Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 892 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0

Müfessir Alusi

 Kitap Detayı Kitap No : K-  
Yazar Adı İlim Dalı Konusu Dili
Alican Dağdeviren Yazar Hakkında Türkçe
Özelliği Tercüme Eden
Ehli Sünnet Anlayışa Uygun  
       
Makale No: 106 Hit : 6533 Hata Bildirimi Tavsiye Et
Tanıtılan Yazarın Bilgileri
Yazar Adı Şihabuddin Mahmud el Alusi el Bağdadi
  شهاب الدين محمود الالوسي البغدادي الحسني
   Makale Yazarına ait Kitaplar E-Kitaplar Makaleler Hakkındaki Makaleler    

Yazara ait kitaplar
# Kitap Adı
1 Kuranda Sorular Ve Cevaplar
2 Kuran Okuma Sanatı Tecvid

Yazara ait e-kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait makaleler
# Makaleler Adı
1 Müfessir Alusi
2 el Mucizetül Kübra el Kuran

Yazar Hakkındaki Tanıtım Makaleleri
# Makaleler Adı

Özeti
Âlûsî, XIX. asırda yaşamış, hem İslâmî ilimlerde hem de pozitif ilimlerde vukufiyeti olan, yaşadığı dönemin en önemli âlimlerinden biridir. Hem müderrislik, fetva eminliği müftülük gibi aktif hayatın içinde yer almış hem de başta tefsir olmak üzere İslâmî ilimlerin pek çok sahasında pek kıymetli eserler vermiştir. Onun Rûhu’l-Meânî isimli tefsiri, birçok müfessirin vazgeçilmez kaynakları arasında yer aldığı gibi ülkemizde çok önemli bir yeri olan Allâme Hamdi Yazır’ın “Hak Dini Kur’ân Dili” tefsirinin de en önemli kaynaklarından biri olmuştur.
all wives cheat online women who cheated
click women cheat on men what makes husbands cheat
gabapentin cost at walgreen gabapentin cost at walgreen gabapentin cost at walgreen

Yayın Bilgileri
Yayınlandığı Kaynaklar yeniümit dergisi
Yayınlandığı Tarih 2007
Yayınlandığı Dergi Tarihi Osmani Encümeni Mecmuası
Sanal Dergi
Makalenin Linki

Makale Metni   [Yazdır/Print]

Müfessir Alusi

A. HAYATI
1. Doğumu ve Ailesi
İsmi, Mahmûd b. Abdillah b. Mahmûd el-Hüseynî el-Âlûsî el-Bağdadî’dir. Âlûsî’nin, künyesi kaynaklarda “Ebu’s-Senâ”, lakabı ise “Şihabüddîn” olarak geçmektedir.

Âlûsî, 1217/1802 yılı, Şaban ayının 14. günü Cuma öncesi Bağdat’ta dünyaya gelmiştir.

Nesebi, baba tarafından Hz. Hüseyin’e, anne tarafından Hz. Hasan’a kadar ulaşan müellifin dedeleri, Hülâgu’nun Bağdat’ı istilâsı üzerine Bağdat’tan, Âlûs denilen adaya yerleşmiştir. Bağdat yakınında Fırat Nehri üzerinde yerleştikleri bu adaya nispetle Âlûsî diye meşhur olmuşlardır. Âlûsîler bir ilim ailesidir. Bu sülaleden birçok meşâhîr yetişmiştir. İşte bunlardan biri de Şihabüddîn Mahmûd el-Âlûsî’dir.

Babası Abdullah, Bağdat’ta Ebû Hanife Camii’nde kırk yıl müderrislik yapmıştır. Ayrıca Reîsü’l-Müderrisîn olarak Şehit Ali Paşa Medresesi’nde dört yıl ders vermiştir. Yaklaşık seksen yıl yaşamış ve 1246/1830 yılında tâun hastalığı sebebiyle Bağdat’ta vefat etmiştir. Şeyh Ma’ruf el-Kerhî Kabristanlığı’na defnedilmiştir. Kaynaklarda “sâliha bir kadın” olarak nitelendirilen annesi Fatma Hanım, Âlûsî, küçük bir çocukken vefat etmiştir.

2. Çocukluğu ve Tahsili
Âlûsî, küçük yaşından itibaren Kur’ân-ı Kerim’i ezberlemeye başlamıştır. Arapça kitaplarından bazı bölümler, “Ecrumiyye” ve İmâm Mâlik’in “Elfiye”si gibi nahiv kitaplarını ezberlediğinde ise henüz yedi yaşındadır. Daha çocukluğunun ilk devrelerinde başlayan bu ilim hayatı, Âlûsî’nin ulaştığı ilmî seviyede büyük rol oynamıştır.

Reîsü’l-Müderrisîn olan babası, Âlûsî’nin öğrenimini bizzat kendisi üstlenmiştir. Babasından yeteri miktarda Arap dili, Hanefî ve Şafiî fıkhı, mantık ve hadis kitaplarından bazı bölümler tahsil etmiştir. Bütün bu ilimleri on yaşından önce, kelâm ilmini ise on üç yaşında tahsil ettiğini görüyoruz. Pozitif ilimlerle de meşgul olmuştur.

