Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 894 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0

Mevlanaya Göre İnsan ve İnsanın Kurtuluşu

 Kitap Detayı Kitap No : K-  
Yazar Adı İlim Dalı Konusu Dili
Şefik Can Tasavvuf Türkçe
Özelliği Tercüme Eden
 
       
Makale No: 112 Hit : 8293 Hata Bildirimi Tavsiye Et
Tanıtılan Yazarın Bilgileri
Yazar Adı Muhammed Celaleddin ( Mevlana Celaleddin er Rumi )
 
   Makale Yazarına ait Kitaplar E-Kitaplar Makaleler Hakkındaki Makaleler    

Yazara ait kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait e-kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait makaleler
# Makaleler Adı
1 Mevlanaya Göre İnsan ve İnsanın Kurtuluşu II
2 Mevlanaya Göre İnsan ve İnsanın Kurtuluşu

Yazar Hakkındaki Tanıtım Makaleleri
# Makaleler Adı
1 Mesnevihan Şefik Can Dede

Özeti
Mevlâna, insanı bu şekilde realist bir gözle hem iyi, hem kötü olarak anlattıktan sonra, insanı kurtarmayı düşünür. insan nasıl kurtulur? Vücut ormanımızdaki vahşi hayvanlar nasıl yok edilir? İnsanlığımız, hayvanlığımıza nasıl üstün gelecektir?
ihtiraslarımız, hiddetimiz ve şehvetimiz bizim insanlığımızı esaret altına almıştır, insanı bu hayvanların esaretinden nasıl kurtaracağız?
Dış âlemde, madde âleminde insan zayıf cüsseli bir varlık olduğu halde, aklı ve zekâsı sebebi ile kâinatın efendisi olmuş. En kuvvetli, en cesur hayvanlara galebe çalmıştır, insanı, hortumu ile fırlatabilecek ve ayağı altında ezebilecek fili, uşak gibi kullanmaktadır.
En yırtıcı hayvanları, arslanları, kaplanları aciz birer kuş gibi kafese koymaktadır.
Fakat insan ne yazık ki, kendi içindeki hayvanlara mağlûb olmuştur. Madde âleminin efendisi olan, bütün hayvanları buyruğu altında tutan göklerde, dünyanın etrafında dolaşan akıllara durgunluk veren şeyler icad eden, akıllı, kuv¬vetli, becerikli insan, ne şaşılacak şeydir ki, kendi içindeki hayvanlara boyun eğmiştir.
Hiddet kurdunun, şehvet yılanının esiri olmuştur. Mevlâna'ya göre insan, bağımsız gibi görünen zavallı bir köledir. Büyük Mevlâna içindeki hayvanların boyunduruğuna koşulan, esir olan insanı kurtarmaya çalışmakta ve insana, insanlığını hatırlatmaktadır.
Gerçek hürriyet, gerçek istiklâl, insanın kendi içindeki hayvanların boyunduruğundan kurtulmasıydı. Büyük Peygamberimiz bu iç savaşı, nefisle olan savaşı (Cİhad-ı Ekber) en büyük savaş, hak yolunda, bağımsızlık için açılan en büyük savaş olarak vasıflandırılmıştır.
Mevlâna'ya göre bu iç savaşı kazanmak için önce bizim kendimizi bulmamız, nereden geldiğimizi, ne olduğumuzu bilmemiz lâzım. Kendimizi idrak ettiğimiz an hürriyetimizin müjdesi bize ulaşacaktır.
Mevlâna'nın ifadesine göre (önce can ayağından, ten bağını çıkarmamız gerekir) ve başımızı göğe çevirmemiz lâzımdır. Çünki bizim yerimiz bu kirli toprak değildir. Biz, etimizle kemiğimizle hayvana benziyoruz ama hayvan değiliz.)
click here dating for married men married affairs
married men affairs why are women unfaithful my boyfriend cheated on me with a guy
bystolic coupon coupons for bystolic
metformin metformin metformin
sumatriptan succinate http://sumatriptannow.com/succinate sumatriptan succinate

Yayın Bilgileri
Yayınlandığı Kaynaklar Türk Edebiyatı Dergisi, sayı:14, s. 18
Yayınlandığı Tarih Şubat 1973
Yayınlandığı Dergi a Sanat ve Edebiyat Dergisi
Sanal Dergi
Makalenin Linki

Makale Metni   [Yazdır/Print]

Mevlana’ya Göre İnsan Ve İnsan’ın Kurtuluşu

Hepimiz, kusursuz insanın hasreti ile yanıyoruz. Bu zamanda kusursuz insan bulmak ne kadar zor. Sevdiğimiz, hürmet ettiğimiz, kusursuz insan olduğuna inandığımız değerli varlıkların beşeriyet icabı bazı hatalarını gö­rünce içten yıkılıyoruz ve «kusursuz insan bulunmaz» diyerek insanları hataları ve sevapları ile yani iyi ve kötü tarafları ile ol­dukları gibi kabul edip sevmek zorunda ka­lıyoruz.

