Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 894 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0

Niyaz Kavramı ve Mevlevilikte Niyaz İlahisine Güfte Beste Açısından Bakış

 Kitap Detayı Kitap No : K-  
Yazar Adı İlim Dalı Konusu Dili
Erdoğan Ateş Mûsikî Türkçe
Özelliği Tercüme Eden
 
       
Makale No: 1850 Hit : 6512 Hata Bildirimi Tavsiye Et
   Makale Yazarına ait Kitaplar E-Kitaplar Makaleler Hakkındaki Makaleler    

Yazara ait kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait e-kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait makaleler
# Makaleler Adı
1 Türk Müzik Kültüründe Bağlamanın Serüveni ve Alevi Bektaşi Müziğindeki Yeri
2 Şarkılarda Gül
3 Niyaz Kavramı ve Mevlevilikte Niyaz İlahisine Güfte Beste Açısından Bakış
4 Niyaz Ayini
5 İslam Sonrası Türk Musikisinde Oluşan Formların İbadet Hayatında Oluşturduğu Estetik Değerler
6 İbadet Estetiği Genel Özellikleri İle Cami Musikisi
7 Geçmişten Günümüze Mevlit İcraları ve Önemli Mevlithanlar
8 Dedeyi Tanır mısınız?
9 Cumhuriyetin İlk Dönemlerinde Türk Musikisi ve Atatürkün Musiki Anlayışı
10 Alevi Bektaşi Musikisine Güfte Melodi ve Ritim Açısından Bir Bakış

Yazar Hakkındaki Tanıtım Makaleleri
# Makaleler Adı

Özeti
abortion pill abortion pill abortion pill

Yayın Bilgileri
Yayınlandığı Kaynaklar Uluslararası Mevlana, Mesnevi, Mevlevihaneler Sempozyumu, Manisa Mevlana Kültür Araştırma Vakfı.
Yayınlandığı Tarih
Yayınlandığı Dergi
Sanal Dergi
Makalenin Linki http://erdoganates.net/niyazkavrami.html

Makale Metni   [Yazdır/Print]

Niyaz Kavramı ve Mevlevilikte Niyaz İlâhisine Güfte-Beste Açısından Bakış

 

GİRİŞ

Türk Tasavvuf Mûsikîsinde güfte, melodik yapı ve icra şekli olarak en önemli türü Mevlevi Ayinleri oluşturur. Başka bir ifadeyle Türk Mûsikîsi formları içinde �Miraciye�[1]den sonra en uzun soluklu ve en sanatlı eserler Mevlevi ayinleridir.

Hz. Mevlânâ�nın vefatından sonra, onun görüş ve düşünceleri çerçevesinde kendi kurallarını oluşturmaya başlayan Mevlevilik anlayışı, tarikat erkânı, semanın şekli ve icra edilişi ile ilgili disiplinlerini de ortaya koymuştur. Bu oluşumun belirli kaideler altına alınmasında muhakkak ki Sultan Veled�in büyük gayretleri vardır. Babasının esaslarını koyduğu tarikat adabına yeni bazı kaideler, usuller ilave etmiş, Konya dışında tekke ve zâviyelerin kurulmasını sağlamıştır.[2]

Zaman içinde kendi kurallarını belirleyerek günümüze ulaşan Mevlevilik tarikatı, Türk Tasavvuf Tarihindeki öneminin yanı sıra, Türk Mûsikîsi Tarihinde de derin izler bırakarak mûsikîmizin beslendiği en önemli kaynak olmuştur. Sürekli bir konservatuar hüviyetiyle çalışan Mevlevihanelerde Türk Mûsikîsi büyük gelişmeler kaydetmiş, Mevlevi bestekârlarca bestelenen pek çok eser, zengin bir repertuar ve kültür hazinesi olarak günümüze ulaşmıştır.

