Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 894 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0
Kitap Arama

Konu Arama
Kitap Türleri
   Yazma Eserler    Baskı Eserler
   Tez Eserler    e-Kitap Eserler
   Çeviri Kitaplar

Nadir Kitap
Riyadul Muhtar Miratül Mikat vel edvar maa Mecmuatil-eşkal
Gazi Ahmed Muhtar Paşa
 Detay
Lezzetul Ayş bi Cemi Turuk Hadisi el Eimme min Kureyş
İbn Hacer el Askalani
 Detay
Faslul Hıtab fi ispati Tahrifi Kitabi Rabbil Erbab
el Mirza Hüseyn en Nuri et Tabersi
 Detay
Gazalide Din Devlet İlişkisi
Nurullah Karakaş
 Detay
1 - 2 -

Ruhul Hikme

روح الحكمة

 Kitap Detayı Kitap No : K- 1065  
Yazar Adı İlim Dalı Kitap Dili Kitap Tipi
Muhammed Ebul Huda es Sayyadi
Konusu Bu Kitabın Sitemizde Kayıtlı Türleri
  Baskı -  
Kitabın Yayıncısı Şerh Eden İhtisar Eden(ler) Tercüme Eden Tahkik Eden
       
Kitap No: 1065 Hit : 4459 Hata Bildirimi Tavsiye Et
   Yazara ait Kitaplar E-Kitaplar Makaleler Hakkındaki Kitaplar Hakkındaki Makaleler  
   Kitaba ait Tercümeler Şerhler Muhtasarlar Haşiyeler Zeyller Eleştiri Makaleleri

Yazara ait kitaplar
# Kitap Adı
1 Ruhul Hikme / روح الحكمة
2 Medeniyeti İslamiye Risalesi Tercümesi
3 Dair Reşad Li Sebilil İttihad veI İnkıyad / داعي الرشاد لسبيل الاتحاد والانقياد

Yazara ait e-kitaplar
# Kitap Adı

Yazara ait makaleler
# Makaleler Adı

Yazar Hakkındaki Tanıtım Kitapları
# Kitap Adı

Yazar Hakkındaki Tanıtım Makaleleri
# Makaleler Adı
1 Ebul Hudanın Hayatı ve Saraya İntisabı
2 Ebul Huda es Sayyadinin Eserleri

Kitaba ait Tercümeler
# Kitap Adı

Kitaba ait Şerhler
# Kitap Adı

Kitaba ait Muhtasarlar
# Kitap Adı

Kitaba ait Haşiyeler
# Kitap Adı

Kitaba ait Zeyller
# Kitap Adı

Kitaba ait Eleştiri Makaleleri
# Makaleler Adı

Özeti

Ruhu’l-Hikme

 

Ebü’l-Huda’nın türkçeye çevrilmiş diğer bir eseri de Ruhu’l-Hikme’dir.

Eserin Arapça nüshalarının miladi 1905 tarihinde basıldığı bilinmektedir [1].

Tercümesinin de bu yıllarda yapıldığı ve son eserlerinden biri olduğu söylenebilir  [2].

 

Toplam 162 sayfa olan bu eser mahiyet olarak tasavvuf ve felsefi meselelere değinen özellikle de güzel ahlak üzerinde duran müellif, eserin son kısmında hilafet ve saltanatı ilgilendiren oldukça ilgi çekici atıflarda bulunur.

 

Bu tip eserlerde bir parantez açarak yani istitradi olarak böyle mevzulara girmesi gerçekten ince bir husustur.

Her asırda peygamber makamına vekalet edecek bir şahsın bulunacağı ve bu şahsa saygı, her emrine ciddi bir şekilde itaatten sonra, her hareketinde nasihat yolunun seçilmesini salık verir. Nasihatin ne anlama geldiği noktasında Ebü’l-Huda Efendi şöyle devam eder;

 

Nasihatin meâni-i nasihat edilecek kimseye hayır istemek ve medh ü senasında bu hak, kendisine hiçbir fenalık etmemek, şamna nâkise vermekten ve kulubu ondan tenfır etmekten tevakki ve ictinâb etmek efkar ve ezhân-ı ona meyi ettirmek, umur-i mesâlihi bezl-i hizmet ile beraber isticlab-ı menfaatine çalışmaktır. Zira ona dokunacak menfaat onun rü’yet-i nusreti tahtında müctemi’ heyete aittir.” [3].

