Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 894 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0

Hüseyin Hansu ile Babanzade Ahmet Naim Üzerine...

 Kitap Detayı Kitap No : K-  
Yazar Adı İlim Dalı Konusu Dili
Hüseyin Hansu Röportaj Türkçe
Özelliği Tercüme Eden
 
       
Makale No: 1754 Hit : 7430 Hata Bildirimi Tavsiye Et
Tanıtılan Yazarın Bilgileri
Yazar Adı Ahmed Naim
 
   Makale Yazarına ait Kitaplar E-Kitaplar Makaleler Hakkındaki Makaleler    

Yazara ait kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait e-kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait makaleler
# Makaleler Adı
1 Sünneti Yorumlamada Öznellik Sorunu Ubeydullah b. el Hasen Örneği
2 Hüseyin Hansu ile Babanzade Ahmet Naim Üzerine...

Yazar Hakkındaki Tanıtım Makaleleri
# Makaleler Adı

Özeti
women cheat on their husbands married men having affairs unfaithful wife
married men affairs why are women unfaithful my boyfriend cheated on me with a guy
free abortion pill dilatation & curettage pro life abortion
abortion methods abortion clinics in ny articles on abortion
bystolic coupon 2013 bystolic coupon 2014 bystolic coupon 2014
bystolic savings card bystolic free trial coupon bystolic coupon 2014
cialis coupon cialis coupon cialis coupon
abortion pill abortion pill abortion pill
gabapentin use in psych gabapentin use in psych gabapentin use in psych
sumatriptan succinate http://sumatriptannow.com/succinate sumatriptan succinate

Yayın Bilgileri
Yayınlandığı Kaynaklar
Yayınlandığı Tarih
Yayınlandığı Dergi
Sanal Dergi
Makalenin Linki

Makale Metni   [Yazdır/Print]

Hüseyin Hansu ile Babanzâde Ahmet Naim Üzerine...

 

Ömrü boyunca çok sağlam bir karakter örneği sergileyen Ahmed Naim’in hayatını ve düşüncelerini Babanzâde Ahmet Naim (Kaynak Yayınları, 2007) kitabı çerçevesinde Hüseyin Hansu ile konuştuk.

 

Ahmet Naim (1872-1934) Osmanlının son ve çalkantılı döneminde yaşamış, önemli fikir adamlarından olup, aynı zamanda müderris ve mütercim olarak çeşitli çalışmalar yapmıştır Süleymaniye kökenli Babanlar veya Babanzâdeler olarak bilinen aileye mensuptur. Babanzâde Ahmed Naim olarak tanınıp meşhur olan Ahmet Naim II. Meşrutiyet döneminde had safhaya ulaşan fikri mücadelelere katılmış, yayın yoluyla İslami hayatın ve düşüncenin ihyası için çalışmıştır. Ömrü boyunca çok sağlam bir karakter örneği sergileyen Ahmed Naim'in hayatını ve düşüncelerini Babanzâde Ahmet Naim (Kaynak Yayınları, 2007) kitabı çerçevesinde Hüseyin Hansu ile konuştuk.

 

Kitabınızın konusunu oluşturan Ahmed Naim'in hayatını yazma düşüncesinin nasıl oluştuğunu sorarak başlamak istiyorum: Kitabının hikayesi nedir?

Hz Peygamber'in hadislerini aktaran kimselerin güvenilir ve dürüst kimseler olmalarına dikkat edildiği için biyografi çalışmaları Hadis ilminde önemli bir yer tutar. Bu yüzden hadisçi ve hadis ravilerinin kişisel hayatlarını, ilmi şahsiyetlerini ve dürüstlüklerini araştırmak hadis ilminin önemli bir parçasını oluşturur. Biz de bu düşünceden hareketle, klasik anlamda bir hadisçi olmasa da Cumhuriyet döneminde toplumumuzun hadis kültürünün oluşmasında katkıda bulunmuş bir isim olan Ahmet Naim'in hayatını inceledik. Ahmet Naim, Sahih-i Buhari'nin muhtasarını (özetini) geniş açıklamalarla birlikte Türkçe'ye kazandıran Osmanlı'nın son dönem alimlerindedir. Tercüme ettiği bu eseriyle toplumumuzun hadis kültürünün oluşmasına büyük katkıları olmuştur. Yüksek lisans tezi olarak hazırladığımız bu araştırmanın genel okuyucu kitlesinin de ilgisini çekeceğini düşünerek basmayı uygun gördük.

 

Ahmed Naim ile ilgili akademik tek çalışma sizin çalışmanız sanırım... Türkçe'de bu konuda başka hangi çalışmalar var?

İlmi çalışmaları kadar siyasi fikirleri ve düşünce hayatımızdaki yeri de önemli olan Ahmet Naim Bey'in toplumuzda yeterince tanındığını söylemek zordur. Modern okullarda okumuş, devletin çeşitli kademelerinde memurluk hayatından sonra uzun süre Darulfunun'da felsefe derslerini okutmuş olan Naim Bey, dini ilimleri ve Hadis ilmini özel ilgisi ve gayretleri sonucu öğrenmiştir. Esas alanı felsefe olmasına rağmen, daha çok bir hadisçi olarak tanınmıştır.

Son zamanlarda felsefi görüşleri hakkında yapılan bazı çalışmalar bir yana bırakılırsa (İsmail Kara, "Felsefe ve Tefelsüf, Türkiye'de Felsefe'nin Dili Niçin Yok?", Cogito, 19, (1999), 284-310; Recep Kılıç, Babanzade Ahmet Naim'in Felsefi Görüşleri, AÜİFD, XXXVI (1997), s. 297-339) Ahmet Naim'in Türkiye'de felsefi düşüncenin yerleşmesindeki katkılarından pek söz edilmez. Bunu nedeni onun hem Batıcı düşüncenin, hem de milliyetçi düşüncelerin karşısında yer almış bir isim olmasıdır. Bu iki kesimin temsilcileri tarafından kasıtlı olarak nisyana terk edildiği için Ahmet Naim'in düşünce hayatımızdaki yeri yeterince takdir edilememiştir.

Bizim araştırmamızda ise daha çok Türkiye'de hadis ilimleri alanında yaptığı katkıları ele alındı. İslam eğitim ve öğretim sisteminin yürürlükte olduğu bir dönemde, Hadis öğretimine ve hadis eserlerine olan ihtiyacın bir medreseli değil de modern mekteplerden yetişmiş bir felsefeci tarafından dile getirilmiş olması trajik olsa da ender rastlanan bir durumdur. İslam dünyasında Kur'an'dan sonra en çok itibar gören Buhari'nin es-Sahih'inin ilk Türkçe tercümesinin bir felsefeci tarafından yapılmış olması yeterince manidar olmalıdır.

Tespit edebildiğimiz kadarıyla Ahmet Naim hakkında yazılmış ilk eser, Muallim Cevdet tarafından yazılan, "Müderris Ahmed Naim (İstanbul Ülkü Matbaası 1935)" isimli kısa bir biyografidir. Konuyla ilgili yapılmış iki tane lisans bitirme tezi de mevcuttur. Sermet Yıldırım, Prof. Ahmet Naim Babanzade, Hayatı, Eserleri ve Hakkında Yazılanlar, (Lisans Tezi), İstanbul 1964). Ahmet Nedim Serinsu, Babanzade Ahmet Naim, Hayatı, Şahsiyeti, Eserleri (Lisans Tezi), Ankara 1978. Ancak bunlar, Ahmet Naim'i ve eserlerini bütün yönleriyle ele alan ve değerlendiren çalışmalar değildir.

 

Ahmed Naim kimdir, nasıl bir yaşam sürdürmüştür?