Özellikle de sema mukabelelerinde icra edilmek üzere bestelenen âyin-i şerifler Mevlevilik Tarikatının en önemli kültürel hizmetidir. Nitekim Beste-i Kadîm diye bilinen ve ilk besteler olarak kabul edilen Dügâh, Pençgâh ve Hüseyni ayinlerle birlikte, Tuğrul İnançer�in tespitine göre bugüne kadar 143 adet âyin-i şerif bestelenmiştir.[3] Bu eserlerin pek çoğu da Mevlevihanelerde icra edilmiştir.

Bu doğrultuda Mevlevi Mûsikîsinin kültürümüze kazandırdığı önemli değerlerden biri de �Niyaz İlahisi�dir. Niyaz İlahisi Bazı mukabelelerin sonunda genel istek üzerine icra edilen Segâh Makamındaki eserdir. Esas anlamda bu bildiriye konu olan Niyaz İlahisi ve Niyaz İlahisi�nin güfte ve bestekârının kim olduğu üzerine olan şüphelerdir. Günümüz mûsikî çevrelerinde bu eserin Sultan Veled�e ait olduğu görüşü hakimdir. Matbu notalı eserlerin başında veya icradan önceki takdimlerde bestesi ve güftesi Sultan Veled�e ait olan diye ifade edilmekte, bazen de güftesi Sultan Veled�e ait olup bestekârı bilinmemektedir, şeklinde anons edilmektedir. Halbuki eserin bestelenme şekline, melodik akışına ve güfteye, şiir ve vezin olarak biraz dikkatle bakıldığı zaman Sultan Veled�in yaşadığı dönemin üslubuna dolayısıyla da Sultan Veled�e ait olmadığı görülecektir.

Bu bakış açısıyla hazırladığımız tebliğimizde, konu ile yakın alakasından dolayı öncelikle tasavvufi anlamıyla �Niyaz� kavramının ne olduğunu ele alacak, sonra da Mevlevilikteki niyaz ilahisi ve niyaz ilahisinin güfte ve beste açısından Sultan Veled ile alakasını ortaya koymaya çalışacağız.

 

TASAVVUFTA NİYAZ

Dua, yalvarma, tevazu gösterme gibi anlamlara gelen niyaz kavramının tasavvufî literatürlerde daha geniş anlamlar kazandığını görmekteyiz. Genel anlamıyla niyaz, Farsça yalvarmak demektir. Ayrıca, şeyhe saygılı olmak, elini öpmek, eteğini tutmak ve müridin şeyhin huzurunda boyun bükerek ondan himmet dilemesine de niyaz denir. Müridin bağlı olduğu tarikat usulüne göre, şeyhin huzuruna çıkması da niyaz olarak tanımlanır. Her tarikatın kendine göre niyaz metodu vardır. Mesela Mevlevilikte sağ eli sol, sol eli sağ omuza koyup, sağ ayağın baş parmağı ile sol ayağın baş parmağı üzerine basılarak hafifçe eğilip niyazda bulunurlar, buna �Niyaza Durmak� denir.[4] Ayrıca Hz. Mevlana�nın türbesinde dışarıya bakan pencereler ile, genelde türbe pencerelerine �Niyaz Penceresi� denir.[5] Mevlevi geleneğinde �Niyaza Durmak� adıyla bilinen hareketin tasavvuftaki diğer adı �Niyaz Duruşu�dur.

