Eğitim Kurumu   ( 2141 )   في الكتب   ( 1659 )   في المؤلفين   ( 4831 )  
في المجلات   ( 786 )   في المكتبات   ( 151 )   في المدن   ( 182 )  
في المقالات   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 894 )  
مجموع عدد الزوار
9129104
مجموع عدد الاعضاء 1490
Online Üye 0

Derdimizi Anlatabileceğimiz Dostlar

 تفاصيل حول الكتاب رقم الكتاب : K-  
اسم المؤلف العلم الموضوع لغتها
Kadir Özköse Tasavvuf Türkçe
ميزات الطبعة مترجم الكتاب
 
       
Makale No: 1768 عدد الزيارة : 5245 الإبلاغ عن خطأ التوصية
   لمؤلف المقالة الكتب الكتب الألكترونية المقالات المقالات حوله    

الكتب للمؤلف
# اسم الكتاب

الكتب الالكترونية للمؤلف
# اسم الكتاب

المقالات للمؤلف
# اسم المقالة
1 Zühd ve Sofilerin Zühde Yükledikleri Anlam
2 Vahdet Deryasına Dalmak
3 Toplumsal Birlikte Tekkelerin Rolü
4 Tasavvufi Tecrübede Salikin Kendinden Geçme Durumu Vecd
5 Tasavvufi Düşüncenin Sosyal Hayata Yansımaları
6 Şehit Sufiler
7 Şehir ve Tekke
8 Seyyid Ahmed eş şerifin Anadoludaki Milli Mücadeleye Katılışı ve Mustafa Kemali Desteklemesi
9 Nefsin Karanlık Gecesi Kabz Gecenin Ortasında Doğan Güneş Bast
10 Mevlana Celaleddini Ruminin Düşüncesinde Kadın
11 Mevlana Celaleddini Ruminin Düşünce Dünyası
12 Mecazi Aşk Hakiki Aşkın Köprüsüdür
13 Mağrib Müslümanlarının Hac Organizatörlüğünü Yapan Tarikat Salihiyye Tarikatı ve Asafi Ribatı
14 Kuzey Nijerya
15 İbnül Arabinin Şeyhi Ebu Medyen Şuayb el Ensarinin Hayatı Eserleri ve Tesir Halkası
16 Firkat ve Vuslat
17 Fasta Titunfıtr Ribatı ve Emgariyye Tarikatı et Taifetüs Sanhaciyye
18 Evradı Olmayanın Varidatı
19 Derdimizi Anlatabileceğimiz Dostlar 2
20 Derdimizi Anlatabileceğimiz Dostlar
21 Dem Bu Demdir Dem Bu Dem
22 Cemi Olmayanın Marifetinden Farkı Olmayanın Kulluğundan Bahsedilemez
23 Anadolunun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında Tasavvufi Zümre ve Akımların Rolü
24 Ahmed Zerruk Hayatı ve Tasavvufi Düşüncesi
25 Ahmed Yesevi ve Divanı Hikmet
26 Abidin Paşa ve Şerhi Mesnevii

المقالت للتعريف بالمؤلف
# اسم المقالة

ملخص
click here read here why do married men cheat
read here wifes that cheat unfaithful wives
bystolic coupon site coupons for bystolic
doxycycline doxycycline doxycycline

معلومات النشر
اين نشرت http://akademik.semazen.net
تاريخ النشر
المجلة اتي نشرت فيها
المجلة الالكترونية
عنوان الموقع

نص المقالة   [Yazdır/Print]

Derdimizi Anlatabileceğimiz Dostlar

 

Mesnevî"nin ikinci büyük hikayesine geçiyoruz. “Padişah ile Cariye” hikayesini, işte bu bizim hikâyemizdir diye sunan ve kendisinin ruh atlasını ortaya koyan Mevlana, ruhlar âleminden dünya âlemine geliş seyrini, aslımızdan kopuşun verdiği ıstırabı, Hak"tan ayrı kalmanın sancısını ve Hakk"ı özleyip O"na kavuşmanın tadını anlattı. Hakikat arayışının anlatıldığı birinci hikâyeden sonra gelen “Taassup yüzünden Hıristiyanları öldüren Yahudi padişahı” hikâyesinde ise hakikatin tersyüz edilme girişimlerine dikkat çekmektedir. Hakikati bir bütün olarak yaşamak gerektiğini, hakikat yolundan koparmak isteyen yol bezirgânlarına kanmamak gerektiğini anlatmaktadır. Mevlânâ hikâyesine şu sözlerle başlar: 