Ahmet Naim 1872 yılında Bağdat'ta doğmuştur. Babası, Osmanlı'nın son dönemlerinde Irak, Yemen, Antalya ve Bolu'da valilik yapmış olan ve 1929 yılında vefat eden Babanzade Mustafa Zihni Paşa'dır. Cumhuriyet döneminde Baban soyadını alan ailenin en küçüğü, Hikmet Baban'dır ve nesil onun oğlu Cihat Baban'la (ö. 1984) devam etmiştir.

Ahmet Naim babasının memuriyeti dolayısıyla ilköğrenimini Bağdat Rüştiye'sinde görmüştür. Daha sonra İstanbul'da Galatasaray Lisesi (1891) ve Mülkiye mektebini (1894) bitirmiştir. Hariciye'de (Dışişleri bakanlığı) mütercim olarak başlayan memuriyet hayatı, Darulfünun felsefe hocalığı ile devam etmiştir. Bir süre Ayan azalığı da yapmıştır. 1933 yılında yapılan üniversite reformuyla açığa alınmış böylece memuriyet hayatı sona ermiştir.

Arap ve Fransız dillerini iyi bilen bir felsefe alimi idi. İslami ilimleri de özel gayretleriyle öğrenmiştir. Ömrünün son zamanlarında tamamen hadis ve hadis ilimleriyle uğraşmış ve bu işi daha önceden yapmadığına çok hayıflanarak şöyle demiştir: "Hadis tercümeleriyle meşgul olmaya başlayınca ondan önce vaktimi ne kadar zayi ettiğimi anladım. Bu iş dururken başka şeyle uğraşmak ne boş şeymiş! Büyük alimlerin bu işe verdikleri ehemmiyetin sebebini de şimdi anladım."

Dostları, meslektaşları ve öğrencilerinin hakkında söyledikleri ve yazdıklarından anlaşıldığına göre, Ahmet Naim geniş bilgisinin yanı sıra, dindarlığı ve ahlaki seciyesi ile de pek çok kimsenin takdirini kazanmıştır. Lise yıllarından itibaren dindarlığı ile tanınmıştır. Kendisini yakından tanıyanların anlattığına göre varlığı ile iftihar edilecek, yaşayışı örnek alınacak bir insandı.. Halûk, dürüst, münekkit, inançlarına taasupla bağlı bir zattı. İmanında sabit idi, neye inanmışsa sonuna kadar sadık kaldı. Doğunun dini feyzini, batının fikirleriyle kaynaştırmıştı. Batı ilminin aşığı, fakat pozitivizmin düşmanı idi.

Batı düşüncesine hakim ancak onun karşısında pasif bir konumda değildir. Bir yazarın ifadesiyle Doğu ve Batı kafasında birbirine karışmayarak yanyana duruyordu. Sarsılmaz bir seciye sahibi olan Naim, hak olduğuna inandığı yolda zerre kadar ayrılmayarak yaşamış ve öylece ölmüştür.

Ahmet Naim'in öğrencilerinden olan felsefe tarihçisi Macit Gökberk ve düşünce tarihçisi Niyazi Berkes dünya görüşleri tamamen farklı olmasına rağmen onun bazı meziyetlerini itiraf etmekten kendilerini alamamışlardır. Gökberk şöyle demiştir:

"Naim Bey, dünya görüşlerimiz birbirine büsbütün karşı olduğu halde, çok saydığım bir hocamızdı. Genel felsefe ve metafizik dersleri verirdi. İslam kültürüne hayrandı. Değişen toplum koşulları içinde düşüncelerini değiştirmedi ve kişiliğinden hiç ödün vermedi. Geçmişe bağlı ve görüşlerinde tutarlı bir müslüman Osmanlı aydını idi. Cumhuriyetin en coşkulu en parlak günlerinde bile geçmişe bağlılığını bir bütün olarak korudu. Kişiliğindeki bu bütünlük onu ister istemez bir saygı konusu yapıyordu."

Berkes'e göre ise onun en büyük meziyeti namuslu bir adam olması, bir dalkavuk olmamasıydı.

Darulfünun'da beraber hocalık yaptıkları Yahya Kemal Beyatlı da dünya görüşleri farklı olmasına rağmen, Naim Bey'in saygın kişiliğinden ve ahlaki faziletlerinden bahsetmiştir.

Onun vefatıyla yarım kalan Tecrid-i Sarih tercümesini tamamlamakla görevlendirilen Kâmil Miras'ın deyimiyle "selef-i salihin siretinde yaşamış yüksek bir fazilet örneği" olan Ahmet Naim, 13 Ağustos 1934 tarihinde Pazartesi günü öğle namazını kılarken, ikinci rekatın secdesinde vefat etmiştir. Sadece namazı yarım kalmamış, üzerinde çalıştığı hasta namazına dair hadisin tercümesini de yarıya kadar yapmıştır. Böylece hem Buhari tercümesini, hem öğle namazını hem de bu hadisin tercümesini yarım bırakarak bu dünyadan göçmüştür.

 

İslamcılık düşüncesindeki yeri nedir?

Ahmet Naim, Tanzimat'tan sonra ortaya çıkan fikir hareketlerinden İslamcılık akımı içerisinde yer almıştır. Bilindiği gibi İslamıcılık akımı, İslamı bir bütün olarak yeniden hayata hakim kılmak amacını güden ve 19. yüzyılda ortaya çıkan bir harekettir. İslam dünyasında Cemaleddin Afgani, Muhammed Abduh gibi temsilcileri bulunan bu akım, Türkiye'de Sırât-ı Müstakîm-Sebîlurreşâd, İslam Mecmuası ve Volkan gibi dergilerde toplanan kişilerin öncülüğünde ortaya çıkmış ve gelişmiştir.

İslamcılık akımının temsilcilerinden olan Ahmet Naim, medrese dışında yetişmiş olmasına rağmen, dini ilimleri ve Arapça'yı özel gayretleriyle öğrenmiş, siyasi ve sosyal alandaki problemlerin çözümünü Kur'an ve Sünnete dönüşte aramış bir aydındır. Hadisle ilgili yazı ve eserleri bu düşüncesinin bir sonucudur. Ahmet Naim, zaman değişse de nassların değişmezliğini savunmuş, dinde yapılmak istenen yeni ve modernist yorumlara karşı çıkmıştır. Ona göre din bir bütündür, öyle kabul edilmeli ve yaşanmalıdır. İslam'ın emirleri yalnız itikat ve ibadetlerden ibaret değildir. İslam insanlar arasındaki muamelat, muhakemat ve cezalara da şamildir. Bu yüzden din ve dünya işlerini ayırmak prensibi İslam'a uymaz. Kitap, sünnet, icma ve kıyasla tesbit edilmiş bulunan hükümlerin, İslam dünyasının kıyamete kadar bütün hükümlerini karşıladığı inancındadır.

İslamcılık akımının yayın organları olan Sırat-ı Müstakim ve Sebilurreşad dergilerinde yazdığı makalelerde, bu düşüncelerini dile getirmesinin yanı sıra İslâm dinine yönelik eleştiri ve saldırılara da cevap vermiştir. Değişen koşullar içinde düşüncelerini değiştirmemiş, kişiliğinden ve inandığı değerlerden taviz vermemiştir. Mücadelesini verdiği fikirlerini sonuna kadar savunmuş, fikirlerine bağlılığı bir bütün olarak korumuştur.

 

Dönemin hangi dergilerinde yazılarını yayınlamıştır?

Ahmet Naim'in gerek telif gerekse tercüme olmak üzere birçok kitap ve makalesi bulunmaktadır. Kitaplarının çoğununu darülfünuna müderris olarak atandıktan sonra yazarken, makalelerini ise daha çok Sırat-ı Müstakim ve Sebilurreşad mecmualarında yayımlamıştır. Ayrıca tesbit edebildiğimiz kadarıyla Servet-i Fünun mecmuası, Tanin Gazetesi, İttifak Gazetesi, Kelime-i Tayyibe ve Mahfil gibi mecmualarda da yazıları çıkmıştır.

