Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 894 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0

Alevi Bektaşi Musikisine Güfte Melodi ve Ritim Açısından Bir Bakış

 Kitap Detayı Kitap No : K-  
Yazar Adı İlim Dalı Konusu Dili
Erdoğan Ateş Mûsikî Türkçe
Özelliği Tercüme Eden
 
       
Makale No: 1845 Hit : 8764 Hata Bildirimi Tavsiye Et
   Makale Yazarına ait Kitaplar E-Kitaplar Makaleler Hakkındaki Makaleler    

Yazara ait kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait e-kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait makaleler
# Makaleler Adı
1 Türk Müzik Kültüründe Bağlamanın Serüveni ve Alevi Bektaşi Müziğindeki Yeri
2 Şarkılarda Gül
3 Niyaz Kavramı ve Mevlevilikte Niyaz İlahisine Güfte Beste Açısından Bakış
4 Niyaz Ayini
5 İslam Sonrası Türk Musikisinde Oluşan Formların İbadet Hayatında Oluşturduğu Estetik Değerler
6 İbadet Estetiği Genel Özellikleri İle Cami Musikisi
7 Geçmişten Günümüze Mevlit İcraları ve Önemli Mevlithanlar
8 Dedeyi Tanır mısınız?
9 Cumhuriyetin İlk Dönemlerinde Türk Musikisi ve Atatürkün Musiki Anlayışı
10 Alevi Bektaşi Musikisine Güfte Melodi ve Ritim Açısından Bir Bakış

Yazar Hakkındaki Tanıtım Makaleleri
# Makaleler Adı

Özeti
Alevî-Bektâşî mûsikîsi güfte, melodi ve ritim olarak kendine has özellikleri olan ve Türk Din Mûsikîsi içinde yer alan önemli bir türdür. Bu mûsikînin esas icra amacı ise ibadet ve zikirdir. Nefesler yapısı itibariyle Türk mûsikîsi eserlerinden farklı özellikler arz etmektedir. Ayrıca da Ayin-i cemlerin icrasında kullanılan enstrümanlar, eserlerin melodik yapısı ve ritmi coğrafi bölgelere göre bazı farklılıklar göstermektedir. Dolayısıyla ülkemizde geçmişten günümüze Nefesler, güfte mûsikî ve icra açısından ayrı bir araştırma konusudur. Öncelikle bu inanca sahip olan kişilerin ve müzik araştırmacılarının bu konuya hassasiyetle eğilmeleri arzusundayız.
all wives cheat women who cheated
open go how many guys cheat
read here read read
link how many women cheat on husbands why do wifes cheat
free abortion pill abortion pictures pro life abortion
abortion methods dilatation and curettage hysteroscopy articles on abortion
abortion pill abortion pill abortion pill
metformin metformin metformin
sumatriptan injection sumatriptan injection sumatriptan injection

Yayın Bilgileri
Yayınlandığı Kaynaklar
Yayınlandığı Tarih 28-30 Eylül 2006
Yayınlandığı Dergi
Sanal Dergi
Makalenin Linki http://erdoganates.net/abmgm.html

Makale Metni   [Yazdır/Print]

Alevî-Bektâşî Mûsikîsine Güfte Melodi Ve Ritim Açısından Bir Bakış

 

( Bu makale 28-30 Eylül 2006 tarihinde SDÜ. İlahiyat Fakültesi tarafından düzenlenen 1.Uluslararası Alevilik-Bektaşilik Sempozyumunda tebliğ olarak sunulmuştur)

 

GİRİŞ:

Alevî-Bektaşî Mûsikîsi geleneksel bir müzik türü olarak çoğunlukla Tasavvufî halk Müziği içinde yer alır. Türk Müziği literatüründe "nefes" diye isimlendirilen bu türün gerek güfte, gerek melodi, gerekse ritim olarak kendi içinde bazı önemli özellikler arz ettiğini söyleyebiliriz.

