Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 894 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0

Üsküdarın Kuşları

 Kitap Detayı Kitap No : K-  
Yazar Adı İlim Dalı Konusu Dili
Ahmed Yüksel Özemre Şehirler Türkçe
Özelliği Tercüme Eden
 
       
Makale No: 1124 Hit : 10498 Hata Bildirimi Tavsiye Et
   Makale Yazarına ait Kitaplar E-Kitaplar Makaleler Hakkındaki Makaleler    

Yazara ait kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait e-kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait makaleler
# Makaleler Adı
1 Vahiy Akıl İlişkisi
2 Üsküdarın Kuşları
3 Üsküdarın Kaybolan Lezzetleri
4 Üsküdarın Kaybolan Kokuları
5 Üsküdarın Kadınları
6 Üsküdarın Dergahları
7 Üsküdarda Manevi Hayat
8 Üsküdarda Konak Hayatı
9 Üsküdarda Ezan
10 Üsküdarda Ebru Sanatı
11 Üsküdar Sehaveti
12 Türkçe Kuran Çevirilerinde Nefs Ruh Resul Nebi Yakıyn Mevt Kelime Çiftlerindeki Kavram Kargaşası
13 Türk Tesbihçiliği
14 Türk Dilinin Zenginliğinin Mücessem Şahidi Kubbealtı Lugatı
15 Taklidi İmandan Tahkiki İmana Geçişin Dramı
16 Simetrik Ebru
17 Said Nursinin Eserinde Esir Kavramı
18 Rölativite Teorisinin 100. Yıldönümü Münasebetiyle XX. Yüzyılın En Büyük Teorik Fizikçisi
19 Psikologlarımız
20 Ortaçağı Sever misiniz?
21 Nevruz Bayramının Kökenleri
22 Mücahid Tomanın Kitabı
23 Mucize
24 Modernist Akım İçinde Kuran Tefsirleri
25 Mesnevide Vehim
26 Masonluğun Kökeni
27 Louis Massignon
28 Kuran Tilavetinde Üsküdar Ağzı
29 Keplerde Pitagorcu Düşüncenin Evrimi
30 Kalıcı Doktrinler Geçici Doktrinler
31 Kader ve Kazaya İmanı Anlamak
32 İslamiyet Açısından Reenkarnasyon
33 İslamda Kadın Hakları
34 İslam Hoşgörü ve Eşitlik
35 İncillerin Tarihine Giriş
36 İlmi Araştırma Ahlakının Bazı Temel Sorunları
37 Hz. Peygamber (s.a.)'in Risaletinin Evrenselliği
38 Hıristiyanlık İslam İle Bağdaşamaz
39 Hadislerin Sıhhati Meselesine Objektif Bir Metodoloji Çerçevesinde Bakış
40 Gazetecilik Bir Sanattır
41 Epistemolojinin Tanımı ve İşlevi
42 Dücane Cündioğluya Açık Mektup
43 Dinler Arası Diyalog
44 Din Nedir?
45 Çağımızda Tasavvuf
46 Bilgi Çağında Hikmetin Yeri ve Önemi
47 Aziz Mahmud Hüdayide Mirac Neşesi
48 Abdest ve Kurbanın Remzi (Sembolik) Anlamı

Yazar Hakkındaki Tanıtım Makaleleri
# Makaleler Adı
1 İlk Atom Mühendisimiz Ahmet Yüksel Özemrenin Ardından…

Özeti
women cheat on their husbands husband cheated unfaithful wife
open why women cheat on husbands how many guys cheat
read here read read
click beautiful women cheat what makes husbands cheat
abortion pills over the counter how much do abortions cost when is it to late to get an abortion
bystolic free trial coupon open bystolic add on copay card

Yayın Bilgileri
Yayınlandığı Kaynaklar
Yayınlandığı Tarih 02 Haziran 2005
Yayınlandığı Dergi
Sanal Dergi
Makalenin Linki http://www.ozemre.com/index.php?option=com_content&task=view&id=148&Itemid=57

Makale Metni   [Yazdır/Print]

Üsküdar'ın Kuşları

 

İlkokulun ilk üç yılında sabahları öğretmenlerimiz temizlik ve bit kontrolu yaptıklarında aramızdan bitli çıkanların evlerine gönderilmesi beni pek müteessir ederdi. II. Cihan Harbi yıllarıydı ve ortalıkta tifüs salgını endîşesi vardı. Bu yüzden bitten ve bitlenmekden pek korkardım. Ama hayatımda nelerden korkmuş isem genellikle hep başıma gelmiştir. Evet, İlkokulda hiç bitlenmedim ama güvercinler ile kumruların çatıda zuhur eden bir delikden içeri girip de Münib Paşa Konağı'nın tavan arasını mesken tutup çoğalmaları ve bitlerinin aşağı kattaki odamın tavanındaki ince çatlaklardan aşağıya düşmesi sonucu 1953 yazında kuş biti ile fenâ hâlde bitlendiğimi hatırlıyorum. Bu olay bende bir hayli sıkıntıya ve konakta da epeyi temizliğe ve tâmirâta yol açmıştı.

