on binlerce rivayetin, sadece birkaç bin hadisin degisik varyantlari oldugu ortaya çikmaktadir.


BIBLIYOGRAFYA
Âsik, Nevzat, Sahâbe ve Hadis Rivayeti, Izmir 1981.
A’zamî, Muhammed Mustafa, Dirâsât fi’l-hadîsi’n-nebevî ve târîhi tedvînih, I-II, Beyrut 1405/1985.
Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, I-VI, Istanbul 1982.
Ahmed Naim, Sahîh-i Buhârî Muhtasari Tecrid-i Sarîh Tercemesi ve Serhi, I-III, Ankara 1984-85.
Ali el-Kârî, Ali b. Sultân Muhammed el-Herevî el-Kârî, Serhu serhi nuhbeti’l-fiker, Beyrut ts. (Dâru’l-erkam).
Buhârî, Ebû Abdillâh Muhammed b. Ismail b. Ibrahim, el-Câmi‘u’s-sahîh, I-VIII, Istanbul 1981.
Çakan, Ismail L., “el-Cevzakî”, DIA, VII, 465.
Cerrahoglu, Ismail, Tefsir Usûlü, Ankara 1988.
Cezâirî, Tâhir b. Muhammed Salih b. Ahmed b. Mevhûb es-Sem‘ûnî ed-Dimeskî, Tevcîhu’n-nazar ilâ usûli’l-eser (nsr. Abdülfettah Ebû Gudde), I-II, Haleb 1416/1995.
Dârimî, Ebû Muhammed Abdullah b. Abdirrahman, es-Sünen, Istanbul 1981.
Dihlevî, Abdülaziz b. Sah Veliyyullah, Büstanul Muhaddisîn (trc. Ali Osman Koçkuzu), Ankara 1986.
Ebû Dâvûd, Süleyman b. Es‘as, Selâse resâil fî ‘ilmi mustalahi’l-hadîs risâletü’l-Imam Ebû Dâvud es-Sicistânî ilâ ehl-i Mekke fî vasfi sünenihi (nsr. Abdülfettah Ebû Gudde), Beyrut 1417/1997.
Ebû Gudde, Abdülfettah, es-Sünnetü’n-nebeviyye ve beyânu medlûlühe’s-ser‘î, Beyrut 1412/1992.
Ebû Zehrâ, Muhammed, Ahmed b. Hanbel Hayati - Görüsleri - Fikihta Yeri (trc. Osman Keskioglu), Ankara 1984.
Hâkim, Ebû Abdillâh Muhammed b. Abdillâh en-Nîsâbûrî, Kitâbu ma’rifeti ‘ulûmi’l-hadîs, Beyrut 1406/1986.
______ , el-Medhal ile’s-sahîh (nsr. Rebi‘ b. Hâdî ‘Umeyr el-Medhalî), Beyrut 1404/1984.
Hâzimî, Ebû Bekir Muhammed b. Mûsâ, Surûtu’l-eimmeti’l-hamse, Mektebetü’l-kudsî, Kahire 1991.
Hamîdullah, Muhammed, Muhtasar Hadis Târihi ve Sahifa-i Hemmâm Ibn Münebbih (trc. Kemal Kusçu), Istanbul 1967.
Hatîb, Ebû Bekir Ahmed b. Ali b. Sâbit el-Bagdâdî, Takyîdü’l-‘ilim (nsr. Yûsuf el-‘As), Beyrut 1974.
______ , el-Câmi‘ li ahlâki’r-râvî ve âdâbi’s-sâmi‘, I-II, Beyrut 1412/1991.
______ ,er-Rihle fî talebi’l-hadîs (nsr. Nureddin Itr), Beyrut 1395/1975.
______ ,Serefu ashâbi’l-hadîs (nsr. Mehmed Said Hatiboglu), Ankara 1991.
Heysemî, Ebü’l-Hasan Nureddin, Mecme‘u’zevâ’id ve menbe‘u’l-fevâ’id, I-X, Beyrut 1406/1986.
Itr, Nureddin, Menhecü’n-nakd fî ‘ulûmi’l-hadis, Dimesk 1401/1981.
______ , Mu‘cemü’l-mustalahâti’l-hadîsiyye, Dimesk 1396/1976.
Ibn Abdülber, Ebû Ömer Yûsuf en-Nemerî el-Kurtubî, Câmi‘u beyâni’l-‘ilim ve fadlih, I-II, Beyrut ts. (Dâru’l-kütübi’l-‘ilmiyye).
