Eğitim Kurumu   ( 2141 )   Kitaplarda   ( 1659 )   Yazarlarda   ( 4831 )  
Dergilerde   ( 786 )   Kütüphanelerde   ( 151 )   Şehirlerde   ( 182 )  
Makalelerde   ( 2196 )   Multi Media   ( 323 )   Fetvalar   ( 894 )  
Hit
9129104
Üye 1490
Online Üye 0

Enderun Mektebi

اندرون مکتب

 Eğitim Kurumu Detayı No : E- 242  
Kurucusu Kuruluş Tarihi Eğitim Dili Şehir / Ülke
II. Murat Türkçe, Arabça, Farsça İstanbul / Osmanlı Devleti
Özellik Türü
  Mektepler 
Adres Web
Topkapı Sarayı/İstanbul
       
Kurum No: 242 Hit : 3916 Hata Bildirimi Tavsiye Et

   Kuruma ait Dergileri Kütüphaneleri Fakülteleri Üniversitesi İlgili Kurumlar Tezler


Eğitim Kurumuna ait Dergiler

Eğitim Kurumuna ait Kütüphaneler

Eğitim Kurumuna Ait Akademik Birimler

Universite 

ilgili kurumlar 

Eğitim Kurumuna ait Tezler

Özeti

Hakkında Bilgi

Enderûn Mektebi, (Osmanlı Türkçesi: اندرون مکتب)

 

II. Murat zamanında kurulup, zamanla çeşitli değişikliklere uğramakla beraber Osmanlı Devleti'nin son zamanlarına kadar (1908) varlığını sürdüren bir saray okuludur.

Hristiyan ailelerden devşirilen çocukların zekî ve gösterişlileri saraya alınarak özel bir şekilde yetiştirilirlerdi.

Fatih Sultan Mehmet döneminde geliştirilmiştir.

Enderûn mektebine alınan çocuklara, Kur'an-ı Kerim, tefsir, hadis, kelâm gibi dini dersler, edebiyat, inşa (şiir), dil bilgisi, Arapça, Farsça gibi dil ve edebiyat dersleri ve matematik, coğrafya, mantık gibi müsbet ilimler dersleri okutulurdu.

Bir taraftan da Osmanlı saray geleneği ve görgüsüyle, protokol kaideleri ve bürokratik işler öğretilirdi.

Bunların yanında çeşitli sanat kollarında beceriler kazandırıldığı gibi sportif faaliyetlere de yer verilirdi.

İç oğlanı denilen Enderûn talebesi ortak bir kültürü özümseyerek, saray ve padişah hizmetlerinin yürütülmesini sağlarlar, böylece Osmanlı Devleti'nin sarayda, yönetimde, ordu ve bürokraside ihtiyaç duyulan kadrolarının bir kısmı bu şekilde yetiştirilmiş olurdu.

Sarayda kademe kademe yükselerek sancakbeyi rütbesiyle taşrada görev alırlardı.

Osmanlı Devleti, kendinden önceki Türk devletlerine göre daha merkeziyetçi bir yapıya sahiptir.

Bu sebepten dolayı kendi kurumlarından yetişmeyen kimselere görev vermemiştir.

Bu durum, bazı çevreler tarafından Türkleri dışlamak şeklinde yorumlanmıştır.

Osmanlı bürokrasisi sadece devşirmelerden ibaret değildir.

Divan ve taşra teşkilatında da yükselme olup buralar genelde Türklerin hakim oldukları kurumlardır.

Esasen Kanunî Devrinden itibaren Türk çocukları da Enderûn Mektebine alınmıştır.

Osmanlı devrinde Türkçenin devlet dili olarak hâkim olmasının bir başka sebebi de Enderûn Mektebi’dir.

Enderûn, saray içinde bir okuldur.

Sarayda, orduda ve hükûmet işlerinde çalışacak memurları ve hizmetlileri yetiştirmek bu okulun görevi idi. Fatih tarafından açıldığı bilinen bu okula, acemi oğlanlar arasından öğrenci seçilirdi.