 

O târihlerde Üsküdarlılar güvercinlerle ve kumrularla pek içiçe yaşarlardı. Bütün câmilerin avluları, İskele ve Yeniçeşme Meydanları güvercinlerle doluydu. Zâten her selâtin câminin dış duvarlarında muhakkak bir ya da daha fazla kuşevi1 bulunurdu. Her nedense kuşevlerini yalnızca güvercinler mesken edinirlerdi. Güvercinlerin gulgulesi ile halkın "Üsküdar'a gidelim! Üsküdar'a gidelim" gibi yorumladığı kumruların o edâlı terennümleri ve "Hû" çekişleri Üsküdar'a mahsûs tabiî bir koro olarak algılanırdı.

 

Ayrıca, Haydarpaşa'ya marşandiz trenleriyle gelen, çatana ve mavnalarla Sütlüce Mezbahası'na götürülmek üzere Üsküdar'a sevk edilen koyun, keçi, öküz ve manda gibi hayvanların sürü hâlinde geçtikleri cadde ve sokaklardaki evlerin damları da bunların geçişini sabırsızlıkla bekleyen güvercin ve serçelerle doluydu. Sürü sokaktan geçip gittikten sonra bu kuşlar sürünün zemine bıraktıkları, buhar tüten kazûratlarının başına üşüşerek bunları gagalar, içlerindeki hazmedilmemiş saman çöplerini kendilerine rızık ederlerdi.

 

Kara kışta serçe ve güvercilerin karın içinde rızık aramaları Üsküdarlıların yüreklerini parçalardı. Onun için evlerin kapısının yanına, karların üzerine, bâzen günde iki defa kuşlar için ekmek kırıntıları ya da makarna, piriç ya da bulgur pilâvı artıkları bırakılırdı.

 

Kırlangıçlar yuvalarını damların altına ya da en üst katının dama bitiştiği yerde evlerin ve konakların cephelerini süsleyen ama, meteorolojik şartların etkisiyle artık pek okunamayan Mâşâallāh2 ya da Yâ Hafîz yazılı levhaların arkasına kurarlardı. Mahalleli için bu yuvanın kuruluş safhası da, bu yuvada yumurtadan çıkan yavruların cikcikleri de, yavruların ilk uçuşları da başlıbaşına bir eğlence olurdu. İşin en hoş yanı da kırlangıçların elektrik direkleri arasına gerili tellerin üzerinde sıralı bir biçimde tünemelerinin arz ettiği manzaraydı. Bu manzara çocukluğumda yayınlanan Yavrutürk, Çocuk Haftası, Ateş, Ateş Çocuklar İçin, Doğan Kardeş vb… çocuk dergilerinin sonbahar nüshalarının kapaklarının vaz geçilmez motifi idi. Sonbaharda kırlangıçların Üsküdar üzerinde büyük daireler çevire çevire toplanmaları ve sonra güney istikāmetine doğru topluca göçe başlamaları da pekçok Üsküdarlıya, ve bu arada biz çocuklara, sürekli göğe bakmanın bedeli olan bir ense ağrısı bahşeden farklı bir temâşâ olurdu.

 

Leyleklerin gelişi de gidişi de bu kabil bir temâşâya sahne olurdu. O zamanlarda Üsküdar'daki yüksek ağaçlar, metrûk binâlar ya da harâbe hâlindeki mescitlerin yıkık minâreleri bunlara mesken olurdu. Halk bunları sever, bir kısmı bunların Mekke ve Medine'den geldiklerine inanarak leyleklere bir de hacılık izâfe ederdi. Ağabeyimin anlattığına göre, ben doğmadan önce 1930'ların başlarında olsa gerek, bir ağustos ayında leyleklerin İstanbul üzerinde gün ışığını karartacak kadar büyük bir toplantısı olmuş. Bir hayli uzun süren bu toplantıdan sonra leyleklerin tümü güney-batı istikāmetine doğru hareket etmişler. Ertesi gün leylekler ile kartalların Balıkesir üzerinde büyük bir savaş tutmuş oldukları, Balıkesir ovasının kartal leşleriyle dolmuş olduğu, leyleklerin zâyiatının ise az olduğu haberi İstanbul'a ulaşmış. Birkaç gün sonra da leylekler yaralılarıyla İstanbul'daki yuvalarına geri dönmüşler. Halk erişebildiği yaralı leyleklere hem sağlık hem de beslenme açısından pek yardım etmiş.