Aynı kültür kaynaklarından beslenmiş olmalarından dolayıdır ki; nefesler Anadolu türkü formları ile büyük benzerlikler arz eder. Hatta pek çok nefes Türk halk müziği türküleri ile karıştırılmaktadır. Türk Halk müziğinin yanı sıra Bektaşi Mûsikîsinde klâsik Türk Mûsikîsi tesiri de görülmektedir. Bilhassa İstanbul çevresindeki tekkelerde okunan parçalarda kendini gösterir. Rumeli ve Anadolu erkânlarındaki icralarda ise sade bir üslupla okunan mahalli nağmeler mevcuttur.

Anadolu'da okunan türkülerin şiir ve melodisi genellikle anonim olmakla beraber, Nefeslerin şâirleri bilinir ve şiirlerin son dörtlüğünde şâir, ismini veya mahlasını zikreder. Ancak müzik anonim olup genelde bestekârı bilinmemektedir.

 

ALEVİ-BEKTAŞİ MÛSİKÎSİNDE MELODİK YAPI:

Melodi itibariyle gayet basit ve sade bir yapıya sahip olan nefesler genellikle bir oktavlık ses genişliği içinde seyreder. Zaman zaman ses genişliği ve melodi zenginliği bakımından bu sadeliğin dışına çıkan nefeslere de rastlanmaktadır.

Melodik yapı içinde dikkat çeken bir başka konu da Türk Müziğinde kullanılan makamların pek çoğunu nefeslerde de görmek mümkündür. Ancak bir genelleme yapmak gerekirse daha çok Türk Halk Müziğinde gördüğümüz Hüseynî, Uşşak, Hicaz, Rast Muhayyer gibi makamların daha ağırlıklı kullanıldığını rahatça söyleyebiliriz. Ayrıca Halk Müziğinde sıkça kullanılan Kalenderî, Kerem, Hüseynî, gibi temel ayakların nefeslerde de kullanıldığı dikkatlerden kaçmamaktadır.

Alevî-Bektaşi mûsikîsinde üzerinde durulması gereken hususlardan biri de bazı nefeslerin çok sesli icra edildiğidir. Nadir de olsa çok sesli icralara rastlanmaktadır. Bu tarzda okunan eserlere "Deste Nefesi "denir. İcrası şöyledir. Birinci okuyucular melodiyi normal okurken ikinci okuyucular melodiyi bir üçlü aşağı olarak yarım ölçü sonradan başlamak suretiyle (Kanon) şeklinde tekrar ederek takip ederler ve parçanın nihayetinde kararda birleşirler. Nefesin icrası müddetince sağda ve solda bulunan figür okuyucular "dem tutmak" şeklinde okuyuşlar yaparlar. Muhabbette bulunan diğer kişiler ise, adap ve erkan üzere muhtelif ton ve seslerle "ya şah, ya şah" diyerek usul ve erkanına göre dönerler.[1]

Bu müzik türünde görülen özelliklerden biri de müzikal ton değişikliğidir. İcra sırasında karar sesinden bir perde kaldırılarak başka bir melodik ton ile esere devam edilir veya bir başka esere bağlantı yapılarak icra ayrı bir hava içinde devam eder.

 

ALEVİ-BEKTAŞİ MÛSİKÎSİNDE GÜFTE:

Beslendiği kaynak itibariyle İslâm Tasavvufu içinde bir tür olarak tanımlanan Alevî-Bektaşî Mûsikîsi özellikle Bektâşî Tarîkinde ilâhilere verilen isim olarak tanımlanabilir. Güfteleri daha çok Bektâşî şairlerin hece vezni ile açık, sade ve samimi bir dil ile yazılmış şiirlerinden seçilir.[2]