 

İnsaniyet gereği herkesten iyi veya kötü söz yada fiillerin çıkabileceğini belirten müellif, Halifeden kötü bir fiil südur etse bunun açıkça yüzüne vurulmaması büyük bir hürmet ve lisan-ı münasiple kalbi mutmain edecek bir tazrda ifade-i kelam edilmesi gerektiğinden bahseder.

 

Hilafete ve saltanata yakışıksız ithamlarda bulunan insanları iki zümreye ayırır. Bunlar ya alimdir ya da cahildir. Alim ise, imama taattan çıkması İlahi emirlere karşı çıkması anlamına gelir. Çünkü bu noktada nass hükmünde olan pek çok ayet ve hadis vardır. Mesela, bunlardan biri “Emiriniz burunsuz bir Habeşi köle dahi olsa ona itaat ediniz ve emrini dinleyiniz” hadisidir.

 

Bu gibi hükümleri sıraladıktan sonra böyle kesin nasslarda tevilin yani Allah’m açık bir emri üzerinde yorum yapılamayacağının her alim tarafından müsellem olduğunu hatırlatır. Eğer bu muteriz cahil ise Ebü’l-Huda onun toplumun hangi sınıfına mensup olduğunu sorar. Eğer o idareci sınıfından ise onun tercüme-i hâlini öğrenip devlet ve millete ne gibi bir faydasının dokunduğunu tespit edilmesi hususunda durur. Ve ona nasihat yolu ile saltanat ve hilafete hizmet etmenin kudsiliği anlatılmalıdır.

 

Bu noktada uzunca duran Ebü’l-Huda, eğer o cahilin nam ve şöhreti olmayan tabakadan ise onun bu tavımın bir lokma ekmek elde etmek için “köpekçe” hareket etmek olduğunu dile getirir. Burada sertleştiğine şahit olduğumuz Ebü’l-Huda daha da ağır ifadeler kullanır bu zümre için.

_ . “Bu yolla güya millete hayır istediğini ilan eder. Halbuki kendi onun köpeği ve hırs ve tam’anın esiri olup tarik-i talebinde yılan gibi münkalib, hakikatte yerlerde olduğu halde yılanları göklerde gezer bir kâzibden heyet-i ictimaiyye meyanmda hiçbir mevki’ ve makamı hâiz olmayıp zulmet-i cehil içinde zehr-âlud bir lokma nan için çırpımpduruyor böyle birisinin herze ve hezeyanları yaygara ve yalanlan şayân-ı iltifat olmayıp kâffe-i harekat ve sekenatı ehemmiyetten sakıttır.

Bunlar şea’ir-i insaniyetten ve şeref-i diyanetten sıynlıp topluma husumet ilan etmişlerdir. Kendi milletini türlü türlü yalanlar ve sahte beyanlar ile aldatan bu tip insanlara yabancılara bile lanet okuyacaklar. Ve ona bir lokma ekmek için, milletine havlayan bir köpek nazanyla bakar. Hatta onlann nazarında bu köpekten dahi alçaktır. Zira köpek sahibinin eziyetine sabır ve tahammül edip hakk-ı nân ve nimeti unutmaz. Ve katiyyen hıyanet etmez. Hezele-i ümmetten olan o kabil nankörler ne hayır umulur. Ve hangi meziyet-i saliha beklenir. Nev’i hass-ı ahrar eden böyle bir düşman-ı insaniyetin nev’i ammeye muzırratı daha ziyade olacağı derkârdır.” [4].

 

Bu mevzudan sonra halifenin tek olması meselesine temas edip, Allah’ın Vahidiyyet sıfatından başlayarak evrende yarattığı hadiseler arasında iklişki kurarak halifenin bir olmasım şöyle izah eder;

İşte bu hikmete mebni Cenab-ı Vahid ü Ehad ve Ferd ü Samed hazretleri her ümmete kendisini tanıtmak ve veche-i iltifatlarım gafletten kendine döndürmek için yalmz bir peygamber göndermiş. Ve her peygamberin müteaddid ashab ve etba’ı olduğu halde makâm-ı niyabette yerine yalmz bir zat kâim olagelmiş ve kelime-i emr bir olduğu cihetle şu birliğe taraf-ı ümmetten müteselsilen riayet olunmakta bulunmuştur. El-yevm bu mertebe-i haiz mürebbi’ nişin kürsi-i niyabet olan halifeye ( Emirü’l-müminin ve hâmi-i din-i mübin, imam-ı zaman es-Sultan el-Gazi Abdülhamid Han nasaruhu el-Meliküddin) efendimiz hazretleri olup menzile-i niyabette hilafet .. mertebesinin vahidiyet mertebesini ihraz buyurmuş. Bir sâhib-i ahddir. Ulu’l-emr-i İlahiye ve Rıza-i Cenab-ı Peygamber (a.s) ve avn ve inâyet-i Bâri ile muvafik olan kâffe-i evâmir ve iradât-ı seniyelerinde imtisal ve itaat etmek her müslime vacibtir. [5].