İlk yazıları, Arap edebiyatından seçtiği ve Servet-i Fünun mecmuasında yayımladığı edebi parçaların tercümeleridir. Daha sonraki yazılarında dini, siyasi ve felsefi içerikli konuları işlemiş veya tercüme etmiştir. Dini içerikli yazılarında İslam inanç esaslarını sahih bir şekilde ortaya koymaya çalışırken, İslam dinin akla ve mantığa uygun olduğunu, ilerlemeye engel olmadığını göstermeye çalışmıştır. Bu arada modernist dini yorumlara da şiddetle karşı çıkmıştır. Ona göre toplumdaki cehaletin giderilmesi için en önemli adımların tefsir ve hadis alanında atılması gerekir. Bu nedenle yazılarının önemli bir kısmı ya hadise dayalı ya da sadece hadisle ilgilidir.

 

Ahmet Naim'in politik gelişmeler takip etmek için devrin çoğu aydını gibi Fransız gazetelerini okuduğunu öğreniyoruz kitabınızdan Ahmet Naim'in güncel siyasetle ilişkileri hakkında neler söylenebilir?

Ahmet Naim herhangi bir siyasi partinin destekçisi olmaktan ziyade düşünsel faaliyetleri ile öne çıkan bir aydın olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaşadığı dönemde Osmanlı Devleti, coğrafi, sosyal ve kültürel alanlarda köklü değişikliklere sahne olmuş, Mutlakiyet, Meşrutiyet ve Cumhuriyet gibi üç farklı yönetim değişikliğine sahne olmuştur. Batı düşüncesi ve kültürünün İslam toplumlarına bir kâbus gibi çöktüğü, aydınların çoğunun kurtuluşu Batı'da aradığı, medresenin fonksiyonunu kaybettiği bu dönemde, Ahmet Naim, kurtuluş reçetesini Hadis ve Sünnette aramıştır.

Batı düşüncesini takip etmiş ancak Batı uygarlığına karşı temkinli davranmıştır. Ona göre medeni vasıtalar biri Avrupa'ya ne kadar yaklaştırırlarsa yaklaştırsınlar aramızdaki mesafe doğu ile batı kadar uzaktır. Batı batıdır, Doğu doğudur. Bu nedenle Avrupa'nın ilim ve fennini sevmeli, adeta onu tutkun olmalı fakat bu sevgi bizi bize unutturmamalı, kültür ve değerlerimizi gözümüzde küçültmemelidir. Zaten medeniyet aleminde ileriye doğru atılan her adım İslam'a doğru yaklaşmaktır. İlim ve fende ortaya çıkan her gerçek de müslümanın yitik hikmetidir.

Öte yandan, Batı kültür ve düşüncesini benimsemiş tiplerin İslam'a yönelik eleştirileri karşısında sessiz kalmamış, yazıları ve eserleri ile bunlara karşı mücadele etmiştir. İtalyalı müsteşrik Leone Caetani'nin İslam Tarihi'nin Türkçe'ye tercüme edilmesi üzerine hem mütercim Hüseyin Cahid'i hem de kitabı eleştiren yazılar yazmıştır. Aynı şekilde İslamı ve İslamcıları eleştiren Tevfik Fikret'i ve onu savunan filozof Rıza Tevfik'e karşı yazdığı eleştirileri de vardır.

Yazarların ve düşünürlerin içine doğdukları zaman onların düşüncelerinin şekillenmesinde önemli bir etken olduğu bilinir. Bu noktada Ahmed Naim'in yaşadığı Mutlakiyet, Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde onun düşünceleri,  faaliyetleri nasıl bir seyir izlemiştir?

Ahmet Naim'in yaşadığı dönemde ülke Mutlakiyet, Meşrutiyet ve Cumhuriyet olmak üzere üç farklı yönetim değişikliği yaşamıştır. Her üç dönemde de Ahmet Naim, iktidara muhalif bir tavır içerisinde olmuştur.

İlk dönemde birçok İslamcı aydın gibi Ahmet Naim de, II. Abdulhamid yönetimine karşı çıkmıştır. Bu dönemde ittihatçılarla birlikte olmuş, iktidar muhalifi olan arkadaşlarıyla birlikte Beyazıt'ta meşhur Küllük kahvesindeki sohbetlere katılır, arkadaşlarıyla birlikte Le Temps gibi Fransızca gazeteleri gizlice okurlardı. Mehmet Akifle tanışması da bu sohbetler sırasında olmuştur.

II. Meşrutiyetin ilanından sonra Ahmet Naim, bir süre İttihad ve Terakki hükümeti emrinde çalışmıştır. İttihad ve Terakki hükümeti Ahmet Naim'i taşraya müfettiş olarak göndermiştir. Naim Bey, Cemiyet mensuplarının idare amirleri üzerinde yaptıkları baskıları genel merkeze rapor etmiş, ancak bu raporlarına aldırış edilmediğini görünce Mehmet Akif'le beraber Cemiyet'ten ayrılmıştır. Daha sonra Sebilurreşad dergisinde Said Halim Paşa ile beraber Meşrutiyet karşıtı yazılar yazmıştır.

Ahmet Naim'in Cumhuriyet döneminde de yönetime karşı muhalif tavrını sürdürdüğünü görmekteyiz. Öğrencisi Gökberk'in anlattığına göre, görüşlerinden hiç ödün vermezdi. Devrimin önemli simgelerinden olan şapkayı takmaz, derste başına siyah takke koyardı. Yine üniversiteden meslektaşı olan Mehmet Emin Erişirgil'in aktardığına göre, çok yakın dostu olan Mehmet Akif'in yazdığı İstiklal Marşı'na sevinememiş, "Biz, kimlerin eline düştüğümüzü biliyoruz" diyerek Cumhuriyete kuran kadro hakkındaki hislerini dile getirmiştir.

Bir başka öğrencisi Niyazi Berkes, Mustafa Kemal'in 1929 yılında İstanbul Üniversitesi'ni ziyareti sırasında, herkes bir tarafa kaçışırken Ahmet Naim'in aldırmaz ve soğukkanlı tavrına hayret etmekten kendini alamaz.

Bu muhalif kişiliği yüzünden Ahmet Naim'in üniversitede ders vermesine izin verilmemiş, kısa bir süre sonra açığa alınmıştır.

 

Ahmed Naim'in Tercüme Dairesi bünyesinde kurulan Istılahat-ı İlmiye Encümeni çalışmalarında bulunduğunu  ve kurum tarafından hazırlanıp yayımlanan Felsefe Istılahları ve Sanat Istılahları adlı kitapların hazırlanmasında büyük emeği geçtiğini biliyoruz. Ahmet Naim'in bu konudaki çalışmalarının amacından ve nasıl bir sonuca ulaştığından söz eder misiniz?

Ahmet Naim'in sicil dosyasında Arapça ve Farsça'yı tercüme, Türkçe ve Fransızca'yı konuşma ve yazma düzeyinde bilmesinin yanı sıra Kürtçe'yi de bildiği belirtilmektedir.  Onun ilmi şahsiyetinin en belirgin yönü Arapça ve Fransızca'dan yaptığı tercümelerdir. Batı felsefesini Türkçe'ye çevirirken kullandığı ilmi terimler ve Buhârî Muhtasarı'nı çevirirken gösterdiği titizlik bunun açık bir göstergesidir. Yazı hayatına Servet-i Fünun dergisinde Arap edebiyatından yaptığı çevirilerle başlamıştır. Hem Hariciyede hem de Maarif bakanlığında Tercüme Dairesinde görev yapmıştır. Bu daire bünyesinde kurulan Istılahat-ı İlmiye Encümeni (İlmi Terimler Komisyonu) çalışmalarına katıldı. Bu komisyonun hazırlayarak 1914'te yayımladığı "Felsefe Terimleri" ve "Sanat Terimleri" adlı kitapların hazırlanmasında büyük ve etkili emekleri geçmiştir.

