Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 894 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0

İslamiyeti Kategorize Etmenin Biçimleri

 Kitap Detayı Kitap No : K-  
Yazar Adı İlim Dalı Konusu Dili
Baki Öz Fıkıh İslam, Türkçe
Özelliği Tercüme Eden
Entellektüel Anlayışa Uygun  
       
Makale No: 17 Hit : 7762 Hata Bildirimi Tavsiye Et
   Makale Yazarına ait Kitaplar E-Kitaplar Makaleler Hakkındaki Makaleler    

Yazara ait kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait e-kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait makaleler
# Makaleler Adı
1 İslamiyeti Kategorize Etmenin Biçimleri

Yazar Hakkındaki Tanıtım Makaleleri
# Makaleler Adı

Özeti
İslâmiyet'i çeşitli ölçütlerden hareketle kategorize etme teşebbüslerinin çöken modernlik karşısında nahif de olsa diğer kültür ve gelenekler yanında İslâm dünyasının farklı, ciddiye alınabilir ve umut verici bir arayışa, hatta meydan okuyuşa geçmesiyle yakından bir ilgisi var. Bu arayışın ilk adımı, modernliği -onu tümüyle yok ve imha etmeye değil- aşmaya yönelmiş "sahici bir paradigma" arayışı olmalıdır.
abortion pills over the counter how much do abortions cost when is it to late to get an abortion
cialis coupon cialis coupon cialis coupon

Yayın Bilgileri
Yayınlandığı Kaynaklar İslâm ve Fundametalizm (s. 104-110)
Yayınlandığı Tarih 1997
Yayınlandığı Dergi
Sanal Dergi
Makalenin Linki

Makale Metni   [Yazdır/Print]