Âlûsî, asrının önde gelen ilim adamlarının meclislerine katılmış ve onlardan dersler almıştır. On üç yaşında iken “rahle-i tedris”inde karar kıldığı hocası “Musullu Alâeddîn Efendi” onun ilim hayatında büyük önem taşır. Âlûsî, Alâeddin Efendi’den uzun süre dersler okumuş ve icazet almıştır. “Rivayet ve dirayet ilimlerinin inceliklerini anlaması” hususunda kendisinden en çok istifade ettiği bu hocasıyla süren tahsil hayatı on dört yılı bulmuştur.

Torunu Mahmûd Şükrî, Âlûsî’nin, dâhî bir kişilik, keskin bir zekâ sahibi olduğunu ifade ederken, onun tetkîk ve tahkîk gücünden de övgüyle bahsetmektedir. Sevimli kişiliği, kul hakkına riâyeti, vefâkârlığı, ibadete ve istiğfara düşkünlüğü, güzel ahlâkı ve çok sabırlı oluşu da onu anlatırken bahsettiği özellikleri arasındadır.

Engin hoşgörüsü, yiyecek ve giyeceğini öğrencileriyle paylaşmaya varacak kadar cömertliği elimize ulaşan bilgiler arasında yer almaktadır.

İlmî çalışmalarının yoğunluğuna rağmen kendisini toplumdan tecrit etmemiş, aksine toplumla iç içe, sosyal hayata iştirak eden âlim ve zahit bir kişilik sergilemiştir. Bağdat’taki ilmî ve fikrî hayat onunla canlılık kazanmıştır.

Vaaz ve irşatları insanların hak ve hakikate yönlendirilmesinde müessir olmuştur. El-Fârûkî, Âlûsî’nin vaazının tesirinden bahsederken “taşa nakış işleme” benzetmesini yapmaktadır. Hutbe ve risaleleri de unutulmaz güzelliktedir. Fakat büyük çoğunluğu muhafaza edilememiştir.

3. Hocaları
Âlûsî, tahsil hayatının ilk devresini; büyük bir ilim adamı ve İmam-ı Azam Medresesi’nde kırk yıl görev yapmış kıymetli bir müderris olan babası Abdullah Efendi’nin yanında tamamlamıştır. Onun, hocaları arasında Molla Hüseyin el-Cubûrî, Seyyid Ali b. Seyyid Ahmed, Seyyid Muhammed Emin b. Seyyid Ali, Abdülaziz Şevvaf, Alâeddîn Ali Musullu, Ziyâeddîn Hâlid Nakşibendî, Şeyh Ali Süveydî, Yahyâ el-İmâdî, Abdullah el-Ömerî, Şeyh Abdurrahman el-Küzberî, Şeyh Abdüllatif, Şeyhü’l-İslâm Ârif Hikmet gibi önemli isimler yer almaktadır. Ayrıca Âlûsî, Hacı Derviş, Molla Resûl Şevki ve Hafız Muhammed b. Ahmed gibi isimleri de hocaları arasında zikreder.

4. İstanbul Seyahati
Âlûsî, 1267/1850 yılında İstanbul’a gelmiştir. İstanbul’a gelmesine zahiren tefsirinin sebep olduğunu, hakikatte ise başka sebeplerin bulunduğunu ifade etmiştir.

Tefsirini vesile kılarak, içinde bulunduğu durumu İstanbul’a anlatmak üzere, bu seyahate çıkmaya karar vermiştir. Âlûsî, yazmakta olduğu tefsirinin bir kısmını Sultan Mahmûd Kütüphanesi’ne hediye etmiş, daha sonra yazdığı üç cildi de Sultan Abdülmecîd’e ithaf etmiştir. Kalan iki cildini de tamamlayarak 1267/1850 yılında bu yolculuğa çıkmıştır.

Âlûsî, Sadrazam Reşit Paşa ile ve Müsteşarı Fuat ile görüşmüş, her ikisinin de gösterdikleri ilgi ve hoş sohbetten son derece memnun olmuştur. Bağdat’a dönüşü iki yıl sonra, 1269/1852 yılı Rebîülevvel ayının on beşi Perşembe günü olmuştur.

Âlûsî’nin İstanbul seyahati hem kendisi için, hem de ilim dünyası için önemli sonuçlara vesile olmuştur. Bu seyahati sayesinde Bağdat’ta görüştüğü eski dostlarıyla dostluklarını tazelemiş ve baba dostlarıyla görüşmüştür. İlim âlemine ise; “Ğarâibü’l-İğtirâb”, “Neşvetü’ş-Şümûl”, “Neşvetü’l-Müdâm” ve “Şehiyyü’n-Neğam fî Tercemet-i Şeyhi’l-İslâm Ârifi’l-Hikem” olmak üzere dört kıymetli eser kazandırmıştır.

5. Hizmet ve İlmî Faaliyetleri
Küçük yaşından itibaren başlayan tahsil hayatı bir süreklilik arz etmiş ve Âlûsî genç yaşta müderris olmuştur. Yirmi bir yaşına ulaştığında, Bağdat ulemâsının da toplandığı görkemli bir günde hocası Musullu Âlâeddîn Efendi’den icâzet almıştır.

Numan Bacacı’nın medresesinde müderrislik, Emin Bacacı’nın yaptırdığı medrese ve camide hatip ve vaizlik yapmıştır. Ayrıca “Merhum Hacı Molla Abdülfettah Mescidi”ndeki öğretim faaliyetleri yanında, “Mescid-i Kameriyye”, “Mescid-i Nefîse Hanım” ve “Mercan Camii”nde dersler vermeye devam etmiştir.