Burada kabul ettiremediği ve doğru olduğuna inandığı 1900 terimi tercüme ettiği İlmu'n-Nefs adlı kitabının sonuna eklemiştir. Bu eser İsmail Kara tarafından, uzun açıklama ve dipnotlarla birlikte "Bir Felsefe Dili Kurmak, Modern Felsefe ve Bilim Terimlerinin Türkiye'ye Girişi, Dergâh Yayınları, İstanbul 2001" adıyla yayımlanmıştır.

Fransız filozof Paul Janet'ten tercüme ettiği ve Daru'l-fünun Edebiyat Fakültesi mecmuasında yayımladığı "Felsefe Bir İlim midir?" adlı tercümesi de ilim aleminde takdirle karşılanmıştır.

Ülker Öktem, onun felsefe ile ilgili bu çevirisini sadeleştirerek "Paul Janet'in Metafizik ve Psikolojinin İlkeleri Kitabının BİLİM FELSEFESİNE GİRİŞ Adlı Birinci Bölümündeki İlk Dört Kısmın Babanzâde Tarafından Yapılmış Çevirisi Üzerine Bir İnceleme" (İmaj Yayınları: Ankara 1997) adıyla yayımladı.

Tercümelerindeki isabeti ve terimlerin Türkçe karşılığını bulmadaki ustalığı edebiyat eleştirmenlerince çok takdir edilmiş, imla komisyonunda kendisiyle beraber çalışmış olan M. Cevdet, onun bu alandaki konumunu, Yunanca terimlere Arapça karşılık koymakta çok isabet eden Huneyn b. İshak ve Sabit b. Kurre'ye benzeterek şöyle demiştir:

"Türkiye'de Avrupa ilimlerinin yayılma tarihinin son elli yılı yazıldığı zaman başta en müdekkik mütercim olarak Ahmet Naim anılacaktır. Yunan felsefesinin Arapça'ya tercüme edilmesinde ilk Abbasi devrinin parlak mütercimleri olan Huneyn b. İshak ve Sabit b. Kurra'nın yeri ne ise Ahmet Naim'i de felsefe sahasında en değerli bir mütercim olarak tanımak ve onu Tük dilinde ikinci bir Huneyn b. İshak olarak kaydetmek kesinlikle haksızlık değildir. İlmu'n-Nefs tercümesi ve burada kullandığı terimler iyice incelenirse bu hakikat teslim edilir."

Türkçe'nin arınması ve üslubun sadeleştirilmesinden yanadır. Türkçe'deki terkiplerin atılmasını savunmuş ancak ilmi terimlerin aynen muhafaza edilmesi gerektiğini belirtmiş, felsefi terimleri Türkçe'ye Arapça kelimeler vasıtası ile geçirmeyi tercih etmiş ve zaruret olmadıkça bunların bozulmaması gerektiğini söylemiştir.

Arapça tercümelerdeki başarısını, ilim alemi ilkin Sırat-ı Müstakim mecmuasında yayımlamağa başladığı Tecrid-i Sarih hadislerinden öğrenmişti. Hatta bu tercümeleri ona, bu eserin tamamını Diyanet İşleri Başkanlığı adına tamamlamakla görevlendirilmesine sebep olmuştur. Tecrid-i Sarih tercümesinde, Türkçe'yi kullanmadaki ustalığı yanında Arapça kelimelerin en uygun karşılığını bulmaktaki mahareti, kullandığı dil ve uslûp günümüzde bile yapılan tercümelere kaynaklık etmektedir.

 

1915 yılında Darülfünun Edebiyat Fakültesi'nde ders vermeye başlayan Ahmet Naim fakültede mantık, felsefe, ruhiyat ve ahlak derslerini okutmuş Darülfünun (Üniversite) rektörlüğü görevinde bulunmuş, Darülfünunun 1933 yılında kaldırılışına ve üniversiteye dönüştürülüşüne kadar buradaki görevini devam ettirdi. Yeni kurulan üniversitelere birçok arkadaşı gibi kendisinin de alınmadığını biliyoruz. Bunun sebepleri nelerdir?

Ahmet Naim 10 yıl süreyle Dışişleri Başkanlığında mütercim olarak çalıştı. Bu sıralarda Galatasaray Lisesinde de Arapça derslerini okutmuştur. II. Meşrutiyet'in ilanından sonra tamamen Eğitim Bakanlığı'na (Maarif Nezareti) geçmiştir. Bu bakanlıkta çeşitli görevlerde bulunduktan sonra 1914 yılından itibaren İstanbul Darülfünun Edebiyat Fakültesi'ne felsefe müderrisi (profesörü) olarak atanmıştır. Burada genel felsefe, metafizik, psikoloji, mantık ve ahlak gibi felsefe grubu derslerini okutmuştur. Yirmi yıldan fazla üniversitede felsefe dersleri okutmuştur. Felsefe alanındaki ilk önemli eserler onun tarafından tercüme edilmiş ve Türkçede felsefe terimlerinin yerleşmesinde ciddi katkıları olmuştur. Öğrencileri arasında Niyazi Berkes, Macit Gökberk, Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı, Osman Pazarlı, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi isimler vardır.

Darülfünun'daki derslerinin yanında birçok ilmi komisyonda bulunmuş, tercümeler yapmış, çeşitli dergilerde birçok makale yazmıştır.

Ahmet Naim, 1919'da kısa bir süre Darulfünun Umum Müdürlüğü (rektör) görevini de yürütmüştür. Ancak maarif bakanlığının karma eğitime geçilmesi konusundaki ısrarı yüzünden bu görevinden istifa etmiştir. Üniversitedeki felsefe grubu derslerini okutmaya devam eden Naim Bey, 1933 Üniversite reformuyla birlikte açığa alınmıştır.

 

Ahlaki görevlerin kaynağının ne olduğu felsefeciler arasında hap tartışılmıştır. Ahmed Naim'in bu konudaki düşünceleri nedir? Ayrıca onun tesettürün hem dini hem de ahlaki bir mesele olduğunu vurgulama gereği duymasının nedeni nedir?

Ahmet Naim, 1912'de dönemin Maarif bakanı, Emrullah Efendi tarafından Lahey'de toplanan II. Ahlak Kongresi'ne İslam ahlakıyla ilgili bir tebliğ sunmak üzere görevlendirilir. Naim, tebliğini hazırlar ancak bu sırada İstanbul hükümetinde kabine değişlikliği yapıldığı için kongreye katılamaz. Bunun üzerine hazırladığı notları önce Sebilurreşad'da tefrika etmiş, sonra da kitap halinde yayınlamıştır. Ahmet Naim'in İslam Ahlakının Esasları adıyla yazdığı kitap aslında 1912'de Lahey'de toplanan II. Ahlak Kongresi'ne sunulmak üzere hazırlanmış bu tebliğidir.

Ahmet Naim'e göre ahlakın kaynağı genel olarak dindir. Her alanda olduğu gibi ahlaki kuralları, insani görevleri, insan hayatını düzenleyen ilişkilerin dayandığı kanunları da insanlara ilk öğreten dindir. Bu kurallar ve kanunlar hangi milletin dininde güçlü ise o millet tarih sahnesinde de güçlü ve sürekli olmuştur. Aksi durumda ise kısa zamanda tarih sahnesinden çekilmişlerdir.