İslamiyeti Kategorize Etmenin Biçimleri

İslâmiyet'i çeşitli ölçütlerden hareketle kategorize etme teşebbüslerinin çöken modernlik karşısında nahif de olsa diğer kültür ve gelenekler yanında İslâm dünyasının farklı, ciddiye alınabilir ve umut verici bir arayışa, hatta meydan okuyuşa geçmesiyle yakından bir ilgisi var. Bu arayışın ilk adımı, modernliği -onu tümüyle yok ve imha etmeye değil- aşmaya yönelmiş "sahici bir paradigma" arayışı olmalıdır.
Kuşkusuz dünya üzerinde hegemonik varlığını sürdürmekte olan sistem, ne olup bittiğini anlamak için muhalif bütün hareketlere yalandan bakmak zorundadır. Bu konuda sosyal bilimcilerin önemli bir rol oynayacağından kuşku duyulamaz. Ancak yine de bütün sosyal bilimcileri dünyada sürmekte olan hegemonik sistem adına çalışan ajanlar olarak görmek veya göstermeye çalışmak haksızlık olur. Hiç şüphesiz içlerinde bilim, saf anlama ve değişmekte olan dünyanın temel dinamiklerini doğru tespit etme kaygısıyla hareket edenler var. Bizim eleştiriye konu yaptığımız şey şahısların niyet ve amaçları değil, kullandıktan kavramsal modelin anlama ve araştırmaya yöneldiği hakikati, gerçeklik düzeylerini ne ölçülerde kavradığı ve anlayıp açıklayabildiği meselesi olacaktır.
Şunu da eklemekte yarar var: Verimli bir eleştiriden beklenen sonuçlan elde etmek, bir bakıma gerçeklik payı ne olursa olsun komplo teorilerinden belli ölçülerde uzak kalmaya bağlıdır. Komplo teorilerine fazlasıyla itibar edenler ya zihin tembelliği ya da paranoya gibi hasletlere sahiptirler. Bu, dünyada işlemekte olan düzenin daima saf niyet ve karşılıklı anlayış üzere işlediğini kabul etmek demek değildir, -bu da başka yönden bir saflıktır-; ancak maharetle planlanmış bütün komploların da sonuçta kendilerini kamufle etmek zorunda oldukları makul, inandırıcı ve kabul edilebilir bir söylem biçimine muhtaç olduklarını unutmamak lazım. Doğru bir eleştiri, komplonun özüyle olmaktan çok. bu bir şeyi kamufle eden söylemin kendisiyle ilgilenmesi gerekir. Çünkü sonuçta komployu deşifre edecek olan, söylemin tutarsız biçiminin sergi lenmesidir.
Bundan dolayı her insanın mutlaka iyi niyetle amel etmeyeceği bilinmesine rağmen, yine de hukuk "Beraat-i zimmet asıldır" ilkesini esas almış ve ancak maddi suç delillerinin kesin olarak ortaya çıkmasından sonra fiil sahibinin suçlu olabileceğini hükme bağlamıştır. Bizim de görünürdeki kaygısı İslâm dünyasında yaşanmakta olan fenomenleri anlama ve açıklama olan sosyal bilimcilerin çabalarım bu bağlamda alma mecburiyetimiz var: zaten sosyal bilimlerin anlama ve açıklama yönteminin bizatihi kendisinin bilimlerin zahiri sınırlarını aşan amaçlara hizmet etmek üzere geliştirildiği hususuna yukarıda değinmiştik.
Yaşadığımız siyasi, ekonomik ve sosyal realitenin açıklanması yolunda bugüne kadar geliştirilmiş en dikkate değer açıklama modellerinin başında muhtemelen özellikle Osmanlı ve İslâm üzerindeki araştırmalarıyla ün yapan Şerif Mardin'in "Çevre-Merkez" modeli gelmektedir. Bugünü anlamak amacıyla Osmanlı'ya dönüp baktığımızda Mardin'e göre, Osmanlı'nın siyasal iktidarı temsil eden Merkez ile bu iktidarın dışında kalıp yönetilen/reaya durumundaki Çevre ile karşılaşırız. İktidar olgusunun temel
al indiği bu modelin açıklayıcı bir özelliğe sahip olduğunda kuşku yok. Hatta söz konusu modelle sadece Osmanlı'vı değil, Osmanlı'yı önceliyen diğer Müslüman devletleri ve dönemleri de açıklamak mümkündür. Nitekim iktidar paylaşımının esas alındığı bu modele baktığımızda daha Emeviler'den İtibaren Merkez'in kendini Çevre'ye karşı koruyan bir zırh arkasına aldığını tespit etmek mümkün. Peygamber ve Dört Halife dönemiyle mukayese edildiğinde Emevi döneminde Merkez'in giderek daha somut ve kurumsal anlamda "politik/resmi toplum" niteliği kazandığı, buna mukabil güçlü dinamiklerine rağmen tedricen Çevre'nin "sivil toplum" alanına itildiği söylenebilir. Söz konusu çelişkinin belirginleşmesi bu döneme tesadüf eder. Şu var ki, Merkez bütün çabalarına rağmen Abbasîler'in orta zamanlarına kadar Şerif Mardin'in yüksek kültür katında gösterdiği rafine (Havass) zümreler tarafından meşru bir destek bulabilmiş değildir. Bir bakıma Çevre'nin siyasi muhalefetini temsil eden Şia, Haricilik ve Mutezili akımlara karşı Merkez'in ideolojik ve siyasi meşruiyetini esas alan Mürcie'nin silik bir akım şeklinde kalması bunun göstergesidir.
Oysa Mardin yakın tarihimizin içtihad tartışmalarına açıklık getirmek amacıyla İslâm'ın ilk dönemlerinde ortaya çıkan bir polemiğe değinirken daha da ileri giderek 19. yüzyılda kitlelerin daha geniş bir iletişim sürecine katılmalarıyla İslâm'ın da artık sırf kendi mahalli çevrelerini anlamak için değil, daha geniş bir dünya içinde entegre olmak için kullanma zorunluluğunun ortaya çıktığını ve zaten İslâm'ın egemen olduğu ülkelerde buna hazır toplum katlarının olduğunu söyler. Bunlar topluluğun alt katlandır ve onların düşüncesi İslâm din bilginlerinin katında oluşturulan düşünceden çok farklıdır. Tutuculuğuyla tanınan bu düşünce tipini simgeleyen gruplara "Hadis ehli" adı verilmiştir. Şerif Mardin'e göre bunlar "Rey ehli"ne karşı olup içtihad yapılmasına pek de sıcak bakmazlar.
Hemen hatırlatmakta yarar var ki, İslâm'ın ilk dönemlerinde Hadis ehli ile Rey ehli arasında ortaya çıkan tartışmanın özü, esas itibariyle dinin temel referanslarının kullanımıyla ilgili epıstemolojik bir tartışmadır. Ve her iki kanadın temsilcileri ortaklaşa Çevre'nin insanları olarak Merkez'e karşı muhalif bir tutum içinde olmuşlardır ki, Ehl-i Hadis'in en önemli temsilcisi Ahmed İbn Hanbel'in ve Ehl-i Rey'in önemli temsilcilerinden Ebu llanife'nin akıbetleri bunun somut delilidir. 19. yüzyıldan başlamak üzere modern Müslümanların gündemine giren içtihad tartışması, Müslüman dünyayı çok daha geniş bir dünyaya entegre etme gibi bir amacı olsa bile sonuçta dinde olmayan bir şeyi dine dahil etme değil, tarihsel bir kurumun diriltilmesin in şekli ve imkânlarıyla ilgili bir tartışma olmuştur. (...)
Şu halde İslâm toplumlarını açıklama sadedinde geliştirilen Çevre-Merkez modeli, siyasi iktidarın kullanımı ve paylaşımı bağlamında yer yer açıklayıcı olsa bile bütün bir düşünce, ilim ve irfan tarihinin izlediği genel seyir açısından tam da açıklayıcı olamadığı söylenebilir. Kaldı ki siyasi iktidar açısından İslâm tarihinin ilk dönemi ki bana göre bu Abbasiler'in orta zamanlarına kadar ve muhtemelen ilk büyük kırılma Ebu Hanife'nin öğrencisi Ebu Yusuf un Abbasi devletinde Adalet Bakanlığı (Kâdi'l-kudât) görevini kabul etmesiyle başlar- göz önüne alındığında "yüksek kültür"ü üreten ulema Merkez'e karşı Çevre'nin yanında ve içinde yer almıştır.


Bu Makaleye Ait Eleştiri Makaleleri
# Makaleler Adı
Kullanıcı Yorumları

! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
Nurgül Çepni / 21.7.2009



Eski Eserler


Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

Hesap İşlemleri

Üye değil misiniz? Üye olun!

Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...