 

Eserin ilerleyen kısımlarında halifeye isyan eden insanların vasıflarım ekleyip, bazı Batı hayranı insanlara da cevap veren Ebü’l-Huda’mn şu ifadeleri bu tip insanların şahsi hayatlarım nazara vermeyi amaçlamaktadır.

 

Garaibdendir ki bu şirzime-i mekruhenin bazılan diyanetten ram örüyorlar.

Hajbuladımnism ve resminden kendilerinden eser bile yok, İslama mahsus olmayan— herbir adet ve kisveyi taklid ederler. Feraiz-i diniyeden bir farzın edasıyla kendilerini mukayyed bilemezler. Bunlann habis-ü şan ve namlan nazar-ı ümmetten hafi değildir.Naklen ve aklen herkesçe ma’lûm olan ahlak-ı zemimeleriyle beraber ümmeti tarik-i haktan ve taht-ı livâ-ı nusreti hazreti Hilafetpenahide bulunan heyet-i içtimaiyeden tahrif ve tefrike çalışıyorlar.” [6].

 

Eserin belki en ilginç tarafi Ebü’l-Huda’nm Osmanlı klasik toplum yapısına göre toplumu sınıflandırıp bu sınıflara ayrı misyonlar yükleyip vazife ve fonksiyonlarını açıklamasıdır. Burada göze çarpan diğer bir husus ise askeri sınıfı ayrı mütalaa edip onun üzerinde hassaten durmasıdır. Aynen aktarmak da fayda görüyoruz. Şöyle ki;

Tabaka-i muhtelifeden ibaret olan nev’i ammenin birinci tabakası hükkâmdır ki vezâif-i esâsiyeleri bir çobamn sürüleri hakkında ittihaz edeceği siyaset kabilinden bezl-i adi ve re’fet ve merhametle dest-i siyaseti mevdu’ heyet-i ictimaiyeyi idare ve muhafaza etmekten ibarettir. Nev’i ammenin hükkâm ve mülükten sonra tabaka-ı saniyesini de ulema-ı amilin ve meşâyih-i mürşidin teşkil eder ki bunlarında vezâif-i asliyeleri ümmeti nesâyih ve irşadât-ı müessire ve lisan-ı hikmet ve mev’ize-i hasene ile şer’an mutabık ve aklen muvafık olan ve adle mübayin olmayan târik-ı müstahseneye ve küçüğün büyüğüne ve kölenin efendisine itaat etmesi ve kimsenin daire-i ittihat ve imtidatta aynlmayıp emrine bezl-i himmet eylemekten ibarettir. Üçüncü tabaka dahi nev’in vasat takımı yani ticari ve erbab-ı sanayi bunlara ve ulü’l- emre itaat-ı kâmile ve hâliseden bulunmakla beraber halkı elde etmekten ve harb-ı ahz ve ifada gabni ikaatmdan tahaşşi ve tecerrütle menâfi-i mütekabilede mübadele-i tamme ve sahihe-i husul için suret-i meşru’ada ifade ve istifade ile mükelleftir. Dördüncü tabaka dahi avâm-ı nas teşkil eden kısmı olup sınıf ve mezâhibin ihtilafıyla beraber ve ulü’l-emre itaat-ı kâmile ve tevaddüd ve tehabbüb-ü sahih ile kibâr-ı nev’i. - hürmet ve riayet ve şikak ve hilaftan ihtirazen cadde-i vifâktan ayrılmamak vazifesiyle mükelleftir. Beyan olunan şu dört tabaka karşısında başlıca bir tabaka daha vardır ki tabaka-i saireyi hıraset ve sıyanete memur olan asâkir-i mansuredir. Bu tabakayı teşkil eden efradın her biri daire-i meşru’ada ulü’l-emre kalben merbut ve muhabbet ve hizmet mahsusasıyla mukayyet bulunmakla beraber el ve dil ve gözle bir guna galazât ve huşunet göstermemek şartıyla menafi-i ümmet-i hizmetle mükelleftirler. Saffet-i askeriyeyi haiz olan bir adamın efrad-ı ümmete son derece müşfik olması yani sokakta istimdad edecek bir çocuğa bile tesadüf edecek olsa vazife-i hıfz ve hırâset icabmca kendi evladı imiş gibi ona imdat ve bezl-i şefkat etmesi lazım gelir. Şayet bir asker lafzen veya halen adab-ı itaatten ve hukuk-u cemiyete riayetten huruç edecek olursa ol kimse hizmet ve hıraset-i nev’ ile mükellef ve hilafet-i azimeye bir alet olmakla beraber efrad-ı ümmetten her birisinin bilâ-istisna muhafaza-ı hukuk ve siyaset, bilâd ve hudut ile mükellef olan smıf-ı askeriyeden aklen ve şer’en metruddur. Bu tabaka efradının her birine beyan olunan vezâifin cümlesi mefrud olduğundan ve buna birisini olsun terk eden cehennem gazabına müstehak olur ve kezalik daire-i ittihat ve imtidattan huruç edecek olursa hayta-ı inkiyaddan infikak edip ahkam-ı diniyeye muhalefet ve alem-i insaniyet arasındaki silsile-i irtibatı müstelzim menâfi-i umumiyeyi esasım hedm ve tahrip etmiş olur. Şark ve garpta sakin azim ve hakir, zengin ve fakir bilcümle akvam ve ümemin her ferdi rakik-i tam ile hıfc-ı nizam ve insaniyete ve vefa-ı şan-ı ademiyet ve indelhace rü’yet ve temşiyet-i musalahanın ikdam etmekle mükelleftir. Yoksa öyle olmayıpta Arap Türkü terk etse Türk dahi Araba ehemmiyet vermese, Şarklı şarklıdan gayrını tammasa, Garplı yalnız Garplıya ehemmiyet verecek olsa ve böylece her cinsi dahi kendi cins-i hassma meyledip cins-i â’ma ihanet edecek olsa cümlesi hakdan ayrılmış ve derece-i âliye-i insaniyetten terk etmiş ve meziyet-i şerife-i beşeriyeleri icabatım bilememiş olurlar.”

