Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 892 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0

Mevlananın Hümanizmi

 Kitap Detayı Kitap No : K-  
Yazar Adı İlim Dalı Konusu Dili
Ahmed Kabaklı Yazar Hakkında Türkçe
Özelliği Tercüme Eden
 
       
Makale No: 111 Hit : 4992 Hata Bildirimi Tavsiye Et
Tanıtılan Yazarın Bilgileri
Yazar Adı Muhammed Celaleddin ( Mevlana Celaleddin er Rumi )
 
   Makale Yazarına ait Kitaplar E-Kitaplar Makaleler Hakkındaki Makaleler    

Yazara ait kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait e-kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait makaleler
# Makaleler Adı
1 Mevlananın Hümanizmi
2 Büyük Tasavvuf Eri Nesimi

Yazar Hakkındaki Tanıtım Makaleleri
# Makaleler Adı

Özeti
«Bir gün Mevlâna hazretleri bil­giler ve sırlar açmakta çok hararetlenmişti. Hallâc-ı Mansur'un menkıbeleri hakkında konuşuyordu. "Man­sur'un asılmasına sebep şu idi" dedi: Mansur bir gün: "— Eğer Muhammed'i elime geçirse idim muhak­kak onun yakasına yapışırdım. Miraç gecesinde Allah'ın huzuruna çıktığı vakit YALNIZ KENDİ ÜMMETİNİ DÜŞÜNDÜ. NİÇİN BÜTÜN İNSAN­LAR İÇİN RAHMET DİLEMEDİ VE HEPSİNİ BANA BAĞIŞLA demedi?" der.
Bunun üzerine Mustafa hazretle­ri temessül ve tecessüd edip kapıdan içeri girdi ve:
"— İşte geldim, alacaklı gibi na­sıl yakama sarılacaksan sarıl baka­lım!" dedi. "Biz ne istiyorsak Allah'ın emriyle istiyoruz. Kalbimiz onun buyruğunun evidir. Bu ev Tanrı'nın irade ve fermanından başka her şey­den arınmıştır. EĞER HEPSİ İÇİN RAHMET İSTESEYDİ HEPSİ İÇİN İSTERDİM. FAKAT HEPSİ İÇİN DE­ĞİL YALNIZ MÜ'MİNLER İÇİN BUYURDU." diye ilâve etti.
Mansur:
— Borcumu ödemeye hazırım, di­ye sarığını indirdi. Peygamber: — İlle senin başını isterim, sarı­ğına razı olmam, dedi.
Nihayet ikinci gün onu astılar. Bu da bahane oldu. Mansur, darağacın­da:
«— Bunun nerden geldiğini ve ki­min isteği olduğunu biliyorum. Onun isteğinden yüz çevirmem" dedi.
Öyle­ce başını verdi ve âlemin o sırrından yüz çevirmedi. Çünkü sadık âşıklar, din büyüklerinin ve yakın sırrı arif­lerinin emrinden asla yüz çevirmez­ler. O vahşi bir bedevi de olsa yine akıl ve edep mâdenidir".»
all wives cheat women who cheated
husbands who cheat why do married men cheat on their wives dating for married men
cialis discount coupon coupons for prescription drugs

Yayın Bilgileri
Yayınlandığı Kaynaklar Türk Edebiyatı Dergisi, sayı:26, s. 3
Yayınlandığı Tarih Şubat 1974
Yayınlandığı Dergi
Sanal Dergi
Makalenin Linki

Makale Metni   [Yazdır/Print]

Mevlana’nın Hümanizmi

 

Menkıbelerdeki birçok vaka, rivayet ve kerametler, o çağda, Mevlâna'nın, başka din mensupları ve büyükleri arasında da büyük saygı topladığını gösteriyor.

Bazan da­nışmaya gelmektedirler, meclisine rahatça girmektedirler. Bazı darda kalan müslümanlar, yakın uzak hıristiyan ül­kelerinde bile «Mevlâna» nın adını, selâmını vermek sure­tiyle (esirlikten dahi) kurtulmaktadırlar.

Bizans diyarın­da Mevlâna'yı rüyasında görüp hidayete eren rahipler var­dır.