Niyaz, tören esnasında yürüme ve şeyhin karşısında duruş vaziyeti olarak da tanımlanır. Bu yürüyüşte önce sağ adım atılır, sol adım onun yanına getirilir ve sağ ayağın baş parmağı, sol ayağın baş parmağının üzerine konulur. Eller ise yine sağ el üste gelecek şekilde ve parmakları düz uzatarak çapraz vaziyette göğse konulur. Bu duruş mevlevilikteki Niyaza Durmak ile çok büyük benzerlikler arz etmektedir. Bu duruşun kaynağı hakkında şu kıssa nakledilmiştir: �Hz. Peygamber su ister. Hasan ve Hüseyin birlikte koşarlar.Hüseyin suyu getirir ancak acele ettiği için ayağını bir şeye çarparak yaralamıştır. Hz. Peygamber�in huzurunda bu durumun belli olmaması için sağ ayağının baş parmağını yaralanan sol ayağının baş parmağı üzerine koyar. Ancak Hz. Peygamber bu durumu anlar. Selman da bu sırada huzurdadır. Onun da sol ayağının baş parmağı kesik olduğu için Hz.Hüseyin�in yaptığı bu davranış hoşuna gider, o günden sonra bu usulü benimser ve müteakiben bu türlü duruş gelenekselleşir.[6]

Mevlevi dergâhlarına yapılan para bağışına da niyaz denilmektedir.Dokuz rakamının Mevlevilerce kutsal kabul edilmesinden dolayı, bu bağış �Nezr-i Mevlana� denilen dokuz rakamının katları halinde yapılırdı. Bu niyaz bağışı ya oradaki canlara eşit olarak paylaştırılır, yada Mevlevihane�nin ihtiyaçları için kullanılırdı.[7]

Niyaz kavramının bir diğer anlamı da, Nâsır Abdülbâki Dede�nin yaptığı 7 mürekkep makamdan bir tanesinin adıdır. Daha önce bu isimde fakat başka terkipte bir makamın olduğu bilinmektedir. Ancak Nâsır Abdülbâki Dede�nin terkibi Hicaz + Isfahan şeklinde ve dügâh kararlıdır.[8]

 

MEVLİLİKTE NİYAZ ÂYİNİ

Niyaz kavramının genel anlamına paralel olarak Niyaz Âyini de bir istek ilâhisidir. Literatürde hem niyaz âyini hemde niyaz ilâhisi şeklinde ifade edilmektedir. Mevlevi âyini icrası esnasında dinleyiciler üzerinde meydana gelen manevi zevklerden dolayı, sema meclisinin biraz daha uzatılması için semanın sonuna doğru istek üzerine yapılan âyine denir. Semahanede bulunanlardan biri bu hazzın bir müddet daha devam etmesini arzu edip istekte bulunabileceği gibi, şeyh efendi de doğrudan bu âyinin uzatılmasını isteyebilir. Eğer niyaz âyini icra edilecekse mukabelenin bitiminde son peşrev çalınmadan neyzen başı icra edilen âyini şerifin makamından segâh makamına kısa bir geçiş taksimi yapar ve niyaz mukabelesi başlar. Ayrıca;

 

“İy âşikân iy âşikân men hâkrâ govher kunem

İy mutrıbân iy mutrıbân deff-i şumâ pur zem kunem.”

 

Yani �Ey âşıklar ey âşıklar, ben toprağı inci yaparım, ey sâzendeler ey sâzendeler, definizi altınla doldururum� anlamındaki beyitle başlayan Hüseynî Makamındaki âyin okunduğu zaman şeyh saz heyetine bir miktar para yollar ve niyaz mukabelesi yapılır. Niyaz âyininin makamı segâh, usulü ise devri revan ve yürük semai olarak değişmeli icra edilir. Mukabele son yürük semai çalınarak bir taksimle sona erer.[9]

Günümüz icralarında ve matbu nota yayınlarında dört kıta olarak bilinen niyaz âyinin güftesini Abdülbâki Gölpınarlı�da altı kıta olarak tespit ettik.[10]Güfte şöyledir:

 

Şem�i ruhuna cismimi pervâne düşürdüm

Evrâk-ı dîli âteşi sûzâna düşürdüm

Bir katre iken kendimi ummâna düşürdüm

Mevlâ�yı seversen beni söyletme gâmım var.