Ibn Asâkir, Ebû’l-Kâsim Ali b. el-Hasen b. Hibe, ez-Zührî (nsr. Sekarallah b. Ni‘metallah), Beyrut 1402/1982.
Ibn Ebû Hâtim, Ebû Muhammed Abdurrahmân b. Ebû Hâtim Muhammed b. Idrîs b. el-Münzîr et-Temîmî, Kitâbu’l-cerh ve’t-ta’dîl, I- IX, Beyrut 1373/1953.
Ibn Hacer, Ahmed b. Ali b. Hacer el-Askalânî, Nüzhetü’n-nazar fî tavzîhi Nuhbeti’l-fiker (nsr. Nureddin Itr), Dimesk, 1413/1992.
______ , Hedyü’s-sârî (Fethü’l-bârî mukaddimesi), Kahire 1407/1986.
______ , Fethu’l-bârî bi serhi Sahîhi’l-Buhârî (nsr. Fuâd Abdülbâki v.dgr.), I-XIII, Kahire 1407/1986.
______ ,el-Isâbe fî temyîzi’s-sahâbe , I-VIII, Beyrut ts. (Dâru’l-kütübi’l-‘ilmiyye).
_____ , en-Nüket ‘alâ kitâbi Ibni’s-Salâh (nsr. Rebî‘ b. Hâdî ‘Umeyr), Riyad 1408/1988.
Ibn Hazm, Ali b. Ahmed b. Saîd b. Hazm el-Endülûsî, Esmâü’s-sahabeti’r-ruvât ve mâ li külli vâhidetin mine’l- aded (nsr. Seyyid Kisrevî Hasen), Beyrut 1412/1992.
Ibn Mâce, Ebû Abdullah Muhammed b. Yezîd el-Kazvinî, es-Sünen, I-II, Istanbul 1981.
Ibn Manzûr, Ebu’l-Fadl Cemâleddîn Muhammed b. Mükrim, Lisânü’l-Arab, I-XV, Beyrut ts. (Dâru Sâdir).
Ibn Receb, Abdurrahman b. Ahmed b. Receb el-Hanbelî, Serhu ‘Ileli’t-Tirmizî (nsr. Nureddin Itr), I-II, Beyrut 1398/1978.
Ibn Sa’d, Muhammed b. Sa’d, et-Tabakâtü’l-kübrâ, I-IX, Beyrut 1410/1990.
Ibnü’l-Cevzî, Ebû’l-Ferec Abdurrahmân b. Ali b. Cevzî, Telkîhu fuhûmi ehli’l-eser fî ‘uyûni’t-târîh ve’s-siyer, Karaçi ts. (Idâretü ihyâi’s-sünne).
______ ,Saydu’l-hâtir, Beyrut ts. (Dâru’l-kütübi’l-‘ilmiyye).
Ibnü’l-Esîr, Mübârek b. Muhammed b. Esîr, Câmi‘u’l-usûl li ehâdîsi’r-Resûl (nsr. Abdülkadir Arnaût), I-XI, Beyrut 1403/1983.
Ibnü’l-Esîr, Ali b. Muhammed b. Esîr, Üsdü’l-gâbe fî ma’rifeti’s-sahâbe, I-V, Beyrut ts. (Dâru ihyâi’t-türâsi’l-Arabî).
Ibnü’s-Salâh, Ebû Amr Osman b. Abdirrahmân b. Salâh, Mukaddimetü Ibni’s-Salâh ve Mehâsinü’l-Istilâh (nsr. Âise Abdurrahman), Kahire ts. (Dâru’l-me‘ârif).
Kâsimî, Muhammed Cemaleddin el-Kâsimî, Kavaidü’t-tahdis min fünûni mustalahi’l-hadîs, Beyrut 1407/1987.
Karatas, Mustafa, Rivayet teknigi Açisindan Hadislerin Artmasi ve Sayisi, M.Ü.I.F., 1998 (Basilmamis Doktora Tezi).
Kettânî, Muhammed Abdülhay, Hz. Peygamberin Yönetimi: et-Terâtibü’l-idâriyye (nsr. Ahmet Özel), I-III, Istanbul 1993.
Kettânî, Muhammed b. Ca’fer, Hadîs Literatürü: er-Risâletü’l-müstatrafe (trc. Yusuf Özbek), Istanbul 1994.
______ , Nazmü’l-mütenâsir mine’l-hadîsi’l-mütevâtir, Beyrut 1403/1983.
Mîras, Kamil, Sahîh-i Buhârî Muhtasari Tecrid-i Sarîh Tercemesi ve Serhi, IV-XII, Ankara 1985.
