Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 894 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0

Orhan Pamuk İyi Bir Romancı mı?

 Kitap Detayı Kitap No : K-  
Yazar Adı İlim Dalı Konusu Dili
İsmet Emre Yazar Hakkında Türkçe
Özelliği Tercüme Eden
 
       
Makale No: 1734 Hit : 6344 Hata Bildirimi Tavsiye Et
   Makale Yazarına ait Kitaplar E-Kitaplar Makaleler Hakkındaki Makaleler    

Yazara ait kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait e-kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait makaleler
# Makaleler Adı
1 Türk Duygusu Mecmuası Üzerine Bir İnceleme
2 Orhan Pamuk İyi Bir Romancı mı?
3 Kar ve İnkar
4 Hayat Problem Çözmek midir?
5 Edebiyatın Sınırları

Yazar Hakkındaki Tanıtım Makaleleri
# Makaleler Adı

Özeti
husbands who cheat website dating for married men
cheats women who cheat on husbands married woman looking to cheat
bystolic coupon 2013 click bystolic coupon 2014

Yayın Bilgileri
Yayınlandığı Kaynaklar www.edebiyat ufku.com, sayı:7.
Yayınlandığı Tarih Ocak 2009
Yayınlandığı Dergi
Sanal Dergi
Makalenin Linki

Makale Metni   [Yazdır/Print]

Orhan Pamuk İyi Bir Romancı mı?

 

Orhan Pamuk iyi bir romancı mıdır?

 

Dahası, iyi bir yazar olduğu söylenebilir mi?

 

Hiç şüphesiz bu iki soruya verilecek kestirme yanıtlar doğruyu yansıtmayacak, bir şekilde eksik kalacaktır. Nobel ödülü almış bir yazar hakkında hüküm verirken bütün ömrüne sığmış bir mesleki duyarlılık ve etiği de göz önünde bulundurmak gerektiğinden meseleyi sabırla ve ciddi bir analitik süzgeçten geçirerek çözmeye çalışmak daha sağlıklı sonuçlara varmamızı sağlar.

 

Orhan Pamuk’un iyi bir yazar olup olmadığıyla, iyi bir romancı olup olmadığı hakkındaki ayrımı; yazmak, yazmanın doğası, nitelikleri ile romanın kurgusu, tekniği, türe özgü özellikleri arasında bir sınır çizerek yapmak gerekir.

 

Yazarlık, profesyonel yazarlık, yazar-öznenin hayatı boyunca karşılaştığı düşünce biçimleri, olaylar, fiziksel ve sosyal çevresinden edindiği izlenimleri türün doğasına uygun şekilde ve estetik bir duyarlılıkla yeniden canlandırması demektir. Bir yönüyle orada, öylece duranı soyutlayarak, dönüştürerek, yeri geldiğinde çarpıtarak burada, böyleceye dönüştürmesi demektir yazarlık. Bunda, yazarlık içgüdüsü adını verdiğimiz ve sadece sanatçı doğasına özgü, sıradan insanda asla rastlamamızın mümkün olmadığı farklı bir bilinç aşamasının varlığı da önemli bir yere sahiptir. Eğer sanatçının kendine özgü duyarlılığı, hayatını sadece ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurgulamış sıradan insanlardan farklı olmasaydı, yazar ile ötekiler arasındaki mesafe sadece ‘yazmış olmak’la sınırlı kalırdı. Oysa burada, ‘yazmış olmak’ ‘farklı görme, farklı hissetme, farklı gösterme’nin sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Bu yönüyle bakıldığında, Orhan Pamuk’un farklı görmek, farklı hissetmek ve sıradan insanın bin yıl düşünse bile aklına gelmeyecek, baktığı halde görmesi mümkün olmayan bir özelliğinden bahsetmemiz mümkün görünmemektedir. Orhan Pamuk, yazdığı için belki yazardır ama yazar olmanın bütün vasıflarına sahip olmaktan, yazar olma içgüdüsünden, yazar olma içtenliğinden oldukça uzaktır.

 

Gelelim ikinci meseleye: Orhan Pamuk, evet, metinleri dünyanın birçok diline çevrilmiş ender romancılarımızdan –yazarlarımızdan değil- biridir. Bu yönüyle üzerinde uzun uzadıya durulmayı, konuşulmayı, spekülasyon yapılmayı hak ediyor. Onca varlık –maddi anlamda- içinde ömrünü sadece romana hasretmesi bile ona dönük ciddi bir saygının beslenmesi için yeterli. Ancak iyi niyet ve emek her zaman da ‘mükemmel’in ortaya çıkmasına yetmiyor. Okuyucu olarak bizimse, en büyük hatamız şu: Ondan yapamayacağı şeyi yapmış olmasını, üstesinden gelemeyeceği yükü kaldırmasını istiyoruz. Bir İngiliz şöyle der: Karanlıkta kara bir kediyi aramak ve bulmak kadar zor bir şey yoktur; hele kedi odada yoksa… Tanrı’nın vermediği yeteneği Pamuk’ta arıyoruz biz; olmayanı arıyoruz, bulamayınca da ona kızıyoruz. Adam ne yapsın, yok. Tanrı bu lütfu esirgemiş ondan; dışarıdan müdahaleyle, zorlayarak biz mi bahşedeceğiz iyi bir yazar olma niteliğini ona…

 