XV. yüz yılda Kaygusuz Abdal ile başlayan Alevî-Bektaşî edebiyatı büyük ölçüde Yunus Emre'den de etkilenerek şekil bulmuştur. Sade etkili ve orijinal bir üsluba sahip olan Kaygusuz Abdal'dan sonra, Hatâyî mahlası ile şiirler yazan ve daha çok hece veznini kullanan Şah İsmail-i Safevî, Alevî-Bektaşî edebiyatının en didaktik şairlerindendir. XVI. yüz yılda bir isyan sonucu asılan Pir Sultan Abdal ise bu edebiyatın en lirik ve en kuvvetli şâirlerindendir. Üslûbunda canlılık, hayat sevgisi ve insânî görüş ağır basar. Ayrıca Kul Himmet ve onun çağdaşı Hüseynî de Pir Sultan'a yaklaşan şairlerdendir.[3]

Ancak, XVI-XVII yüz yıllardan sonra bu edebiyat eski dinamizmini kaybederek donuk bir hal almaya başlamıştır. Ortaya konan şiirler daha önce yazılanların tekrarından ibaret kalmıştır. Fakat, XIX yüzyılda sosyal hayatta meydana gelen bazı değişmeler bu edebiyata da tesir etmiş, şairler zaman zaman bu değişiklikleri şiirlerinde ortaya koymuşlardır.[4]

Alevî-Bektaşî şairlerin yazdığı şiirler bazen diğer bazı tarikat büyüklerinin şiirleriyle karışmış, Vasfî, Oğlanlar Şeyhi İbrahim Efendi, onun halifesi Sun'ullah-ı Gaybî gibi Bektaşilikle ilgisi olmayan şairlerin şiirleri de bu edebiyat içinde gösterilmiştir. Merhum Rauf Yekta Bey bu türlü şiirler için şunları söylemektedir: Nefeslerin içinde Bektâşilikle hiç alakası olmayan şairlerin söylediği birtakım manzumeler de vardır ki Bektaşiler her nasılsa bunları benimseyerek bestelemişlerdir. Biz bunları Nefes oldukları için değil, mahzâ bestelerinin nefes üslubunda olması ve senelerce Bektaşi tekkelerinde okunmaları itibariyle mecmuamıza dercettik.[5]

Alevî-Bektaşî şiirleri XV yüzyıldan, hatta daha önceden itibaren bestelenmeye başlanmış, dolayısıyla Bektâşî müziği eserlerinin bu tarihlerden itibaren oluşmaya başladığını düşünebiliriz. Şairler şiirlerinin son dörtlüğünde ismini veya mahlasını açıklarken, Alevî-Bektaşî müzisyenleri isimlerini sürekli sırretmeye (gizlemeye) çalışmışlar ama besteler devamlı olarak muhabbet toplantılarında icra edile gelmiştir. Ayrıca nota kullanımı olmadığı için de eserler notaya veya bir şekilde yazıya geçirilemediğinden icralarla yaşatılmaya çalışılmıştır. Tevazü ve alçak gönüllülüklerinden dolayı gösteriş ve riyadan korkan Alevî-Bektaşî bestekarlar, bestelerinde isimlerini gizlemişler, zaman içinde icra edilmeyen pek çok eser ise kaybolup gitmiştir.[6] Nitekim bununla alakalı olarak Cumhuriyetin ilk yıllarında İstanbul Belediyesi Tasnif ve tespit heyetinin yaptığı önemli çalışmalardan biri de nefeslerin notalarının tesbiti ile alakalıdır. Bu yolda âzamî gayret sarf eden İstanbul Konservatuarı tasnif heyeti 1933 de 87 adet nefesin notasını neşretmeye muvaffak olmuştur. Tab ettirdikleri iki ciltlik Bektaşi Nefeslerinin mukaddimesinde yine Rauf Yekta Bey şunları söylemektedir: ...Kolleksiyonumuzun bu dördüncü cilt ile 44, bunu takip eden beşinci cilt ile de 43 nefesin notasını neşrediyoruz. Toplamı 87 olan bu nefeslerin bestelerini bilen eski Bektaşileri bulmak ve onlara bu nefesleri okutup notalarını yazmak için birçok zahmetler çektik. Bestelerini kaydettiğimiz nefeslerin tam güftelerini elde etmek de ayrı bir iş oldu... [7] Bu ifadelerden anlaşılıyor ki tespit edilebilen bu eserlerin dışında pek çok nefes kaybolmuştur.