Münâvî, Muhammed Abdürraûf, Serhu’s-Semâil (Ali el-Kârî’nin K. Cem‘u’l-vesail fî serhi’s-Semâil’inin kenarinda), Beyrut ts.
Müslim b. Haccâc el-Kuseyrî en-Nîsâbûrî, el-Câmi‘u’s-Sahîh, I-III, Istanbul 1981.
Nesâî, Abdurrahman b. Suayb, es-Sünen, I-VIII, Istanbul 1981.
______ , Amelü’l-yevm ve’l-leyle, Beyrut 1408/1988.
Nevevî, Yahyâ b. Seref, el-Ezkâru’l-müntahabe min kelâmi seyyidi’l-ebrâr, Istanbul 1406/1986.
Ömerî, Ekrem Ziyâ, Bakî b. Mahled el-Kurtubî ve mukaddimetü Müsnedih (‘Adedu mâ li külli vâhidin mine’s-sahâbeti mine’l-hadîs), Medine 1404/1984.
San’ânî, Muhammed b. Ibrahim el-Emîr, Tavdîhu’l-efkâr li me‘âni tenkîhi’l-enzâr (nsr. Muhammed Muhyiddîn Abdülhamîd), I-II, Beyrut ts. (Dâru’l-fikr).
Siddîkî, Muhammed Zübeyr, Hadis Edebiyati Tarihi: Mensei, Tekâmülü, Husûsiyetleri ve Tenkîdi (trc Yusuf Ziya Kavakçi), Istanbul 1966.
Süyûtî, Celâleddîn Abdurrahmân b. Ebî Bekr, Tedrîbü’r-râvî fî serhi Takrîbi’n-Nevevî, I-II, Beyrut 1409/1989.
______ , ed-Dürrü’l-mensûr fi’t-tefsîri’l-me’sûr, I-VI, Beyrut 1411/1990.
______ , Tenvîru’l-havâlik serhu ‘alâ Muvatta’ Mâlik, I-III, Beyrut ts. (Dâru’l-kütübi’l-‘ilmiyye).
Sâfiî, Muhammed b. Idrîs, Cimâ‘u’l-‘ilim (nsr. Muhammed Ahmed Abdülazîz), Beyrut ts. (Dâru’l-kütübi’l-‘ilmiyye).
Sâkir, Ahmed Muhammed, Elfiyetü’s-Süyûtî fî ‘ilmi’l-hadîs, Beyrut ts. (Dâru Kâtib ve kitâb).
______ , Selâse kütüb ‘ani’l-Müsned li’l-Imâm Ahmed b. Hanbel, Beyrut 1412/1992.
Taberânî, Süleyman b. Ahmed, Turuku hadîsi “men kezebe aleyye müte‘ammiden” (nsr. Ali Hasen Ali Abdülhamîd - Hisâm b. Ismâil es-Sakâ’), Beyrut 1410/1990. Kitâbü’d-Duâ (nsr. Abdülkadir Atâ), Beyrut 1413/1993.
Tehânevî, Zafer Ahmed, Yeni Usûl-i Hadîs (trc. Ibrahim Cânan), Izmir 1982.
Tirmizî, Ebû Isâ Muhammed b. Isâ, Sünenü’t-Tirmizî, I-V, Istanbul 1981.
Ünal, Ismail Hakki, Ebû Hanife’nin Hadis Anlayisi, Ankara 1994.
Yardim, Ali, Hadîs, I-II, Izmir 1992.
Yemânî, Muhammed b. Ibrahim el-Vezîr, el-‘Avâsim ve’l-kavâsim fi’z-zebbi ‘an sünneti Ebi’l-Kâsim (nsr. Suayb el-Arnaût), I-IX, Beyrut 1412/1992.
Zehebî, Ebû Abdillâh Muhammed b. Ahmed, Siyerü A’lâmi’n-nübelâ’ (nsr. Suayb el-Arnaût v. dgr.), I-XXV, Beyrut 1410/1990.
______ , Tezkiretü’l-huffâz, I-II, Beyrut ts. (Dâru ihyâi’t-türâsi’l-Arabî).


Bu Makaleye Ait Eleştiri Makaleleri
# Makaleler Adı
Kullanıcı Yorumları

! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
Nurgül Çepni / 5.2.2010



Eski Eserler


Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

Hesap İşlemleri

Üye değil misiniz? Üye olun!

Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...