Ahlaki görev ve haklar dini emirlerle iç içedir. Ahlak ile din adeta tek bir şeydi. Hiçbir ahlaki buyruk yoktur ki aynı zamanda dini ve insani bir buyruk olmasın. Bu sebeple ahlak kurallarının en kuvvetli müeyyidesi dindir. Ahlak ilkelerinin en büyük bekçisi ve koruyucusu Allah'ın, ahiret gününde kullarını ödüllendireceğine veya cezalandıracağına olan kuvvetli imandır.

Ahlaki faziletlerin halkın bütün kesimlerinde yayılıp genel kabul görmesine sebep olan şeriattır. Ahlaki kötülüklerden korunmak, ahlaki faziletlerle bezenebilmek için, kitap ve sünnetten başka ilim ve feyz kaynağına ihtiyaç duymamış olan müslümanlar, seçkin ashab ile tabiinden başka rehber ve modellere de kıymet vermemişlerdir.

İslam ahlakının "vahiy" veya "din" ile temellendirilmiş olması, onun akli niteliğinden bir şey kaybettirmez. Çünkü başlangıçta "insanın esasen müslüman oluşu, iman etmesi zaten akli delillendirme sonucu gerçekleşmiştir.

Ahmet Naim'e göre İslam'daki kader inancı ve tevekkül anlayışının, insanı acizliğe ve miskinliğe düşüren anlayışlarla örtüşmesi mümkün değildir.

Dine değil de sadece akıl ile temellendirilmiş olan ahlak kuralları ise bir seçkin grubun (filozoflar gibi) ahlakı olabilir ama hiçbir zaman geniş halk yığınlarının ilgisini çekmez.

Ahmet Naim, kendi döneminde bazı gazetelerde çıkan ve tesettürün sadece dini bir mesele olup ahlakla ilgisi bulunmadığını, ahlakın ise bir eğitim meselesi olduğunu ve hükümetin buna karışamayacağını savunan yazılara karşı, tesettürün hem dini hem de ahlaki bir mesele olduğunu, ahlaki oluşunun da dinden kaynaklandığını dolayısıyla hükümetin bu konuda tedbir alma hakkının olduğunu savunmuştur.

 

Ahmet Naim'in karma eğitim konusundaki düşünceleri nelerdir?

Ahmet Naim, 1919 yılı Nisan'ında Darulfünun Umum Müdürlüğü'ne (rektörlük) atandığında kendisini hararetli bir tartışmanın içinde buluvermiştir. Mütareke'nin ilk yılına denk gelen bu sıralarda gazete ve dergilerde üniversitede kız ve erkek öğrencilerin beraber okuyup okuyamayacaklarına dair yoğun bir tartışma sürüp gidiyor. Maarif bakanı uygulamayı savunuyor, fakat Üniversite rektörü Ahmet Naim Bey karşı çıkıyordu.

Maarif bakanı Ali Kemal'in, rektörlük makamına gönderdiği yazıda "İnas Darülfünu'nun lağv edildiği, burada okuyan hanımların, ilgili bölümlerin erkek öğrencileriyle beraber okuyacakları belirtilmişti.

İslam'a aykırı olduğu gerekçesiyle bu uygulamaya karşı çıkan rektör Ahmet Naim,  bu fikrini, hem o sırada Şeyhülislam olan Mustafa Sabri Efendiye; hem de Maarif Nezaretine resmi olarak yazmıştı.

Bu emri uygulamak istemeyen Ahmet Naim'i, öğrenciler protesto eder. Hatta hocalar bile rektöre karşı gelirler. Nitekim Üniversite Senatosu'nda oylanan karar, tek bir muhalif oya karşı (rektör Ahmet Naim'in oyu) kesin bir çoğunlukla kararlaştırılır. Ahmet Naim bunun üzerine, "kız ve erkek çocukların birarada okumalarına izin veremem, bu benim dinime aykırıdır" diyerek istifa etmiştir.

 

Ahmet Naim'in eserleri nelerdir?

Ahmet Naim'in eserlerini üç grupta toplamak mümkündür. Bunlar üniversitede okuttuğu dersler için hazırladığı ve daha sonra kitaplaştırdığı notları ya da aynı amaçla yaptığı tercümelerdir. Bu dersler için hazırladığı tercüme ve telif notlarının bir kısmını daha sonra kitaplaştırmıştır. Felsefe tedrisatının notlarını "Felsefe Dersleri", "İlmu'n-Nefs" ve Mantık adlı telif ve tercüme kitaplarda toplamıştır. Ahlak derslerinin notlarını da Ahlak-ı İslamiyye Esasları adlı kitabında toplamıştır. Galatasaray Lisesi'inde okuttuğu Arapça dersleri için de "Sarf-ı Arabiyeye Mahsus Temrinat adıyla basılmıştır.

Eserlerinin ikinci grubu ise gazete ve dergilerdeki yazı ve polemiklerinin kitaplaşmasıdır. Bunların en meşhuru olan İslamda Da'vây-ı Kavmiyet ilk olarak Sebilurreşad mecmuasında "Takip ve Tenkit Mecmuası Sahibi Nüzhet Sabit Beyefendi'ye" başlığı altında uzun bir makale halinde yayımlanmıştır. Türkçülerce serdedilen ırkçı ve milliyetçi görüşler ile bunların dini ve siyasi açıdan tehlikeleri ve zararlı sonuçları üzerinde durulmuş, ırçılık ve milliyetçilik akımları da Batıcılık gibi batıdan gelen ve İslam birliğini bozan kanser kadar tehlikeli bir mikrop olarak değerlendirilmiştir.

Ahmet Naim'in "Tevfik Fikret'e Dair" adlı risalesi ise Tevfik Fikret ve onu savunan Rıza Tevfik'e yapılmış bir eleştiridir.

Üçüncü grubu da görevlendirme sonucu yazdığı eserlerdir. Ahlak-ı İslamiyye Esasları, Tecridi-i Sarih Tercümesi gibi.

Bu arada İmam Nevevi'den Kırk Hadis tercümesini de saymak gerekir. en-Nevevi'nin "el-Erbe'ûn" adlı kitapçığı Ahmet Naim tarafından sade ve güzel bir Türkçe ile tercüme edilip 1925 yılında basılmıştır. Kırk Hadis edebiyatında en-Nevevi'nin "Kırk Hadis"i diğerlerini gölgede bırakmış, Türkçe tercümeleri arasında da metin çevirisinin en başarılı örneği olan bu tercüme, diğer tercümeleri gölgede bırakmıştır.

Hadis usulü noktasında neler düşünür Ahmet Naim? Tecrid-i Sarih Mukaddimesi nasıl oluşmuştur?

"senet ve metnin durumunu öğrenmeye yarayan kurallar bütünü olarak tarif edilen hadis usûlü, Hz. Peygamber (s.a.v.) adıyla gelen metinlerin sıhhatini ve doğru anlaşılmasını konu edinir.

Ahmet Naim, tercüme ettiği kitabın daha iyi anlaşılması için önce hadis usûlüne dair bir mukaddime yazmıştır. Bu mukaddimede, klasik usûl konularının yanı sıra, metodoloji ve mantık kurallarının hadis usulünde uygulanan senet ve metin tenkit kurallarıyla karşılaştırılması gibi o dönemde hadise yönelik eleştirilere cevap sayılabilecek bazı yeni konulara da yer verilmiştir. Türkiye'de, son dönem hadis usûlü çalışmalarının ciddi bir şekilde Ahmet Naim'in yazdığı bu mukaddime ile başladığı kabul edilmektedir. Türkçe hadis usûlü eserlerinin muhteva açısından en zengini sayılan bu mukaddime, ihtiva ettiği konular ve verdiği detaylı bilgiler bakımından halâ yeganeliğini korumakta olup hadis usûlü çalışmalarında başvurulması kaçınılmaz bir eser niteliğindedir. Ahmet Naim bu mukaddimeyle ilk muhaddislerin hadis kritiğinde kullandıkları metotlarla günümüz tarihçilerinin kullandığı bilimsel metotlara yaklaştıklarını ortaya koymak istemiştir. Felsefe ve mantıkçılığından kaynaklanan metodoloji anlayışının yansıdığı bu mukaddimede Ahmet Naim, kendi döneminde gerek müsteşrikler tarafından gerekse çağdaşları tarafından hadise yöneltilen eleştirilere de cevap vermeye çalışmıştır.