Âlûsî, Abdülğani Cemil’in Bağdat Hanefî Müftülüğü zamanında “Fetvâ Emîni” olarak tayin edilmiş ve yine “Kâdiriyye Medresesi”nde müderris olarak göreve başlamıştır.

Vezir Ali Rıza Paşa tarafından, Bağdat’ın önde gelen ilim adamları dışında başkalarına verilmeyen “Mercan Vakfı Mütevellisi” olmakla mükâfatlandırmıştır. Ayrıca Sultan tarafından kendisine “Saltanat-ı Dâr-ı Aliyye Müderrisliği” unvanı verilmiştir. Hicrî 1248 yılında Bağdat’ın Hanefî Müftüsü olmuştur.

Âlûsî’nin, buraya kadar sıralamış olduğumuz hizmetlerine, yazmış olduğu eserlerini, yetiştirmiş olduğu talebelerini de kattığımızda adeta tüm ömrünü ilme vakfettiğini görürüz. Ayrıca kendi neslini devam ettirecek olan her biri ilimle mücehhez beş erkek evladını ve bu çalışmayı yaparken kendi eserlerinden istifade ettiğimiz torunlarını da hesaba kattığımızda, Âlûsî’nin ilme olan hizmetleri tüm açıklığıyla gözler önüne serilmiş olur.

6. Vefatı
Hayatını ilim öğrenme ve öğretmeye adamış olan Âlûsî, kısa fakat verimli bir ömür yaşamıştır. 1270/1854 yılı, Zilkade ayının yirmi beşinci günü ruhunu teslim etmiştir. Âlûsî’nin ölüm günü, cenazesine büyük bir kalabalık katılmıştır. Ayrıca birçok İslâm ülkesinde de gıyabî cenaze namazı kılınmıştır. Bağdat’ta Şeyh Ma’ruf el-Kerhî Kabristanlığı’na defnedilmiştir.

Merhum, geride, Abdullah Behâüddîn, Adbülbâki Sadeddîn, Ebu’l-Berekât Numân Hayreddîn, Muhammed Hâmid, ve Ahmed Şâkir isimli beş erkek evlat bırakmıştır.

B. İLMÎ ŞAHSİYETİ
Âlûsî, çeşitli ilim dallarında eserler vermiştir. Bilhassa ilmî kudret ve otoritesini “Rûhu’l-Meânî” adlı tefsirinde ortaya koymuştur.

1. İlmî Kudreti
Âlûsî, Bağdat’ın yetiştirmiş olduğu büyük âlimlerden biridir. Zekâ ve tefekkürdeki dehası ile tanınmaktadır. Hafızasının kendisini hiç yanıltmadığı ve en zor meseleleri bile halledecek fikrî güce sahip olduğu elimize ulaşan bilgiler arasında yer almaktadır. Kısa sürede Irak’ta ilimde alem olmuştur.

Arap dilinin çeşitli sahalarında, tefsir, hadis, fıkıh ve usul bilgisi gibi naklî ilimlerde, mantık, felsefe, astronomi ve kelâm gibi aklî ilimlerde icâzetler almıştır.

Birçok ilim dalında temayüz etmiş olan Âlûsî, çeşitli ilim dallarında eser vermeye muvaffak olmuştur. Bilhassa ilmî kudret ve otoritesini “Rûhu’l-Meânî” adlı tefsirinde ortaya koymuştur. Bu tefsir hakkında âlimler ve edipler övgü dolu sözler söylemişlerdir.

2. Edebî Yönü
Âlûsî, ilmî kişiliği yanında, edip ve şâir bir zattır. Özellikle nesri pek selis, tatlı bir üslûp ve âhenge sahiptir. Yazıları yüksek Arap edebiyatçılarına mahsus bir fesâhat ve belâgati hâiz bulunmaktadır. Bağdat Üniversitesi Arap dili bölümü profesörlerinden Mustafa Cevâd, Âlûsî’nin “Keşfu’t-Turra ani’l-Ğurra” adlı eserinden bahsederken, onun, Arap dilinde Harîrî’yi geçtiğini öne sürer. O; cinas, istiare, teşbih gibi edebî güzelliklere önem vermiştir. Bunu tefsiri başta olmak üzere bütün eserlerinde uygulayarak göstermiştir.

3. İtikat ve Fıkıhta Mezhebi ve Tasavvufî Konulara Yaklaşımı
Âlûsî, ehl-i sünnet çizgisinin en önemli temsilcilerinden olup, yaşadığı dönemde ehl-i sünnet akidesini değişik eserleriyle müdafaa etmiştir. Çocuklarına, en doğru ve en sağlam akide olduğu için, selef akidesine sarılmaları hususunda nasihatlerde bulunmuştur.

Âlûsî, Şafiî mezhebine mensuptur. Fıkıh ilminde büyük ihtisas sahibidir. Fıkıh ilmindeki iktidarını göstermesi açısından Bağdat’ta Hanefî Müftülüğü görevini ifa etmesi yeterli ve canlı bir örnektir. Şafii mezhebinden olmakla birlikte, birçok meselede Hanefî mezhebine tabi olmuş. Bununla birlikte yer yer tercih ve içtihadlarda bulunduğu da olmuştur.