Dinle sözümü sana direm özge edadır

Derviş olana lazım olan aşk-ı Huda�dır

Âşıkın nesi var ise mâşûka fedadır

Semâ safâ câna vefa rûha gıdadır.

İy sofu bizim sohbetimiz câna safâdır

Bir cur�amızı nûş edegör derde devadır

Hakk ile bizim etiğimiz ahde vefadır

Semâ safâ câna vefa rûha gıdadır.

Işk ile gelin tâlib-i cûyende olalım

Zevk ile safâlar sürelim zinde olalım

Hazret-i Mevlânâ�ya gelin bende olalım

Semâ safâ câna vefa rûha gıdadır.

Ben bilmez idim gizli iyan hep sen imişsin

Tenlerde vü canlarda nihan hep sen imişsin

Senden bu cihân içre nişân ister idim ben

Âhir bunu bildim ki cihan hep sen imişsin

İy ki hezâr-âferin bû nice sultan olur

Kulu olan kişiler husrev u hâkân olur

Her kim bu gün Veled�e inanuben yüz süre

Yoksul ise bây olur, bây ise sultan olur.

 

Şimdi bu güfte üzerinde biraz durarak, Sultan Veled�e ait olarak bilinen Niyaz ilâhisi�nin aslında ona ait olmadığına dair tespitlerimizi açıklamaya çalışacağız. Kanaatimiz odur ki, bu güfte ve bestenin Sultan Veled�e aittir denilmesindeki en önemli sebep, şiirin son dörtlüğünün üçüncü mısraında geçen �Her kim bu gün Veled�e inanuben yüz süre� beytindeki �Veled�e� kelimesidir. Bunun dışında bu eserin Sultan Veled�e ait olduğuna dair hiçbir bilgi bulamadık. Bu dörtlük Divân-ı Türki-i Sultan Veled adlı eserin 120 sayfasında yer alır. Destur ifadesi ile başlayan şiir 12 mısradır ve şiirin ilk iki beyti ile son iki beyti alınarak niyaz ilâhisinin son dörtlüğü olarak kullanılmıştır.[11] Ancak şiirin bu son dörtlüğü Niyaz âyini icralarında okunmamaktadır.

Yukarıda verilen güftenin ilk dört kıtası bugün icra edilen niyaz âyininin güftesidir ve bu kıtalar �mef�ûlü, mefâîlü, mefâîlü, feülün� vezni ile yazılmış, ancak biraz önce ifade ettiğim �Veled�e� kelimesinin geçtiği son dörtlüğün vezni ise �fâilâtün, fâilâtün, fâilâtün, fa�lün� vezni ile yazılmıştır. Bundan dolayı da diğer kıtaların tümü besteye ve melodik akışa uygun iken şiirin son kıtası bu akışa uymamakta, melodik bir uyumsuzluk görülmektedir.

Diğer bir husus da Sultan Veled�in şiir dilinde ağırlıklı olarak Farsça�yı tercih ettiği hepimizce malumdur. Sadece İbtida-nâme�de 80, Rebab-nâme�de 162 Türkçe, yine Rebab-nâme�de 26 Rumca beyit mevcuttur.[12] Veled Çelebi tarafından Sultan Veled�in Türkçe şiir ve beyitlerinin yer aldığı �Dîvân-ı Türkî Sultan Veled�[13] adlı eserde, böyle bir şiire rastlayamadık. Zaten adı geçen bu eserde Sultan Veled istediği gibi Türkçe şiir söyleyememesini şu beyti ile ifade etmiştir:

 

�Türkçe eğer bileydüm, bir sözü bin ideydüm,

Tatça eğer dilersiz guyem esrâr-ı ulâ�[14]

 

(Eğer Türkçe bilseydim bir sözü bin ederdim, eğer Farsça dilerseniz sizlere büyük sırlar söyleyeyim.)