Konya Hıristiyan ve Musevileri ise ona tapınırcasına bağlıdırlar. Nitekim cenaze törenine, başka dine mensup büyüklerin ve halkın da yas bağlayıp katıldıkları görül­mektedir.                .

Günlük hayat ve hareket içinde olan bu bağlanışlar, Mevlâna gibi büyük bir insan söz konusu olunca çok tabiî­dir.

Âlem halkını gönlüyle kucaklayan bu eşsiz varlık ken­disinin olduğu kadar İslâmlığın ve tarikatin de asıl büyük­lüğünü yansıtmaktadır.

Burada kayda değer nokta:

Mevlâna'nın «beşerî» (humaine) fakat, Hz. Muham­met gibi ve onun tarzında «beşerî» olduğudur. «Athee» ve­ya bütün dinleri denk gören ümanizmle onun ilgisi düşü­nülemez.

Ancak bütün din ve inançları hoş gören ve İslâmı onlara sevdiren bir insan severlik söz konusu­dur. Ayrıca dinler veya dinsizlik konusunda değil an­cak (yine (İslâm anlayışı icabı) ırklar ve kavimler karşısında bir «laiklik» düşünülebilir Mevlâna'nın, bu meseleyi büyük ge­nişlik hattâ aşırılık ile düşünmüş ol­duğunu gösteren bir kıssa vardır ki (Eflâkî'den), dikkatle incelenmeğe ve onun hümanizmini «Muhammet'çe» izaha yeter:

 

«Bir gün Mevlâna hazretleri bil­giler ve sırlar açmakta çok hararetlenmişti. Hallâc-ı Mansur'un menkıbeleri hakkında konuşuyordu. "Man­sur'un asılmasına sebep şu idi" dedi: Mansur bir gün: "— Eğer Muhammed'i ellime geçirse idim muhak­kak onun yakasına yapışırdım. Miraç gecesinde Allah'ın huzuruna çıktığı vakit YALNIZ KENDİ ÜMMETİNİ DÜŞÜNDÜ. NİÇİN BÜTÜN İNSAN­LAR İÇİN RAHMET DİLEMEDİ VE HEPSİNİ BANA BAĞIŞLA demedi?" der.

Bunun üzerine Mustafa hazretle­ri temessül ve tecessüd edip kapıdan içeri girdi ve:

"— İşte geldim, alacaklı gibi na­sıl yakama sarılacaksan sarıl baka­lım!" dedi. "Biz ne istiyorsak Allah'ın emriyle istiyoruz. Kalbimiz onun buyruğunun evidir. Bu ev Tanrı'nın irade ve fermanından başka her şey­den arınmıştır. EĞER HEPSİ İÇİN RAHMET İSTESEYDİ HEPSİ İÇİN İSTERDİM. FAKAT HEPSİ İÇİN DE­ĞİL YALNIZ MÜ'MİNLER İÇİN BUYURDU." diye ilâve etti.

Mansur:

— Borcumu ödemeye hazırım, di­ye sarığını indirdi. Peygamber:

  İlle senin başını isterim, sarı­ğına razı olmam, dedi.

 

Nihayet ikinci gün onu astılar. Bu da bahane oldu. Mansur, darağacın­da:

«— Bunun nerden geldiğini ve ki­min isteği olduğunu biliyorum. Onun isteğinden yüz çevirmem" dedi.

 

Öyle­ce başını verdi ve âlemin o sırrından yüz çevirmedi. Çünkü sadık âşıklar, din büyüklerinin ve yakın sırrı arif­lerinin emrinden asla yüz çevirmez­ler. O vahşi bir bedevi de olsa yine akıl ve edep mâdenidir".»

 

Teoride böyle düşünen Mevlâna yaşayışında, her din ve tabakadan in­sanları iyilik ve lütuf, bilgi ve âlice­naplıkla dolu yüce şahsiyetine çek­miş, peşine takmıştır.

Menkıbe, bu ca­zibenin bilhassa Şems'in kayboluşun­dan sonra arttığı üzerinde ısrar edi­yor.