Âlûsî, Nakşibendî tarikatına mensuptur. Şeyh Hâlid Nakşibendî’den tasavvuf dersleri almıştır. Çocuklarını da sofi ve mutasavvıflar hakkında hüsnü zanna teşvik etmiştir. Yeri geldikçe tefsîrinde tasavvuf konularına da değinmiş; Şeyh Abülkâdir Geylânî, İbn Arabî, Gazâli, Cüneyd-i Bağdadî ve hocası Hâlid Nakşîbendî Hazretleri gibi büyük tasavvufçuların sözlerine yer vermiştir. Tasavvufta öylesine derinleşmiş ve tasavvufla öylesine bütünleşmiştir ki, sofi ve mutasavvıfların görüşlerini özetleyerek naklederken, bazen okuyucu bu görüşlerin kendisine ait olduğunu zanneder.

4. Muasırları Arasındaki İlmî Konumu
Âlûsî, ulema silsilesinden gelen bir ailenin evladı olarak Cenab-ı Allah’ın kendisine lutfettiği imkanları, iradesinin hakkını vererek çok güzel değerlendirmiş, yaşadığı dönemin en önemli âlimlerinden biri olmuştur. Bunda çok güçlü bir hafıza, keskin bir zekâ, ilmî havayı daha küçük bir yaşta teneffüs etmesini sağlayacak bir aile ortamında dünyaya gelmesi büyük rol oynamıştır.

Âlûsî, henüz gençlik yıllarında çeşitli medreselerde görev yapmış ve müderrislikte ön sıraları almıştır. Yaşadığı çağda ilmî ve dînî en yüksek makam olan Bağdat Müftülüğü’ne atanmıştır. Daha sonra Kur’ân-ı Kerim tefsiriyle meşgul olmuş ve telif ettiği bu tefsîri sayesinde İslâm âleminde tefsîr otoriteleri arasında ismi zikredilmiştir. Ârif Hikmet başta olmak üzere asrının ilim adamlarının takdir ve tebciline mazhar olmuştur. Vezir Ali Rıza Paşa’nın “Şâyet bu şahıs İstanbul’da olsa, şüphesiz Şeyhü’l-İslâm olurdu.” sözü de kendisi hakkında söylenmiş övgü dolu sözler arasında yer almaktadır.

Âlûsi, asrının allâmesi olarak kabul edilen “Reddü’l-Muhtâr ale’d-Dürri’l-Muhtâr” sahibi İbn Âbidin ve kendisinden önce Bağdat Müftüleri olan Abdülğani Cemil Efendi, Muhammed Said Efendi tarafından tasdik edilmiş ve onların hüsnü muamelelerine muhatap olmuştur.

C. ESERLERİ
Gündüzleri öğretim ve fetva ile geçiren Âlûsî, gecenin belirli vakitlerini eser telifine ayırmıştır. Birçok sahada eserler vermiş son derece velud bir ilim adamıdır.

1. İlmî Eserleri
a) Havâşî Şerhi’l-Katr.
b) Keşfu’t-Turra ani’l-Ğurra.
c) el-Feydu’l-Vârid alâ Ravdi Mersiyeti Mevlânâ Halid.
d) et-Tırâzü’l-Müzehheb fî Şerhi Kasîdeti’l-Bâzi’l-Eşheb.
e) el-Harîdetü’l-Ğaybiyye fî Şerhi’l-Kasîdeti’l-Ayniyye.
f) Hâşiyetü Abdilmelik b. İsâm fî İlmi’l-İstiâre.
g) et-Tibyân Şerhü’l-Burhân fî İtâati’s-Sultan.
h) el-Ecvibetü’l-İrâkıyye ale’l-Es’ileti’l-Lahoriyye.
ı) Süfretü’z-Zâd li Sefreti’l-Cihad.
i) el-Ecvibetü’l-İrâkıyye li’l-Es’ileti’l-Îrâniyye.
j) en-Nefehâtü’l-Kudsiyye fi’r-Reddi ale’l-İmâmiyye.
k) Nehcü’s-Selâme ilâ Mebâhisi’l-İmâme.
l) Şehiyyü’n-Neğam fî Tercemet-i Şeyhi’l-İslâm Ârifi’l-Hikem.
m) Rûhu’l-Meani.

2. Edebî Eserleri
Alusi, edip ve şair bir zattır. Yazıları yüksek Arap edebiyatçılarına mahsus özellikler taşımaktadır. Onun edebi eserlerini şu şekilde sıralamamız mümkündür:

a) Neşvetü’ş-Şümûl fi’s-Seferi ilâ İslâmbûl.
b) Neşvetü’l-Müdâm fi’l-Avdi ilâ Medîneti’s-Selâm.
c) Ğarâibü’l-İğtirâb ve Nüzhetü’l-Elbâb.
d) Enbâü’l-Ebnâ bi Etyebi’l-Enbâ.
e) el-Ehvâl mine’l-Ahvâl.
f) Zecri’l-Mağrûr an Riczi’l-Ğurûr.
g) Sec’ül-Kumuriyye fî Rebi’l-Umeriyye.