Alevî-Bektaşî literatüründe aşktan, cemâlden, dîdârdan, sâkîden, bâdeden, azizlerin menkîbelerinden yoldan ve erkândan bahseden konulara "Nutuk", bunların bestelenmiş olanlarına ise "Nefes" denir. Nefeslerin içinde On iki İmamın adı geçerse "Düvaz", Hz. Peygambere övgü olarak yazılmışsa "Na't-ı Nebi" Hz. Ali'ye övgü olarak yazılmışsa "Na't-ı Ali", Hz. Hüseyin'in matemi dile getiriliyorsa buna da "Mersiye" denir. [8]

Nefeslerde Bütün ezgiler pırıl pırıl ve aydınlık bir neşe içinde Tanrı sevgisiyle, Tanrının elçisinin ve Ehl-i Beytinin muhabbetleriyle gönülleri feth eder. Bu mûsikî insanı Tanrıdan Evrenden ve insandan uzaklaştırmaz.

 

NEFESLERİN İCRASINDA KULLANILAN ENSTRÜMANLAR:

Bu geleneğin en önemli enstrümanı bağlamadır. Hatta daha genel anlamda ifade etmek gerekirse Türk Mûsikîsinin temelinde kopuz ve bağlama yer alır. Türklerin Orta Asya'dan başlattıkları göçle birlikte mûsikî anlayışları da kopuzun sapında Anadolu'ya taşınmış, daha sonra bu kültüre kopuzdan pek de farklı olmayan bağlama yerleşmiştir. Bağlama ve kopuzun perde taksimatı birbirinden pek de farklı değildir. Bağlama ve kopuzdaki bu perdeler, Türk Mûsikîsi makamlarında en çok kullanılan perdelerdir.[9]

Bugün Alevî-Bektâşî Nefeslerinin icrasında kullanılan bağlamalar, geçmişten günümüze Türk Halk Müziğinde kullanılan bağlamalar ile hemen hemen aynıdır.Ancak günümüzde daha çok kısa saplı bağlamaların kullanıldığı gözlenmektedir. Bunun en önemli sebebi ise; basit, sade melodilerden oluşan ve geniş bir ses sahasına sahip olmayan nefeslerin hem icrasındaki kolaylık hem de eserlerin birbirlerine daha kolay bağlanabilmesindendir. Konuya eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşmak gerekirse, yüzyıllardır Anadolu'da klâsik tavır ve uzun sap bağlama ile yapılan icranın yavaş yavaş ikinci plâna itilmiş olduğu dikkâtlerden kaçmamaktadır. Ancak bu uzun sap bağlamanın hiç kullanılmadığı anlamına gelmez.

Cemlerde diğer halk müziği sazlarından olan sipsi, mey, zurna gibi sazlar kullanılmaz. Bağlama ile birlikte insan sesi ön plânda tutulmuştur. Bunun gerekçesi şudur: Öncelikle bir ibadet biçimi olan âyin-i cemlerde amaç müzik yapmak veya çalıp eğlenmek değil, kolektif bir disiplin ve erkân üzere ibadet ve zikirdir. Bağlamanın Alevî-Bektâşî geleneğinde kutsal bir yeri vardır. Bağlamaya "telli Kur'an" denildiği bilinmektedir.

Ancak, bazı yörelere göre farklı sazların kullanıldığı da gözlenmektedir. Silifke ve Mut civarlarında bağlamanın yanında Kemane kullanıldığı da tespit edilmiştir. Hatta dışa açık uygulamalarda klarnet ve diz üzerinde keman da çalınmaktadır. Diz üzerinde çalınan bu kemana bölgede "Gırbız" (Kıbrıs), kemanesi denilmektedir. Daha önceleri "Hegit" de denilen, yöre ifadesiyle "Dırnak Kemanesi" çalınırdı. Alevîler dünyevi olarak kabul ettikleri için cemlerde vurmalı sazları kullanmazlar. [10]