 

Görüldüğü gibi Türk ve Arapların kardeşliği üzerinde açıkça durmaktadır.

 

Daha sonra her işte yumuşak ve nfk ile hareket edilmesinin şer’i kaynaklan ile göstererek delillendiren Ebü’l-Huda, insanlar arasında fitne ve fesadm uyandınlmaması üzerinde hayli tahşidat yapar ve şöyle der:

Teklifimiz şeriat-ı insaniyet dairesinde herkesin hem cinsine bezl-i meveddet etmesi ve ben-i nev’i ile hüsn-ü vifak ve muhabbete geçmesidir. Şikak ve gavâil-i kesireyi sevenler tab’an ve zannan leim olduklan gibi kendi re’yine meftun olupta mülayemet-i nev’i ‘ammeden infirad ve tabaüd edenler dahi vazi’ ve zeminidirler. Havass-ı nev’i beni adem ve ayan-ı akvam ve ümem-i mehâsin-i ahlak ile beraber - enbiya nev’ine bezl-i meveddet ve muhabbet eden zevat sütüde-sıfattırlar. Sende de cevher-i insaniyet ve mâye-i âdemiyet var ise bu mesleğe sülük ve bu haraya iltihak et ki hayatında insaniyet ile nâmdar ve bade’l-hayat dahi niknam ile şöhretşi’ar olasm. (Bu kubbede bâki kalan bir hoş sada imiş) hakkım ketm edecek olan ehl-i tahriften asla havf etme Cenab-ı Adil-i Mutlak Muhyi-i Hakk ve Nâsır ve Hâmi-i ehl-i hakikattir.” [7]



[1] Ebü’l-Huda Sayyadi, Ruhu’l-Hikme, Mısır Matbaatu’t-Temeddün 1321, M.Ü. İlahiyat 18131.

[2] Eserin Türkçe versiyonu İstanbul Atatürk kitaplığında mevcuttur. Ancak, yazma olan bu eserin yazım tarihi ve mütercimi bilinmemektedir. Bkz. İstanbul Atatürk Kitaplığı, Osman Ergin 311.

[3] Ruhu’l-Hikme, s. 149. 

[4] A.g.e, s.150-151. 

[5] A.g.e ,s.154.

[6] A.g.e, s. 156. 

[7] A.g.e,s.162.

<

Baskıları

Yazmaları

Tezler  

Kitaba ait Multi Medialar
# Media Adı
Kullanıcı Yorumları

! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
Muhammed Ender / 5.1.2014



Eski Eserler


Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

Hesap İşlemleri

Üye değil misiniz? Üye olun!

Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...