FAKAT, bu hususta büsbütün ümit­sizliğe düşmüyorum, insanların manayı kay­bederek, maddeyi üstün görmeye başladıkları dünyada bindebir olsa üstün insanlar, kusur­suz insanlar, kamil insanlar bulmak kabildir. Onlar maneviyat âleminin güneşleridir.

 

Bir an için şu bildiğimiz madde âleminin güneşinin karardığını, söndüğünü, yok olduğunu tasavvur edelim.    Dünya yüzünde herşey mahvolacaktır.  Hayat   duracaktır. Ya mane­viyat âleminin güneşleri, biz onların sayesin­de yaşıyoruz, onların sayesinde  insanlığımızı idrak ediyoruz. Onlar, yer yüzünden çekildik­leri zaman manevî hayat duracak; insanlar, insanlıklarını kaybedecekler, kin, hiddet, yalan, riya, kıskançlık, haset, şehvet ve daha başka birçok kötülükler yeryüzünü kaplıyacak ve in­sanlar   insan  şeklinde   birer   canavar   olarak birbirlerini  yemeye  başlayacaklardır. 

 

Malûm­dur ki, vaktiyle Sinoplu bir filozof ol an «Diyojen» de güpegündüz eline fener alarak so­kaklarda  insan   aramaya   çıkmıştı.   Etrafında insan yok mu idi? Sürü ile insan vardı. Fakat filozofun gördükleri, insan şeklinde birer kurt, tilki, tavşan vesaireden ibaretti. İnsan yoktu. Sokaklar, insan şeklinde hayvanlarla dolu idi.

 

Bir filozof hükümdar olan «Mark Orel» de «Düşünceler» adlı kitabında şunları yazı­yor:

«Her sabah insanlar arasına karışırken düşünürüm. Bugün insan şeklinde bir takım hayvanlarla karşılaşacağım, onları hırpalama­dan ve onlar tarafından ısırılmadan akşam edersem ne mutlu bana.»

 

Yalnız sofi kadınların değil, bütün insan­lığın en mükemmel örneklerinden olan «Rabiatül Adeviye» Hazretleri bir gün coşkunluk halinde o zamanın geleneklerine aykırı olarak açık saçık sokağa fırlamış. Çarşıda pazarda öylece dolaşmış. Ermişlerden «Hasan-ı Basri» hazretlerine rastlayınca yüzünün yarısını ört­müş. Coşkunluğu geçince, bu hareketinin se­bebini kendisinden sormuşlar. Verdiği cevap şu : «Ben sokaklarda insan görmedim, dükkân­ların önünde oturan birtakım tilkiler, sokak­larda dolaşan birçok kurtlar, yer yer birbir­leriyle hırlaşan köpekler gördüm. Bu hayvan­lar sürüsü içinde bir aralık yarım bir insan gördüm. Ben de yüzümün yarısını örttüm.»

 

Herşeyi zarifane ve vakıfane ifade etme­sini bilen büyük insan Mevlâna, «Divan-ı Kebir»indeki şu beyitinde Diyojen'in fenerle in­san arayışını bize hatırlatır:

 

Di şeyh bâ çerağ hemigeşt girdi şehr Gez divü det melûlem ü insanem arzûst

 

«Dün şeyh eline bir fener almış, şeytan­lardan usandım, canavarlardan bıktım, ger­çek insan arıyorum, diye şehrin etrafında do­laşıp duruyordu

 

Gerçekten insan en karışık bir konudur. Onu anlatmak kolay değildir. Meşhur imanlı bir doktor olan Aleksi Karel «insan, bu an­laşılmaz mahlûk» diye bir kitap yazdı, insa­nın çok karışık, muğlak anlaşılması ve anla­tılması güç bir varlık olduğunu ispata çalış­tı. Herkesin bocaladığı bu mevzuda Mevlâna'nın görüşünü, anlayış ve anlatışını Mesnevi'sinden örnekler alarak açıklamadan önce bu konuda bazı şairlerin, mütefekkirlerin in­san olarak kendilerini nasıl bulduklarını ve na­sıl anlattıklarını arzetmek isterim:

 

Abdulhak Hamit bir şiirinde:

«İki  şahsım   ben   itikadımca» diyor. Bende bir insan ve bir de canavar var, diye ilâve ediyor.