Alevî-Bektâşî Nefeslerinin icrası ve kullanılan sazlar, Anadolu'nun farklı bölgelerinde ufak bazı değişiklikler gösterebilmektedir. Çoğunlukla kısa saplı bağlamalar tercih edilirken Trakya Bölgesinde kısa sap bağlamadan ziyade uzun saplı bağlamalar kullanılmaktadır. Bunun sebebi Anadolu âşıklarının deyişlerde kullandıkları âşık tarzı tabir edilen deyiş ve ezgilerin dar çerçevesine karşılık, Trakya Nefeslerindeki zenginlik ve dizi çeşitliliğidir. Bu melodileri uzun saplı bağlamalarla ve yöreye ait tavırla icra etmek çok daha kolaydır.[11]

Halk arasında genelde saz diye isimlendirilen bağlama ailesinin bir çeşidi olan meydan sazı veya çöğürde Alevî-Bektaşî kültüründe kullanılan diğer bir enstrümandır. Kopuzun gelişmiş bir şekli olan çöğür, geçmişte daha çok Yeniçeri ocaklarında XVI yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlandığı tahmin edilmektedir.Ancak ilk yapıldığı günden günümüze bazı değişikliklere uğramıştır.[12]

Alevî-Bektaşî geleneğinde bağlamayı icra edecek kişinin uyması gereken kurallar vardır. İcracı icraya başlamadan önce sazın karın (Göğüs) bölümünün sağ, sol, ve orta kısmını "Allah, Muhammet, Ali" diyerek üç defa öper. Muhabbet sofrasında veya âyin-i cemde saz çalınıp düvaz okunurken herhangi bir şey yenilip içilmez, diz üstü oturulur, konuşulmaz. İcranın Kur'an dinleniyorcasına bir saygı ile dinlenmesi gerekir. [13]

 

ALEVÎ-BEKTÂŞÎ NEFESLERİNDE RİTİM:

Nefeslerin melodik yapısının sadeliği, icradaki kolaylığı ve kolektif olarak okunabilmesinden dolayı olsa gerek ki nefesler küçük usul kalıplarıyla[14] bestelenmişlerdir. Ayrıca sema'nın da en önemli unsurlarından biri ritimdir.Dolayısıyla nefeslerde büyük usul kalıplarına rastlanmaz. Çoğunlukla düyek, sofyan, devri hindi, curcuna, aksak, Bektâşi raksı yürük semâi gibi usuller kullanılmakta olup, zincir, ağır çember, devri kebir gibi ağır ritimler görülmez. [15]

Semahlarda kullanılan ritimler Türk Halk Müziği türleri içinde en zengin bölümü temsil eder. Bu türde görülen 8 zamanlı ve 10 zamanlı karma usullerin kullanılması sadece doğu ve İç Anadolu'da görülmektedir. Dinleyicinin kulağında ayrı bir duygu yaratmasından dolayı bu bölgede "Senkop"[16] olayının da çok kullanıldığı dikkatlerden kaçmamaktadır.[17]

Türk Halk Müziğinin etkisi olarak özellikle Ege ve Akdeniz bölgesinin bazı yörelerinde (Teke Yöresi) Aksak usulünün sıkça kullanılmış olması dikkat çeker. Bu durum iç Anadolu bölgesinde okunan bazı nefeslerde de karşımıza çıkar. Bazen semahın tümü olmasa da bir bölümü aksak olabilir.

Ayrıca semanın akışına göre ritmin ağırlaştığı veya hızlandığı da nefeslerde gözlemlenen diğer bir özelliktir. Ege ve Akdeniz bölgesinde ritim değişikliğinden ziyade müzikal ton değişimi daha ön plândadır.[18]

 

SONUÇ

Alevî-Bektâşî mûsikîsi güfte, melodi ve ritim olarak kendine has özellikleri olan ve Türk Din Mûsikîsi içinde yer alan önemli bir türdür. Bu mûsikînin icrasındaki esas amaç ise ibadet ve zikirdir. Ne yazık ki günümüzde bu mûsikî eşliğinde yapılan samahlar, zaman zaman folklorik özellikleriyle ve gösteri amaçlı olarak icra edilmektedir. Tasavvufi anlayışın dışında kalan bu türlü icraların doğru olmadığı kanaatindeyiz. Elbetteki yeni açılımlar ve eserler bu kültüre kazandırılmalıdır. Ama unutulmaması gereken husus şudur:Ayin-i cemlerin ve burada okunan eserlerin esas amacı ibadet ve zikirdir.