 

D. Rûhu’l-Meânî Tefsiri
Şüphesiz Âlûsî’nin en büyük eseri Rûhu’l-Meânî isimli tefsiridir. Bu tefsiri kısaca ele almak faydalı olacaktır:

1. Tefsir’in Yazılması


a) Eserin Yazılması ve Bitirilişi

Âlûsî, tefsirinin mukaddimesinde, küçük yaşından itibaren Allah’ın kitabının sırlarını çözebilmek, ondaki garip lafızları anlamak, ondaki güzellikleri elde edebilmek için, çoğu zaman gece uykusundan fedakârlıkta bulunduğunu, ilim yolculuğuna çıktığını ve sürekli gayret sarf ettiğini anlatır. Zamanını iyi değerlendirdiğini, Allah Teâlâ’nın da kendisini, Kur’ân-ı Kerim’in hakikatlerine vâkıf kılarak, o yüce Kitabın inceliklerini anlamaya muvaffak kılışını dile getirir. Bir taraftan bu konudaki birikimini bir kitap halinde yazmak istediğini söylerken, diğer taraftan da tereddüdünü de dile getirir. Bu tereddüdün h.1252 yılı Recep ayının cuma gecesi gördüğü rüyaya kadar devam ettiğini belirtir. Gördüğü rüyada, Allah Teâlâ’nın, kendisine yeri ve göğü kat’ etmesini ve ikisini enine boyuna bitiştirmesini, bir elini göğe, diğer elini suyun kaynağına indirmesini emrettiğini anlatır. Gördüklerinin büyük bir şey olduğunu anlamış olarak uykusundan uyanır ve rüyasına bir yorum arar. Araştırması neticesinde görür ki, bu rüya bir tefsir telif etmeye işarettir. Böylelikle h.1252 yılı Şaban ayının on altıncı gecesi, otuz dört yaşında iken tefsirini yazmaya başlar. Tefsirini yazmaya başladığında II. Mahmûd padişahtır. Tamamladığı kısımları padişaha takdim ettiğini, eserin dördüncü cildini tamamladığında da II. Mahmûd’un vefat ettiğini ifade eder. Bunun üzerine Âlûsî, daha sonra yazdığı üç cildi, ilk dört cilt ile birlikte Abdülmecîd’e takdim etmiştir. Daha sonra iki cilt daha yazarak, tefsirini h.1267 yılında tamamlar. Böylelikle on dört yıl yedi ay ve on bir gün süren bir çalışma sonunda Rûhu’l-Meânî vücuda gelir. Tefsirin bu ilk nüshası, şu anda İstanbul Lâleli’deki “Râgıb Paşa Kütüphanesi”nde 185–193 numaralar ile kayıtlı bulunmaktadır.


b) Tefsirin İsmi
İsim ile müsemma arasında önemli bir bağ vardır. Onun için Âlûsî tefsirini bitirdiğinde ona ne isim vereceğini düşünmeye başlar. Fakat orijinal bir isim bulamaz. Durumu Ali Rıza Paşa’ya sunar. O da bir çırpıda “Rûhu’l-Meânî fî Tefsîri’l-Kur’âni’l-Azîm ve Sebi’l-Mesânî” olsun der.

c) Yazma ve Matbu’ Nüshaları
Rûhu’l-Meânî’nin, Âlûsî, talebeleri ve asrının hattatları tarafından kaleme alınmış “yazma nüshaları” İstanbul ve Bağdat kütüphanelerinde bulunmaktadır. “Rûhu’l-Meânî”nin matbu’ nüshalarına gelince, eser, şimdiye kadar iki kez Mısır’da, üç kez Beyrut’ta olmak üzere beş kez tabedilmiştir.

2. Rûhu’l-Meânî’nin Kaynakları
Âlûsî, tüm ilmî kudretini ortaya koyarak, tüm çabasını sarf ederek, rivâyet ve dirâyet olarak selefin görüşlerini bir araya getirdiği tefsîrinde istifade ettiği müfessirler şunlardır:

Abdullah İbn Abbas, Ebû Hayyân, Zemahşerî, İbn Cerîr et-Taberî, Fahreddîn er-Râzî, Ebu’s-Suûd, Zeccâc, Suyûtî, Kadı Beydâvî, İbn Arabî gibi müfessirler tefsirine kaynaklık yapan başlıca müfessirlerdir.

Ayrıca Dâvud-u Zâhirî, Tüsterî, Ali el-Cübbâî, Ebû Müslim İsfehânî, Cessâs, Ebu’l-Leys es-Semerkandî, Ali b. Îsâ er-Rummânî, Ali et-Tûsî, Ebû İshâk Ahmed b. İbrâhim es-Sa’lebî en-Nisâbûrî, Seyyid Şerif Murtezâ, Vâhidî, Râğıb İsfehânî, Beğavî, İbn Atiyye el-Endelüsî, Kurtubî, Nesefî, Hâzin gibi zevattan da istifâde etmiştir.

E. RÛHU’L-MEÂNÎ’NİN METODU
Âlûsî, gerek rivayet, gerek dirayet itibariyle büyük bir ilmî kudret ve tetebbu’ sahibidir. Eserinde de bunu görmekteyiz. Tefsirinde başlıca şu konular dikkati çeker:

Tefsirinin mukaddimesinde, tefsir ve tevilin manası, Kur’ân ilimleri, Kur’ân-ı Kerim’in cem’i ve icazı konularını ele almıştır. Sûreler arasındaki tenasüb ve insicamı belirtmiş, sûrelerin faziletine dair hadis-i şerifler ve bazı inceliklerine temas etmiştir.