“Yahudiler arasında, İsa düşmanı ve Hıristiyanları öldüren zalim bir hükümdar vardı. Halbuki peygamberlik zamanı ve nöbeti Hz. İsa"ya gelmişti. Musa devri geçmişti. Öyle olmakla beraber o Musa"nın, Musa da onun ruhu gibi idi.”

 

Bu beyitleri ile peygamberlerin birbirinden ayrı düşünülmemesi gerektiğini vurgulayan Mevlânâ, bu hikâyeyi dinlerin esas itibariyle tevhit ve vahdet üzere kurulduğunu anlatmak için zikretmektedir. Bu gerçek Kur"ân-ı Kerim"de şu şekilde dile getirilmektedir:

“Resûlüm!) de ki: Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım. O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman: Şahit olun ki biz müslümanlarız! deyiniz.” (Al-i İmrân, 3/64)

 

 “Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler). Her biri Allah a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. "Allah"ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, affına sığındık! Dönüş sanadır" dediler.” (Bakara, 2/285)

 

Peygamberlerin tebliğ ettikleri hakikat bakımından herhangi bir fark yoktur. Fakat her birinin kendilerine özgü bir mertebe ve derecesi vardır. Şöyle ki:

“O peygamberlerin bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Allah onlardan bir kısmı ile konuşmuş, bazılarını da derece derece yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa'ya açık mucizeler verdik ve onu Rûhu'l-Kudüs ile güçlendirdik. Allah dileseydi o peygamberlerden sonra gelen milletler, kendilerine açık deliller geldikten sonra birbirleriyle savaşmazlardı. Fakat onlar ihtilafa düştüler de içlerinden kimi iman etti, kimi de inkâr etti. Allah dileseydi onlar savaşmazlardı; lâkin Allah dilediğini yapar.” (Bakara, 2/253)

 

Peygamberlerin birbirinden ayrı düşünülmemesi gerektiğini ilgili âyetlere telmihte bulunacak şekilde dile getirdikten sonra Mevlânâ, sözlerine şu şekilde devam etmektedir:

“O şaşkın Padişah, Allah yolunda, İsa yolunda yürüyen, Hak dostları olan Musa ile İsa"yı birbirinden ayrı sandı. (Mesela) ustası bir şaşıya:

"İçeride asılı şişeyi dışarı getir" dedi. (Şaşı çırak):

"Bu iki şişeden hangisini senin önüne getireyimâ İyice anlat." dedi. Usta:

"Şişe iki tane değildir; haydi şaşılığı bırak, (azı) çok görücü olma!" (Şaşı çırak:)

"Ustacığım beni azarlama, şişe iki tanedir." deyince usta:

"(Öyleyse) o iki şişenin birini kır." dedi.

Çırak şişenin birini kırdı, fakat ikisi birden gözden kayboldu. İşte insan, hışım ve gazaptan böyle şaşı olur (biri iki görür.) Aslında şişe bir taneydi, şaşının gözüne iki göründü. Şaşı o "bir" şişeyi kırınca öbürü de yok oldu.”

 

Mevlânâ bu hikâyede;

Yahudi hükümdarı şaşı çırağa,

Çırağın şişeyi iki görmesini Musa ve İsa (a.s.)"ı birbirinden ayrı görmesine benzetiyor.

Ortada ve hakikatte bir şişe vardır. O da o dönemin peygamberi Hz. İsa"dır. Çırak, şişenin birini, daha doğrusu şişeyi kırınca ikisi birden kırılıverdiği gibi Yahudi hükümdar da İsa (a.s.)"ı kırmak suretiyle aslında Musa (a.s.) da kırmıştır.

 

Sözlerine devamla Mevlânâ, hiddet ve öfke ile gözü dönenlerin durumunu şu şekilde tarif etmektedir:

“Hiddet ve şehvet insanı şaşı yapar; doğruluktan ayırır.  Gazapla bakınca hünerler görünmez olur. Gönülden, göze, yüzlerce perde iner.”