Kanaatimiz odur ki; Köklü bir kültür ve geleneğe, uzun bir geçmişe sahip olan Alevî-Bektâşî anlayışı, geleneksel anlamda aslından kopmadan, ancak yeni yeni kültürel zenginlikler ve bestelerle zenginleşerek Türk Tasavvufu içindeki yerini korumalıdır.

 

 

Dipnotlar

[1] Bu çok sesli icra konusunda daha geniş bilgi için: Bkz, Gülağ Öz, Öz kaynaklarından Alevilik-Bektaşilik araştırmaları (Gizli Türk Dini Oyunları, Vahit Lütfi Salcı Makalesi) Can Yay. İstanbul 1999 s.354-357.

[2] Öztuna Yılmaz, Türk Mûsikîsi Kavram ve Terimler Ansk. Atatürk kültür Merkezi Başkanlığı Yay. 245, Ankara 2000 s.291.

[3] Gölpınarlı Abdülbaki, Alevî-Bektaşî Nefeslsri, İnkilap Kitabevi, II.Baskı, İstanbul 1992, s.7.

[4] A g e, s.8

[5] Ergün Saadettin Nüzhet, Türk Mûsikîsi Antolojisi,Rıza Koşkun Matbaası, İstanbul 1943, c.II, s.641.

[6] Dedebaba Bedri Noyan, Bütün Yönleriyle Bektâşîlik ve Alevîlik, ardıç Yay. Ankara 2001 c.IV, s.672.

[7] Ergün Saadettin Nüzhet a g e, c.II, s.639.

[8] Koca Turgut-Onaran Zeki, Gül-Deste Nefesler,Ezgiler,Notalar, Ankara 1987, s.7.

[9] Özkan İ.Hakkı, Türk Mûsikîsi Nazariyatı Usulleri ve Kudüm Velveleleri, Ötüken Yay. İstanbul 1990, s.17

[10] Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi Alevî Tarih ve Kültürü, Hazırlayan İbrahim Bahadır, �Toygun Dikmen, Alevî Müziğine Bakış� Bielfold Alevî Kültür Merkezi Yay. Mart 2002, s. 160-161.

[11] Yaltırık Hüseyin, Trakya Bölgesinin Tasavvufî Halk Müziği, Kültür Bakanlığı Yay. Ankara 2002, s.676.

[12] Dedebaba Bedri Noyan, age, s.676.

[13] A.g.e. s.677.

[14] Türk Mûsikîsinde on beş zamanlıya kadar olan usullere küçük usuller, on beş zamanlıdan fazla olan usullere de büyük usuller denir.

[15] Koca Turgut, Onaran Zeki, age,s.5.

[16] Senkop (Syncope):Bayım da denilir. Bir mûsikî esrinde usulün zayıf zamanının kuvvetli zaman uzaması hali. Bu şekilde bir durgunluk hasıl olduğu için �Syncope� den alınarak �bayım� denmiştir. Bayımda tabiatıyla kuvvetli zaman zayıf zaman haline geçer. Bayım Contrepoint�de başlı başına bir sanattır. Bknz. Yılmaz Öztuna age, s.36.

[17] Dikmen Toygun, agm, s.162.

[18] A.g.m. s.163.

 


Bu Makaleye Ait Eleştiri Makaleleri
# Makaleler Adı
Kullanıcı Yorumları

! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
Nurgül Çepni / 13.1.2010



Eski Eserler


Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

Hesap İşlemleri

Üye değil misiniz? Üye olun!

Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...