Sûre başlangıçlarında ele aldığı sûrenin; ismi, ayet sayısı, nüzûl yeri ve kronolojisi hakkında bilgi vermiştir. Bir önceki sûre ile münasebet kurmuştur. Âlûsî, tefsirinde başlıca şu metodu izlemiştir:

1. Ayetleri, Kur’ân ve Hadislerle Açıklaması
Asr-ı Saâdet’ten itibaren, Kur’ân’ın Kur’ân ile tefsîri, tefsîrin ilk kaynağı olmuştur. Bunun için müfessir ilk önce Kur’ân-ı Kerim’i müdakkik bir araştırmacı gözüyle inceler. Aynı konudaki âyetleri bir araya toplayarak birbiriyle mukayese eder. Zira, Kur’ân-ı Kerim’de veciz, mücmel, mutlak ve umûm ifade eden nice anlamlar vardır ki, onlar bir başka yerde tafsil ve izah edilmek suretiyle açıklığa kavuşturulmuşlardır. Müfessir Âlûsî de tefsirde büyük bir kural olan “Kur’ân’ın Kur’ân ile tefsîr edilmesi”ne büyük önem vermiştir. Bir ayeti tefsir ederken, ayetin tefsirine katkıda bulunan diğer ayetleri zikretmiştir. Zaten, Kur’ân’ın bir kısmının, diğer kısmını tefsir ettiği görüşünü kendisi de tefsirinde ifade etmiştir. Meselâ, “ihdinâ” (Fâtihâ, 1/5) âyeti için “Bizi dinde sabit kıl” anlamı vermiş ve buna da, رَبَّنَا لاَ تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا - Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi kaydırma.” (Âli İmrân, 3/8) âyetini delil olarak getirmiştir.

Âlûsî, hadis ve hadis ilimlerini bilen mahir bir muhaddistir; hadisleri değerlendirir, ayetleri açıklamak için hadislere müracaat eder: Meselâ, “ihdinâ” (Fâtihâ, 1/5) âyetini tefsir ederken, Hz. Peygamberin “Ey kalbleri evirip-çeviren, kalplerimizi dinin üzere sabit kıl” hadisiyle açıklama yoluna gitmiştir.

Sadece hadis âlimlerinin görüşlerini almakla yetinmemiş; kendisi müdakkik bir araştırmacı olarak tahkîk edilecek hadisleri tahkîk etmiş, araştırmıştır. Meselâ, “hastalığın yuvası mide, her şifanın başı ise perhizdir” sözünün Resûlullah’a nispetini doğru bulmamış, bu sözün, Arapların doktoru Hâris’e ait olduğunu tespit etmiştir.

Hadisler arasında birbiriyle çelişme ihtimalini hesaba katarak, âyet hakkındaki hadisleri bir araya getirmeye gayret etmiştir. Topladığı hadisleri kuvvet ve zayıflık yönünden araştırmış, kuvvetli olana itibar ederek ayeti açıklama yoluna gitmiştir.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in hangi âyetleri nasıl tefsîr ettiğini bilmek müfessir için lüzumlu olan bir keyfiyettir. Buna sarf edeceği dikkat ve itina sayesinde eseri değer kazanır. Buna önem vermeyenlerin, şartlarını hâvî bir tefsir meydana getirdiği iddia edilemez. Bu yönüyle okuyucu kalbinde en ufak bir şüphe duymadan, itminân içinde Âlûsî’nin tefsîrini okuyabilir.

2. Arap Diline Ait Tahliller Yaparak Ayetleri Açıklaması
Âlûsî, âyet-i kerimeleri anlama hususunda insana geniş ufuklar açtığı için çoğunlukla dil incelemelerine önem verir. Kelimelerin lügat manaları üzerinde detaylı bir şekilde durur. Lügatçilerin tefsirinden istifade eder.

Bir âyetin tefsîrinde, kelimenin çeşitli anlamlarını zikreder. Mesela: “Rab” kelimesine değinirken “terbiye”, “Hâlık”, “Seyyid”, “Melik”, “Mün’im”, “Muslih”, “Ma’bud”, “Sahib” kelimelerini sıralar ve “terbiye” lafzını hakîki mânâya hamledilmesi sebebiyle, mecaza hamledilebilmesi mümkün olan diğerlerine tercih eder.

Kelimelerin çeşitli anlamlarını aktardıktan sonra “nahiv konularındaki incelemeler”e başlar. Bu konuda, nahiv ekollerinin farklı görüşlerini aktaracak kadar sözü teferruatlandırır. Mesela, Besmele’nin tefsîrindeki ‘be’ hakkında Beydâvî’nin ‘be istiâne içindir’, Zemahşerî’nin ‘musâhabe içindir’ şeklindeki görüşlerini açıkladıktan sonra, birinci görüşü tercih ettiğini ve ikinciyi niçin kabul etmediğini delilleriyle izah eder.

Kur’ân-ı Kerim, belagat ve beyan ilminde otorite olan Araplara, mahir oldukları sahada meydan okumuştur. Âlûsî, Kur’ân-ı Kerim’in bu îcâz yönünü de, âyetleri tefsîr ederken ele almış, âyetleri belagat yönleri, teşbih, istiâre ve kinaye yönleriyle açıklamıştır. Âyetlerin beyan ve bedi’ ilimleriyle ilgili yönlerine değinmiştir. Mesela “Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Halbuki, kâfirler hoşlanmasa da, Allah mutlaka nurunu tamamlamak ister (bundan başka bir şeye râzı olmaz)” (Tevbe, 9/32) âyetindeki “nûr” için ‘istiâre tasrihiyye’, ‘nûrun Allah’a izâfesi’ ise ‘karîne içindir’, “söndürmekten” maksat ise, “red ve yalanlamadır” der. O halde mânâ “Allah’ın tevhidine ve tenzihine delalet eden şeyleri inkâr ederler.” şeklinde olur.