 

Hadis anlayışının klasik anlamdaki hadisçilikten farklı olduğunu ifade ediyorsunuz. Onun Türkiye'deki hadis çalışmalarına getirdiği yenilikler nelerdir?

Ahmet Naim'in hadisçiliğini klasik anlamdaki hadisçilikten farklı anlamak gerekir. Onun hadisçi olduğunu söylerken ömrü rivayet ve dirayet çalışmalarıyla geçen, hadis öğrenmek için seyahatlere çıkan, belli görüşleri ve yolu olan bir hadisçi olmaktan çok, Türkiye'de son yüzyılda hadis çalışmalarına getirdiği canlılığı, yaptığı katkıyı ve farklı değerlendirmelerini kastediyoruz. Osmanlı Devletinin hızla çöküşe doğru gittiği, Batı ilim ve kültürünün İslam toplumlarına bir kâbus gibi çöktüğü, aydınların çoğunun kurtuluşu Batı'da aradığı, medresenin fonksiyonunu neredeyse kaybettiği bir dönemde Ahmet Naim, hadis ve sünneti bir kurtuluş reçetesi, bir dünya görüşü olarak sunmuştur. Düşünce yapısının kaynaklarından biri olan hadisleri, toplumun meselelerine çözüm getirecek şekilde yorumlamıştır.

Hadisleri Türkçe'ye tercüme etmesi, aslında hadislerdeki mesajların doğrudan toplumun geniş bir kesimine ulaşmasını sağlamak içindir. Usûl çalışmaları kendisinden sonraki çalışmalar için bir örnek teşkil etmiş, yaptığı tercümeler de bu alanda bir çığır açmıştır. Meslekten bir hadisçi olmamasına rağmen, gerek hadis şerhlerinde, gerekse hadis usûlünde kullandığı kaynaklara ve yaptığı değerlendirmelere bakılırsa hadis literatürüne vâkıf olduğu görülür. Eski usûl kitaplarındaki bilgileri başarılı bir şekilde mezcedip aktardığı gibi, bu kitaplarda bulunmayan orijinal katkıları da mevcuttur. Rivayet metotlarını modern tarih metodolojisiyle karşılaştırması onun hadis usûlüne getirdiği bir yeniliktir.

Hadis usûlü ve şerhlerinde sadece bir nakilci olarak kalmamış, değerlendirmeler yapmış, delilini kuvvetli gördüğü görüşleri tercih etmiş, zayıf bulduklarını da tenkit etmiştir. Yaptığı nakilleri de asıl kaynaklarından kontrol ederek zaman zaman bu konudaki sehvlere işaret etmesi bu konudaki titizliğini göstermektedir.

Kuşkusuz onun en önemli eseri bu mukaddimeden sonra yazdığı Tecrid-i Sarih tercümesi ve şerhidir. Bu eserin Arapça olan aslı Yemenli hadis alimi ez-Zebidi'ye (ö.1490) aittir. ez-Zebidi, Buhari'deki tekrarları ve sadece hadis uzmanlarını ilgilendiren sened vs. gibi teknik özellikleri çıkararak genel okuyucu için kolay okunabilir ve istifade edilebilir bir muhtasar (özet) hazırlayarak buna et-Tecridu's-Sarih adını vermiştir. İşte bu eser, Ahmet Naim tarafından Türkçe'ye Buhârî Muhtasarı-Tecrîd-i Sarîh Tercemesi diye çevrilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 1925 yılında, bazı tefsir ve hadis eserlerinin Türkçe'ye tercümesiyle ilgili bir karar alınınca, bu eserin tercümesi için Ahmet Naim görevlendirilmiştir.

Ahmet Naim'in Arapça tercümelerindeki başarısı, Servet-i Fünun'daki Arap edebiyatından yaptığı tercümelerden ve Sırat-ı Müstakim mecmusasında yayınladığı Tecrid-i Sarih hadisleri tercümesinden biliniyordu. Bu mecmuada başlayıp daha sonra Sebilurreşad'da devam eden hadis tercümelerindeki başarısı, Sahih-i Buhari Muhtasarı'nı tercüme işinin ona verilmesinde etkili olmuştur.

Ahmet Naim tarafından tercüme ve şerh edilen Tecrîd-i Sarîh hadislerinin sayısı 584 olup mukaddime ile beraber üç cilt halinde basılmıştır. Eserin ilk iki cildi eski harflerle 1928 yılında, üçüncü cilt ise 1936'da İstanbul'da basılmıştır. Ahmet Naim'in vefat etmesi üzerine tercümenin tamamlanması için görevlendirilen Kâmil Miras, eserin kalan kısmının tercüme ve şerhini ikmal ederek 1948'de bastırmıştır.

Bu tercümenin en önemli yanlarından biri de Türkçe'deki ilk Buhari tercümesi olmasıdır.

 

Arapça, Farsça ve Fransızca'yı çok iyi derecede bilen Ahmed Naim'in çevirileri de var. Onun tercüme ettiği eserler hangi eserlerdir?

Ahmet Naim'in ilk tercüme denemeleri Servet-i Fünun dergisinde yayımlanmış Arap edebiyatından seçilmiş parçalardır. Fransızca'dan yaptığı tercümeler ise felsefi makaleler veya eserlerdir.  Fransızca ilk makaleleri, Fransız Filozofu Paul Janet'in Metafizik ve Psikoloji'nin İlkeleri adlı iki ciltlik eserinin Bilim Felsefesine Giriş adını taşıyan birinci bölümün tercümesidir. Darulfünun'da ders notu olarak kullanılan bu tercümeler Darulfünun Edebiyat Fakültesi mecmuasında dört makale halinde yayınlanmıştır.

Ahmet Naim'in ilk hadis tercümeleri 1908 yılında yayın hayatına başlayan Sırat-ı Müstakim mecmuasında yayımlanmıştır. Bu mecmuanın daha sonra Sebilurreşad ismini alarak yayımına devam ettiği dönemde de onun hadis tercüme ve yorumları devam etmiştir. Sırat-ı Müstakim mecmuasının 1925 yılında Takrir-i sukûn kanunuyla kapanmasına kadar, Ahmet Naim'in hadis tercümeleri burada yayımlanmaya devam etmiştir.

 

Mehmet Akif'in "ashaptan  sonra en çok sevdiği adam" olarak bilinen Ahmed Naim'in Mehmed Akif'le dostluğu, arkadaşlığı hakkında neler söylenebilir?.

Mehmet Akif kültür ve düşünce tarihimizde iyi tanınan, şiirleri, görüş ve düşünceleri iyi bilinen bir şahsiyettir. Ancak Mehmet Akif'in dini düşünceleri konusunda kimlerin etkisi altında kaldığı, nasıl bir dini atmosfer içinde yetiştiğinden pek söz edilmez. Halbuki konuyla ilgili hatırat kitaplarından anlaşıldığına göre Ahmet Naim'le tanışıncaya kadar kayda değer bir dini yaşantısı olmadığı gibi inançları konusunda da tereddütlerle dolu bir zihin yapısına sahiptir. Naim'le tanıştıktan sonra dini inançlarında ve yaşantısında köklü değişiklikler yaşanır. Naim için Akif'in manevi hocası dense mübalağa edilmiş olunmaz. Akif'le ilgili hatırat kitapları bu yüzden olsa gerek, Akif - Naim dostluğuna özel bir yer verirler.