 

Hiddet ve şehvet anında gözü dönenler, doğruyu düşünemez, hakikati, iyiliği ve doğruyu göremezler. Bir Hak dostunun söylediği gibi, kul ile Hak arasındaki perdeler ister yetmiş bin kat olsun, ister soğan zarı kalınlığında olsun netice birdir: Kul Hakk"ı göremez.

 

Muhabbet ve rıza ile bakan gözler hiç ayıp görmezken, garaz ve öfke ile bakan gözler olanca kötülükleri ortaya çıkarır. İngiliz filozof Lord Bacon (ö. 1626), öfkenin sonucunu şu sözü ile veciz bir şekilde ortaya koymaktadır: “İnsanların en büyük dostu, zorluklardır; çünkü insanları karşılaştıkları zorluklar kuvvetlendirir. Öfke, aptalları akıllı yapar; ama yoksul bırakır..”.

 

Abdullah b. Münâzil (ö.330/941) ise Hamdûn el-Kassâr (ö.271/884)"a;

“- Bana bir tavsiyede bulun” der, o da;

“- Gücün yettiği müddetçe dünyevî bir şeye kızmamaya gayret et” demiştir.

Tüm bu hatırlatmalardan sonra dikkat dilecek temel ölçü; öfke ve gururun kölesi olmamaktır. İşte şu olay bu gerçeğin bir ifadesidir:

Günün birinde padişah, payitahtının sokaklarında dolaşır. Onu gören herkes yerlere kadar eğilir. Yalnızca yolun kenarında oturan bir derviş aldırmaz, tesbihiyle Allah (c.c.)"ı zikretmeye devam eder. Padişah öfke içinde durur ve dervişi yanına çağırır:

“- Herkes eğilirken sen niye eğilmiyorsunâ” diye sorar. O da;

“- Herkes sizin gücünüzden korkuyor ve sizin zenginliğinizden istiyor. Onun için onların sizin önünüzde eğilmesi haklıdır. Ben ise yalnızca Allah (c.c.)"tan korkuyorum ve yalnızca Allah (c.c.)"ın bana lutfettiklerini istiyorum. Bu nedenle benim sizin önünüzde eğilmem doğru değildir.” der. Sultan sinirlenir, ancak derviş sözüne devam eder;

“- Ayrıca hür bir insan asla bir kölenin önünde eğilmemelidir.”

Padişah önce öfkeden kıpkırmızı kesilir, sonra yüzündeki bütün kanlar çekilip beyaza döner. Askerler palalarına uzanmaya başlar. Derviş sakin bir sesle devam eder;

“- Görüyorsunuz siz hâlâ öfkeniz ve gururunuzun kölesisiniz, ben ise kendimi, benliğimin ve hayvânî tabiatımın boyunduruğundan kurtardım.”

Aklı başına gelen padişah askerlerini uzaklaştırır;

“- Ona dokunmayın. O bir Allah (c.c.) dostu ve çoktan benim hükümranlığımın dışına çıkmış.” der.

Öfke ve hiddetin felaketine dikkat çektikten sonra Mevlânâ, sözü rüşvetin çirkinliğine getirir ve konuyu şu şekilde noktalar:

“Eğer bir kadı/hakim içinden rüşvet almaya karar vermişse, mazlumu zalimden nasıl ayırt edebilirâ”

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)"in;

“Allah rüşvet alana da verene de ikisi arasında aracılık edene de lanet etsin. Rüşvetten sakının; çünkü rüşvet küfrün ta kendisidir. Rüşvet veren cennetin kokusunu bile duymaz.” hadisine paralel olarak bu gerçeği Cafer-i Sâdık (ö. 156/766) şu şekilde temellendirmektedir:

“Hüküm verme hususunda, rüşvet Allah"a küfürdür.”


مقالات حول مضمون هذه المقالة
# اسم المقالة
Kullanıcı Yorumları

! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
Nurgül Çepni / 29.3.2010



Eski Eserler


Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

Hesap İşlemleri

Üye değil misiniz? Üye olun!

Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...