3. Sebeb-i Nüzûl ile Ayetleri Açıklaması
Kur’ân tefsirinde sebeb-i nüzul önemli bir dinamiktir. Adeta ayetlerin daha iyi anlaşılması adına bir mercektir. Bu itibarla pek çok müfessirde olduğu gibi Âlûsî de tefsîrinde sebeb-i nüzûle büyük önem ve yer verir. Ayrıca, nüzûl sebebiyle ilgili belirli bir rivâyeti tercih de eder. Meselâ “Vay haline o kimselerin ki, Kitabı elleriyle yazıp, az bir paraya satmak için, ‘Bu Allah katındandır’, derler. Ellerinin yazdığından ötürü vay haline onların” (Bakara, 2/79) âyet-i kerimesini tefsîr ederken “Peygamberlik sıfatının bâkî kalması halinde, başkanlıklarının gideceği korkusuna kapılan Yahudi hahamları hakkında nâzil olmuştur.” görüşünü benimser.

4. İşârî Yönüyle Tefsîri
Âlûsî, âyetlerin zâhiri ile ilgili sözünü tamamladıktan sonra, tefsire işârî yaklaşım getirir. “Ve min babil işareti...” ifadesini kullanarak, rumûz ve işaretler yoluyla çıkarılan bazı manalara ve âyetlerin inceliklerine, tasavvufî bir neşve ile işaret eder bu sebeple bazı âlimler Âlûsî’nin tefsîrini, işârî tefsîrler grubundan kabul eder.

“Hani sizden sapasağlam söz almıştık, Tûr’u da üstünüze kaldırmıştık. Size verdiğimiz kitabın hükümlerini kuvvetle tutun, onlarla amel etmek lüzûmunu hatırlayın. Tâ ki, sakınmış olasınız.” (Bakara, 2/63) âyetinin tefsirini müteakiben, şöyle bir işârî yaklaşımda bulunur: “Hani, fiil ve sıfatların tevhidi olarak aklî delillerle sizden sapasağlam söz almıştık. Üzerinize de ‘akıl’ Tûr’unu dikmiştik. Tâ ki, mânâlarını ve sözlerini anlayasınız. Allah Teâlâ “Tûr” ile kalb durumunda olan Mûsâ’ya ve irşat etme ortamında onu, gerekli olan üst makam ve hakimiyetine işaret etmiştir.” Dedi ki, “Alın, kabul edin. İyiyi kötüden ayıran akıl kitabından ‘size verdiğimizi’. Ondaki hikmet, bilgi, ilim ve kuralları anlayın ki, şirk, cehalet ve fâsıklıktan korunasınız.” Ama sonra siz bundan yüz çevirip süflî yöne yöneldiniz. Şâyet Allah’ın, size bir müddet mühlet verme hikmeti olmasaydı, hemen cezalandırılacaktınız, büyük musibete uğrayacaktınız.

Âlûsî, bu konulardan başka, tefsirinde; sûreler arasındaki münasebet, kıraatler ve yemin konularına da önem verir:

Sûreler arası insicam ve tenasübü ele alır. Meselâ, Hümeze sûresinde, “İnsanları dil ile çekiştirme” (hemz) ve “Kaş ve göz işaretiyle alay etme”yi (lemz) inkarcıların hilelerinin bir türü olarak ifade ettikten sonra, bu grubun dumura uğrayacağını “Fil sahiplerinin” tuzaklarının boşa çıkmasına işaret ederek, bu iki sûre (Hümeze ve Fil) arasında ilgi kurar.

Âlûsî, tefsîrinde kıraatlere de büyük önem verir. Sadece mütevatir kıraatler ile sınırlı kalmaz, kelime ve âyetin tefsîrinden sonra, “mütevatir”, “fasih” veya “şâz” ayırımına dikkatleri çeker. Mesela “katta’nâhüm” (A’râf, 7/160) lafzının, şeddeli ve şeddesiz olarak okunduğunu, “şeddeli” okunuşun “mütevatir” olduğunu zikreder.

Âlûsî, tefsîrinde Kur’ân-ı Kerim’deki yeminlere işaret eder. Meselâ “De ki: ‘Evet, Rabbim hakkı için o gerçektir. Siz onu önleyemezsiniz.” (Yunus, 10/53) ayetini tefsîr ederken Allah Teâlâ’nın bu ayette “Zât-ı Uluhiyetine” yemin etmesine; “Senin ömrüne yemin olsun ki, onlar sarhoşlukları içinde bocalıyorlar” (Hicr, 15/72) ayetini tefsir ederken cumhur-u müfessirine göre “Peygamber’in ömrüne” yemin etmesine işaret eder.

Astronomi ve tabiat konularına gerektiği ölçüde yer verip, lüzumsuz teferruata girmez. Felsefe konularında tafsilata girmez, bazı müfessirleri de, tefsirlerini felsefe ile doldurduğu için eleştirir. Bu ilimlere ait faydalı konuları ise açıklamaktan kaçınmaz.

Âlûsî tefsîrinde, İsrailî rivayetleri kritikten geçirmiş, İsrailî ve yalan haberlere karşı son derece tenkitçi bir tutum sergilemiştir. İsrâilî haberleri zikrederek bununla, akl-ı selimin kabul etmeyeceği uydurma haberlere okuyucuyu muttalî kılmak istemiştir. Sonra da âlimlerin bu yalan haberleri çürüten haberlerini nakleder. Mesela “Avc b. Unuk” meselesini anlattıktan sonra, bu hurafeli kıssanın Yahudi uydurması olduğu ve bu rivâyetin sahih bir rivâyet olmadığına dâir İbn Kayyım el-Cevziye’nin görüşlerini ve bu konuyu mütekaddim ulemânın inkarlarını anlatır.

