Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 894 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0

Osmanlıda Felsefe Var mı idi?

 Kitap Detayı Kitap No : K-  
Yazar Adı İlim Dalı Konusu Dili
Hilmi Yavuz Felsefe Türkçe
Özelliği Tercüme Eden
 
       
Makale No: 1749 Hit : 7136 Hata Bildirimi Tavsiye Et
   Makale Yazarına ait Kitaplar E-Kitaplar Makaleler Hakkındaki Makaleler    

Yazara ait kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait e-kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait makaleler
# Makaleler Adı
1 Yağmur Atsızın Ömrünün İlk 65 Yılı
2 Osmanlıda Felsefe Var mı idi?
3 Kafatası Ölçenler

Yazar Hakkındaki Tanıtım Makaleleri
# Makaleler Adı

Özeti
all wives cheat my boyfriend cheated on me quotes women who cheated
free abortion pill questions about abortion pro life abortion
what are aids symptoms hiv aids facts new hiv treatment
doxycycline doxycycline doxycycline

Yayın Bilgileri
Yayınlandığı Kaynaklar Zaman Gazetesi
Yayınlandığı Tarih
Yayınlandığı Dergi
Sanal Dergi
Makalenin Linki

Makale Metni   [Yazdır/Print]

Osmanlı'da Felsefe Var mı idi? (1)      

 

Osmanlı toplumunda felsefi düşünce üretiminden söz edilebilir mi? Felsefi üretim belirli bir tarihsel döneme kadar var idi de, sonradan mı önü kesildi? Neden Batı tarzı sistemleştirilmiş bir felsefe geleneği yok.

 

Bu ve benzeri sorular, Osmanlı toplumunun entelektüel geleneği üzerinde düşünenlerin hemen hepsi tarafından sorulmuş olan sorular;- ama elbette bu sorulara verilen yanıtlar birbirinden çok farklı. Kimileri, mesela, rahmetli Ord. Prof. Hilmi Ziya Ülken hocamız gibi düşünenler, felsefi düşünce üretiminden söz edilebileceğini; ancak bu üretimin, sistemleştirilmiş bir yapısı olmadığı için 'felsefe' sayılamayacağını önesürmüşlerdir: Ülken hocamız, 'Felsefeye Giriş' adlı çalışmasında, felsefi düşüncelerin edebiyat, özellikle de şiirin içinden dilegetirilmiş olmasını 'hikemiyyat'; ahlak ve hukuk kitaplarında dilegetirilmiş olmasını da 'tefelsüf' diye nitelendirir ve 'hikemiyyat'ı da, 'tefelsüf'ü de, gerçek anlamıyla 'Felsefe' saymaz. Dolayısıyla, 'felsefi düşüncenin kendisini değil, bu düşüncelerin felsefi söylemin içerisinden dilegetirilip getirilmediğini, o zihin pratiğinin 'Felsefe' olup olmadığını belirlemede kriter kabul eder. Ülken şöyle der:

'Eski Hind hikemiyatından mülhem olup Biedba'ya nisbet edilen Kelile ve Dimne felsefe değildir. Nitekim bu eserden mülhem olan 'Binbir Gece Masalları' veya 'Hümayunname', Arapların 'Makamatı Hariri'si, Şeyh Sadi'nin 'Gülistan' veya 'Bustan'ı, [...] Mevlana'nın 'Mesnevi'si, Aşık Paşa'nın 'Garibname'si [...] de felsefe değildir. [...] 'Hakimane edebiyat' veya 'edebi hikmet'in felsefeyle karıştırılması nasıl yanlışsa, fikir kırıntılarını ihtiva eden ilim eserlerini veya muhakeme ve akılyürütme mehareti gösteren bazı hukuk ve ahlak eserlerini de felsefeyle karıştırmak, felsefe saymak o derece yanlıştır. Felsefeye özenen (tefelsüf eden) ilim eserlerine çok rastlanır.'

 

Osmanlı'da 'felsefe ve felsefi düşünce' olmadığına ilişkin başka görüşler de var. Değerli dostum Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay, 'Osmanlılarda Düşünce Hayatı ve Felsefe' adlı, bu yılın ilk yarısında yayımlanan çalışmasında (Akçağ Yayınları, Ankara), Osmanlı ulemasının 'kapıkulu' olduğunun, 'kapıkulluğunun olduğu yerde de düşüncenin öldüğü'nün önesürüldüğünü bildirir ve bir yanlışı düzeltir: Osmanlı'da 'ilmiyye' değil, seyfiyye' 'kapıkulu'dur...

 

Prof. Bolay, Felsefi düşünce üretiminin (-'söylem'inin değil!) koşullarını 7 maddede toplayıp bu koşulların: '(i) belli bir rasyonelliğin, (ii) fikri bir zeminin ve hür bir ortamın; (iii) felsefeyi bilen, öğreten, üreten üstadların; (iv) belli bir düşünce geleneğinin; (v) bazı çevrelerin desteğinin; (vi) felsefi bir tavrın, bilimsel bir bakışın; (vii) felsefeyi temellendirme yahut meşrulaştırma gayretlerinin bulunması' olduğunu belirttikten sonra Osmanlı toplumunda mevcut olup olmadığını irdeliyor. Buna göre, Prof. Bolay'ın vardığı sonuç, 'Osmanlı'da her devirde felsefe olduğu'dur.

 

Pek iyi de 'eğer varsa ne çeşit felsefe vardı? Yahut da felsefe problemleri nasıl yer almaktaydı?' Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay, Osmanlı'da felsefenin özellikle 'varlık, bilgi, dil, ahlak ve mantık felsefeleri' alanlarında öneçıktığını bildiriyor ve Osmanlı döneminde yazılmış üç (şiirsel) metnin (i) Ahmedi'nin 'İskendername'sinin; (iii) Yazıcıoğlu Muhammed'in 'Muhammediye'sinin ve (iii) Süleyman Çelebi'nin 'Mevlid'inin, birer felsefe metni olarak ele alınabileceğini gösteriyor. Bolay'ın 'İskendername'yi bir felsefi metin olarak çözümleyişine, bu bölümün daha önce yayımlanan bir Armağan Kitap'ta yeralışı vesilesiyle değinmiştim, (Okurlarım, 24 Nisan 2004 tarihli 'Zaman'daki 'Bir Osmanlı Felsefe Metni Üzerine' başlıklı yazıma bakabilirler.) Bu kadarla da yetinmiyor Prof. Bolay; -Osmanlı'da Varlık felsefesi bağlamında (Davud-ı Kayseri; Şeyh Bedreddin; Molla Fenari; İbn Kemal vd.), Bilgi felsefesi (Davud-ı Kayseri; Şeyh Bedreddin; İbn Kemal), Dil felsefesi (Tokadi; Kafiyeci; Molla Hüsrev, Molla Lütfi, vd.), Mantık Felsefesi (Molla Fenari; Molla Hüsrev; Gelenbevi İsmail efendi; Ali Sedad), Ahlak felsefesi (Davud-ı Kayseri; Kınalızade Ali Çelebi), Kelam Felsefesi, Tasavvuf ve Hukuk felsefeleri alanlarında yazılmış olan metinler üzerinde duruyor.

 


Bu Makaleye Ait Eleştiri Makaleleri
# Makaleler Adı
Kullanıcı Yorumları

! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
Nurgül Çepni / 7.11.2009



Eski Eserler


Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

Hesap İşlemleri

Üye değil misiniz? Üye olun!

Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...