İran şairlerinden Hafız: «Bilmiyorum ki, benim bu hasta gönlümün içinde kim var? Ben susmaktayım, halbuki o feryad ediyor, benimle çekişiyor, kavga ediyor.» demektedir.

Fransız trajedi yazarlarından Racin de kahramanlarından birisine şöyle söyletir: «Allahım, içimde insafsızca çarpışan iki insanın varlığını hissediyorum.»

 

Kıymetli sembolist şairimiz  Ahmet Haşim'in  «Başım»   adlı  şiirinde  de  aynı  duygu belirtilmiştir.  Bu  şiirde,  kendini  beğenmiyen, kendinden kaçmak istiyen kederli bir insanın duyguları   vardır.  

Şairin   aklı   ve   düşünceleri ile, gönlü ve hisleri çarpışmaktadır.    

 

Dikkat buyurulursa şimdiye kadar  adlarını  saydığım kişiler, Hamit, Hafız, Racin, Ahmet Haşim insandaki ikilikten, insanın içinde kavga halinde bulunan iki şahsiyetten bahsettiler.

Bunlar Zer­düşt mezhebinin Ehrimeni ile Hürmüzü gibi, biri bizi kötülüğe sürükliyen,    şeytan,    nefis; öteki   iyiye   götürmek   istiyen   melek   ve   sağ duyunun sembolüdür.

 

İnsanda yalnız ikilik mi vardır?    

Fransız  düşünürü  «La  Roche Foucauld» da insanları binalara benzetti.  Binala­rın, caddelere bakan  tarafları  güzel,     temiz, bakımlı, süslü, arka tarafları kirlidir, iyi insan dediğimiz kişi yalnız bir cepheden bakıp, onun iyi taraflarını gördüğümüz kişilerdir.

Halbuki iyi saydığımız kişilerin çok fena tarafları da vardır. Aksine fena saydığımız, nefret ettiği­miz insanların da görmediğimiz çok iyi taraf­ları bulunur.

Şu halde insanlar hem iyi, hem de kötüdür. Mevlâna, insanı anlatırken bütün bu şairleri, yazarları geride bırakır, insanı birçok cepheleriyle ele alır. Adını saydığımız kişiler gibi insanı tarif edip bırakmaz, insanın kurtuluş yollarını da araştırır, insanı, insan yapmağa gayret sarf eder. Tabiatı icabı insan­da bulunan hayvanlığı yok etmeye uğraşır.

 

Mesnevi'nin ikinci cildinde 1416 No.lu beyitlerle başlıyan kısımda Mevlâna der ki:

 

«insanın vücudu, içinde yırtıcı hayvanla­rın dolaştığı bir ormana benzer. Parçalanma­mak, yok olmamak için çok uyanık bulunma­mız lâzım.

Bizim vücudumuzda binlerce kurt, binlerce domuz, temiz, pis, güzel, çirkin bin­lerce sıfatlar vardır.

Herhangi sıfat galip ge­lirse biz onun hükmü altına gireriz. Zaman olur, insanın içinde bulunan kurt harekete geçer ve insandan kurtluk zuhur eder. Zaman olur, insan, ay gibi Yusuf yüzlü bir güzel ha­line gelir.

İyiliklerle, kinler, kötülükler gizli bir yoldan gönüllerden gönüllere akıp durmak­tadır. Kalpte her an bir çeşit şey baş gösterir. İnsan bazen şeytanlaşır, bazen melekleşir. Bazen   tuzak   kesilir, bazen yırtıcı  hayvan olur.»

 

Görülüyor ki Mevlâna, insanı daha et­raflı olarak, çeşitli yönleriyle ele almaktadır. Şu halde insan, mutlak olarak iyi de değildir, kötü de değildir. Bazen iyidir, bazen kötüdür.

 

Nitekim bir rubaisinde Hazreti Mevlâna:

«Bazen melekler, bizim temizliğimizi kıskanırlar, bazen de şeytanlar kötülüğümüzden kaçar,» diye buyurmuştur.

 

Mesnevi'nin birinci cildinde de 316 No.’lu beyitte:

«Çün besîiblîs adem rûy hest Bes beher desti  neşayet  dâd  dest»

«Nice insan suratlı şeytan vardır. Bu se­beple her ele, el vermek lâyık değildir.» den­mektedir.

 

İnsan Nasıl Kurtulur?

 

Mevlâna, insanı bu şekilde realist bir gözle hem iyi, hem kötü olarak anlattıktan sonra, insanı kurtarmayı düşünür.