SONUÇ
Âlûsî, XIX. asırda yaşamış, hem İslâmî ilimlerde hem de pozitif ilimlerde vukufiyeti olan, yaşadığı dönemin en önemli âlimlerinden biridir. Hem müderrislik, fetva eminliği müftülük gibi aktif hayatın içinde yer almış hem de başta tefsir olmak üzere İslâmî ilimlerin pek çok sahasında pek kıymetli eserler vermiştir. Onun Rûhu’l-Meânî isimli tefsiri, birçok müfessirin vazgeçilmez kaynakları arasında yer aldığı gibi ülkemizde çok önemli bir yeri olan Allâme Hamdi Yazır’ın “Hak Dini Kur’ân Dili” tefsirinin de en önemli kaynaklarından biri olmuştur.

Kaynaklar:

Abdülhamîd, Muhsîn, el-Âlûsî Müfessiran, Matbaatü’l-Meârif, Bağdat- 1969.
Âlûsî, Şihâbüddin Mahmûd, Şehiyyü’n-Neğam fî Tercemet-i Şeyhı’l-İslâm Ârifi’l Hikem, Tah. Dr.
Muhammed el-İyd el-Hatrâvî, Müessesetü Ûlûmi’l-Kur’ân, Beyrut-1953.
Sefretü’z-Zâd li Sefreti’l-Cihâd, Dârü’s-Selâm, Bağdat-1333.
Ğarâibü’l-İğtirâb ve Nüzhetü’l-Elbâb, Şâbender, Bağdat-1327.
et-Tırâzü’l-Müzehheb fî Şerh-i Kasîdeti’l-Bâzi’l-Eşheb, Felâh, Mısır-1317.
el-Harîdetü’l-Ğaybiyye fî Şerhı’l-Kasîdetü’l-Ayniyye, Mısır-1270.
Rûhu’l-Meânî fî Tefsiri’l-Kur’âni’l-Azîm ve Sebi’l Mesânî, Bulak, Kahire-1301.
el-Ecvibetü’l-I’râkıyye Alel Esileti’l-Lâhoriyye, Hamîdiyye, Bağdat-1301.
Keşfu’t-Turra a’ni’l-Ğurra, Dımeşk-1301.
Neşvetü’ş-Şümûl fi’s-Seferi ilâ İslâmbul, Vilâye, Bağdat-1293.
Neşvetü’l-Müdâm fi’l-Avdi ilâ Medîneti’s-Selâm, Vilâye, Bağdat-1293.
el-Makâmât, Haceriyye, Kerbelâ-1273.
el-Âlûsî, Mahmûd Şükrî, el-Miskü’l-Ezfer, el-Âdâb, Bağdat-1930.
Âşûr, Muhammed Fâdıl, et-Tefsir ve Ricâlühû, Dârü’l-Kütibi’ş-Şarkıyye, Tunus-1966.
Aydemir, Abdullah, Büyük Türk Bilgini Şeyhu’l-İslâm Ebû’s-Suûd Efendi ve Tefsirdeki Metodu,
DİB Yayınları, Ankara-ts..
el-Azzâvî, Abbâs, Zikrâ Ebi’s-Senâ, Sâlihiyye, Bağdat-1958.
Bilmen, Ömer Nasûhî, Büyük Tefsir Tarihi, 2 cilt, DİB Yayınları, Ankara-1960.
Cevad, Mustafa, el-Mebâhisi’l-Lüğaviyye fi’l-Irâk, ed-Dirâsâtü’l-Arabiyye, Kahire-1955.
Cevdet Bey, Tefsir Tarihi, Ahmet Kâmil Matbaası, İstanbul-1927.
Corci, Zeydan, Terâcim-i Meşâhiri’ş-Şark ve’l-Ğarb, Kahire-1902.
Cündî, Enver, Terâcimü’l-Âlâmü’l-Muâsırîn fi’l-Âlemi’l-İslâm, Kahire-1970.
Eroğlu, Muhammed, İslâm Ansiklopedisi (TDV), “Âlûsî”, İstanbul-1995.
el-Eserî, Muhammed Behcet, Â’lâmü’l-I’râk, Selefiyye, Kahire-1945.
Kehhâle, Ömer Rıza, Mu’cemü’l-Müellifîn, 15 cilt, Dımeşk-1957.
Zehebî, Muhammed Hüseyin, et-Tefsir ve’l-Müfessirûn, 2 cilt, Daru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, Beyrut-
1972.
Yaltkaya, Şerafettin, İslâm Ansiklopedisi (MEB), “Âlûsî”, MEB Basımevi, 1. cilt, İstanbul-1978.
Zerkânî, Muhammed Abdülazim, Menâhilü’l-İrfân fî Ûlûmi’l-Kur’ân, Dâru İhyai’l-Kütübi’l-Arabiyye,
Mısır-1372.
Zerkeşî, Bedrüddîn Muhammed, el-Burhân fî Ûlûmi’l-Kur’ân, Mısır-1957.
Zirikli, Hayrüddîn, el-Â’lâm Kâmûs-u Terâcim li Eşhüri’r-Ricâl, 11 cilt, Beyrut-1969.


Bu Makaleye Ait Eleştiri Makaleleri
# Makaleler Adı
Kullanıcı Yorumları

! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
Nurgül Çepni / 9.7.2009



Eski Eserler


Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

Hesap İşlemleri

Üye değil misiniz? Üye olun!

Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...