Örnek mi istersiniz? Cevdet Bey ve Oğulları’ndan başlayarak, Sessiz Ev’i, Beyaz Kale’yi, Kara Kitap’ı, Yeni Hayat’ı, Benim Adım Kırmızı’yı, Kar’ı ve en nihayet Masumiyet Müzesi’ni okuyun –bütün bu metinler hakkında az çok bağımsız makaleler yazmış biri olarak söylüyorum-; hepsini okumanıza da gerek yok. Bunlardan sadece birini yahut birkaçını okuyun. Şunu göreceksiniz: Orhan Pamuk, eline aldığı bütün kavramları kalın parmakların arasında ezilen, ansızın yok olup buharlaşan kelebek gibi katı halden gaz haline dönüştürüyor. Kavrama olan vukufiyetiniz, kurbiyetiniz, yakınlığınız bir anda ortadan kalkıyor. Sevgiden mi bahsediyor Pamuk? Gerçekten de sevgi kelimesini kullanıyor. Sevgi kelimesini sayfalarca kullanıyor, bıkmadan usanmadan sevgi deyip duruyor, bıkkınlık veriyor. Aşktan mı bahsediyor? Sadece aşk kelimesi vardır karşınızda. Sayfalarca aşk der durur yazar; ama aşkın kendisi uçup gitmiştir sayfalar arasından. Bir daha uğramamak üzere terk etmiştir o diyarı. Aşk, diye düşünürsünüz, eğer bu üç sesten ibaret, mekanik bir şeyse, demek hiçbir şeymiş. Aşk, diye düşünürsünüz, Orhan Pamuk metinlerinde sanki başını alıp gitmiş yahut başka, bambaşka bir elbiseye bürünerek kendine ihanet eden bir akrebe dönüşmüş. Zehrini kendi içine akıtıp hayatına son veren. Evet, aşk, içeriğindeki bütün çağrışım alanlarını çıkarıp atarak giriyor Pamuk metinlerine. Böylece aşk, aşk olmaktan çıkıyor elbet.

 

Aynı tavrı her kavram için sürdürüyor Pamuk. Doğu diyorsa, Doğu çekip gitmiştir bir taraflara; Batı diyorsa, Batı dışında bir şey arayınız, yön yol, pusulasız metinlerle karşı karşıyasınız ve bir değer ifade eden kavram kıyımlarıyla. Tarihten bahsedince tarih yok oluyor Orhan Pamuk metinlerinde, medeniyetten bahsediyorsa medeniyet, aynı şekilde. Velhasıl, neyi diline dolasa, bilin ki o metin bitince dile dolanan kavram ve onunla ilgili çağrışımlar da yok olmuştur. Tıpkı sizin sabrınız gibi.

 

İyi bir yazar olunmadığı halde iyi bir romancı olunabilir mi? Oldukça çetrefilli gibi görünmesine rağmen, evet, olunabilir. Romandan anladığınız, romanın doğasını iyi bilmek, tekniğine vakıf olmak ise, iyi bir romancı olunur; ama bu her durumda iyi bir yazar olduğunuz anlamına gelmez. İyi bir yazardan iyi bir romancı doğarsa, buradan şaheserler ortaya çıkar; kötü bir yazardan iyi bir romancı doğarsa, burada tekniği güçlü, biçimsel özellikleri temayüz etmiş ancak roman romantizminden uzak, sevimsiz, mekanik, sentetik romanlar ortaya çıkar. Orhan Pamuk’un durumu tam da budur: O, hayatı boyunca ortaya koyduğu yedi sekiz romanın hemen hiçbirinde iyi bir yazar olmanın ışığını verememiştir: Karşılaştığı, durum, olay, düşünce ve görüntüleri en üst düzeyde insan olma bilinci ve duyarlılığıyla yorumlayıp dünyayı yazdıklarıyla ‘daha bir güzelleştirecek’ metinler ortaya koymamıştır Pamuk; tersine, dört duvar arasında sadece romanı düşünüp, romana yığınak yaparak, sadece romanları hakkında notlar alıp aldığı notları bir bilim adamı titizliğiyle tasnif ederek ölü dokulardan canlı organizma elde etmeye çalışmıştır. Onun hangi romanını elimize alıp okumaya başlarsak başlayalım, içimizde ıssız kıyılara, sık ormanların doldurduğu adalara varacak bir serüvenci gibi hissetmiyoruz kendimizi; böyle bir heyecan kasıp kavurmuyor bizi. Sanki daha baştan, en başından, ilk cümleden itibaren yazar-anlatıcı bize şunu söylüyor –fısıldamıyor, söylüyor, çünkü fısıltının serüvenciye vereceği kutsal bir gizem vardır-: Dikkat et, asfalt yollarda yürüyeceksin, ayağına diken batmayacak, dağ bayır gezmeyeceksin, karşına ansızın, dudağını uçuklatacak denli bir sürpriz çıkmayacak, bunu bekleme. Sadece işaret levhalarını takip et, biz seni varman gereken yere ulaştırırız. İşte kötü yazar, iyi romancı olmanın sırrı burada!

 

Orhan Pamuk’un kötü bir yazar, iyi bir romancı olduğunu gösteren en belirgin örnek de son romanıdır. Masumiyet Müzesi, bütün yukarıda tartışılan fikirlerin kristalize edilmiş halidir; adı üzerinde müzelik bir romandır Masumiyet Müzesi ve böylece öteki kavramları olduğu gibi masumiyeti de müzelik etmiştir Pamuk; hayat damarlarını koparmış, canlı, nefes alan bir organizmadan çıkarıp balmumuyla sıvanmış ölü bedene dönüştürmüştür.

 

Kötü bir yazardır Pamuk, sonuna kadar kötü ve iyi bir romancı ama! Eğer roman ölmüş olanı yeniden dirilterek müzelik etme sanatıysa!


Bu Makaleye Ait Eleştiri Makaleleri
# Makaleler Adı
Kullanıcı Yorumları

! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
Nurgül Çepni / 3.11.2009



Eski Eserler


Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

Hesap İşlemleri

Üye değil misiniz? Üye olun!

Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...