İnsan nasıl kurtulur? Vücut ormanımızdaki vahşi hayvanlar nasıl yok edilir? İnsan­lığımız, hayvanlığımıza nasıl üstün gelecek­tir?

ihtiraslarımız, hiddetimiz ve şehvetimiz bizim insanlığımızı esaret altına almıştır, in­sanı bu hayvanların esaretinden nasıl kurta­racağız?

Dış âlemde, madde âleminde insan zayıf cüsseli bir varlık olduğu halde, aklı ve zekâsı sebebi ile kâinatın  efendisi olmuş. En  kuv­vetli,  en cesur hayvanlara galebe çalmıştır, insanı, hortumu ile fırlatabilecek ve ayağı al­tında ezebilecek fili, uşak gibi kullanmaktadır.

En yırtıcı hayvanları, arslanları, kaplanları aciz birer kuş gibi kafese koymaktadır.

 

Fakat insan ne yazık ki, kendi içindeki hayvanlara mağlûb  olmuştur.

Madde  âleminin  efendisi olan, bütün hayvanları buyruğu altında tutan göklerde, dünyanın etrafında dolaşan akıllara durgunluk veren şeyler icad eden, akıllı, kuv­vetli, becerikli  insan, ne şaşılacak şeydir ki, kendi içindeki hayvanlara boyun eğmiştir.

Hid­det kurdunun, şehvet yılanının esiri olmuştur. Mevlâna'ya göre insan, bağımsız gibi görü­nen zavallı bir köledir. Büyük Mevlâna için­deki hayvanların boyunduruğuna koşulan, esir olan insanı kurtarmaya çalışmakta ve insana, insanlığını  hatırlatmaktadır. 

Gerçek  hürriyet, gerçek istiklâl, insanın kendi içindeki hayvan­ların boyunduruğundan kurtulmasıydı. Büyük Peygamberimiz bu iç savaşı, nefisle olan sa­vaşı (Cihad-ı Ekber) en büyük savaş, hak yo­lunda, bağımsızlık için açılan en büyük savaş olarak  vasıflandırılmıştır.

 

Mevlâna'ya göre bu iç savaşı kazanmak için önce bizim kendimizi bulmamız, nereden geldiğimizi, ne olduğumuzu bilmemiz lâzım. Kendimizi idrak ettiğimiz an hürriyetimizin müjdesi bize ulaşacaktır.

 

Mevlâna'nın ifadesi­ne göre (önce can ayağından, ten bağını çı­karmamız gerekir) ve başımızı göğe çevirme­miz lâzımdır. Çünki bizim yerimiz bu kirli toprak değildir. Biz, etimizle kemiğimizle hay­vana benziyoruz ama hayvan değiliz.)

 

Mesnevi'nin ikinci cildinin 1812 No.lu beyitinde:

«Büyümeye meyli olan her ot büyü­yüp durur. Yaşar, günden güne ge­lişir, fakat başını yere eğdi mi gün­den güne küçülür, kurur mahvolur. Ruhunun meyli yüceliklere ise, yü­celirsin, manen yükselirsin, varaca­ğın yere varırsın. Aksine olarak ba­şını yere eğdin mi mahvolursun. Al­lah, Kur'an-ı Kerim'de Hz. İbra­him'in ağzından (Ben batanları sev­mem)  diye buyurmuştur

Şu halde, biz başımızı yerden kaldırma­lıyız.

Başımızı hayvanlar, gibi toprağa eğmemeliyiz ve toprakta kalmamalıyız. Şu kirli toprakla uğraşmış kirlenmiş teni gönül havu­zunda yıkamalıyız.

 

Yine Mesnevi'nin ikinci cildinin 1361 No.lu beyitlerinde:

«Ey teni bulaşmış kişi, gönül havu­zunun kenarına dön, dolaş, insan, havuzun dışında iken nasıl temizle­nir? Havuzdan uzak düşen kişi nasıl paklanır? O adam iç temizliğinden bile uzak düşmüştür. Bu havuz gö­nül havuzudur ama bu havuzdan ha­kikat  denizine  gizli  bir  yol  vardır.

«Gönül ten havuzunda çamura bulan­dı. Fakat ten gönül havuzunda te­mizlendi.

 

 

 

 


Bu Makaleye Ait Eleştiri Makaleleri
# Makaleler Adı
Kullanıcı Yorumları

! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
Nurgül Çepni / 8.7.2009



Eski Eserler


Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

Hesap İşlemleri

Üye değil misiniz? Üye olun!

Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...