 

Üsküdar'daki ahşap evlerin ve konakların cephelerindeki çürümüş bağdâdîlerinin arasında kendine mesken tutan kuşların bir türü de baykuşlardı. Benim doğduğum Münib Paşa Konağı'nın kuzeye bakan cephesindeki bağdâdîlerin arasına giren bir baykuşun ben doğduğum günlerde burada yavrulamış olduğunu annem anlatırdı. Çocukluğumda el fenerimin huzmesini geceleyin pencereden bahçemizdeki ağaçların üzerinde gezdirdiğim zaman bâzen zerdâli ağacının üstünde bir baykuşun sfenksvârî bir durumda tünemekte olduğunu görürdüm.

 

Çocukluğumun ve gençliğimin Üsküdar'ında, şimdilerin aksine, kargalar ekalliyetteydiler. Halk bu kuşları pek sevmezdi; hattâ bunları uğursuz addedenler bile vardı. Bu antipatinin yerleşmesinde kargaların diğer kuşlara nisbetle daha akıllı ve menfaatlerine daha düşkün ve fevkalâde hırsız olmalarının da bir payı vardı. Tahtaboşlarda, balkonlarda, bahçelerde kurutulan tarhanalar, kuru meyvalar ve hattâ çirozlar ile açıkta bırakılmış olan ceviz, fındık gibi kabuklu yemişler ya da çöp tenekeleri kargaların birbiri ardına yaptıkları pikeler sonucu hem eksilirler ve hem de civârları tam bir mezbeleliğe dönüşürdü.

 

Çocukluğumda Üsküdar'da şahsen hiç yarasa ile karşılaşmadım. 1940'lı yıllara kadar Doğancılar Parkı ve civârı gibi ağaçlıklı yerlerde yarasaların, akşam ezânından sonra ortaya çıktıkları kulağımıza gelirdi. Yarasalarla karşılaşan çocuklar, bunların enselerine yapışıp da kanlarını emecekleri korkusuyla yakalarını kulaklarına kadar çekerek sokaktaki oyunlarını bırakır, alelacele evlerine sığınırlarmış.

 

Paşalimanı'nda, Şemsipaşa'da, Salacak'da tenezzühe çıkanların ya da Üsküdar İskelesi'nden vapura binenlerin karabatakların pike yaparak denize dalıp koca bir balığı yiye yiye su yüzüne çıkmalarının ya da yüzerken birdenbire dalıp da 300 metre uzakta zuhur etmelerinin arz ettiği temâşâyı es geçmeleri mümkün değildi. Vapurlarda hareket saatini bekleyen çocuklar denize dalan bir karabatağın ne kadar uzakta değil, fakat hangi doğrultuda tekrar gözükeceğine bahse girerlerdi.

 

Martılara gelince, şimdilerin iyice besili azman martılarına nisbetle hem cüssece daha küçük ve hem de sayıca çok daha azdılar. Nedense bugünküler kadar şamatacı da değildiler. Onlardan 20-30 kadarının iri dalgalı sâkin bir lodosta, kendileri hareket etmeksizin dalgaların hareketiyle bir aşağıya inip bir yukarı çıktıklarını, Kuşkonmaz Câmii'nin rıhtımının açıklarında görmek insana, nedense, derin bir sükûnet hissi telkin ederdi.

 

Üsküdar'da artık yarasa, baykuş, kırlangıç, leylek ve karabatak kalmadı. Kumrular da o kadar nâdir ki! Güvercinler de eskisi kadar kalabalık değil. Arada sırada birkaç serçecik gene zuhur ediveriyor; lâkin bugünün martıları hem daha besili, hem daha cüsseli, hem felâket şamatacı ve hem de bayağı kalabalıklar.

 

Âsârı kalmadan Üsküdar'dan gelip geçen her çeşit kadîm âşinâ insana, büyük fransız filozof-şâiri Victor Hugo'nun (1802-1885) şu mısraını nasıl da hatırlatıyor:

 

Toutes ces choses sont passées comme l'ombre et comme le vent3!

 

 

Dipnotlar

[1]Kuşların barınıp konaklaması amacıyla genellikle câmilerin dış duvarlarına monte edilmiş ya da duvar etine oyulmuş minyatür mimârî yapılar.

[2]Cumhûriyet'in ilânından sonra yapılmış olan evlerdeki levhalarda, imlânın henüz iyi kavranılmamış olması hasebiyle, lâtin harfleriyle ya "Maşallah", ya da "Maşa Allah" yazdığını çok gördümdü.

[3]Bütün bunlar gölge gibi, rüzgâr gibi geçip gittiler.

 

 


Bu Makaleye Ait Eleştiri Makaleleri
# Makaleler Adı
Kullanıcı Yorumları

! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
Nurgül Çepni / 5.3.2010



Eski Eserler


Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

Hesap İşlemleri

Üye değil misiniz? Üye olun!

Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...