Bu anlamda Sultan Veled�in babasının izinden giderek Farsça�yı tercih ettiği bir gerçektir. Fuat Köprülü hocanın ifadesiyle Türk Edebiyatında Mevlânâ tesiri onunla başlamıştır.[15] Dolayısıyla gerek Divan-ı Türkî Sultan Veled adlı eserde niyaz ilâhisinin bulunmaması, gerekse Sultan Veled kendi ifadesi ile Türkçe�yi iyi kullanamamasından dolayı da bu eserin Sultan Veled�e ait olmadığını söyleyebiliriz. Ayrıca, bestelenmiş âyini şeriflerin güfteleri Farsça iken niyaz ilâhisinin Türkçe olması, geleneğe uygunluk göstermemesi bakımından da dikkât çekicidir.

Merhum Cinuçen Tanrıkorur Hoca�nın da Niyaz ilâhisini anlatırken güfte ve beste sahipleri bilinmeyen diye ifade etmeleri konu ile ilgili önemli görüşlerdendir.[16]

Niyaz âyinine melodi olarak da bir göz atarsak cevaplanması gereken bazı sorular ile karşılaşırız. Eserde üç farklı melodik yapı bulunmaktadır. �Şem�i ruhuna cismimi pervâne düşürdüm� beyti ile başlayan ilk dörtlük gayet ağır bir ritimsel akışla icra edilmektedir ve Devr-i Revan usulü ile bestelenmiştir. Bu dörtlükten sonra gelen ve �Dinle sözümü sana direm özge edadır� mısraı ile başlayan üç kıtada ritim birden hızlanmakta ve Yürük Semai usulüne dönüşmektedir.Sanki zihinlerde usul geçkisinden ziyade farklı iki eserin birleşimi gibi bir çağrışım uyanmaktadır. Ayrıca, Itrî�nin Segâh âyininin, Beste-i Kadîm âyinlerinin, Seyyit Ahmet Ağa�nın Nihavent âyininin, Dede Efendi�nin Neva, Hüzzam ve Sabâ Bûselik âyinlerinin, kısacası pek çok âyin-i şerifin sonunda, icra edilen son yürük semâi Niyaz âyini içerisinde aranağme olarak çalınmaktadır. Kanaatimizce bu son yürük semâi melodik akışındaki güzellik ve makam uygunluğu bakımından aranağme olarak niyaz âyinine ne zaman ve kim tarafından bilinmeyen bir biçimde sonradan dahil edilmiştir.

Bu gün icra edilen niyaz âyininin bütününe bakacak olursak sanki �Şem�i ruhuna cismimi pervâne düşürdüm� beyti ile başlayan ilk dörtlük ayrı bir ilâhi, Bu dörtlükten sonra gelen ve �Dinle sözümü sana direm özge edadır� mısraı ile başlayan üç kıta da ayrı bir ilâhi gibidir. Çünkü esrin melodik akışına, hızına ve ritim farklılığına baktığımız zaman ayrı iki eserin birleşmiş olabileceği izlenimi açıkça belli olmaktadır. Birde eser arasında aranağme olarak çalınan son yürük semainin ne zaman bu eserin içine dahil edildiği bilinmemektedir.

Dolayısıyla melodik yapı itibarıyla da eserin Sultan Veled�in yaşadığı yüzyılda bestelenmiş olamayacağı fikri rahatça söylenebilir. Çünkü bu dönemdeki mûsikî ve sema ile ilgili bilgilere bakacak olursak farklı değerlendirmeler karşımıza çıkmaktadır. Gölpınarlı�ya göre Eflâkî Menâkib-el-Ârifîn�i 1353 te (754 H) yani Ulu Arif Çelebi oğlu Emir Adil Çelebi zamanında bitirmiştir. Öyle olduğu halde henüz mukabele töreni yoktur. Ne Devr-i Veledî�den bahis vardır, ne selâmlardan, ne naattan nede taksimden. Mevlevî rivayetlerine inanarak ve Devr-i Veledî sözüne kapılarak semaı mukabele şekline sokanın Sultan Veled olduğunu söylemek yanlıştır.[17] Mevlânâ, Sultan Veled ve ondan sonraki Çelebiler zamanında mukabele olmadığı gibi sema esnasında icra edilmek üzere hazırlanmış veya bestelenmiş hususi besteler de yoktu.[18]