 

Enderunda eğitim dört konu üzerinde toplanmıştı:

Beden eğitimi

Uygulamalı saray işleri eğitimi

Yeteneklerine uygun bir sanat eğitimi

Teorik olarak islamî bilgiler eğitimi

 

Enderûndan sadrazamlar, kaptan paşalar, yeniçeri ağaları, eyalet valileri, sancak beyleri, daha başka hizmetler için ünlü kişiler, ayrıca şairler, edipler, ressamlar, mimarlar, müzikçiler, tarihçiler ve daha bunlar gibi medresenin yetiştirmediği bilginler de yetişmiştir.

Askerlik, siyaset ve teknik konuların ağırlıklı olarak okutulduğu Enderûn okulunun temel özelliği, saray içinde bulunması ve bütün derslerin Türkçe okutulmasıdır.

 Fatih kanunnameleri ve Enderûn mektebinin durumu da gösteriyor ki, Osmanlı devrinde Türkçeye devlet dili olarak gereken önem verilmiştir.

Enderûn mektebinden eğitim ve öğretim sultan II. Mahmud devrine kadar sistemli bir şekilde devam etti.

18. yüzyılın sonlarında devşirme sisteminin bozulmasıyla darbe yiyen okul, 1826'da Yeniçeri ocağının kaldırılmasından sonra Asâkîr-i Mansûre-i Muhammediyye ordusu için yetiştirilmesi gereken küçük ve büyük rütbeli subayların büyük bir kısmının Enderûn mektebinden seçilmesi ile sarsıldı.

Daha sonra batı metodları ile harp okullarının açılması ve bunların gitgide çoğalmasıyla mektebin önemi iyice azaldı.

Modern eğitimin gittikçe yerleşip yayılması karşısında, Enderûn mektebi de modern eğitimin ilkelerini uygulamaya başladı.

Ancak şehirde Türk ve ecnebi olmak üzere çeşitli genel kültür kurumlarının ve meslek okullarının açılması, özellikle Enderûn mektebinden çıkanların, Tanzimât'tan önceki devirde olduğu gibi, devlet görevlerine tâyinlerdeki üstün durumlarını kaybetmeleri, halk arasında özellikle devlet ileri gelenleri katındaki değerini sarstığından bu eğitim yuvası kalkınamadı ve 1908 İkinci Meşrutiyetin îlânını tâkip eden günlerde tamâmen kapatıldı.

 

Mektebin teşkilâtı zamanla bir hayli değişikliğe uğrayarak XVII. asırda bilhassa acemi oğlanlar mektebine son şekilleri verildiği sırada kat'î şeklini almış ve yedi odaya, yani sınıfa ayrılmıştı.

Her odanın başında bir ağa bulunurdu. Bu odalar şunlardır:

 

a. Küçük Oda: (Hâne-i sagir)

b. Büyük Oda: (Hâne-i kebir)

Bu iki odadakiler yalniz okuyup yazarlardi.

Bunlar Enderûn mektebinin ibtidai yahut hazirlik sinifi durumunda idiler.

"Dolama" denilen elbiseyi giydikleri için bunlara "Dolamali" da denirdi.

Bunlarin sayilari digerlerinden daha fazla idi. Kapi agasinin maiyetinde bulunurlardi. Anahtar, serbet ve peskir isleri büyük odalilara aitti.

 

c. Dogancilar odası (Hâne-i bazban)

Hünkârin avda kullandigi doganlara bakan 40 kisilik bir sinifti. Agalarina "doganci-basi" denirdi.

 

d. Seferli Odası

Bu odadakiler, hünkârin çamasirlarina bakar, sarik, seccade hizmeti gibi seyler bunlara aitti. Câmide, hünkârin üzerinde namaz kilacagi seccadeyi bunlarin agasi serer ve padisahi tatmin etmek için evvela kendisi bu seccade üzerinde secde ederdi. Sarayin mefrusat isi de bunlarin hizmet alanina girmekteydi.