Akif için de, dostları arasında Ahmet Naim'in özel bir yeri vardır. Ahmet Naim, Akif'in "Ashap"tan sonra en sevdiği adamdır. Onun için bakiye-i selef dermiş ve onu sikadan (güvenilir kimselerden) sayar; sözlerini sened kabul edermiş. Akif kırk iki senelik dostu olan Ahmet Naim'in öldüğü haberini aldığı zaman hüngür hüngür ağlayacak derecede bu aziz dosttan ayrılışının acısını derinden hissedecek ve evim barkım yıkıldı, altında kaldım; şarkta böyle adamlar zor yetişir'' diyecektir.

Akif'le ilk defa Melami Şeyhi Mustafa Efendi'nin Beyazıt'taki çayhanesinde tanışırlar. İstibdat döneminde bu mekanda sıklıkla bir araya gelir, politika, edebiyat ve diğer meseleleri konuşurlardı.

Akif'i en çok etkileyen yönü, Batı düşüncesine vakıf olmasına rağmen din konusundaki sağlam inancıdır. Naim Beyin kafasında din konusunda şüphe denilen nesne yoktu. Akif, Naim Beyle çok iyi Fransızca ve Arapça bilgisine hayran kalmıştı. Hint ve Mısır alimlerinin eserleri kadar Avrupa kitaplarını da okuyan adamın beş vakit kıldığı namazlar, Akif için başka bir mana taşıyordu. Bu secdeler, örf adet kabilinden değildi, "kanaat"dı.

O dönemde hem Fransızca bilmek hem de namaz kılmak ve dindar olmak nadir görülen bir şeydi. Hatta Kuntay, bir yandan 'Le Temps' gazetesini cebinden çıkarıp okuyan diğer yandan Muhyiddin-i A'rabi'nin, yahut İmamı Müberrid'in eserlerini okuyan Naim'le ilk karşılaşmasında 'Namaz kıldığı için, onu ben, Fransızca bilmez sanmıştım' diyerek şaşkınlığını ifade eder.

İşte Akif, bu değişmeyen Naim'i seviyordu. İşte Akif karşısında böyle gerçek bir ilim adamı görünce ona yenildi. Akif, karşısında Kuntay'ın deyimiyle "kafası gavur, kalbi müslüman" bir adam bulmuştu.

Akif, dinde, politikada, edebiyatta Naim'in tesiri altındadır. Hatta karakter açısından da biribirlerine benziyorlardı.

Akif'in Servet-i Fünun gazetesinde yazması Naim'in teşviki ve aracılığı ile olur. Şairliğini bile bir ölçüde ona borçludur. Akif'in, "Secde" adlı şiirini ona ithaf ettiği söylenir. Ahmet Naim'in 'secde'de vefat ettiği hatırlanınca ne kadar yerinde bir ithaf olmuştur.

Politikada da Akif Naim'in tesiri altındadır. İkisi de Sultan Abdulhamid'in politikalarına karşıdır. İttihat ve Terakki'den ayrılmaları aynı zamanda olmuştur.

Akif en çok dini inançlarında Naim'in tesiri altındadır. Bu etki Akif'i o kadar katı hale getirecektir ki ondan söz eden iki yakın dostundan Kuntay bunu, Naim'in Akif'e yaptığı kötülük olarak değerlendirecek, Erişirgil ise 'keşke tanışmamış olsalardı' diyecektir. Çünkü Naim bildiği şeyleri eşya gibi ölçülecek, tartılacak maddi boyutlarla bilen adamdı. Sonra yalnız şark adamı değildi, çağının bilgisine de esaslı bir şekilde vakıftı.

Akif'le Naim aynı istikamette birbirlerine çarpmadan yürüdüler. Beraber öğrendiler, beraber inandılar, beraber beğendiler yahut beğenmediler. Bugün Akif Edirnekapı mezarlığında, Naim'in yanında yatıyor. Beraber inandıkları Allah'ın huzuruna beraber çıktılar.

 

Irkçılık konusunda çok hassas olan Ahmed Naim'in, yazdığı makalelerinde üzerinde durduğu önemli bir konu da İslam dininin milliyetçilik ve ırkçılığı yasaklamış olduğunu vurgulamış olmasıdır. Bu konudaki samimi ve hassasiyetine karşılık; Türkçülük akımına karşı çıkması ve bu akıma cephe alması, Türk olmamasına bağlanmaya çalışıldığını biliyoruz. Ahmed Naim'in bu konudaki yazıları hangi ortamda yazılmış, nasıl bir etki oluşturmuştur?.

Ahmet Naim, İslam'ın birliğini, Müslümanların hem düşünce hem de siyaset anlamında bir birlik vücuda getirmelerini engelleyici ulusçuluk akımlarına karşı sert bir şekilde mücadele etmiştir. Ona göre milliyetçilik akımı da dinden ayrı bir devlet isteyen Batıcılık gibi, batıdan gelen ve İslam birliğini bozan kanser kadar tehlikeli bir mikroptur. Meşrutiyetin ilanından hemen sonra Arap İttihad Kulübü'nü kuran Arap milliyetçilerini, ırkçılığın dini ve siyasi açıdan tehlikeleri ve zararlı sonuçları hakkında yazdığı yazılarla uyarmış, daha sonraları aynı yolu takip eden Türkçülerle mücadele etmiştir. Bu derneğin ırkçılığı çağrıştıran "Arap" ismini kullanmasının müslümanların birliğini zedeleyeceğinden endişe ederek bu konudaki düşüncelerini İttihad gazetesine "Arap Kardeşlerimize Bir Nasihatimiz" adıyla yazdığı birkaç yazıyla dile getirmiştir.

Sebilurreşad dergisinde uzun bir makale halinde yazdığı daha sonra da kitaplaştırdığı "İslam'da Davayı Kavmiyet" başlığı altında ise, Türk milliyetçilerini hedef almış, ırkçılığın İslam'a aykırı oluşunu ve tehlikeli sonuçlarını uzun uzun açıklamıştır.

Ulusçuluğa düşman olmasını Kürt kökenli olmasına bağlayanlar varsa da, o Kürt ulusçuluğuna da karşıdır. Onun inancına göre ideal olan Müslüman birliğidir. İslam'da Ona göre ırkçılık dinsizlikten daha tehlikelidir. Çünkü dinsizlik açıktır ve maddidir, İslamiyeti yıkamaz, fakat ırkçılık sinsi bir şekilde İslam inançlarını baştan başa tahrif eder.

Türk milletine has din telakkisinin savunucularından Yahya Kemal ile Babanzade Ahmet Naim Efendi arasında cereyan eden  tartışmanın sebebi nedir?

Darulfünun'da beraber hocalık yaptıkları Türkçü görüşleriyle bilinen Yahya Kemal Beyatlı, farklı dünya görüşlerine sahip olmalarına rağmen Ahmet Naim'in samimi ve inanan bir insan olmasını takdir eder ve aralarında dostça sohbetlerde bulunurlar. Beyatlı'nın, İstanbul'un manevi havasını yansıtan semtleriyle ilgili yazdığı edebi yazılar, Ahmet Naim'i rahatsız eder ve bu yüzden aralarında kırıcı bir tartışma yaşanır.