Bu açıklamalar doğrultusunda Mevlevî Mûsikîsinin önemli ilk eserleri olarak bilinen Beste-i Kadîm�lerin, bile kuvvetle muhtemel XVI yüzyılda bestelendiği kabul edilmektedir. Buna paralel olarak yine Gölpınarlı�nın belirttiğine göre Mevlevî Semaı�ndan son şekli ile bahseden ilk risalenin 1545 yılından sonra vefat eden Divane Mehmet çelebiye ait olduğunu, bu risaleye göre de Pir Adil Çelebi zamanında (XV yy) semanın son şeklini aldığını düşünüyoruz.[19]

Bu konuda ulaşabildiğimiz en önemli bilgi ise, Niyaz İlâhisi�nin Devr-i Revan usulü ile bestelenmiş olan ilk mısralarının, XVI yüzyılda Afyon�da yaşamış olan SULTAN DÎVÂNÎ mahlaslı Mehmet Çelebi�ye ait olduğudur. Elde ettiğimiz bilgilerde Sultan Dîvâni�nin kısaca hayat hikâyesi anlatıldıktan sonra yazının sonunda Sultan Dîvâni�nin şiirlerinden birisi şöyledir denilerek güfte küçük bir iki değişiklikle şu şekilde verilmiştir:

 

Şem�i ruyina cismimi pervâne düşürdüm

Evrâk-ı dîli âteşi sûzâna düşürdüm

Bir katre iken kendimi ummâna düşürdüm

Eyvah yolumu vadi-i hüsrana düşürdüm

Takrîr edemem, derd-i derûnum elemim var

Mevlâ�yı seversen beni söyletme gâmım var.[20]

 

Kuvvetle muhtemeldir ki eserin güfte yazarı olan Sultan Dîvânî ismi zaman içerisinde Sultan kelimesi benzerliğinden dolayı Sultan Veled olarak değişmiştir. Ayrıca, günümüzde icra edilen niyaz ilâhisinin güftesinde Eyvah yolumu vadi-i hüsrana düşürdüm ifadesi bulunmamaktadır. Güftenin yukarıda verilen şeklinin doğru olduğunu düşünüyoruz.

Eserin Bestesinin kime ait olduğu hususunda bir kayda rastlayamadık. Bütün bu bilgiler ışığında Niyaz ilâhisinin de XV yüzyıldan önce bestelenmiş olabileceğine ihtimal vermiyoruz. Hatta eserin melodik yapısını dikkate alarak inceleyince, XV.yüzyıldan sonra bestelendiği sonucuna varıyoruz.

 

SONUÇ

Günümüz mûsikî çevrelerinde, matbu notalarda ve icralarda bazen güftesi bazen de hem güftesi hem de bestesi Sultan Veled�e ait diye bilinen niyaz ilâhisinin, eldeki bilgiler doğrultusunda Sultan Veled�e ait olmadığı açıktır. Ulaşabildiğimiz bilgilere göre de eserin güftesinin kuvvetle muhtemel Sultan Dîvânî�ye ait olduğu anlaşılmaktadır. Amacımız Niyaz ilâhisi ile ilgili bir anlaşmazlık yaratmak değil, mûsikî literatürlerine yanlış geçen ve ilgililerince yanlış bilinen bir konuyu düzeltmektir. Bu tebliği hazırlarken, eser Sultan Veled�e ait değilse acaba kimin olabilir diyerek araştırmalarda bulunduk, en azından güftenin Sultan Dîvânî�ye ait olduğuna dair ciddi bilgiler elde ettik, ama maalesef eserin bestekârı hususunda bir sonuca ulaşamadık.