 

Haftalar süren ve Konya'yı dol­durup taşıran sema' ile rebap da o sı­rada canlanıyor. «Aşağı ve yüksek ta­bakadan insanlar, kuvvetliler, zayıf­lar, kadınlar, bilginler, müslümanlar, kâfirler, padişahlar ve her mezhepten kimseler, tarikatçiler hep Mevlâna'ya yöneldiler.»

 

Bu cazibenin ma'nâsı, şu anekdot­la özetlenebilir:

«Bir gün Gürcü Hatun, Alâmeddin Kayser'e, lâtife yollu:

  Sen Mevlâna'dan bir keramet gördün mü de, ona böyle kapılıp mü­ridi oldun ve bu kadar çok seviyor­sun? dedi.

Kayser de ona:

  Ey dünyanın hanımı! Ömrün uzun olsun... Mevlâna'nın en önemsiz kerametlerinden birisi şudur: Her ne­biyi bir din sahibi sevdiği ve her şey­hi bir kavim, kendilerine uyulan bir varlık yaptığı halde, MEVLÂNA'yı BÜTÜN DİN VE DEVLET SAHİP­LERİ SEVER, onun sırları ile şeref­lenir, onunla övünürler. Bundan daha büyük keramet olur mu?»

 

Mevlâna, şiirlerinde, Peygamber'in «Amellere neticelerine göre hükmolunur» hadîsine dayanarak:

«Hiçbir kâfire hor bakmayın; çünkü o müslüman olarak ölebilir. Allah, "bir kimse fâsık ve putperest olsa dahi, beni çağırınca icabet ede­rim" buyurdu.» demektedir.

 

Yaşlı bir Rum usta, Mevlâna'nın evinde ocak yapmakta iken dostlar ona şaka yollu:

  Sen iyi insansın, niçin müslü­man olmuyorsun? Dinlerin en iyisi İslâmdır, diyorlardı.

O ise:

 Elli seneye yakındır ki îsâ dinindeyim, dinimi terk etmek husu­sunda ondan korkuyor ve utanıyo­rum! Cevabını veriyordu.

Mevlâna ansızın içeri girdi ve:

«— imânın sırrı korkudur. Her kim Allah'tan korkuyorsa, o hıristiyan da olsa din sahibidir, dinsiz değildir.» buyurdu.

 

Kendisine selâm veren rahipler önünde Mevlâna'nın eğilişini sık sık nakleden menkıbeler de vardır.

 

 Bun­lardan, hepsini özetleyecek fikir te­meline dayanan birisi şudur:

«Konstantiniye ülkesinde bilgin bir rahip, Mevlâna'nın ilmini, yumu­şaklığını ve alçak gönüllülüğünü işitmiş ona âşık olmuştu.

Mevlâna'yı gör­mek üzere Konya'ya geldi. Tesadüfen yolda karşılaştılar. Rahip üç defa Hüdâvendigâr'a (Mevlâna) secde etti (eğildi).

Başını kaldırdıkça Mevlâna'nın da yere eğilmiş olduğunu görü­yordu.

Derler ki Mevlâna hazretleri ra­hibin önünde 33 defa baş koydu. Ra­hip, feryad edip elbisesini yırttı:

— Ey dinin sultanı bu ne alçak gönüllülük ve kendini horlamaktır, diye bağırdı.

Mevlâna Peygamber'in:

«Ne mutlu o kimseye ki Allah onu malla, güzellikle, şerefle ve sal­tanatla rızıklandırınca, o da bu ma­lı ile cömertlik yaptı... güzelliği ile iffet sahibi, şerefi ile alçak gönüllü ve saltanatı ile adalet sahibi oldu.» ha­dîsini okuyarak... Bu hadîsi buyuran bizim Peygamberimizdir dedi.

O halde Allah'ın kullarına ben nasıl alçak gönüllülük göstermeyeyim ve niçin kendi acizliğimi belirtmeye­yim. Bunu yapmazsam kime ve neye yararım ben?" diye sordu.»

 


Bu Makaleye Ait Eleştiri Makaleleri
# Makaleler Adı
Kullanıcı Yorumları

! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
Nurgül Çepni / 9.7.2009



Eski Eserler


Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

Hesap İşlemleri

Üye değil misiniz? Üye olun!

Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...