 

E. Kiler Odası

Bunlar, sarayin yiyecek ve içecegi ile ugrasir, onlara bakarlardi. Agalari kilerci-basi idi. Bilhassa hünkârin yiyecegi yemegin tadina bakmak, onlarda zehirleyici bir maddenin olmadigina inandirmak için mutfakta hazirlanan yemek tablasini padisahin yemek odasına kadar götürüp bizzat sofraya koymak bunlarin baslica vazifelerindendi.

 

f. Hazine Odası

Agalari, hazinenin muhafazasi ile meşgul olurlardı.

 

g. Has Oda

Bunlar, "zülüflü" denilen 40 agadan mütesekkildi. Gece-gündüz hünkârin hizmetinde bulunurlardi. Hirka-i serifte devamli olarak dua ederlerdi. Bunlarin agasina "Odabasi" denirdi. Hünkâri giydirip kusatmak bunlarin vazifeleri arasindadir. Has odabasi, kapi agasindan sonra en yüksek rütbeli idi. Bunun için mührü hümâyunlardan birini tasirdi.

Enderûnlularin yalniz küçük ve büyük odadakiler degil, digerleri de bir san'at ve hüner sahibi olmaktan geri durmazlardi. Dinî tahsil ve Kur'an-i Kerim tilaveti, en çok mesgul olduklari saha idi.

1045 (1635) senesinde Evliya Çelebi'nin 20 yaslarinda iken Ayasofya'da müezzin mahfilinde okudugu Kur'an, Sultan IV. Murad'in hosuna gittigi için saraya alinmasini istemistir. Sarayda kendisine verilen kitaplardan anlasildigina göre buradaki tahsil, medreselerde oldugu gibi dinî egitime dayali ve hatta seviye itibari ile medreselerden daha yüksek bir mevkide görünmektedir. Atâ tarihinde Enderûn'da okutulan ders ve takip edilen sistem hakkinda genis bilgi bulunmaktadir. H. XIII. asra kadar bu mektepten pek çok devlet adami yetismistir. Nitekim 79 sadrazam, 36 kaptan-i derya, 3 seyhülislâm isminin Atâ tarihinin ikinci cildinde verilmesi bunu göstermektedir.

 

3. Meşkhâne

Musikî, refah, servet ve medeniyetle birlikte yürüyen bir san'at olduguna göre Osmanlilar'da da ayni sekilde kendisini kabul ettirmistir.

Gerçekten, Osmanlilarin yükselislerine paralel olarak pek çok musikî âletinin bu dönemde meydana çiktigi bilinmektedir.

Kaynaklarimiz, II. Murad'dan itibaren konu ile ilgili eserlerin Osmanli sultanlarina sunuldugunu kaydederler.

1045 (1635) senesinde saraya alindigi zaman oradaki musikî hayatini anlatan E. Çelebi, "Meşkhanenin" has hamam yaninda bulundugunu nakleder.

O, burada gece-gündüz saz ve fasillar dinlendigini de anlatir (E. Çelebi, I, 245).

Burada musikî tahsil edildigi, devrin en iyi ustalarindan ders alindigi da kaynaklarda belirtilir.

Bugün, hâlâ mûsikimizin en ziyade muteber olan ilahî, semaî, beste, pesrev gibi eserleri, meskhaneden çikan üstadlarin eserleridir.


Kadrosu

Fihrist 
Kullanıcı Yorumları

! Yorum yazabilmeniz için üye olmalısınız.
Üyelik için lütfen sayfanın üst kısmında yer alan"Üye Giriş | üye ol" linkine tıklayınız.

Kayıt Ekleyen / Eklenme Tarihi
Muhammed Ender / 24.1.2009



Eski Eserler


Eski Eserler Kütüphanesine Hoşgeldiniz!

Hesap İşlemleri

Üye değil misiniz? Üye olun!

Eski Eserlere üye olarak, kütüphanenimiz ve eserlerimiz hakkında paylaşımlardan hesabınız üzerinden faydalabilirsiniz...