Niyaz ilâhisi Mevlevî Mûsikîsinin bir güzelliğidir. Eserin icra amacı ve şekli korunarak devam ettirilmeli ancak güfte Sultan Dîvânî, beste ise lâ edrî diye bilinmeli ve açıklanmalıdır.

 

 

Dipnotlar

[1] Miraciye:Edebiyatta Hz. Muhammed�in Miraç mucizesini konu alan manzumedir. Türk Din Mûsikîsinde ise bu manzumenin bestelenerek icrasına denir. Miraciyeler içinde en meşhuru Nâyi Osman Dede�ye ait olan eserdir. Güfte ve bestesi itibariyle miracın şanına yakışır bir başarı ile meydana getirildiği kabul edilir. Segâh, Müstear, Dügah, Neva, Sabâ ve hüseynî olmak üzere altı ayrı makamdan meydana gelen Miraciye Türk Din Mûsikîsinin en sanatlı ve en muhteşem eseridir.

[2] Sultan Veled, Maarif (çev. Meliha Anbarcıoğlu), önsöz, MEB yay. İst. 1991, s. XVI

[3] Ö.Tuğrul İnançer, �Osmanlı Tarihinde Dînî Mûsikî� Mûsikî Mecmuası, Haziran 1999, Sayı 465, s. 15-16.

[4] Etem Cebecioğlu, Tasavvuf Terimleri ve Değimleri Sözlüğü, Rehber yay. Ank. 1997, s.558.

5 Age, s.560.

[6] M. Saffet Sarıkaya, XIII-XVI Asırdaki Anadolu�da Fütüvvetnâmelere Göre Dînî İnanç Motifleri, Kültür Bak. Yay. Ank. 2002, s. 193.

[7] Vural Sözer, Müzik Ansiklopedik Sözlük, Remzi Kitabevi, 4.Baskı, İst.1996, s.505.

[8] Yılmaz Öztuna, Türk Mûsikîsi Kavram ve Terimleri Ansiklopedisi, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yay. Ankara 2000, s.313.

[9] Selçuk Eraydın, Tasavvuf ve Tarikatlar, Marmara Ünv. İlâhiyat Fak. Vakfı Yay. 4. Baskı, İst.1994, s.364.

[10]Niyaz âyininin güftesi için bkz:Gölpınarlı, Age, s.379-380.

[11] Veled Çelebi (Kastamonu Mebusu) Dîvân-ı Türkî Sultan Veled, Matbaai Âmire İst. 1341,s. 120-122

[12] Sultan Veled, Age, s.XXV.

[13] Veled Çelebi (Kastamonu Mebusu) Age.

[14] Age, s.10. Ayrıca sultan Veled�in Türkçe ile ilgili sözleri için bkz. Age s.64-84.

[15] Fuat Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yay. Ankara 1991, s. 238.

[16] Cinuçen Tanrıkorur, Osmanlı Dönemi Türk Mûsikîsi, Dergâh Yay, İstanbul Aralık 2003. I.Baskı, s.114.

[17] Gölpınarlı, age, s.382.

[18] Age. S.455.

[19] Age, s.383.

[20] Sultan Baba, http://ehlitevhid.de/elemin/evliyalar/S/SULTAN BABA.html,erişim 12-12-2005

 

(Bu makale Manisa Mevlana Kültür Araştırma Vakfı tarafından düzenlenen Uluslararası Mevlana,Mesnevi,Mevlevihaneler Sempozyumunda tebliğ olarak sunulmuştur.)


Bu Makaleye Ait Eleştiri Makaleleri
# Makaleler Adı
Kullanıcı Yorumları

! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
Nurgül Çepni / 13.1.2010



Eski Eserler


Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

Hesap İşlemleri

Üye değil misiniz? Üye olun!

Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...