Beyatlı yazılarında eski İstanbul'un ruhani semtlerinin hikayelerini anlatmış, fetih hatıraları ve İstanbul toprağına gömülmüş olan ilk cedlerin mezarları etrafında teşekkül etmiş mahallelerin manaları üzerinde durmuştur. Ancak bu yazılarında kendisinin de ifade ettiği gibi zaman zaman İslam inançlarına aykırı sayılabilecek anlatımlara da başvurmuştur.

Ahmet Naim'e göre böyle bir yaklaşım, İslamiyeti hurafe ve efsaneler üzerine kurulu bir din gibi göstermek anlamına gelir ki bu da ırkçılık kadar tehlikeli olup İslam akaidini inkar etmek demektir. Irkçılığa, hurafeciliğe karşı o kadar hassastır ki tarihi şahsiyetlerin mezar ve türbelerine hürmet edilmesini bile İslam'a aykırı bulmuştur. Ona göre İslamiyette ölülere ibadet, mezarlara muhabbet, ölmüş insanları filan veya falan semtte hazır ve nazır zannetmek gibi itikatlara yer yoktur. Hz. Peygamber (s.)'in kendi naşı bile İslam'da takdis olunamaz.

Naim Bey İslam'ı kültürel bir unsur olarak değil de bir din olarak kabul eder ve İslam'ı kabul eden bir milletin kendi kimliğini unutarak İslam'ın potasında erimesini savunan bir İslam anlayışına sahiptir. İslamiyeti yalnız bir milletin, mesela bir Türk milletinin kendi zevkine göre yorumlamasını kabul etmezdi.

Bu tartışmanın akabinde Ahmet Naim kendi mizacına aykırı olarak muhatabına karşı kırıcı davrandığı için üzüntü ve ızdırap çeker ve ilk gördüğünde ondan özür dilemeye karar verir. Beyatlı'nın tartışma konusu olan yazılarını tekrar gözden geçirir ve kendisinin haksızlığına iyice kani olur. Ne var ki Beyatlı bu arada yurt dışına çıkmış ve görüşme imkanları kalmamıştır. 1934'te yurda dönen Yahya Kemal'le İstanbul'da tesadüfen karşılaşırlar. Tartışmanın üzerinden 13 sene geçmiştir.

 Ahmet Naim onu hasretle kucaklayarak bu görüşmeyi gerçekleştirdiği için Allah'a şükreder ve "Avrupa'da uzun müddet kaldınız, sizi artık görmeden öleceğime bile inanmaya başlamıştım" diyerek bir müddet beraber dolaşırlar ve senelerce önceki tartışmayı hatırlatarak o tartışmada kendisini haksız yere gücendirdiğini bu nedenle onu ilk gördüğünde kusurunun bağışlanmasını dileyeceğini kendisine adadığını anlatır.

Ahmet Naim'in bu müminane sözlerinden çok duygulandığını söyleyen Yahya Kemal, bu görüşmelerinden bir ay sonra onun vefat ettiğini duyunca yukarıda aktardığı dileğinin Vefa'da sırf tesadüf sebebiyle gerçekleşmesini hayretle karşıladığını belirtmiştir.

Aradan 13 yıl geçtikten sonra Babanzade'nin bu konudaki düşüncelerini değiştirmesinde Darülfünunun 1933 yılında kapatılmasının ve diğer siyasi ve toplumsal değişimlerin etkili olduğu söylenebilir mi?

Ahmet Naim, dışardan yapılan baskılar ya da toplumsal baskıların etkisinde kalarak görüş değiştirecek bir karaktere sahip değildir. Bu olaydaki değişimi zamanla fikirlerinde oluşan değişme ve olgunlaşmaların tabii bir sonucu olarak görmek gerekir. Nitekim bu tartışma ve sonrasında yaşananlar, Ahmet Naim'in de din anlayışı konusundaki düşüncelerinde zamanla bazı yumuşama ve değişmelerin olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda kendisi de Beyatlı'nın tartışma konusu olan yazılarını tekrar tekrar okuduğunu ve kendisine hak verdiğini itiraf etmektedir. Özellikle tarihi değerleri korumanın ve onlara saygı göstermenin hurafecilik ve putperestlik olarak değerlendirmesi konusundaki katı düşüncelerinin yanlışlığını kendisi de fark etmiş görünmektedir. Ayrıca burada kendi mizacına uymayan kırıcı bir uslup kullanmış olması da, onu sonradan rahatsız etmiş, vicdani ve fikri bir muhasebeye sevk etmiş olabilir.

 

Tasavvuf konusundaki düşünceleri nelerdir? İbn Arabi konusunda Ahmet Hamdi Akseki ile aralarında geçen tartışmanın mahiyeti nedir?

Ahmet Naim'in, Halveti tarikatı mutasavvıflarından Fatih türbedarı Ahmet Amiş Efendi'ye intisap ettiği belirtilmektedir. Bazı eserlerde onun, Ahmed Âmiş Efendi'nin kızıyla evlendiği de belirtiliyorsa da bu bilgi doğru değildir. Resmi kayıtlara göre, Ahmet Naim'in eşi Emine Avniye Hanım, Fatih dersiamlarından Hasan Sırrı Efendi'nin kızıdır.

Ahmet Âmiş Efendi'nin etrafında toplanan bütün tasavvuf müntesipleriyle tanışır, görüşür fakat sağlam bir şeriat ve fıkıh bilgisine sahip olduğu için tasavvufun ana meselelerinde onlarla tamamiyle aynı fikirde değildir. Mesela, vahdet-i vücuda taraftar değildi. "İrade", "sırrı kader" gibi meselelerde onlardan ayrılırdı.

Münevver Ayaşlı'nın belirttiğine göre Ahmet Naim, Şeyh Esad Erbili ile de görüşür ve kendisini sık sık ziyaret ederdi.

Ahmet Naim tasavvuf felsefesiyle de ilgilenmiş ve herşeyi batıda aramayı meziyet sayanları eleştirerek İslam düşüncesinin zengin bir tasavvuf felsefesine sahip olduğunu belirtmiştir.

İbn Arabî'nin Kuran tefsirini, Batıni yorumlar olarak değerlendiren Ahmed Hamdi Akseki'ye yazdığı bir mektupta sufilerin, şeriatın zahirini yıkma amacı gütmeyen bu tür sözlerini, şeriatın zahiri muhafaza edilmek kaydıyla hoş görülmesi gerektiği inancında olduğunu belirtmiştir.

 

Ahmet Naim bu gün için ne ifade eder?

Kuşkusuz günümüzde Ahmet Naim'in hadis konusundaki çalışmalarını daha da ileriye götüren, onu aşan çalışmalar yapan pek çok hadisçi yetişmiştir. Türkiye'de telif ya da tercüme pek çok hadis eseri de yayımlanmıştır. Ancak toplumun hadis kültürüne olan ihtiyacını ilk defa kavrayanlardan biri olması ve bu konuda ilk adımların kendisi tarafından atılmış olması Naim Bey'i ve çabalarını çok değerli kılmaktadır. Bunun yanı sıra eserleri, değerini hala koruduğu gibi, ilmi kişiliğinde ve örnek yaşayışında da günümüz kuşağının örnek alacağı yönler mevcuttur. Yakın tarihimizin anlaşılması açısından, bu döneme bizatihi tanık olmuş bir alimin hayatının incelenmesi ve yeni kuşaklara tanıtılmasında önemli faydalar olduğu kuşkusuzdur.

 

Söyleşi için teşekkür ederim.

 

Röportaj: ASIM ÖZ
Haksöz-Haber

 


Bu Makaleye Ait Eleştiri Makaleleri
# Makaleler Adı
Kullanıcı Yorumları

! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
Nurgül Çepni / 8.11.2009



Eski Eserler


Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

Hesap İşlemleri

Üye değil misiniz? Üye olun!

Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...